T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/71 Esas
KARAR NO: 2023/1295
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 24/01/2023
KARAR TARİHİ: 19/12/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 25/12/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; dava dışı ....... Tekstil San. Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından Bakırköy ...... İcra Müdürlüğünün ...... E. sayılı dosyasından başlatılan icra takibi neticesinde davalıya ödeme emri tebliğ edilmiş ve davalı borçlunun yetkiye ve borca itiraz etmiş olduğunu, sözleşmenin ifa yerinin Bakırköy ilçe sınırları içerisinde olması sebebiyle Bakırköy mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı müvekkili ....... Tekstil San.ve Tic. Ltd. Şti'nin İstanbul ....... Noterliği 31/10/2022 tarihinde ....... yev. no.lu temlikname ile işbu icra dosyasını temlik almış olduğunu, borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak ödeme emrine itiraz ederek icra takibinin durmasına, davacının mağduriyetine neden olduğunu, icra dosyasına sunulan itiraz dilekçesinde borçlunun ödeme emrinde belirtildiği bir borcu olmadığının beyan edilmiş olduğunu, davalı borçlunun sözleşme ve düzenlenen bonolara istinaden herhangi bir borcunun olmadığı iddiasında olduğunu beyanla; itirazın iptali ile Bakırköy ...... İcra Müdürlüğünün .... E.sayılı dosyasından takibin devamına, kötü niyetli davalı borçlu aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, ...... Holding bünyesinde yurt içi ve yurt dışında, dünya çapınca çeşitli uluslararası geniş katılımlı fuarlar düzenleyen organizatör bir şirket olduğunu, davalı şirket ve sözleşmesini temlik aldığı ....... Tekstil şirketinin ise tekstil sektöründe faaliyet gösteren, üretimini gerçekleştirdiği ürünleri müvekkili şirketin organize ettiği fuarda sergilemek isteyen bir tekstil şirketi olduğunu, bu amaç doğrultusunda müvekkili şirket ile davalı şirket arasında, 21-25 Nisan 2020 tarihleri arasında düzenlenecek ..... Tekstili Fuarı (.....) için "Fuar Katılım Sözleşmesi" akdedilmiş olduğunu, ancak bu sözleşmeye konu fuar organizasyonunun kamu kurumların da mecbur kılması kapsamında Covid-19 virüs salgını nedeniyle, haklı sebeplerle ve sözleşme hükümleri kapsamında ileri bir tarihe ertelenmiş olduğunu, neticede ertelenen fuarın 10 ile 14 Eylül 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olduğunu, yapılan sözleşmede yer alan hükümler gereğince müvekkili şirketin fuarı erteleme hakkına sahip olduğunun hukuki bir gerçek olduğunu, yapılan erteleme ile, katılımcıların hakları aynen korunmuş fuar gerçekleştirilmiş olmakla fuar katılım bedelinin iade edilemeyeceği hususunun da sözleşme ile hüküm altına alınmış olduğunu, öncelikle davacı tarafın fuarın yapılmadığına ilişkin herhangi bir iddiası bulunmamakta olup fuarın gerçekleştirildiğinin ihtilaf konusu olmadığını, bununla birlikte sözleşmenin feshi veya dönmeye yönelik herhangi bir iddia veya haklı nedenden de bahsedilmemiş olduğunu, dava dilekçesinde belirtilmeyen ve öne sürülmeyen iddiaların sonradan ileri sürülmesine muvafakatleri bulunmadığını, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında yeni iddialarda bulunulması halinde hükme esas alınmaması gerektiğini, taraflar tacir olup TTK ya tabi olan tarafların yaptıkları sözleşme ile bağlı olmaları gerektiği bu kapsamda sözleşmeden dönülmesinin mümkün olmadığı noktasında Yargıtayın kararları bulunmakla müstekar kararların bu yönde olduğunu, ayrıca davacı tarafından ödemelerin yapıldığına ilişkin iddialarına açıkça itiraz ediyor davacı yanın ilgili bedeli ödediğinin somut yazılı delillerle ispat edilmesi gereği kapsamında ilgili banka kayıtlarının celbini talep ediyor olduklarını, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri ve Covid-19 pandemisi nedeniyle fuarın ertelenmek zorunda kalınmış olduğunu, fakat kabul anlamına gelememek kaydıyla bir an için sözleşmede ertelemeye ilişkin hüküm bulunmadığı düşünülecek olsa dahi taraflar arasında akdedilen sözleşmeye ilişkin davacı tarafından herhangi bir sözleşmeden dönmeye yönelik ihtar ve bildirim yapılmamış olduğunu, cari olan sözleşme gereğince fuar gerçekleştirilmiş ve müvekkili tarafından edimin ifası gerçekleşmiş olduğunu, taraflar arasında akdedilen "Fuar Katılım Sözleşmesi" müvekkili şirkete kararlaştırılan tarihte fuar düzenleme borcunu yüklerken davacı tarafa ise düzenlenen fuara katılım bedelini ödemeyi yüklemekte olduğunu, bu kapsamda akdedilen sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen ani edimli bir sözleşme olduğunu, tarafları tacir olan ve ticari niteliğe haiz "fuar katılım sözleşmesi" hükümlerinin tarafları bağlayıcı nitelikte olduğunu, zira davacı tacir olup basiretli hareket etme yükümlülüğü bulunduğunu, her ne kadar davacı dilekçe ekinde fuar ödemesine ilişkin iade ihtarı gönderdiğine ilişkin evrak sunmuşsa da söz konusu evrakın incelenmesi ile de görüleceği üzere ihtar içeriğinin hiçbir yerinde sözleşmeden dönmeye yönelik beyan ve iddialar bulunmadığını, yalnızca ödemenin iadesine ilişkin bildirimin dönmeye veya fesih bildirimi gibi sonuç doğurması beklenemediği gibi işbu sonucu doğurduğu iddiasının da açıkça hukuka aykırı düşecek olduğunu, bu kapsamda taraflar arasında akdedilen sözleşmenin cari olduğunu, davacı tarafın yapmış olduğu ödeme ihtarı ile veya yine yapmış olduğu icra takibi ile sözleşmenin cari olmadığı, dönmeye yönelik iradesini ortaya koyduğuna ilişkin iddianın yerinde olmadığını, zira tarafları tacir olan her ilişkide yapılacak; sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar TTK md. 18/3 uyarınca noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmak zorunda olduğunu, aksi halde hukuki sonuç doğurmayacağının açıkça belirtilmiş olduğunu, bununla birlikte basiretli tacir olan, gerçekleştirmiş oldukları işlemler ve imzaladıkları sözleşme hükümleri ile bağlı oldukları sabit olan taraflar arasında akdedilen ticari nitelikli sözleşmenin 2. maddesinin müvekkiline tek taraflı olarak fuarı erteleme hakkı vermiş olduğunu, tarafların tacir olduğunu, TTK ya tabi olup tüketici kanununa tabi olmadıklarını, müvekkili şirketin, Covid 19 Pandemi şartlarından önce sözleşme kapsamında fuarın tarihini değiştirme hakkı bulunmakta olduğunun tartışmasız olduğunu, fuar tarihinin sözleşme kapsamında değiştirilmesinin katılımcılara sözleşmeyi fesih ve ödenen bedelin iadesi hakkını asla vermediğini, müvekkili şirketin, sektörden gelen talepler, organizasyon gerekleri yahut hiçbir sebep göstermeksizin fuar tarihini değiştirme hakkına sahip olduğunu, bu duruma katılımcının itiraz etme hakkı olmadığı gibi, bu durum bir fesih sebebi de olamayacağını, bu sebeple davalı şirketin, Fuar Katılım Sözleşmesini feshetme ve yapmış olduğu ödemeleri talep hakkı bulunmadığını, huzurdaki uyuşmazlıkta Covid 19 pandemisi şartları ile birlikte davacı yanın bir tacir olması yaptığı sözleşmenin her maddesi ile bağlı olması yaptığı sözleşmeyi sözleşmenin diğer tarafı olan aleyhine kendi menfaatine bozmaya çalışmasının hukuken kabul edilebilir hiç bir yönü bulunmadığını, müvekkili şirketin, tüm dünyayı kasıp kavuran Covid 19 pandemisi nedeniyle devlet tarafından alınan kararlara ve yayınlanan genelgelere uyarak davaya konu fuarı ertelemek zorunda kalmış olduğunu, özellikle fuarın uluslararası bir fuar olması, yapılması planlanan tarihte yurt dışından gelecek potansiyel müşteri katılımcıların pandemi nedeniyle katılamayacaklarına ve bu sebeple fuarın ertelenmesine yönelik talepleri olması ve fuardan elde edilecek faydanın düşük olması dikkate alarak fuar tarihini ertelemiş olduğunu, müvekkili şirketin tarafından söz konusu fuarları yapabilmek için fuar alanını en az 1, 1.5 yıl yıl önceden kiralama anlaşmaları, fuar tanıtımı için reklam ajanslarıyla reklam anlaşmaları, ses ve görüntü sistemleri için iş anlaşmaları, temizlik şirketleriyle anlaşmalar yapılmakta olduğunu, yine en az bir yıl öncesinden personel alımları gerçekleştirilmekte olduğunu, bir fuarın organize edilme maliyetinin milyonlarca liraları bulduğunu, ayrıca Ticaret Bakanlığı, TOBB, Belediye ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlardan prosedür gereği izinler alındığını, söz konusu fuarın Covid-19 kaynaklı nedenlerle yapılamamasının müvekkili şirketi de telafisi oldukça zor zararlara uğratmış olduğunu, Yargıtay kararlarında, mücbir sebeple ertelenen fuarlardan organizatör şirketin sorumlu tutulamayacağı, bu sebeple sözleşmeden dönme ve ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği istikrarlı bir şekilde ifade edilmekte olduğunu, fuarın ertelenmesi nedeniyle Ticaret Bakanlığı tarafından müvekkili şirket aleyhine inceleme başlatılmış, buna ilişkin müvekkili şirketten bilgi ve belge istenilmiş, müvekkili şirketin ise gerekli bilgilendirmeyi yapmış, inceleme sonunda müvekkili şirket hakkında herhangi bir müeyyide uygulanmamış ve müvekkili şirket lehine sonuç çıkmış olduğunu, görüldüğü üzere ...... fuarının Mayıs 2022'ye ertelenmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, dava konusu ...... Tekstili fuarının 10-14 Eylül 2022 tarihlerinde gerçekleştirilmiş olup davacıya bildirim ve fuar alanında yer tahsisi yapılmış davacı ise de keyfi olarak fuara katılım sağlamamış olduğunu, müvekkili şirketin mücbir sebep nedeniyle ertelenen fuar organizasyonunu 10-14 Eylül tarihleri arasında ..... Fuar ve Kongre Merkezinde gerçekleştirmiş olduğunu, gerçekleştirmiş oldukları fuarda davacı yana müvekkili ile aralarında münakit fuar katılım sözleşmesi belirtilen nitelik ve hacimde yer ve stant tahsisi gerçekleştirilmiş olduğunu, müvekkili şirketin, davacıya 3 defa mail kanalıyla fuar ertelendiğini bu kapsamda yer belirlemesi ve stand kurulumuna ilişkin ihtar ve bilgilendirme yapılmış, ayrıca uyuşmazlığa konu fuarın 10-14 Eylül 2022 tarihine ertelendiğine ilişkin bilgilendirmenin ayrıca posta yolu ile de bildirilmiş olduğunu, davacı tarafın, fuarın ertelenmesi ve kendisine yer tahsisi yapılması hususunda bildirimler yapılmasına rağmen fuara keyfi olarak katılım sağlamamış olmakla haksız fesih gerçekleştirmeye çalışılmış olduğunu, ortada bir fesih hakkı olmaması feshin ancak sürekli edimli sözleşmelerde mümkün olduğu hukuki gerçeği dikkate alındığında ayakta olan bir sözleşme için para iadesinin istenmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin fuar ayakta olan sözleşmeler kapsamında fuar organizasyonunu gerçekleştirerek sözleşmenin yüklemiş olduğu görevi ve yükümlülükleri yerine getirmiş ve sözleşmeyi gereği gibi ifa etmiş olduğunu, davacı yanın iddia ettiği gibi fuarın iptali gibi bir durum hiçbir zaman olmadığını, pandemi sürecinden önce yaklaşık 30 yıldır kesintisiz fuar hizmeti veren müvekkili şirket aleyhine açılan davada ahde vefa ilkesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, fuarın uzak bir tarihe ertelenmesinde müvekkili şirketin bir kusuru bulunmadığını, bir fuarın tarihinin belirlenebilmesi için fuarın yapılacağı alanın takviminde yer olması; fuarın yapılacağı şehirde, fuarın yapılacağı tarihten bir ay önce ve bir ay sonra aynı sektöre ilişkin başka bir fuarın olmaması gibi değişkenler bulunduğunu, özellikle son iki yılda pandemi sebebiyle tüm fuarların ertelenmesi sebebiyle ..... Takviminin sıkışması, fuar alanlarında yer bulunamaması, aynı sektöre ilişkin 1 ay içerisinde aynı fuarın yapılamaması kuralı sebebiyle mecburen fuarın 10-14 Eylül 2022 tarihine ertelenmiş olduğunu, katılımcıların daha fazla mağdur olmaması adına İstanbul içerisinde yakın bir tarihte yapılamayacak olması nedeniyle fuarın Antalya'ya alınmış olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin, söz konusu ..... fuarı katılımcılarının tamamına, yaşanan enflasyon sebebiyle ülkemizde maliyetlerin neredeyse 10 katına çıkmasına rağmen hiçbir ek ödeme almaksızın ve tahsis edilen alandan hiçbir kesinti yapmaksızın yeniden katılım imkanı sağlamakta olduğunu, buna bağlı olarak da halihazırda yüzlerce şirketin katılım sağlamış olduğunu beyanla; davanın reddine, asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, tüm yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, taraflar arasında fuar katılım sözleşmesi imzalandığı, 21-25 Nisan 2020 tarihleri arasında düzenlenecek ...... fuarının ertelendiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın sözleşme bedelinin ödenip ödenmediği, fuarın ertelenmesi konusunda davalı tarafa izafe edilebilecek kusurun bulunup bulunmadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince davalının erteleme hakkının bulunup bulunmadığı, davacının sözleşmeden dönme ve bedelin iadesi ile maddi zararların tazminini talep edip edemeyeceği, edebilecekse miktarına ilişkindir.
Bakırköy ...... İcra Müdürlüğünün ..... Esas sayılı takip dosyasının celbi talep edilmiş, dosya uyap sistemi üzerinden mahkememize gönderilmiş olup, davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 33.518,66 TL asıl alacak, 388,45 TL asıl alacağa işlemiş faiz olmak üzere toplam 33.907,11 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı takip borçlusunun vekili aracılığıyla takibe ve yetkiye itiraz ettiği anlaşıldı.
Davalı vekilince icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği görülmüş ise de, HMK m.10 uyarınca sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer Mahkemesi de yetkili olduğundan ve taraflar arasındaki sözleşmenin ifa yerinin Bakırköy Adliyesi sınırları dahilinde olması nedeni ile Mahkememiz 20/06/2023 tarihli duruşmasında icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin ödeme yapıldığı iddiasına konu emre yazılı senetlerin incelenmesinde temlik eden şirketin davalı adına senetleri düzenlediği, sunulan ödeme dekontlarının ilgili bankadan sorulması üzerine senetlerde belirtilen tutarların davalı tarafa ödenmiş olduğu, fuar alanı peşinat ödemesi olarak belirtilen dekont örneğinin celp edildiği, havale ödemesi ve senetlerin toplam tutarının 33.518,66-TL olduğu görülmüştür.
Somut olayda davacı taraf, ...... Ev Tekstili Fuarı’na katılım için fuar katılım sözleşmesinin imzalandığını ancak fuarın ...... 2020 tarihlerinde yapılması gerekirken davalı tarafça birden ertelendiğini, bu nedenle sözleşmeden tek taraflı olarak döndüklerini beyan etmiş ve sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin tahsili isteminde bulunmuş, davalı taraf ise söz konusu fuarın pandemi sebebi ile mücbir sebeple ertelendiğini, fuarın ilerleyen tarihlerde gerçekleştirildiğini, buna rağmen davalının fuara katılmadığını, aksi düşünülse dahi taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafa tek taraflı olarak fuar tarihi değiştirme hakkı tanıdığını iddia etmiştir.
Buna göre taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava konusu ...... Uluslararası Ev Tekstili Fuarına katılım için taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davacı tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, davalının fuarın ertelenmesine gerekçe gösterdiği mücbir sebep ve sözleşme maddelerine ilişkin iddialarının yerinde olup olmadığı ve neticeten davacının sözleşmenin tek taraflı feshi karşısında davalı tarafa ödediği bedelin iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu doğrultuda uyuşmazlığın iki yönden ele alınması gerekmektedir. Bunlardan biri davalı tarafın mücbir sebep iddiasının irdelenmesi, bir diğeri ise taraflar arasında ihtilafsız olan ve davalı tarafa fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkı tanıyan fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi'nin uygulanma imkanının bulunup bulunmadığıdır.
Mücbir sebep, günümüzde akdedilen sözleşmelerde sıklıkla yer alan bir kavram olmakla birlikte, Türk Hukuku'ndaki uygulamasının hangi esaslar çerçevesinde gerçekleşeceği doktrin görüşleri ve Yargıtay içtihatları ile şekillenmektedir.
Öğretiye göre; mücbir sebep, teori ve uygulamada genel olarak “borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, kaçınılmaz ve mutlak şekilde neden olan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için zorunlu veya zorlayıcı bir olay gerçekleşmiş olmalıdır. Bu olay, doğal, sosyal ve hukuki bir olay olabilir, insana bağlı bir davranış da olabilir. Deprem, kasırga bunlardan birincisine örnek verilebilirken, savaş, darbe gibi olaylar ikincisine örnek olabilir. Bundan başka, mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında kalan harici bir olay olmalıdır. Diğer bir ifade ile zarar veren olay ile olayın meydana geldiği işletme arasında bir bağlantı olmamalıdır. Buna ek olarak mücbir sebep kaçınılmaz bir olay olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı aynı zamanda önlenmezlik kavramını da içerir. Zira mücbir sebebin diğer bir unsuru öngörülemezlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceden öngörülemeyen husus, olayın doğuracağı sonuçlar olarak algılanmalıdır.
Tanımdan da anlaşılabileceği üzere bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için bazı unsurları birlikte barındırıyor olması gerekir. Bunlar; öngörülemezlik, karşı konulamazlık, dışsallık ve kusursuzluktur. Bununla birlikte meydana gelen olağanüstü olay ile borcun ifa edilememesi arasında uygun illiyet bağının da olması gerekir. Bir başka anlatımla borcun ifa edilmesinin aşırı güçleşmesine veya imkânsız hale gelmesine tüm bu unsurları bir arada bulunduran bir olayın sebep olması gerekmektedir.
Yargıtay'a göre; sorumlu ya da borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.
Yargıtay ....... Hukuk Dairesi'nin ...... Esas ..... Karar, 11.2.2016 tarihli ilamında; “..davalının kuş gribi ve bombalamaların mücbir sebep oluşturduğu savunmasına tarafların tacir olmaları, olayların etkisinin sınırlı olduğunun belirlenmesi ve aralarındaki sözleşme nazara alınarak kabul görmediği, davalının doldurulmayan odalardan dolayı davacının tasarruf ettiği ve bunların düşülmesi gerektiği savunması da sözleşme hükümleri gereğince yerinde görülmediği..” hususlarına yer verilmiştir.
Dolayısıyla her somut olay nezdinde mücbir sebep nitelendirmesine neden olacak unsurların bir arada bulunup bulunmadığını değerlendirmek gerekecektir.
Mücbir sebep teşkil eden olay sebebiyle borçlunun, imkânsızlaşan ediminin karşılığında kusursuz olduğu için tazminat ödeme yükümlülüğü olmadığı gibi alacaklı tarafından aynen ifaya da zorlanamamaktadır. Fakat alacaklı mücbir sebep halinde iki yola başvurabilecektir. Bunlar;
-Sözleşmenin sona ermesi
-Sözleşme var olduğu müddetçe yükümlülüklerin askıya alınmasıdır.
Borçlu taraf ifasını mücbir sebep teşkil eden olaydan dolayı gerçekleştiremediğinde alacaklı taraf, sözleşme sona ermediği ve borçlu, edimini ifa etmediği müddetçe sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünün ifasını askıya alabilmektedir.
Yukarıdaki yer verilen unsurlar ve kriterler çerçevesinde tanımı yapılan mücbir sebep, şartları oluşmuş ise bazı durumlarda borçlunun edimi ifa etmesini imkânsız hale getirmektedir. Kanun koyucunun, sözleşme sorumluluğunda esas aldığı kavram mücbir sebebin aksine “imkânsızlık” kavramıdır.
İfa imkânsızlığı, edimin ifa edilememe durumudur. Ancak bu kapsamda hangi hal ve şartların ifanın imkânsızlığına neden olacağının belirlenmesi gerekmektedir.
İmkânsızlığa neden olan olayın niteliğine göre fiili veya hukuki imkânsızlık ayrımı yapılmaktadır. İmkânsızlık tabi bir olaydan veya şahsın fiilinden doğabilir. İmkânsızlık fiili (maddi) bir sebepten ileri gelebileceği gibi, hukuki bir sebepten de doğabilir.
İfa imkânsızlığı, sürekli ifa imkânsızlığı ve geçici ifa imkânsızlığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Sürekli ifa imkânsızlığı, borcun ifa edilememesine yol açan engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması halinde gündeme gelmektedir. Sözleşmede kararlaştırılan edimin hukuki nedenlerle sürekli olarak imkânsız hale gelmesi, borçlunun ifa yükümünü, alacaklının da aynen ifayı talep hakkını sona erdiren sebeplerden biridir. İfa imkânsızlığının gerçekleştiği an itibariyle ifa yükümü kanun gereği (ipso iure) sona erer. İmkânsızlığın sözü edilen etkisi, yalnızca kararlaştırılan (birincil) edimi ifa yükümü üzerinde kendisini gösterir ve bu etki, imkânsızlıktan hangi tarafın sorumlu olduğu konusundan bağımsız olarak ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle, borçlu, imkânsızlıktan sorumlu olsa da olmasa da ifanın imkânsız hale gelmesiyle, aynen ifa yükümü sona erer.
Borçlunun aynen ifa yükümünün sona ermiş olması, tek başına geniş anlamda borcun da sona ermesi anlamına gelmez. Çünkü imkânsız hale gelen edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlunun aynı zamanda imkânsızlıktan sorumlu olması halinde, sona eren ifa yükümünün yerine, karşı tarafın bu nedenle uğradığı zararları tazmin yükümü doğar (TBK 112). Borçlunun imkânsızlıktan sorumlu olmaması halinde ise, ifa yükümü, yerine tazminat yükümü doğmaksızın sona ermiş olur (TBK 136/1).
Ancak bu halde borçlu, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde karşı edimi talep hakkını da kaybeder (TBK 136/1l). Bu durumda ise imkânsız hale gelen edimin alacaklısının imkânsızlıktan sorumlu olup olmadığı önem kazanır. Zira eğer ifa, alacaklının sorumlu olduğu bir sebeple imkânsız hale gelmiş ise bu, TBK 136/ll hükmü gereğince karşı edimi talep etme hakkını kaybeden borçlunun ifa gerçekleşebilseydi elde edeceği menfaatten, alacaklıdan kaynaklanan bir sebeple yoksun kalması anlamına gelir. Bu durumda, sona eren edim yükümünün alacaklısının, borçlunun, belirtilen nedenle uğradığı zararı tazmin etmesi gerekir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 131. maddesi ile düzenleme getirilmiş olup sözleşme ile saklı tutulmamış ise asıl borcun sona ermesi halinde buna bağlı hak ve borçların da sona ereceği düzenlenmiştir. İlgili madde metninde: “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Mücbir sebebin geçici olması ise kural olarak sadece borcun zamanında ifasını engeller. Bu hâlde, borçlu gecikmeden sorumlu olmasa da ifası hâlâ mümkün olan borcunu ifa etmekle yükümlüdür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2010 gün ve ...... sayılı ilamında; “İfa imkânsızlığı borcu sona erdiren nedenlerdendir. Gerçekten BK. md. 117/1'e göre ” borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa borç sakıt olur”, İfa imkânsızlığı ortaya çıkış nedenlerine göre bazı ayırımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayırımlardan birisi de objektif imkânsızlık (daimi imkânsızlık)- geçici imkânsızlık ayırımıdır. Şayet ifa imkânsızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkânsızlık denilmektedir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme esasen BK. md.20 uyarınca butlanla batıldır (geçersizdir) ve ayrıca feshi gerekmez. Hâlbuki geçici imkânsızlıkta akdin ifası (icrasının istenmesi) bir hadisenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak o hadise tahakkuk ederse akdin icrası istenebilir. (...) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural “ahde vefa-söze sadakat” ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine “akde tahammül süresi” denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir” hususlarına yer verilmiştir.
Buna göre süresi her somut olaya göre ayrı ayrı belirlenmesi gereken bir “akde tahammül süresi” aramaktadır. Akde tahammül süresi geçtikten sonra ise alacaklı temerrüt hükümleri uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği gibi edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasını sebep göstererek TBK 138.md uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını hâkimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse yine TBK 138.md uyarınca sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir. Buna göre alacaklının TBK m.125 uyarınca şu seçimlik hakları vardır;
-Aynen ifayla birlikte gecikme tazminatı,
-İfadan vazgeçerek zararın tazmin edilmesi
-Sözleşmeden dönerek menfi zararın tazmini
Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, mücbir sebep sonucu borçlunun asli edim borcunun tamamı imkânsızlaşabileceği gibi bir kısmı da imkânsızlaşabilir.
Maddi olarak bölünebilir edimin bir kısmının ifasının imkânsızlaşmasının kısmi imkânsızlığa neden olabilmesi için kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına uygun olması gerekir. Zira TBK m. 137/l maddesinde, “.. kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. (23) Dolayısıyla kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına da uygun olması gerekmekte olup aksi halde borcun tamamı sona erecektir.
Yukarıda yer verilen açıklamaların somut olaya uyarlanması bakımından yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki fuar katılım sözleşmesinin imzalanmasının ardından dünya genelinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ve bu bağlamda yasa koyucu tarafından alınan önlemler ve bu minvalde yapılan düzenlemelerin sosyal hayat ve doğal sonucu olarak iş hayatına etkileri oldukça açıktır.
Dünya genelinde ortaya çıkan pandemi şartlarının; mutlak, kaçınılmaz, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan, dış etkenlerden kaynaklanan, olağanüstü bir olay olduğu, bu olayda sözleşmenin taraflarının bir kusurunun bulunmadığı ve bu olayın mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir.
Bu nedenle iş bu mücbir sebep nedeniyle ifa imkansızlığı şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca dava konusu fuarın ilk olarak ...... 2020 tarihleri arasında yapılmasının planlandığı anlaşılmaktadır. Yine tarafların beyanlarına göre davacı tarafın iş bu fuara ilk ertelemeden sonra ..... 2021 tarihleri arasında katılım göstermeyi kabul ettiği ancak fuarın bu tarihte gerçekleşmeyerek yeniden ertelendiği görülmektedir. Davalı taraf yargılama sırasındaki beyanlarında fuarın ...... 2022 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildiğini ve davacı tarafın iş bu fuara katılım sağlamadığını beyan etmiştir.
Salgın nedeniyle 2020 yılı Mart ayından itibaren hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla ülkemizde ve dünya genelinde çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında sokağa çıkma yasağı uygulanması, iş yerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, düğün törenlerinin ertelenmesi, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmıştır.
Yaşanılan salgın süresince, bu durumun mücbir bir sebep olduğu ve sözleşmenin imzalandığı aşamada taraflarca öngörülemeyen bir durum olduğu ve yine bu salgın nedeniyle sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde ..... 2020 tarihleri arasında fuarın gerçekleştirilemeyeceği sabittir. Mahkememiz benzer mahiyetteki dosyalarında mevcut İstanbul Valiliği, İstanbul İl Hıfzısıhha Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevapları da bu hususu doğrulamaktadır. Bu doğrultuda salgın hastalık sürecinin mücbir sebep hali olduğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 136.maddesinde belirtilen ve tarafların kusurundan kaynaklanmayan imkansızlık sebebi sayılması gerektiği Mahkememizce kabul edilmiştir.
Davalı tarafın iş bu tespitin aksine, mücbir sebep halinin geçici sebepten kaynaklandığını ve söz konusu fuarın ilerleyen tarihlerde ( 10-14/09/2022 tarihleri arasında ) gerçekleştirildiğini ve davacı tarafa bildirimde bulunulmasına rağmen fuara katılım sağlamadığını bildirdiği görülmüştür.
Ancak taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği ve tarafların sözleşmeden bekledikleri yarar göz önüne alındığında davacı tarafın belirlenen tarihlerde fuara katılım sağlayarak kendi sektöründe tanıtım ve reklam amacı taşıdığı görülmektedir. Sözleşme kapsamındaki edimlerin imkansızlık sebebi olan salgın şartları ortadan kalktıktan sonra ifa edilebileceği düşünülse dahi taraflarca müzakere edilmeden ve davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlamayacak bir tarihte fuarın gerçekleştirilmesine davacı tarafın katlanma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Zira ifa imkansızlığının ortaya çıkmasında yukarıda ayrıntılarına yer verildiği üzere tarafların kusurlu davranışı etkili olmadığı gibi, süresiz bir şekilde davacı tarafın sözleşmeyle bağlı tutulması tarafların ekonomik ve ticari özgürlüğünü zedeler nitelikte olacaktır.
Tüm bu hususlara ek olarak söz konusu fuarın birden fazla kez ertelendiği ve davacı tarafın yapılmasını beklediği tarih olan "20-24 Eylül 2021" tarihlerinde de yapılmadığı, fuarın ilk kararlaştırılan tarihten yaklaşık 2 yıl sonra ve farklı bir ilde gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu hususa sözleşme kapsamında davacının katlanmasının beklenemeyeceği gibi, bu durumun davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlayamayacağı açıktır.
Her ne kadar davalı tarafça fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkının fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi ile tanındığı, davacı tarafın tacir olması nedeniyle sözleşme hükümlerine katlanması gerektiği iddia edilmiş ise de; sözleşmenin 2. Maddesi ile davalı tarafa verilen tek taraflı hakların dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılması gerekmektedir. Sözleşmede yer verilen bu hakkın taraflarca keyfi olarak ve sözleşmeden beklenen yararı engelleyecek şekilde kullanılması mümkün değildir. 21-25 Nisan 2020 tarihleri arasında yapılması kararlaştırılan fuarın 10-14/09/2022 tarihleri arasında ve farklı bir ilde yapılmasına davacı tarafın katlanmak ve uymak zorunda olmadığı, katlanmaya zorlanması halinde davacının sözleşmeyi imzalarken beklediği faydayı elde etmesinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığından davalının bu yöndeki iddialarına Mahkememizce itibar edilmemiştir.
Davalı tarafın cevap dilekçesi ile "katılımcılardan aldığı ücretler ile fuar organizasyonu harcamaları yaptığını, personelin çalıştırdığını, maaşlarını vererek istihdam sağladığını ve devlete vergilerini ödediği" gerekçesiyle bir takım masraflar yapıldığını beyan ettiği görülmektedir. Davalı tarafın iş bu sözleşme kapsamında ifaya hazırlık aşamasında bir takım zorunlu masraflar yapması gerektiği şüpheye vermeyecek şekilde kuşkusuzdur. Ancak davalının bu masrafları davacı taraftan talep etmesi mümkün değildir. Zira yukarıda da ayrıntılarına yer verildiği üzere dava konusu sözleşme mücbir sebep / ifa imkansızlığı ile sona ermiş olup, bu imkansızlıkta kusuru bulunmayan davacıdan sözleşme kapsamında yapılan zorunlu masrafların talep edilmesi de mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle davalı tarafın bu yöndeki taleplerine Mahkememizce itibar edilmemiştir.
Bu doğrultuda davacı tarafın bu süreçte “akde tahammül süresi” bakımından, seçimlik hakkını kullanarak sözleşmeden dönmesi, taraflar arasında ihtilaflı olmayan ve davacı tarafından ödendiği sabit olan bedelin iadesi talebinin yerinde olduğu Mahkememizce kabul edilmiş, sözleşme kapsamında ödenen bedelin davacı tarafa iadesine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış, davanın kabulü ile Bakırköy ....... İcra müdürlüğü'nün ....... Esas sayılı takip dosyasında davalı tarafın yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin asıl alacak üzerinden devamına, belirlenebilir alacak yönünden icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
AÇILAN DAVANIN KABULÜ İLE;
1-Bakırköy ...... İcra müdürlüğü'nün ...... Esas sayılı takip dosyasında davalı tarafın yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takibin asıl alacak üzerinden DEVAMINA,
2-İcra inkar tazminatı talebinin kabulü ile asıl alacağın %20 sine tekabül eden 6.703,73-TL icra inkar tazminatının davalı taraftan alınarak davacı tarafa VERİLMESİNE,
3-Alınması gereken 2.289,66 TL harçtan peşin alınan 572,42 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.717,24 TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
5-Davacı tarafça sarf edilen ilk dava açılış harç gideri 752,32 TL ile tebligat ve posta masrafı 49,25 TL olmak üzere toplam 801,57 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davalı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davalı üzerinde BIRAKILMASINA,
7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine İADESİNE,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı (e-duruşma ortamında), davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.19/12/2023
Katip ......
¸
Hakim ......