T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/677
KARAR NO: 2025/990
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 10/03/2022
KARAR TARİHİ: 22/10/2025
KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 24/10/2025
DAVA; Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan iş bu davanın dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle davalıya bir kısım mal satarak eksiksiz şekilde teslim ettiğini, tanzim olunan faturalara itirazın söz konusu olmadığını, Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin süregelen cari hesap ilişkisi nedeniyle 675.360,00 TL alacaklı olduğunu, davalının itirazı ile takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle: müvekkilinin faturaya ya da cari hesaba dayalı olarak davacıya borcunun bulunmadığını, tüm borcunu davacıya nakit, çek, mal karşılığı ya da başka yollarla ödediğini, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği tüm faturaların 2018 yılına ait olduğunu, müvekkilinin 10/05/2018 tarihinde alacaklı görünene banka yoluyla gönderdiği 47.500,00 TL ile davacıya herhangi bir borcunun kalmadığını, aksine 36,903,71 TL alacaklı konuma geçtiğini, davacının icra takibiyle ve huzurdaki davaya konu ettiği fatura tarihlerinden sonraki bir tarih olan 30/04/2018 tarihinde de müvekkili şirketin davacıya kestiği 50.000 TL değerindeki tediye makbuzuyla 11.949,59 TL alacaklı konuma geçtiğini, davacının 2019 Nisan tarihinde müvekkili şirkete borçlu durumda olmasına rağmen 2018 yılına ilişkin cari hesap alacağı olduğunu iddia ettiğini belirterek davanın reddine ve % 20’den aşağı olmamak üzere haksız takip tazminatına hükmedilmesine karar verilmesine talep etmiştir.
CEVABA CEVAP; Davacı vekili tarafından sunulan cevaba cevap dilekçesinde özetle: huzurdaki itirazın iptali davasını alacak davası olarak ıslah ettiklerini, cari hesaptan kaynaklı olarak davacının alacaklı durumda olduğunu belirtmiş ve ıslah dilekçesi ibraz etmiştir.
İKİNCİ CEVAP; Davalı vekili tarafından sunulan ikinci cevap dilekçesinde özetle: davacının takibe konu ettiği alacağını dayanağı olarak 2018 yılına ilişkin faturaları gösterdiğini, bu faturalara ilişkin bedelin ödendiğinin cevap dilekçesi ile ortaya konulmasının ardından davacının bu kez de davayı ıslah ile alacak davasına çevirdiğini, müvekkilinin davacıya borcunun bulunmadığını, ibraz edilen protokole göre şirket ortaklarının ortaklıklarını sona erdirirken bir protokol aktederek şirketin borç ve alacaklarını düzenlediklerini, geriye kalan yükümlülüklerini kayıt altına aldıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, ilamsız icra takibine itirazın iptali istemi ve ıslah yoluyla alacak davası olup, uyuşmazlığın; davacının cari hesap ilişkisi nedeniyle davacıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Mahkememizden verilen 09/11/2022 tarih ve ... Esas ... sayılı kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin 03/07/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla kaldırılmasına karar verilmiş olup, dava Mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır.
SMMM ... tarafından düzenlenen raporda, dava konusunun, davacının davalı ile olan ticari ilişki dolayısıyla oluşan cari hesap alacağının tahsili amacıyla yürüttüğü takibe yapılan itirazın iptali talebinden ibaret olduğu, davacı ve davalı tarafından sunulan ticari defterlerin T.T.K. ve V.U.K. hükümleri doğrultusunda sahipleri lehine delil niteliğine haiz olduğu, takibe ve davaya konu edilen cari hesap özetinde kayıtlı faturaların ve ödeme belgelerinin tarafların defterlerinde kayıtlı olduğu, tarafların defterlerinin birbiriyle örtüştüğü, davacının ticari defterlerine göre; davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 725.274,81 TL alacaklı göründüğü, davalının ticari defterlerine göre yine aynı tutarla davacıya borclu göründüğü, davalının ticari defterlerindeki kayıtlar nazara alındığında davacının düzenlemiş olduğu faturalar ile davacının takip konusu alacağına konu cari hesapta kayıtlı faturaların davalının kabulünde olduğunun değerlendirildiği, davacının davasında haklı görülmesi ve takibin devamına takdir edilmesi halinde, takip tarihi itibariyle davalıdan olan asıl alacağına faiz talep edebileceği, tarafların inkâr tazminatı ve diğer benzeri taleplerinin mahkemenin takdirinde olduğu, neticeten, incelenen ticari defterler, faturalar ve tüm dosya içeriği çerçevesinde takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 725.274,81 TL alacaklı olduğu belirtilmiştir.
Davalı vekili 2. Cevap dilekçesi ile; Müvekkil ..... Şirketinin 11.08.2020 tarihine kadar iki ortaklı bir yapıda faaliyet gösterdiğini, şirket ortakları ... ve ... (....) olduğunu, şirket ortaklarının 11.08.2020 "Şirket Hisse Devir Protokolü" ile şirket ortağı ...'in şirket ortaklığına son verildiği, bu tarihten sonra şirketin tek ortak ve yetkilisinin ... olduğunu, davacı ... Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketinin ortak ve yetkilisinin ortaklıktan ayrılan ...'ın babası olan ... olduğunu, ekte ibraz edilen protokolde görüldüğü üzere, şirket ortakları ortaklığı sona erdirirlerken bir protokol akdetmiş, şirketin borç ve alacaklarını düzenlemiş, geriye kalan hak ve yükümlülüklerini kayıt altına aldıklarını, protokolün şartlarını düzenleyen "Protokol Şartları" bölümünün 1. Maddesinde şirketteki hisselerini devir ile şirketten ayrılan ...'ın yükümlülüklerinin düzenlendiğini, maddede açıkça görüleceği görüleceği üzere ...'ın, müvekkili şirketin davacı ... Gıda Şirketine olan toplamda 759.534 TL tutarındaki borcun tamamını ödemeyi taahhüt etmiş ve borcu üstlendiğini, bir başka anlatımla ...'ın, ... Gıda Sanayinin davacıya olan borçlarını ödeyeceğini, bu borçtan şahsen kendisi sorumlu olduğunu açıkça beyan ve taahhüt ettiğini, TBK. 195 ve devam maddelerinde "Borcun Üstlenilmesi" hükümlerinin düzenlendiğini, ... ve ... arasında akdedilen "Şirket Hisse Devir Protokolü"nün yukarıda izah edilen yönüyle borcun üstlenilmesi sözleşmesi olduğu konusunda ihtilaf olmadığını, Protokolü imzalayanlara bakıldığında ise ...'ın babası ve davacı şirketin yetkilisi ...'ın kefil sıfatıyla protokolü imzaladığı görülecektir. ...'ın şirket yetkilisi olarak attığı bu imza, TBK 196 tahtında değerlendirildiğinde iç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya bildirilmesi ve alacaklının bu öneriyi açıkça kabul etmesi anlamına geldiğini, davalı şirketin davacıya herhangi bir borcu olmaması sebebiyle davanın reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda, ihtilafa konu borcun, borcun üstlenilmesi hükümlerince ... tarafından üstlenilmesi ve bu sebeple müvekkili davalı şirketin borçtan sorumlu tutulamayacağını ileri sürüp dilekçe ekinde "Şirket Hisse Devir Protokolü"nü ibraz ettiği görülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2023 tarih 2022/11- 454 Esas- 2023/1221 Karar sayılı ilamında; "Borcun üstlenilmesi somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Kanun'un 173 ilâ 181 inci maddeleri arasında “Borcun nakli” başlığı altında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde; borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur. Gerçekten de borcun üstlenilmesinde; borcu üstlenen, kendisinin daha önce dâhil olmadığı ve bu anlamda tamamen dışında olduğu bir borç ilişkisinde, borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçmesi hâli söz konusudur. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi, belirli bir borç için borçlunun değişmesini konu edinmektedir.
Borcun iç üstlenilmesi, üçüncü kişinin, borçlu ile yaptığı sözleşme ile onu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı taahhüt etmesini ifade eder. Böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaz; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukuki bağ kurmaya yetmez. Bu husus 818 sayılı Kanun'un 173/1 inci maddesinde “Bir borçluya karşı yapılan, borcun nakli taahhüdü, müteahhidi ya borcu tediye etmek yahut alacaklının rızasını istihsal ederek borcu üzerine almak suretiyle borçlunun beraetini tahsile mecbur eder” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukuki ilişkiden ibaret kalır (S. Sulhi Tekinay, Sermet Akman, Haluk Burcuoğlu, Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 269).
Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olup bununla borçlu borcundan kurtulur ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu olarak geçer. Borcun dış üstlenilmesi 818 sayılı Kanun'un 174/1 inci maddesinde “Evvelki borçlunun yerine yenisinin kaim olması ve borçtan beraeti borcun nakli müteahhidi ile alacaklı arasında yapılacak akit ile vukubulur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun dış üstlenmesi, alacaklı ile borcu üstlenen arasında söz konusu olmakta ve borç ilişkisi varlığını sürdürdüğü hâlde borç, eski borçludan yeni borçluya (borcu üstlenene) geçmektedir. Bu itibarla borcun dış üstlenilmesi, gerçek anlamda borcun üstlenilmesini ifade etmektedir. Borcun üstlenilmesi alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan bir sözleşme olup borçlunun bu sözleşmeye katılması gerekmediği gibi buna muvafakat etmesi de gerekmez. Hatta alacaklı ve borcu üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen böyle bir sözleşmeyi yapabilirler. Zira üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür. Öte yandan borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi değildir. Taraflar diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi yapabilirler. Her türlü borç, kural olarak borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturabilir. Bu kapsamda gelecekte doğması muhtemel borçlar, şarta bağlı borçlar, nizalı borçlar, seçimlik borçlar, kısmi borçlar, müteselsil borçluluktaki borçlar, zamanaşımına uğramış borçlar da borcun üstlenilmesine konu olabilir. Dolayısıyla asıl borçlunun belirli bir sürede borcunu ödememesi hâlinde bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere şarta bağlı olarak da borcun üstlenilmesi mümkündür. Borcu üstlenilmesinde eski borçlunun şahsına bağlı olmayan ve ona karşı doğmuş bulunan her türlü fer'î hak borcu üstlenene karşı da ileri sürülebilir. Bu kapsamda eski borçlunun bizzat kurmuş olduğu teminatlar, eski borçlu zamanında işlemiş ve muaccel hâle gelmiş olan faiz, cezai şart ve sözleşmenin ihlâlinden doğan tazminat talepleri ile işleyecek faizler borcu üstlenen hakkında da geçerli olur. Bununla birlikte kefillerin sorumlulukları ile üçüncü kişilerin borca teminat olarak kurmuş oldukları rehin dolayısıyla sorumlulukları, ancak bunların borcun yüklenilmesine muvafakat etmeleri hâlinde devam eder (818 sayılı Kanun md. 176/2).
Borcun üstlenilmesi ile borcun içeriği değişmez ve borcu üstlenen eski borçlunun yerine geçerek borçlu sıfatını kazanır. Borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan def'iler de borcu üstlenene geçer (818 sayılı Kanun md. 177/1). Borç ilişkisinden kaynaklanan def'iler, üstlenilen borcun doğumuna, geçerliliğine, ortadan kalkmasına ya da sona ermesine ilişkin def'ilerdir. Borcun üslenilmesi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça borcu üstlenen eski borçluya ait kişisel def'ileri alacaklıya karşı ileri süremez (818 sayılı Kanun md. 177/2).
Hemen belirtilmelidir ki, borcun üstlenilmesi sözleşmesi, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılması nedeniyle kefalet sözleşmesine ve üçüncü kişinin fiilini taahhüde benzese de bu iki sözleşmeden çok temel farklıları bulunmaktadır. Kefalet sözleşmesinde kefil; esas borca bağlı, fer'î ve tali bir borç üstlenir. Fer'î olmak, kefaletin ayırıcı karakteridir. Borcun üstlenilmesinde ise üstlenen, asıl borçluyu borcundan kurtaracak şekilde borcu üstlenmekte ve borcun asli borçlusu hâline gelmektedir. Bu anlamda, borcun üstlenilmesi, borçlunun borcuna kefil olmaktan tamamen farklıdır. Zira kefalet, asıl borçluyu borcundan kurtarmaz. Öte yandan üçüncü kişinin fiilini taahhütte, borçlu alacaklıya kendi edimini değil, bir üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte, üçüncü kişinin fiilini ifa etmemesinin riskini üstlenmektedir (818 sayılı Kanun md. 110). Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini taahhüt eden, üçüncü kişi tarafından fiilin gerçekleştirilmemesi nedeniyle doğan zararı gidermekle yükümlü olup ayrı bir borç söz konusudur. Oysa borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, asıl borçlunun yerine geçerek borçlunun edimini ifa ile yükümlüdür. Nitekim aynı hususlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli ve 2020/11-649 Esas, 2022/197 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır."
Dava, ilamsız icra takibine itirazın iptali ve ıslah yoluyla alacak davası olup, uyuşmazlığın davacının cari hesap ilişkisi nedeniyle davacıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarına ilişkin olduğu anlaşılmakla taraf ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış olup, her iki taraf ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 725.274,18 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. 11.08.2020 "Şirket Hisse Devir Protokolü" ile şirket ortağı ... ...'in şirket ortaklığına son verilmiştir. Düzenlenen protokolde "Protokol Şartları" bölümünün 1. maddesinde şirketteki hisselerini devir ile şirketten ayrılan ...'ın yükümlülüklerinin düzenlendiği. maddede ...'ın davacı ... Gıda Şirketine olan toplamda 759.534 TL tutarındaki borcun tamamını ödemeyi taahhüt ettiği , bu borçtan şahsen kendisinin sorumlu olduğunu açıkça beyan ve taahhüt ettiği, ...'ın babası ve davacı şirketin yetkilisi ...'ın kefil sıfatıyla protokolü imzaladığı anlaşılmaktadır. ...'ın şirket yetkilisi olarak attığı bu imza, TBK 196 tahtında değerlendirildiğinde iç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya bildirilmesi ve alacaklının bu öneriyi açıkça kabul etmesi anlamına gelmektedir. Zira, protokolü kefil sıfatıyla imzalayan ...'ın şirket yetkilisi olarak attığı imza ile borcun üstlenilmesi alacaklıya bildirilmiş sayılacağından açılan davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
AÇILAN DAVANIN REDDİNE,
1-Alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 6.204,77-TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 5.589,37-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
2-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA,
3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafça sarf edilen tebligat ve müzekkere gideri toplam 129,00-TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı yararına karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 105.250,00-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, yapılan yargılama neticesinde kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize müracaatla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup, anlatıldı. 22/10/2025
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır