T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/895 Esas
KARAR NO: 2025/64
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 05/04/2019
KARAR TARİHİ: 24/01/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 07/03/2025
Davacı tarafından mahkememize açılan dava dosyasının incelenmesi sonunda;
İSTEM:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; bir dönem müvekkili ile yakın arkadaş olan davalının müvekkilinden 300.00,00-TL borç istediğini, bunun üzerine müvekkilinin davalıya 08/11/2016 tarihinde 200.000,00-TL, 09/11/2016 tarihinde de 100.000,00-TL olmak üzere toplamda 300.000,00-TL gönderdiğini, davalının gönderilen paranın aradan uzun süre geçmesine rağmen iade edilmemesi üzerine müvekkilinin durumu davalıya bildirdiğini ve borcu iade etmesini istediğini, müvekkilinin davalıya tüm bildirimleri neticesinde davalının uzun aralıklarla bir kısım ödemelerde bulunduğunu, yaklaşık 2 yıl geçmesine rağmen borcun tamamının hala ödenmediğini, müvekkilinin alacağın tamamını ödemeyen davalı aleyhine alacağın tahsili amacıyla 15/03/2018 tarihinde İstanbul ... İcra Dairesinin .... esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, davalının 20/03/2018 tarihinde haksız ve yersiz olarak itirazda bulunarak takibin durdurulduğunu, bu nedenlerle davalının haksız ve yersiz olarak yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, davalının haksız itirazları ile takibi durdurması sebebiyle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
YANIT:
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davanın haksız ve yersiz açıldığını, tarafların Güzellik Merkezi ve Eğitim Sanayi ve Ticaret Limidet Şirketinin her ne kadar diğer ortak davacının kardeşi .... gözüksede asıl ortakların müvekkili ve davacı olduğunu, bu işletmenin aylık karının ortaklar arasında paylaştırıldığını, müvekkilininde belli aralıklarda davacının yan kardan payına düşeni gönderdiğini, davacının bahsetmiş olduğu gibi yapılan ödemelerin borç ödemesi değilde davacının ilgili şirketten sağlamış olduğu karın ödemesi olduğunu, davacının sanık olarak yargılandığı Bakırköy .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının 12/02/2019 tarihli celsesinde şirketin fiili ortağı olduğunu beyan ettiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
KANITLAR VE GEREKÇE:
-Dava, davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul .....İcra Müdürlüğünün .... esas sayılı takip dosyası ile davalı aleyhine başlatılan takibe, davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
-Davanın ilk olarak Bakırköy ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edildiği, ... Esas, .... Karar sayılı ilam ile verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi ile dosyanın Mahkememize gönderildiği ve mahkememizde yukarıdaki esasını aldığı görülmüştür.
-Yapılan yargılamada tarafların ibraz etmiş oldukları deliller toplanılmış, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası ile Bakırköy .... Asliye Ceza Mahkemesinin .... esas sayılı dosyasına ait uyap çıktıları, banka kayıtları getirtilerek incelenmiştir.
-Görevsiz mahkemece dosyanın, dosya üzerinde inceleme yaptırılarak alacağın varlığı ve miktarı ile talep edilen faiz hususunda hesaplama yapılması amacıyla dosyanın bir Hesap uzmanı bilirkişiye tevdi edilmesine karar verilmiş, alınan bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasındaki 300.000,00 TL para transferinin iş ortaklığı kapsamında Ticaret (kar / zarar ortaklığı) konu bir para transferi olduğu anlaşılmakla; borç niteliği taşımadığının değerlendirildiği, yine davalı borçlu konumundaki vekilin geri ödenen paraların kar payına ilişkin olduğuna ilişkin beyanlarının da, işbu ortaklık dayanağında var olduğu ve kabul edilebilir dayanakta olduğunun değerlendirildiği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
-Mahkememiz dosyası, tarafların teknik sebeplere dayanan itirazları sonrası daha önce rapor veren bilirkişiye tevdi edilerek ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi ek raporunda özetle; taraflar arasındaki uyuşmazlığın borç ilişkisine dayanmadığı, kök raporda bu yönü ile bir değişikliğe gerek görülmediği değerlendirilmiş olmakla; Bakırköy .... ATM .... E. Sayılı dosyasından verilen hüküm ile de anlaşıldığı üzere tarafları arasındaki uyuşmazlığın sermaye tabanlı ticari uyuşmazlık olduğu, davalının ..... firması yönünden yetkili müdür sıfatı ile sermayenin eritilmesi ile usulsüz para transferine yönelik yeni kurduğu .... firmasının ..... firmasının sermaye tabanlı devamı niteliğinde şirket olduğu, ..... firmasının ticari kabiliyetinin engellenmesi ve sonlandırılması ile sağlanan haksız kazanımların yeni firma üzerinden devam ettirildiği değerlendirilmiş olup; 150.000,00 TL sermaye alacağı yönünden, sermaye bağının karşılığının bugünkü ... BUTİK şirketi ile Davalı ....'a ait hissesinin %50'si ile karşılık bulması gerekeceği, bunun da ... BUTİK yönünden alanında uzman bilirkişi ile şirket değerinin tespit edilmesi ile sadece .... yönünden sahip olunan hisse payının %50'si oranında değer tespiti üzerinde ya hisse payı ödemesi ya da hisse payı karşılığının tespit edilmesi gerektiğinin değerlendirildiği, Her halükarda ... BUTİK yönünden 3.kişi konumundaki diğer hissedarın kendi sermaye payını koruyacağı ile ..... yönünden sermaye tabanlı devam niteliğinin.... hisse payı üzerinden ortaya konması ile %50'si karşılığının dava konusu yapılması gerektiği, yine bu durumun tutardan bağımsız ticaretin gereği kar ya da zarar içerebileceği ile 150.000,00 TL'den az ya da çok olabileceği ile alanında uzman şirket değerlendirme raporu ile ortaya konması gerektiği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
-Dosya üzerinden yeniden inceleme yaptırılarak bilirkişi kurulundan rapor alındığı, 11/05/2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda ... Butik şirketi izellik şirketinin faaliyetleri durduktan sonra kurulduğu, her iki işletmenin .... Yazılım programındaki müşteri portföy kaydının ortak olduğu, bu nedenle ... Butik Şirketinin, ..... Merkezi müşteri portföyünden yararlandığı, davacı ...” un davalı .....'a ..... Merkezi açılışı için 300.00-TL ödediği, dava dışı ..... Merkezi ve Eğitim Hizmetleri San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin %50 hissesine karşılık ödenmesine rağmen şirket ortağı olarak davacının söz konusu şirkete ortak olduğu, bu durumda davacının ödemiş olduğu ortaklık bedelinin kendisine iade edilmesi gerektiği, davacının yapmış olduğu 300.000 TL'ye karşılık davalının kendisine 117.491-TL ödeme yaptığı, yapılan ödemeler düşüldükten sonra davacının 182.509-TL alacağının kaldığı, davanın iptali davası olması ve taleple bağlılık ilkesi gereği takip talebinde talep edilen 150.000 TL alacağı olduğu tespit edilmiştir.
-Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yargılama devam ederken 12/03/2024 tarihli celsesinde davalı vekilinin davacının ıslah dilekçesi ile ... Butik şirketindeki hisse payının tescili veya bunun mümkün olmaması halinde hisse değerinin tespit ve tazmini isteğine göre görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğunu, görevsizlik kararı verilmesini talep ettiği görülmüştür.
-Islah talebi hakkında mahkemece dava konusu talep ve sonucu niteliği nazara alınarak Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi’nin .... Esas ... Karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı kesinleşmiş, Mahkememizce yargılamaya devam olunmuştur.
-Davanın tamamen (kamilen) ıslah edilmesi halinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır. ( mülga HUMK m.87/1). Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekir (HGK, 29.06.2011 gün ve 2011/1-364 E., 453 K.).
-Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C: IV, İstanbul 2006 s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava haline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule müteallik işlemledir.
-Islah ile kastedilen dava konusu edilen, yani dava dilekçesinde yer almış bir işlemin genişletilmesi veya değiştirilmesidir. Dava dilekçesinde hiç yer verilmemiş bir şeyin değiştirilmesi veya genişletilmesi yani kısmen ıslah edilmesi mümkün olmayacaktır. Örneğin, fazlaya ilişkin hak saklı tutularak dava değerini belirleyen davacı, ek dava açmak yerine, dilerse saklı tuttuğu alacak bölümü için kısmen ıslah yoluyla talebini arttırabilmesi mümkündür. Çünkü dava dilekçesinde bir değer belirlemiştir ve bu değeri kısmen ıslah ile düzeltmektedir.
-Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan; hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi, elbette olanaklı değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır. Zira ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz (HGK, 29.06.2011 gün ve 2011/1-364 E., 453 K.).
-Bu noktada; dava dilekçesinde dava konusu edilmiş vakıanın neticesi olan taleplerden bir kısmı hakkında dava açılmışken, dava konusu edilmiş vakıanın neticesi olan farklı bir kalem talebin ıslah yoluyla davaya dahiline olanak bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekir.
-Vurgulamakta yarar vardır ki, kısmi bir dava açılmışsa, bu davanın kalan kısmı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ıslaha konu olabilecektir. Örneğin az önce değinildiği üzere fazlaya dair hak saklı tutularak maddi tazminat istenilmiş ise muhakeme sırasında artan maddi tazminat miktarı kısmen ıslah ile istenebilecektir. Veya bir taşınmaza el atma nedeniyle istenen tazminat miktarının kısmen talep edilip, daha sonra ıslaha konu edilmesi, bir taşınmazın bir bölümü dava edilmişken diğer bölümünün de ıslahen dava edilmesi örnek olarak verilebilecektir. Bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak bir dava konusu bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır. Örneğin bir taşınmazın tamamı hakkında iptal ve tescil istemiyle açılan davada, davanın konusunu bu taşınmazın bizatihi kendisi teşkil etmekle, bu taşınmazdan başka bir taşınmaz davaya dahil edilmek istenirse bu halde ıslah söz konusu olamayacaktır.
-Şu hale göre kural olarak; dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usulüne ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür.
-Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. Nitekim benzer ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2011gün ve .... E. / K. sayılı kararında da kabul edilmiştir.
-Somut olay bakımından yapılan incelemede; davacı tarafın dava dilekçesindeki iddiasının davalı ile aralarındaki güven ilişkisi nedeniyle davalıya borç verdiği, davacı tarafın davalının hesabına muhtelif tarihlerde toplam 600.000,00 TL para gönderdiği ve gönderilen bu borç paranın geri ödenmediği iddiası ile itirazın iptali istemine dayanmaktadır.
-Davacı tarafın yargılama sırasında alınan raporlar ve davalı tarafın beyanları da nazara alınarak davasını ıslah ettiğini, ... Butik şirketindeki hisse payının tescili veya bunun mümkün olmaması halinde hisse değerinin tespit ve tazminini talep etmiştir. Davacının iş bu talepteki dayanağı davalı tarafın iş bu vakıaları ikrar ettiği iddiasına dayanmaktadır.
-Bu noktada davacı tarafın tam ıslah yoluyla değiştirdiği talep ve sonuçlarının asıl ve terditli talepler yönünden ayrı ayrı irdelenmesi gerekmektedir.
-Davacının tam ıslah yoluyla ilk talebi dava dışı .... Butik şirketindeki hisse payının davacı adına tesciline dayanmaktadır.
-Yukarıda yapılan açıklamalarda da yer verildiği üzere davacı tarafın itirazın iptali davası olarak ikame ettiği davasında dava konusu para alacağına ilişkindir. Islah yoluyla asıl talebi ise hisselerin tescil istemine dayanmaktadır. Dava konusu edilmeyen hisselerin tescil istemi ayrı bir müddeabihtir. Bu nedenle de ıslahın konusu olamayacağı gibi, hisselerin devir ve tesciline ilişkin açılacak davalarda husumetin de doğrudan kime yöneltileceği belirsizdir. Bu haliyle başlangıçta davaya konu edilmeyen hisselerin devir ve tescili talebi ayrı bir davanın konusunu teşkil edeceğinden davacı tarafın asıl talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
-Davacının tam ıslah yoluyla terditli talebi ise hisse değerinin tespit ve tazmini istemine ilişkindir. Yukarıda yer verilen açıklamalarda belirtildiği üzere davacı tarafın iş bu talebi davalı tarafın yargılama sırasındaki beyanlarının ikrar niteliğinde olduğu iddiasına dayanmaktadır.
-Kural olarak tam ıslah yoluyla yukarıda da yer verildiği şekilde davacı tarafın alacak istemine dayalı olarak açtığı itirazın iptali davasında dava sebebini değiştirerek ıslah yoluyla yine bir para alacağı niteliğinde olan hisse değerinin tazminini talep etmesine engel bir husus bulunmamaktadır.
-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü” başlıklı 29 uncu maddesi;“(1)Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. (2)Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler” düzenlemesini içermektedir.
-Bu maddenin birinci fıkrasında dürüstlük kuralı, ikinci fıkrasında ise doğruyu söyleme yükümlülüğü getirilmiştir ki bunlar “taraf hâkimiyeti”nin sınırları olarak görülmektedir.
-Maddenin ilk fıkrası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’ndaki (4721 sayılı Kanun) “dürüstlük kuralı”nın 6100 sayılı Kanun'daki görünümüdür. Mukayeseli hukukta da dürüstlük kuralına, Medeni Usul Kanunlarında yer verilmektedir. Bu kural, taraf usul işlemleri alanında etkisini gösterecektir. Söz konusu kurala aykırı olması hâlinde işlemin hukuki sonuç doğurması mahkemece önlenecektir.
-Doğruyu söyleme ödevi tarafların yargılamadaki yükümlülüklerinden biridir. Hukukun temel ilkelerinden biri olan dürüstlük kuralına yargılama sırasında da riayet edilmelidir. Yükümlülüğün ana noktaları vakıalar ve delillerdir. Yargılamada taraflar bir mücadele içinde olsalar da bu mücadelede her şeyin geçerli sayılacağı kabul edilemez. Muhakeme sürecine ilişkin değişik maddelerde de dürüstlük kuralına aykırı kötüniyetli davranışların önüne geçmek için bazı yaptırımlar öngörülmüştür. Tüm bu hükümlerin temelinde dürüstlük kuralına uygun davranmayı sağlama amacı yatmaktadır.
- Maddenin ikinci fıkrasında, dürüstlük kuralının özel ve önemli bir unsuru olan doğruyu söyleme ödevi açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Taraflar yargılamada kendi menfaatlerine uygun olarak neleri ileri sürüp sürmeyecekleri konusunda serbesttir, ancak ileri sürdükleri hususların doğru olması, beyan ve açıklamalarının gerçeğe aykırı olmaması gerekir. Taraflardan aleyhlerine olan hususları da beyan etmeleri beklenemez, ancak gerek kendilerine, gerek karşı tarafa ilişkin hususlarda yaptıkları açıklamalarda mahkemeyi yanıltmamaları gerekir. Doğruyu söyleme ödevi, hem yazılı hem de sözlü beyan ve açıklamalar için geçerlidir. Bu ödeve aykırılık hâlinde beyanlar mahkemece dikkate alınmayacak ve değerlendirilmeyecektir. Ayrıca tarafın bilinçli olarak yalan söylemesi bir usul hilesi oluşturabilir.
-Davada dürüst davranma ilkesinden amaç 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” ilkesinin eldeki davada da geçerli olduğunun vurgulanmasıdır (Ejder Yılmaz: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 310).
-Dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder. Bu nedenle, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hâkim, dürüstlük kuralına aykırı, hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit ediyorsa, ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile kendiliğinden (resen) bunu dikkate almalıdır (Mustafa, Dural/Suat, Sarı: Türk Özel Hukuku, 13. Baskı İstanbul 2018, s. 261-262).
-Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 12.09.2024 tarihli ve .... Esas, ... Karar sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.
-Ancak dosyada mevcut raporlar, ceza dosyasındaki ifadeler nazara alındığında; davacı ... ile davalı ... arasında ticari bir ortaklık kurulduğu, davacı ...'ın ticari ortaklığı resmi olarak üstlenmediği, şirketin fiili ortağı davacı ... olmasına rağmen resmi kayıtlarda davacı ...'ın kardeşi .... 'un davalı ile ortak göründüğü ceza dosyasında yer alan davacı, davalı ve dava dışı kardeş ...'un beyanlarıyla da sabittir. Bu nedenle her ne kadar davacı tarafın hisselerin davacıya ait olduğuna yönelik davalı yanın ikrarı bulunduğu iddia edilmiş ise de taraf beyanları nazara alındığında davalının bu yönde bir ikrarı bulunmadığı, davacı tarafın ceza dosyasındaki beyanlarıyla da kabulünde olduğu üzere davacının fiilen ortağı olduğu şirketteki paylarını kardeşi .... adına kayıtlı olduğu görülmektedir.
-Tüm bu açıklamalar dikkate alındığında davacının iş bu davasını ikame ederken, taraflar arasındaki banka havalelerini "davacı yana davalı tarafından verilen borç" olarak açıkladığı, davasını iş bu iddialar üzerinden ikame ettiği, yine alınan raporlarda da yer verildiği üzere banka kayıtlarında buna dair bir açıklamanın yer almadığı görülmektedir. Bu haliyle davacı tarafın kendi beyan ve iddialarıyla borç para açıklamasıyla talep ettiği alacağını akabinde yine aynı para gönderme işlemleri yönünden hisse ve kar bedeli açıklamasıyla talep etmesi, dürüstlük kuralına uygun olmadığı gibi davacının ıslah yoluyla talep ettiği iddialarının ispatına da engel oluşturmaktadır. Bu nedenle davacı tarafın usulen geçerli bir ıslaha dayansa da terditli talebi yönünden iddialarını ispat edemediği, davacı tarafın kendi iddia ve savunmalarının çelişkili olduğu, bu hususun dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği kanaatine varılmakla asıl ve terditli taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının asıl ve terditli taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin harç ve ıslah harcı olarak yatırılan 2.606,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.991,00-TL harcın davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Bakiye gider/delil avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa derhal iadesine,
Dair; tebliğden itibaren İKİ HAFTA içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenecek olan istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.24/01/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır