T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/532 Esas
KARAR NO : 2025/240
DAVA : Alacak (Kooperatif Yönetim Ve Denetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 26/05/2023
KARAR TARİHİ : 13/03/2025
KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kooperatif Yönetim Ve Denetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA; Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili ile ... Kooperatifi arasında 10.05.1998 tarihinde, 10.000,00 TL teminatın ödenmesi mukabilinde yazılı olarak "kooperatif üyelik sözleşmesinin" akdedildiğini, işbu sözleşme ile 166 numaralı ortak olan davacı müvekkilinin, kooperatifin genel kurul yıllık toplantılarında kararlaştırılacak ödeme planlarında belirtilen miktarlarda ve tarihlerde kooperatife ödemeler yapacağını ve bu ödemelerin davacı müvekkili tarafından, genel kurulda kararlaştırılan haliyle yapılması halinde "..... Ada, ... Parsel, İstanbul ili, ..... ilçesi, ... Mahallesi, .... Kooperatifi, 3-B Blok K:9, D:39" adresli taşınmazın mülkiyetinin davacıya devredileceğinin kararlaştırıldığını, davacı müvekkili, kooperatif genel kurulunun belirlediği ödeme planları doğrultusunda senet ve bono düzenlenmek suretiyle kararlaştırılan taksitlerin tamamını belirlenen tarihlerde ödediğini, kooperatif üyeliğinden ve buna bağlı olarak akdedilen sözleşmeden doğan tüm borçlarını gereği gibi ifa ettiğini, sözleşmeye aykırı olarak taşınmazın mülkiyetini, akçeli yükümlülüklerinin tamamını eksiksiz yerine getiren davacıya devredilmediğini, davacının yalnızca taşınmazı kullanmasına izin verildiğini, daha sonra işbu taşınmazın, davalı kooperatif tarafından muvazaalı olarak üçüncü kişi ....'a devredildiğini ve üçüncü kişi adına yolsuz tescil gerçekleştirildiğini, sayın mahkemece haklı bulunsa da davalı kooperatifin inşa ettiği sitede, yargılama aşamasında davacıya konut tahsisi yapılabilecek bağımsız bölümün bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, mahkeme kararı gereğince davalı tarafından davacıya ödenmesi gereken miktarın, yaklaşık 193.000,00 TL'sinin işlemiş yasal faiz olmak üzere yaklaşık 413.000,00 TL olduğunu, oysa uyuşmazlığın konusu taşınmazın güncel değerinin dava tarihi itibariyle yaklaşık 3.000.000,00 TL olduğunu, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum göz önünde bulundurulduğunda da taşınmazın değerinin devamlı artacağının aşikar olduğunu, ayrıca müvekkilinin, taşınmazın maliki olsaydı elde edeceği yaklaşık 10 yıllık kira gelirinden de mahrum kalacağını, bu yönüyle de zarar görmesinin söz konusu olduğunu, müvekkilinin, davalı borçlı kooperatifin sözleşmeden borcunu hiç ifa etmeme şeklindeki kusuru nedeniyle sorumluluğunun kusura dayanan borçlunun temerrüde düşmesinden dolayı temerrüt faizini oldukça aşan ve aşmaya devam eden bir zarara uğradığını, müvekkilinin malvarlığının aktiflerinde çok büyük bir eksilme olduğunun anlaşıldığını, müvekkilinin davalıdan alacağının, bütün ülke ekonomisini derinden sarsan enflasyon, döviz kurundaki dalgalanma ve geçen zaman dilimi içinde Türk Lirasını günden güne değer kaybetmesi gibi sebeplerden çok önemli ölçüde değer kaybına uğradığından, bu durumun müvekkiline şahsi ve olağanüstü bir külfet yüklediğini, enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zararın gerçekleşeceği, hayatın olağan akışında herkesçe bilinebilen bir olgu olmakla bu durumda munzam zararın gerçekleştiği karine olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı müvekkilinin taşınmazın tapuda kendi adına tescil edilmesi talebinin, davalı kooperatifin inşa ettiği sitede kat mülkiyetinin uygulandığını ancak yargılama aşamasında davacıya konut tahsisi yapılabilecek bağımsız bölümün bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesini ve sayın mahkeme tarafından taşınmazın dava tarihindeki değerinin işletilecek temerrüt faizi ile davacıya ödenmesine hükmedildiğini, davalı yönünden haksız bir zenginleşme meydana geldiğini, davalı haklı bir sebep olmaksızın davacının mal varlığından istifade ettiğini ve adeta bir kısmi iade durumu oluştuğunu, bu sebeplerle İİK m.257 vd hükümleri gereğince; muaccel olan ve teminatsız durumda bulunan alacağın tahsilini temin etmek üzere, teminatsız olarak veya sayın mahkemenizce takdir edilecek teminat karşılığında, davalı kooperatifin menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını, HMK m.406 gereğince; davalı kooperatifin tasfiye sürecinin sona erdirilmemesi için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne ve İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak, davalı kooperatifin ticaret sicili kaydına tedbiren "munzam zarar konulu davada davalı olduğuna ve dava kesinleşinceye kadar tasfiye ve kapanış işlemlerinin ertelenmesine dair "şerh konulmasını, HMK m.107 gereğince belirsiz alacak davası olarak ikame ettiğimiz davamızın kabulü ile fazlaya dair talep ve dava haklarımız saklı kalmak üzere; şimdilik 500.000,00 TL munzam zararın davalıdan tazminini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı taraf usulüne uygun çıkartılan tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava munzam zarar iddasına dayalı alacak davası olup uyuşmazlığın davacının munzam zarara uğrayıp uğramadığı uğradı ise miktarı munzam zarar davasının koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Bakırköy .... ATM'den ... esas sayılı dosyası, evrakları Uyap sisteminden celp edilmiştir. İncelenmesin de davanın Büyükçekmece .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden ... esas sayılı dosyası ile açıldığı mahkemece görevsizlik kararı verilmesi üzerine Bakırköy.... ATM'den ... esas sayılı dosya numarası aldığı, davacısının ... davalısnın ... Konut Yapı Kooperatifi ,... olduğu dava konusunun 1163 sayılı Kooperatifler Kanunundan kaynaklı üyeliğin tespiti ve de tapu iptal tescil olmadığı taktirde alacak talepli dava olduğu davacı davalı kooperatifin 10/05/1998 tarihinde davalı kooperatifin ortağı olduğunu 10.000 TL teminat ile 6-BBlok K/7 -D3 nolu taşınmaza yönelik akçeli yükümlülüklerini yerine getirdiğini kooperatif adına kayıtlı taahhüt edildiği üzere konut niteliğinde bir adet taşınmazın tapu iptal tescilini olmadığı taktirde taşınmazın karar tarihindeki rayiç değerinin kendilerine ödenmesini talep ediliği dosyada davacının tapu iptal tescil talebinin reddine, davacının terditli taleplerinden taşınmazın değeri 220.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften tahsili ile davacıya ödenmesine, Davacının diğer davalılara karşı açtığı davanın pasif dava ehliyeti noksanlığı nedeniyle reddi
karar verildiği verilen kararın kesinleştiği anlaşılıdı.
Dava, munzam zararın tahsili istemidir.
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak 6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup, esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise, artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, belirli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır (YHGK 29/03/2022 tarih 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı ilamı )
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, sözleşmedeki edimin ifa edilmemesi nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Davacı tarafça bu hususun iddia ve ispat edilmediği, munzam zarar koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
AÇILAN DAVANIN REDDİNE,
1-Alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 8.538,75-TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 7.923,35-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
2-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
3-Davalı taraf yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince 79.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafça dosyaya yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine iadesine,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.800,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 13/03/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır