T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/306 Esas
KARAR NO : 2024/1052
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/03/2023
KARAR TARİHİ : 18/10/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 27/10/2024
Davacı tarafından mahkememize açılan dava dosyasının incelenmesi sonunda;
İSTEM:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından davalıya tanesi 1.250-TL den 250 adet, 1.900-TL den 23 adet toplam 273 adet kapı siparişi verildiğini, bu sipariş için 24.01.2023 tarihinde, müvekkilinin ... Bankası TR... İBAN nolu hesabından, davalı adına kayıtlı olan TR... İBAN nolu hesabına 20.000-TL nakit olarak ödediğini, ayrıca .... adına olan ... Bankası ... Şubesi TR ... İBAN nolu çek hesabına ait ... çek nolu 15.04.2023 vade tarihli 167.000-TL bedelli ... emrine kesilen çek ile .... çek nolu 15.06.2023 vade tarihli 167.000- TL bedelli ... emrine kesilen çekin davacı tarafından ciro edilerek davalıya teslim edildiğini, davalı tarafından müvekkili şirkete kesilen ve gönderilen bir fatura dahi olmadığını, davalının fatura olmadan bu çeki teslim aldığını, davalı tarafın sipariş verilen kapıları teslim etmeyerek üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkilinin teslim edilen 167.000 TL'lik çek kapsamında borçlu olmadığını, yapılan telefon görüşmesi ve ... yazışmalarına rağmen siparişi verilen kapıların hala teslim edilmediğini, bu nedenle, teslim edilmeyen toplam 273 adet kapının 7 gün içinde teslim edilmesi, teslim edilemiyor ise ödeme olarak verilen ... Bankası ... Şubesi TR .... İBAN nolu çek hesabına ait ... çek nolu 15.04.2023 vade tarihli 167.000- TL bedelli .... emrine kesilen çek ile .... çek nolu 15.06.2023 vade tarihli 167.000- TL bedelli ... emrine kesilen çekin iade edilmesi; aksi halde cezai ve hukuki yasal yollara başvurulacağına ilişkin Bakırköy ... Noterliğinin 22 Mart 2023 tarih ve .... Yevmiye numaralı ihtarnamenin keşide edildiğini, fakat kendisinin telefonla müvekkilime ulaşarak " Elinden geleni ardı koyma" diyerek cevap verdiğini, gelinen aşamada siparişi verilen ve karşılığında ödemesi yapılan malların artık teslim edilme umudunun kalmadığını, bu durum aynı zamanda suç olarak nitelendirildiği için Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının .... Soruşturma Nolu dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, dava konusu çekin bankaya ibraz edilmesi ve icra takibi başlatılması halinde müvekkili açısından telafisi imkansız zararlar doğacağından bu davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğunu, açıklanan nedenlerle ... Bankası ... Şubesi TR ... İBAN nolu çek hesabına ait ; Çek Seri No: ... Keşide Tarihi: 15.04.2023, Keşideci: ... Lehtar: ..... Çek Tutarı: 167.000 TL, Keşide Yeri: Manisa olan çek yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine ve çekin taraflarına iadesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
YANIT:
Davalı tarafa dava dilekçesi, ekleri ve tensip tutanağı usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı tarafça cevap dilekçesi ibraz edilmediği görülmüştür.
KANITLAR VE GEREKÇE:
-Dava, davacı tarafından davalıya ciro edilen keşidecisi dava dışı üçüncü kişi olan ... bank A.Ş. ... Şubesi'ne ait, 15/04/2023 vade tarihli, 167.000,00 TL bedelli çek yönünden davalıya mal alım satım sözleşmesi karşılığında ürün bedellerine karşılık olarak çekin cirolandığı ve fakat ürünlerin teslim edilmemesi nedeniyle senedin bedelsiz kaldığı iddiasına dayanan menfi tespit istemine ilişkindir.
-Mahkememizce banka kayıtları, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası celp edilerek dosya arasına alınmıştır.
-Celp edilen banka kayıtlarının incelenmesinde; dava konusu 15/04/2023 keşide tarihli, 167.000,00 TL bedelli, .... seri numaralı, keşidecisi ... lehdarı .... olan çekin takas yoluyla ibraz edildiği ve çek bedelinin ödendiği, davacı ...'un senette ciranta sıfatına sahip olduğu, çekin davacı tarafından davalıya ciro edildiği görülmektedir.
-Davacı taraf dava konusu senedin taraflar arasındaki satış sözleşmesi nedeniyle davalıya ciro edildiğini, sözleşme konusu kapıların teslim edilmemesi nedeniyle çekin bedelsiz kaldığını ve bu nedenle borçlu olmadığının tespiti ile iadesinin gerektiğini iddia etmektedir.
-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.
-Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir ve 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221)
-Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem:Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).
-Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.
-Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (Bozer, Ali/Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s.68).
-Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
-Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
-Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
-Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. 6100 sayılı HMK 'nın 190/1 maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yine aynı Yasanın 200/1 maddesi gereğince eldeki davanın değer ve miktar itibariyle yazılı belgeyle ispat edilmesi gerekmektedir.
-İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
-Yukarıda da ayrıntılarına yer verildiği üzere; kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla (örneğin avans olarak) verildiğini ve/veya bedelsiz olduğu iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir.
-Menfi tespit talebine konu çekin ticari defterlere kaydedilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava konusu çekin üzerinde teminat ve/veya satış sözleşmesi için verildiğini / ciro edildiğini gösterir herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi davacı tarafça taraflar arasında var olduğu iddia edilen satış sözleşmesine ilişkin bir bilgi ya da belge de dosyaya ibraz edilmemiştir.
-Açıklanan nedenlerle davacı tarafça sözleşmenin varlığı ve dava konusu senedin bedelsizliği yazılı deliller ile ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİ ile;
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin olarak yatırılan 2.851,95-TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.424,35-TL harcın davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Bakiye gider/delil avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa derhal iadesine,
Dair; tebliğden itibaren İKİ HAFTA içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.18/10/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır