T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/478
KARAR NO: 2025/719
DAVA: Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)
DAVA TARİHİ: 09/06/2014
BİRLEŞEN BAKIRKÖY ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... ESAS- ... KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA: İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki))
DAVA TARİHİ: 20/05/2025
KARAR TARİHİ: 18/07/2025
KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 23/07/2025
ASIL DAVA; Davacılar vekili tarafından davalılar aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle: Müvekkillerinin murisi ....'in dava dışı ... ve ... ile 1/3'er hisse oranında paydaş olduğunun .... Ltd Şti müdürü iken diğer ortakların yapmış olduğu usulsüz işlemler nedeniyle şirketin çalışamaz hale getirildiğini, şirketin adına kayıtlı taşınmazda kurulacak tesisin inşaat aşamasında yarım kaldığını, bunun üzerine murisin şikayeti ile diğer ortakların İstanbul ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... esas ... karar sayılı kararı ile sahtecilik suçundan mahkum olduğunu, murisin 24.04.1987 yılında suç konusu davranış nedeniyle şirketin faaliyetinin engellenmesinden dolayı diğer ortaklar aleyhine tazminat davası açtıklarını, uzun yargılama sonucunda Silivri ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas .... karar sayılı dosyasıyla davanın kabul edildiğini, o davada davalıların açtığı karşı davada şirketin feshinin taleplerinin de kabul edildiğini, Yargıtay ... Hukuk Dairesi tarafından ayrıca munzam zarar talebiyle dava açılabileceğinin işaret edilerek hükmün onaylandığını, munzam zarara yönelik olarak açılan davanın halen Silivri ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının da derdest olduğunu, Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kararıyla şirketin tasfiye memuru olarak ....'in atandığını, tasfiye memurunun munzam zarar davasında yerel mahkemenin kararının Yargıtay tarafından bozulmasından ve bilirkişi raporu ortaya çıktıktan sora davacı müvekkillerinin Silivri'de ikamet etmemelerinden ve açılan davada diğer ortakların hisse paylarına tedbir kararı verildiği gerçeği karşısında diğer ortaklarında müvekkillerine karşı olan bu durumdan yararlanarak usulsüz, danışıklı ve hileli işlemlerle şirketin tek malvarlığı olan taşınmazı değerinin çok altında bir bedelle 14.06.2011 tarihinde diğer davalıya satışını gerçekleştirdiğini gizleyerek 06/09/2011 tarihinde usul ve yasaya aykırı bir şekilde ortaklar kurulu toplantısı yapmak istediğini, tasfiye memurunun diğer ortaklarla birlikte usulsüz yaptığı ortaklar kurulu toplantısını ve alınan kararların iptali için açtıkları Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı davasında şirketin taşınmazının satıldığının ortaya çıktığını, yargılama sürecinde Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas ... karar sayılı kararıyla şirketin ihyasına karar verildiğini, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin söz konusu dosyasında alınan bilirkişi raporunda "şirketin tek malvarlığı olan arsanın geçerli bir ortaklar kurulu kararı alınmaksızın satıldığını, dolayısıyla buna dayalı olarak çıkarılan tasfiye sonucu bilançosunun onaylanmasına ilişkin alınan kararlarında hukuka aykırı olduğunun" belirlendiğini, davanın 06.06.2014 tarihli duruşmasında da Tasfiye Halinde ... Ltd Şti'nin 05.09.2011 tarihinde yapılan ortaklar genel kurulunda alınan kararlarının iptaline, buna bağlı olarak tasfiye memurunun 21.09.2011 tarihli şirket mevcudunun ortaklara tasfiye payı olarak dağıtılmasına ilişkin aldıkları kararın iptaline" karar verildiğini, yukarıda açıklanan yargısal kararlarla davalı ...'e diğer davalı tarafından yapılan satış ve devir işleminin yolsuz olduğunun açık olduğunu, yolsuz tescilde iyiniyetten söz edilemeyeceğini, şirketin tek malvarlığının müvekkillerinin alacağının tahsilini engellemek için hukuk dışı yollarla devredildiğinin sabit olduğuna göre taşınmazın tekrar şirket malvarlığına girmesi için bu davanın açılmasının gerektiğini, 37 yıldır süren her davada haklı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan müvekkillerinin haklarının diğer ortaklar ve davalılar tarafından kötü niyetli, hukuka aykırı, muvazaalı ve hileli işlemlerle yok edilmesinin amaçlandığının ortada olduğunu, davacı müvekillerinin hakları ve alacaklarının tahsil edilebilmesi için şirketin tek malvarlığı olan taşınmazın üçüncü şahıslara devri halinde telafisi imkansız zararlar doğacağı gibi mahkeme kararlarının da birer kağıt parçası haline geleceğini, bu itibarla son verilen mahkeme kararları ve ekonomik durumları çok zayıf olan müvekkillerinin daha önce verilen tedbir kararlarındaki teminatı yatıramadıklarının da gözetilerek teminat alınmaksızın dava konusu taşınmazın üçüncü şahıslara devirlerinin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere tapu sicilinde İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mah. ... Mevkii, .... ada, 15 parsel nolu arsa vasfında kayıtlı taşınmazın davalı ... adına olan kaydının iptali ile taşınmazın tapu kaydının davalıya devrinden önceki haline getirilmesine, taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için tapu kaydı üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: Davacının tüm iddia ve taleplerinin hukuksal dayanaktan yoksun ve gerçeğe aykırı talepler olup reddinin gerektiğini, dava konusu taşınmazın değerinin 10.000TL olmasının hayatın olağan koşullarına aykırı olup dava değerinin eksik gösterilerek harcın eksik yatırıldığını, eksik harcın tamamlanmadığı takdirde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30.maddesinin yollaması ile davanın HMK'nun 150.maddesi greğince davanın işlemden kaldırılamasını talep ettiklerini, davacıların tedbir taleplerine ilişkin mahkemece verilen 09.06.2014 tarihli tensip tutanağının 13 nolu kararından bu hususun ayırca değerlendirilmesine karar verildiğini ancak 15 nolu ara kararda taşınmaz üzerine davalıdır şerhi işlenmesine karar verildiğini, müvekkilinin açılan davadan bu şekilde tapu kaydına işlenen şerhi görmesi ile haberdar olduğunu, dava konusu taşınmazın kaydına davacıların bu yönde talebinin de olmamasına rağmen konulmuş olan davalıdır şerhinin haksız ve kötü niyetli açılan dava sebebi ile müvekkilinin amğdur duruma düşürdüğünü, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu ve bu şerh nedeniyle müvekkilinin fiilen taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlandığını, bu nedenle konulan şerhin kaldırılmasını talep ettiğini, dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli üzerinden veya en azından keşif yapılarak dava konusu parselin rayiç değerinin tespit edilmesini mbulunacak toplam rakam üzerinden harcın tamamlattırılması ihtiyati tedbir kararı verilmesini kabul etmemekle birlikte ihtiyati tedbir kararı verilecekse teminatın bu değer üzerinden yatırılmasını ve yargılamaya bundan sonra devam edilmesini talep ettiklerini, davacının dava dilekçesinde müvekkilinin davalı ...'e ilişkin tüm beyan ve değerlendirilmeleri ile taşınmazın satış devrinin yolsuz olduğuna ilişkin beyanlarının yine taşınmazın değerinin çok altında satıldığına dair beyanlarının tamamının gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili davalı ...'in 30 yıla yaklaşan süredir Silivri ve çevresinde inşaat işleri yapan saygın bir iş adamı olduğunu, müvekkilinin muvazaalı ve hileli işler yaptığı ve dava konusu taşınmazı değerinin çok altında satın aldığı iddiasının haksız ve mesnetsiz olup bu nedenle tüm davacılara yönelteceği dava haklarının saklı tutulmasını, müvekkili ...'in bir emlakçı vasıtasıyla dava konusu taşınmazın satıldığından haberdar olup ve taşınmazı satan tasfiye memuru ....'ten dava konusu taşınmazı o tarihteki rayiç bedelinin de üzerinde 790.000TL'ye satın aldığını, müvekkilinin söz konusu taşınmazı rayiç değerinin üzerinde olmasına rağmen bu taşınmazda şirketi için bina inşa etmek üzerine yerini beğendiği için aldığını, yukarıda belirtildiği üzere müvekkilinin dava konusu taşınmazı satış tarihindeki rayiç bedelinin de üzerinde bir bedelle 790.000TL'ye satın aldığını, müvekkilinin satışı yapan kişinin Silivri Asliye Hukuk Mhakemesinin 26.07.2005 tarih ve ... esas .... karar sayılı ilamı ile tasfiye memuru olarak atanan ... olduğunu gördüğünü, tapu kayıtları incelendiğinde ise tapu kaydında herhan ibir kısıtlamanın da bulunmadığgnı öğrenmesi üzerine tapu kayıtlarına güvenerek taşınmazı devraldığını, devir öncesi taraflar arasında ek-2'de sunulan alım satım sözleşmesinin akdedildiğini, müvekkilinin sözleşmesinin akdi anında 20.000TL peşin olarak ödendiğini, ek-2 te sunulan banka dekontundan da görüleceği üzere satış bedelinin 270.000TL 'sini ... Bankası AŞ ... Şubesindeki ... nolu hesabından tasfiye halinde .... Ltd Şti7Nnin ...bank ...'deki ... iban nolu hesabına 10.06.2011 tarihinde EFT ile ödediğini, bakiye 500.000TL'si için ise kredi kulandığını ve yine bu bedelin .... Bankası ... Şubesi tarafından ... adına ödeme açıklaması ile yine Tasfiye Halinde .......... ltd Şti 'nin aynı hesabına EFT yapılarak ödediğini, ek-4'te bu ödemenin de banka dekontu sunulduğunu, banka tarafından kredi kullandırılmadan önce yapılan ekspertiz raporu ile ödeme belgesinin asıllarının ilgili bankadan celbini talep ettiklerini, o tarihte yapılan ekspertiz raporunda da taşınmazın rayiç bedelinin müvekkilinin ödediği bedelin çok altında çıktığını, taşınmazın satışına ilişkin kesilen faturanın da ek-5'te sunulduğunu, mahkemede bu davanın açıldığının öğrenilmesi üzerine tarafların Silivri Tapu Müdürlüğüne müracaat edilerek satış işlemine ilişkin ilgili belgelerin talep edildiğini ve ek-6'ta sunulan Tapu Müdürlüğünün 04.07.2014 tarihli yazısı ile ekindeki 13.06.2011 tarihli istanbul Ticaret Memurluğunun yazısının tarafına verildiğini, söz konusu yazıdan da anlaşıldığı üzere müvekkiline satışı yapan ...'in mahkeme tarafından atanan tasfiye memuru olduğunu, satışı yapmaya yetkili olduğunu, bu nedenlerle satışın yolsuz olmayıp yetkili tarafından yapıldığını, satış görüşmeleri esnasında tasfiye memurunun taşınmazın değerini mahkeme kararı ile tespit yaptırdığnıı ve buradaki bilirkişi raporunda taşınmazın asgari m² fiyatının 500TL azami miktarının ise 850TL olduğunun saptandığını, esasen taşınmazda terk işleminin yapıldığını ve 1.494,26m² olan taşınmazın tapu kaydında 710,43m²'ye düştüğünün belirtildiğini ve müvekkilinin bu taşınmazı değerinin çok çok üzerinde satın aldığını, ekte sunulan 20.06.2014 tarihinde ... Bankası .... şubesi tarafından yaptırılmış olan ekspertiz raporunda 710,43m² alanlı arsanın rayiç bedelinin 710.430,00TL olarak belirlendiğini, dolayısıyla söz konusu arsanın değerinin çok çok alında alındığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin arsayı beğenerek almak istemesi nedeniyle değerenin üzerinde bedel ödediğini, bunların belgelerinin de delilleri arasında sunulduğunu, tüm bunlara ve tapu kaydında görünen satış bedeline rağmen müvekkilinin hileli işlemler yaptığını iddia eden davacıların gerçek durumunun mahkemeye bildirilmesini ve taşınmazın değeri üzerinden harç ödemelerini talep ettiklerini, müvekkili davalının iyi niyetli 3.kişi durumunda olduğunu, asla muvazaalı ve hileli işlemler yapmadığı gibi taşınmazı da değerinin üzerinde bedel ödeyerek satın aldığını, ekt-8'de sunulan ve yukarıda belirtilen ekspertiz raporundan da görüleceği üzere müvekkilinni satın aldığı bu taşınmaz üzerine yaklaşık 3.000.000,00TL harcayarak bir iş merkezi inşaa ettiğini, anılan raporda iş merkezinin fotoğraflarının da bulunduğunu, ekspertiz raporunda inşaat alanının 2688m² olduğunun belirtildiğini ve inşaat maliyetinin 2.0016,00TL olduğunun ekspertizce hesaplandığını, tapu kayıtlarına güvenerek ve iyi niyetle bu taşınmazı satın alan müvekkilinin arsa halindeki taşınmaz üzerine arsanın değerinni neredeyse 3-4 katı bedel ödeyerek yapı inşa ettiğini, davacıların yolsuz tescil iddiası ve müvekkilinin hileli ve muvazaalı işlemler yaptığı ve kötü niyetli olduğu iddiasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu, davacıların dava dilekçelerinde müvekkili ile taşınmazın devri konusu dışında bir kısım davalardan bahsetmekte olduğunu, söz konusu davaların davacı murisi ile şirketin diğer ortakları ve nihayetinde bir ortaklar kurulu kararı ile ilgili olup müvekkilinin ve taşınmazın devri ile ilgili bulunduğunu, müvekkilinin mahkemece yetkili kılınmış tasfiye memurundan ve gerçek değerini ödeyerek bu taşınmazı satın aldığını satış bedelinin de diğer davalı ve taşınmazın maliki göürnen şirket hesabına yatırıldıağını, davacıların ortaığı olduğu şirkete ait taşınmaz bedelinin şirket hesabına ödendiğine göre şirketin mal varlığında bir azalma olduğu iddiasının da gerçeği yansıtmadığının açıkça ortada olduğunu, buna rağmen davacıların haksız ve mesnetsiz olan bu davay açarak müvekkilini mağdur ettiklerini, davacıların çok basit olarak devri yapılan taşınmazın devri tarihindeki değerini bir ekspertiz veya delil tespiti davası ile tespit ettirerek davalı müvekkilinin söz konusu taşınmazı değerinde alıp almadığını anlayabileceklerini, tasfiye memurunun yaptığı işlemin soncuna şirket hesabına giren bedeli dahi davacıların dav adilekçelerinde belirttiklerini, davacıların davalarında haksız olup davanın reddini talep ettiklerini, yargıtay kararlarnıda da sahte vekaletname ile işlem yapılması durumunda dahi bunu bilmeyen 3.kişinin iyineyite korunurken müvekkilinin değerinin üstünde bedel ödeyerek satın aldığı taşınmazın tapu iptalinin hak ve adalete aykırılık teşkil edeceğini, davaya konu olayda müvekkilinin tapu kayıtlarına güvenerek ve yetkili kişiden iyi niyetli olarak söz konusu taşınmazı satın aldığını, taşınmaza ödediği bedelin rayiç bedelin de çok üstünde olduğnu, tapu kayıtlarına güvenerek satın aldığı taşınmaz üzerine arsanın değerinden kat be kat fazla bedel harcayarak bina inşa ettiğini, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davanın haksız v reddinin gerektiğini, yukarıda kısaca sunulan ve açıklanan nedenlerle öncelikle mahkemece taşınmaz kaydı üzerine işlenmesine karar verilen davalıdır şerhinin kaldırılmasına, davacıların tedbir talebinin reddine, taşınmazın tapu kaydında görülen satış bedeli üzerinden harcın tamamlanması için davacılara kesin süre verilmesine, harç tamamlanmadığı takdirde bu nedenle davanın reddine, nihayetinde haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine, tüm yargılama giderleri ile ücreti vekaletin müşterek ve müteselsilen davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.
CEVAP; Davalı Tasfiye Halinde ... Ltd Şti Tasfiye Memurluğu Sıfatıyla ... tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: Davalı Tasfiye Halinde ... Ltd Şti Tasfiye Memurluğu Sıfatıyla ... 15.09.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; 1973 yılında kurulup ortaklar arasında niza nedeniyle 1977 yılında başlayıp halen süren mahkeme süresi nedeniyle hiç faal olmamış Tasfiye Halinde ... Ltd Şti için 1991 yılında Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin .... esas ... karar sayılı kararıyla infisahına karar verildiğini ancak infisah karanıda tasfiye memurunu atanmaması nedeniyle yine Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin (... esas ... karar) sayılı kararıyla ve Yargıtay .. Hukuk Dairesinin ... esas ... karar) sayılı kesinleştirme kararıyla görevin kendisine 16.01.2009 tarihinde mahkeme tarafnıdan tebliğ edildiğini, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi denetiminde tarafından yürütülen tasfiyenin 13.09.2011 tarihinde sonuçlandırıldığını ve tescil edildiğini, tasfiyeye giriş bilançosunun bilirkişi tarafından 1982 ticari yılı esas alınarak hesaplanıp mahkemeye sunulan mahkemece benimsenip karine olmuş aktifi 11 kalem varlıktan , pasifinin de 2 kalem kaynaktan oluştuğunu, iddia edildiği gibi aktifin tek kalem varlıktan ibaret olmadığını, tasfiyeye girerken onay için varis ortaklara gönderilen ve şerh koyarak imzaladıkları bilançonun tek kalemden ibaret olmadığının görüldüğünüa ve varis davacıların bu hususu imzaları ile teyit ettiklerini, ortada toptan bir satışın olmadığını, ... plakalı aracın da 5838 sayılı yasaya göre trafikten çekilirken tüm ortaklardan taahhütname alındığnı, ortaklara kanuna uygun toplantı gününün tebliğ edilmediğinden bahisle bu toplantılarda davacının varis ortakların temsil edilmediği iddiasının kesinlikle doğru olmadığını, 05.09.201 tarihli ortaklar kurulu toplantısına ... adına eniştesi ...'un katıldığını, Ankara ... noteri ... tarafından 20.09.2010 gün ve ... yevmiye nolu genel vekaletnamenin vekil eden bölümünde ...'un tüm ortaklarının vekil olarak yer aldığını, yine aynı noterlik belgesiyle Av....'ın da tüm varis ortakların vekili olduğunun çok açıkça görüldüğünü, ayrıca ....'un şahsına hitaben 05.03.2009 tarihinde ... barkot nolu .... postanesinden APS olarak gönderidği mektubun sonunda tüm ortakların vekili olduğunu, verdiği adresin tüm ortaklar için geçerli adres olduğunu teyit ederek imzaladığını, yine mezkur mektubun ekinde gönderdiği Ankara ....noteri ...'ın düzenlediği 01.10.1999 gün ve .... nolu genel vekaletnamede ...'un tüm varis ortakların vekili olduğnun açık olduğunu, yine Ankara ... noteri ...'ın düzenlediği 21.09.1999 gün ve .... yevmiye nolu belge ile de hem ...'in hem de ...'un tüm varis ortakların vekili olduklarının açıkça görüldüğünü, bu nedenle davetin 22.08.2011 tarihinde ... adına da tebliğ ettiğinin açık olduğunu, ortaklar kurulu toplantısına da bu vekaletle tüm varis ortaklar adına vekilleri olan Av.... ile birlikte katıldıklarını, bir saat toplantıda kalıp Av....ın yönlendirmesiyle toplantının o anına kadar Av....'ın yönlendirmesiyle toplantının o anına kadar oluşmuş metne muhalefet şerhi koyarak ayrıldığını, dava dışı ortakların 2/3 çoğunluklu olumlu oylarıyla kabul gören kararda şirketi zarara sokan bir sonuç veya herhangi bir ortak ve kişiyi koruma amacına yönelik bir amaç olsa idi bu durumun davacıların yorumunu haklı kılabilir olacağını, böyle tasarruf ve uygulama olmadıkça diğer ortakların irade beyanını yok sayan bu yorumun yasa hükmüne ters ve isabetsiz olduğunu,toptan satış olmadığını, tüm varis ortaklar adına beyadna bulunan her temas ve yazışmada varis ortakların vekili olduğunu ikrar eden ve gerçekten de tüm varis ortakların vekili olduğu belgeyle sabit ...'in tasfiye sürecini engellemek için her aşamada sergilediği davranışların göz önüne alındığında 3 ayda huzurla bitebilecek bir tasfiyeyi beş yıldan fazla bir süreye uzattığı hem şirkete hem de kedisi dahil tüm ortaklara zarar verdiği, mesnetsiz iddialarla halen sürdüğü husumetin kimseye yarar sağlamayacağını kabullenmeyip hakkını kötüye kullanıp açıkça kötü niyetle hareket ettiğinin ortada olduğunu, şirketin varlıklarından biri olan arsanın satış sürecinin 15.04.2010 günü başlayıp devamının her gün 2 hafta boyunca yayınlanan gazete ilanıyla duyurulduğunu, varis ortaklarının arsanın satışından haberlerinin olmadığı iddiasının gülünç olduğunu, ...'in Silivri'deki çocukluk arkadaşları vasıtasıyla bu satış sürecini hem kendisen yazdığı yazılarl ahem de bu arkadaşlarıyla çok yakın takip ettiğini, herkesin kabul ettiği haberim yok diyemeyeceği bir zamada o güne kadar hiç görmediği ve tanımadıağı ...'in sahibine KDV ve Satış masrafları hariç net 790.000TL'ye ... (...) aracılığıyla %2 komisyon vererek satıldığı, satışın tapuda gerçek satış bedeli üzerinden 27.000TL satış masrafının da alıcıya ödetilerek yapıltığını, gelirler idaresi başkanlığı Grup Usul Müdürlüğünde yaptığı girişemleri sonucunda aldığı özelge gereğince satışın KDV'den istisna olduğunun anlaşıldığını ve böylelikle şirketin KDV yükümlülüğünün de kaldırıldığını, satış faturasında KDV hesaplanmadığını, ayrıca belediye başkanının arsanın ticari mara dönüştürülebileceği konusunda alıcıyı ikna etmeseyde bu satışın gerçekleşmeyeceğini, bu dava ile bir taraftan arsayı satın aldıktan sonra üzerine yaklaşık üç kat daha para harcayarak inşaat yaptığını burayı da teminat göstererek kredi almaya çalışarak yeni aldığı arsalar üzerine inşaat yapmak isteyen iyi niyetinden de şüphe etmediği davalı ...'in diğer taraftan da bu süreç içerisinde en ufak bir yolsuzluk kanunsuzluk yapmayı aklınından bile gezirmeyen sıhhatinin elvermediği halde bir an öcne ihtiyaç sahibi şirket ortaklarına en kısa sürede haklarını teslim etmek için eliden geleni yapmış olan kendisinin dışında şirkette 2/3 hisse sahibi ortakların ... ve ...'ın da olumsuz etkilendiklerini ve maddi - manevi zarar gördüklerini ve görmemeye devam ettiklerini bu sebeple davalılar yanında şirketin 2/3 hisse sahibi ortakları ... ve ...'a da bu davanın ihbarını öncelikle talep ettiklerini, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve toplanacak deliller ışığında sunduğu beyanlarının ve eklerinin kabulü ile davacıların davasının reddine, yargılama giderleriyle ileride görevlendirme ihtimali doğrultusunda vekalet ücretinin de davacılara yüklenmesine karar verilmesini savunmuştur.
BİRLEŞEN DAVA; Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle: müvekkilin ortağı olduğu Tasfiye Halinde ... Ltd. Şti'nin tasfiye sürecinde görevli tasfiye memuru ... tarafından, şirket ortaklar kurulu kararı alınmadan, ortakların haberi ve bilgisi olmadan şirket aktifinde bulunan; tapunun eski kaydında "İstanbul İli ... İlçesi ... Mah. ... Mevkii, ... Ada, 14 Parsel, 1494,26 m2 yüzöçümlü" yeni kaydıyla "İstanbul İli ... İlçesi ... Mah., ... Mevkii, ... Ada, 1 Parsel sayılı" şirket adına kayıt ve tescilli olan taşınmazını, davalı ...'e tapuda satış işlemi yapılmış gibi göstermek suretiyle 14.06.2011 tarihinde temlik ettiğini, tasfiye memurunun bu temlik işlemi öncesinde malik sıfatıyla şirketin taşınmazını teminat göstererek 1. ipotek senedini imzalamış, ipotek karşılığında davalı ...'e ... Bankası'nca 1.500.000 TL ve kredi verilmesini sağlamış, kredinin alınması sonrasında da aynı gün 14.06.2011 tarihinde 790.000 TL satış bedeli karşılığında şirketin taşınmazını tapuda ... adına devir ve tescil ettirmiştir. Davalı adına tescil edildikten sonra da davalı tarafından yine ... Bankası'ndan çektiği 10.000.000 TL karşılığı taşınmaz üzerine 2. ipotek işlemi tesis ettirildiğini, ancak talebe konu somut olayda tasfiye memurunun yasada çerçevesi açıkça belirtilen usulde bir ortaklar kurulu toplantısı yapmadan, satış ve ipotek işlemlerini yapması yönünde bir ortaklar kurulu kararı almadan, yetkisiz ve tasarruf ehliyeti olmaksızın gerçekleştirdiği, 26.09.2011 tarihinde taraflarınca açılan dava dosyasında, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mah.'nin ... E-... K sayılı kararıyla; "...davalı şirket ortaklarının usulünce toplanarak arsanın satışına ilişkin bir karar almadığı sabit olup, ortaklar kurulu kararı olmaksızın arsanın satışı usulsüzdür." gerekçesiyle hukuka aykırı bulunmuş ve tasfiye memurunun yapmış olduğu işlemlerin iptaline karar verildiğini, kesinleşen mahkeme hükmüyle şirkete ait taşınmazın satışı ve üzerine ipotek tesis edilmesinin hukuka aykırılığı ve yasal dayanaktan yoksun olduğu tespit ve kesin hüküm deliliyle ispat edildiğini, davalı ... tarafından yılladır satılmak istenen taşınmazın ihaleden bir yıldan daha fazla öncesinde 90.000.000 TL bedelle satışa çıkarıldığını, bugün itibarıyla taşınmazın değeri bu rakamında misliyle üzerinde olduğunu, ihtiyati tedbir şerhi sebebiyle satamadıkları taşınmazı ilgili Yargıtay ile BAM ilamları, kesinleşen mahkeme kararı üzerine usule ve yasaya aykırı bir şekilde, danışıklı ve organize olarak 30.570.000 TL'na cebri icra yoluyla çöktüklerini, davalı ... adına oluşturulan mülkiyet ve ipotek tescilinin hukuki dayanağının olmadığını, yolsuz tesciller niteliğinde olduğunu göstermekte ve ispatladığını, bu minvalde haklılıklarını ortaya koyacak yüksek yargı ilamlarının bulunduğunu ve ayrıca müvekkilin adına kayıtlı bir malvarlığı veya banka hesabı bulunmadığı gibi kendisinin bir emekli aylığı bulunmadığından adli yardım taleplerinin bulunduğunu beyan ederek, anılan sebeplerle tapunun eski kaydında "İstanbul İli ... İlçesi ... Mah. ... Mevkii, ... Ada, 14 Parsel, 1494,26 m2 yüzöçümlü" yeni kaydıyla "İstanbul İli ... İlçesi ... Mah., ... Mevkii, ... Ada, 1 Parsel sayılı" taşınmaz üzerine konulan 14.06.2011 ve ... sayılı 1. dereceden ipoteğin ve 23.12.2013 tarih ve ... sayılı 2. dereceden ipoteğin yolsuz tescil sebebiyle kaldırılmasına, söz konusu ipoteklere bağlı olarak Silivri İcra Dairesi'nin ... Tal. sayılı takip dosyasında 26.05.2025 tarihli cebri icra ve ihale yoluyla gerçekleşen taşınmaz satışının tapuya tescilinin dava sonununa kadar durdurulması yönünde takip dosyasında ve her koşulda taşınmaz kaydına dava konusunun niteliği nazara alınarak, teminatsız olarak rızai devir ve cebri icra yoluyla yapılacak temliklerin önüne geçilmesi açısından ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Asıl dava; tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.
Birleşen dava ; ipoteğin fekki (kaldırılması) istemine ilişkindir.
Mahkememizden verilen 11/07/2024 tarih ve ... Esas ... sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin 06/05/2025 tarih ve ... Esas .. Karar sayılı ilamıyla kaldırılmasına karar verilmiş olup, dava Mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023 ve 1024. maddelerinde yer alan hükümler, yukarıda açıklanan genel ilkelere paralel özel düzenlemelerdir. Nitekim 1023. maddede "iyi niyetle tapu kütüğündeki tescile dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin" bu kazanımının korunacağından söz edilirken, 1024. maddede “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişinin bu tescile dayanamayacağı” belirtilmiştir. Başka bir deyişle, tapuya güven ilkesi gereği taşınmazın mülkiyetini iyi niyetle edinen kişinin kazanımı korunurken, tapudaki tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken kişinin iyi niyet iddiası dinlenmeyecektir.
Dava konusu taşınmaz, tapuya güven ilkesi gereğince dava konusu taşınmazı tapuda kayıtlı bilgilere göre satın alan davalı ...'in bu durumu bilerek, yani kötüniyetli olarak devraldıklarının davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Davacı tarafça bu yönlü bir delil dosyaya sunulmamıştır. Dosyada alınan bilirkişi raporuna göre davaya konu taşınmaz tapudaki yapılan 27/06/2011 tarihli satış sözleşmesine göre 790.000,00 TL resmi satış bedeli olduğu , 27/06/2011 tarihi değerindeki rayiç değerinin 927.069,00 TL olduğu ,dava tarihi olan 09/06/2014 tarihindeki değerinin 1.349.817,00 TL olduğu bu şekli ile taşınmazın satış bedeli ile rayiç bedeli arasında fahiş farkın olmadığı anlaşılmakla davanın tapuya güven ilkesi kapsamında davalının taşınmazı devralmada kötü niyetli olduğu iddiası ve muvazaa iddiası ispatlanamamış olup bu kapsamda ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun '' (HMK) 190.maddesine göre “ (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. '' hükmü dikkate alındığında davacı tarafça iddiasının ispat edilemediği anlaşılmakla asıl davada davalı şirket yönünden davanın sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
Asıl davada, tasfiye memurunun sorumluluğuna dayanılarak tapu iptal ve tescil talep edilmiş ise de, kooperatifin zararının tahsiline yönelik bir alacak talebinin bulunmadığı, talebin yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptal tescil istemine ilişkin olduğu, tapu iptal tescil davasında husumetin malike yöneltilmesi gerektiği açık olup davalı tasfiye memuruna karşı açılan tapu iptal tescil davasının husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Birleşen dava ipoteğin fekki istemine ilişkindir.
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasındaki anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanununun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı, terkin taahhüdünü iradesiyle yerine getirmezse, taşınmaz maliki ipoteğin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir.
İpotek, taşınmaza bağlı bir borç olduğundan ancak taşınmaz maliki tarafından ipotek lehtarına husumet yöneltilerek ipoteğin fekki istenebilecektir (Bkz: Yargıtay 14. HD.nin 14.05.2015 tarih ve 2015/5464 E. 2015/5542 Karar sayılı kararı, Ankara BAM 17. HD'nin 2021/463 Esas, 2023/1647 Karar sayılı ilamı). Somut olayda; üzerindeki ipoteğin kaldırılması istenilen taşınmazın davacı adına kayıtlı olmadığı anlaşılmakla birleşen davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olup aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
AÇILAN ASIL DAVANIN VE BİRLEŞEN DAVANIN REDDİNE,
ASIL DAVA YÖNÜNDEN;
1-Alınması gereken 615,40-TL'nin davacı tarafından peşin yatırılan 23.051,49-TL'den tenzili sonucu fazla yatırılan 22.436,09-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara İADESİNE,
2-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde BIRAKILMASINA,
3-Davalı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ne göre takdir olunan 200.974,38-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak bu davalıya VERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa İADESİNE,
BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN;
1-Alınması gereken 615,40-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
2-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup, anlatıldı.
18/07/2025
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır