T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2017/1155
KARAR NO: 2019/699
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 15/12/2017
KARAR TARİHİ: 27/06/2019
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 03/07/2019
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 15/12/2017 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde;Davalı borçlunun müvekkili şirket ile ticari faaliyetlerinin söz konusu olduğunu, bu ticari faaliyetler karşılığında da davalı müvekkili şirkete borçlandığını, fatura bedellerinin ödenmemesi üzerine müvekkili şirket tarafından davalı borçluya Bakırköy .......İcra Müdürlüğü'nün....... Esas sayılı dosyası ile cari hesap ve fatura alacağına dayalı olarak borçlu aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak karşı tarafça hukuka aykırı bir şekilde takibe, borca ve tüm ferilerine itiraz edildiğini, davalı tarafın yapmış olduğu bu itirazın yerinde olmadığını, davalı tarafın müvekkili şirkete borçlu olduğunu ve ticari defter kayıtları incelendiğinde müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunun ortaya çıkacağını, davalı tarafın haksız ve kötü niyetli itirazının iptali için iş bu davanın açıldığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalının Bakırköy ......İcra Müdürlüğü'nün....... esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini, takibin takip talebindeki şartlarla devamını, davalı yanın %20'den aşağı olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, tüm yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili tarafından mahkememize sunulan 10/01/2018 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle;Davacı tarafın müvekkili ile ticari ilişki içerisinde bulundukları ve cari hesap ilişkisine dayanarak takip başlattıklarını ve buna haksız olarak itiraz edildiğini öne sürdüğünü, davacı tarafın herhangi bir sözleşme sunmamasının bu durumu açıklar nitelikte olduğunu, müvekkili davacının hiçbir şeklide bir cari hesap sözleşmesi imzalamadığını, buna rağmen davacının arada mevcut olmayan cari hesap ilişkisine dayanmasının mümkün olmayacağını, müvekkilinin davacı yana herhangi bir borcununu bulunmadığını, ayrıca davacının icra inkar tazminatı talebinin de haksız olduğunu, soyut alacak iddiasının ne sözleşme nede fatura ile ispatlanmadığından ve likit olmayan belirsiz bir alacak iddiasına itiraz etmekte müvekkilinin haklı olduğunu, sonuç olarak davacının haksız ve hukuka aykırı davasının reddini, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatını, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE:
Dava,davacının,faturaya dayalı bakiye cari hesap alacağının tahsili için davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.
Bakırköy .......'nci İcra Müdürlüğü'nün....... esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhine ¨308.011,11 asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsili için faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu vekilinin süresinde, borca itiraz ettiğini belirterek takibin durmasına sebebiyet verdiği,İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği,bu kararın alacaklıya tebliğ edilmediği,davanın yasal bir yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222 nci maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış,bilirkişi Bilirkişi ....... tarafından mahkememize sunulan 10/08/2018 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacı tarafın dava konusu döneme ait 2017 hesap yılı defterlerinni e-defer olarak usulüne uygun, faturaları ile uyumlu tutulduğu, envanter defterinin noter açılış onayının yapıldığı, beratlarının/mali mühürlerin tamamının alındığı, davacı taraf 2017 hesap yılı defterlerinin sahibi lehine delil niteliğinin mahkemenin takdirinde olduğu, davacı tarafın takip ve dava konusu faturasının e-temel fatura olduğu, davalı tarafın itirızının faturalara değil, borca olduğu, davacı tarafın BS formlarını süresinde vergi dairelerine verdiği, takip ve dava konusu faturaların davacı şirketin yasal ticari defterlerine kayıt olduğu, fatura ve muhteviyatına ve bedeline davalı tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığı, T.T.K 23/3 mad.göre 8 gün içinde itiraz edilmeyen faturaların kabul edilmiş sayıldığı, davalı tarafça dava dosyasına bu yönde bir belgi sunulmadığı, davacı tarafın incelenen ticari defterlerine göre davalı taraftan; icra takip tarihi itibariyle (27/11/2017) davalı taraftan: ¨308.011,11 alacaklı olduğunu (dava, 15/12/2017 tarihi ile ve..) 31/12/2017 tarihi itibarı ile kapanış (mad:13518) maddesinde davacı tarafın davalı taraftan ¨349.442,03 alacaklı olduğunun tespit edildiği, icra tarihinden itibaren davalı tarafından davacıya yapılmış herhangi bir ödeme kaydı bulunmadığı, davalı taraf defterleri incelemeye ibraz edilmediğinden, davacı taraf defter ve kayıtları ile faturasına itibar edilmesi gerektiği, bu duruma göre; davalı tarafın "yerinde inceleme" ye defter ve belgelerini ibraz etmiş olması hususunda HMK.222 maddesi hükmünün takdir ve değerlemesinin mahkemeye ait olduğu, tarflar arasında ödeme tarihleri ve temerrüt ile ilgili herhangi bir sözleşme veya davacı tarafından davalı tarafa gönderilmiş herhangi bir borç ihtarnamesi olmadığı, faturaların 90 gün vadeli olduğu (icra takip tarihi ile son fatura hariç- 24/01/2018 vadeli ve 2.383,93 TL) tamamının muaccel olduğu, davacı taraf, takip talebinde işlemiş faiz talebinde bulunmadığı, temerrüdün takip tebliğine itiraz tarihi olan (01/12/2017) itibarıyla oluştuğu, takip talebinde alacaklının, asıl alacağa işleyecek %9.75 ticari avans faizi talebinin yerinde ve değişen oranlarda uygulanabileceği, alacağın itiraza uğramayan faturaya dayalı likit alacak olması, icra takibine rağmen hem takip dosaysı hem de dava dosyasına geçerli bir itiraz nedeni ileri sürülmemesi nedeniyle; %20 icra inkar tazminatı şartlarının oluştuğu, bu nedenle ; davacının %20 icra inkar tazminatı talebinin mahkemenin takdirinde olduğu görüş ve kanaati ile rapor sunulmuştur.
Bilirkişi ....... tarafından mahkememize sunulan 14/02/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle;Davalı tarafından belirtilen şekilde 2017 hesap yılı defterlerinin Vergi Dairesine veya Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına ibraz edilmediği, anılan kurum bünyesinde bulunmadığı,(defterlerin e-defter olduğu anlaşıldığı) bu nedenle de devalı şirketin 2017 yılı defter ve belgelerinin tarafınca incelemesinin yapılamadığı, kök rapordaki a, b, c, d bendlerindeki görüş ve kanaatinde değişecek herhangi bir husus bulunmadığı, kök rapordaki e, fe, g maddelerindeki görüş ve kanaatinin değerlemesinin mahkemeye ait olduğu şeklinde rapor sunmuştur.
Dava itirazın iptali davasıdır.Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 67.maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlayan bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilebilir.(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219,223) Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağının olduğunu iddia eden taraf bunu usulü dairesinde ispat etmesi gerekir. İspatın konusu , ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu 6100 sayılı HMK.nun 187 ,190 ve 200'ncü maddelerinde açıkça belirtilmiştir.
İspatın konusu HMK.nun 187'nci maddede “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” Şeklinde belirtilirken, ispat yükünün kimde olduğu ise HMK.nun 190'ncı maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”düzenlemesi ortaya konmuştur.
İspat vasıtaları ise HMK.nun 200'ncü maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”düzenlemesi ile ispatın nasıl yapılacağı gösterilmiştir.
Akdi ilişki taraflar arasında düzenlenen bir sözleşme ile , faturaya konu malların teslim edildiğine dair bir irsaliye , teslim fişi ve teslim alındığına dair yazılı bir belge ile ispat edilebilir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/07/2011 tarihli kararında “Hemen belirtmelidir ki, satılanın tesliminin “hukuki işlem” niteliğinde olup, buna ilişkin savunmanın hangi delillerle kanıtlanabileceğinin belirlenmesinde, hukuki işlemlerin varlığının kanıtlanmasına ilişkin genel usul hukuku kurallarının (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288 ve devamındaki hükümler) göz önünde tutulması gerekir.Bunun sonucu olarak ta; herhangi bir hukuki işlem gibi, teslim de anılan hükümdeki senetle (yazılı delille) ispat kuralı çerçevesinde, ilişkin bulunduğu malın miktar ve değerine göre belirlenmelidir. (Kuru Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 1990 5.basım,C:2,S:1534, S:1603, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06/11/2002 gün 2002/13-875 E., 2002/885 K. sayılı ilamı da bu yöndedir.).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre “faturanın onu teslim alan muhatabı borç altına sokabilmesi için her şeyden evvel borç doğurucu bir hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatabı tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya 8 gün içinde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklinde görüş hem mantıki hem de hukuki dayanaktan yoksun olur. O halde öncelikle taraflar arasında böyle bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının göz önünde tutulması zorunludur.”Akdi ilişki ispat edilemediği sürece davacının davalı adına fatura düzenlemesi ve ticari defterlerine göre bu faturalar nedeniyle alacaklı gözükmesinin davalıyı bağlayıcı bir yanı yoktur. "
Örneğin faturalara dayalı olarak karşı taraftan alacaklı olduğunu iddia eden taraf faturadaki mal ve hizmetin karşı tarafa teslim edildiğini belge ile ispat etmelidir.Tek taraflı düzenlenen faturalar hiçbir zaman bir akdi ilişkiyi ispat vasıtası olmayıp , akdi ilişkinin ifası aşamasında düzenlenen bir belgedir.Bu nedenle faturanın geçerli olabilmesi için teslime dair belge sunulamaması durumunda faturaların karşı tarafın defterlerinde de kayıtlı olması gerekir.
Takibe konu faturalar incelendiğinde faturaların e-fatura şeklinde düzenlendiği görülmüştür.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257'nci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.
Bu çerçevede, Vergi Usul Kanununun Maliye Bakanlığına tanıdığı yetkilere istinaden, yaygın olarak kullanılan belgelerden biri olan faturanın elektronik belge olarak düzenlenmesi, elektronik ortamda iletilmesi, muhafaza ve ibraz edilmesine ilişkin usul ve esaslara 397, 416, 421, 424 ve 433 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile 58 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde yer verilmiştir.
Mezkur Kanun uyarınca kâğıt ortamında düzenlenmek, muhafaza ve ibraz edilmek zorunluluğu bulunan faturanın elektronik ortamda düzenlenmesi ve ikinci nüshasının elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesine imkân tanıyan e-Arşiv Uygulamasına ilişkin usul ve esasların düzenlendiği 433 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin; “15- 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile Getirilen e-Fatura Uygulamasına Kayıtlı Mükellefler Arasında Yapılan Satışlar” başlığı altında ; “e-Fatura Uygulamasına kayıtlı kullanıcılara düzenlenecek elektronik faturada, düzenleme tarihi yanında düzenleme zamanının da saat ve dakika olarak gösterilmesi halinde elektronik faturanın kâğıt çıktısı irsaliye yerine geçer. Söz konusu kâğıt çıktıya "İrsaliye yerine geçer." ifadesinin yazılması ve kâğıt çıktının satıcı veya yetkilisi tarafından imzalanması zorunludur. Ancak bu imkândan yararlanabilmek için elektronik faturanın malın teslimi anında düzenlenmesi gerekir.
Hizmet ifasına konu e-faturanın satış anında düzenlenmesi halinde, söz konusu kâğıt çıktının talep eden müşteriye verilmesi zorunludur.” ifadelerine yer verilmiştir.
Anılan Tebliğin 16. Bölümünde ise;
" a) 14/12/2012 tarihli ve 28497 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 421 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile değişen 5/3/2010 tarihli ve 27512 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin üçüncü bölümünün son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı mükelleflerin birbirlerine sattıkları mallar ve ifa ettikleri hizmetler için düzenledikleri faturaları 1/4/2014 tarihinden itibaren elektronik fatura olarak göndermeleri ve almaları zorunludur. Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükellefler kayıtlı olmayan mükelleflere yaptıkları mal teslimi ve hizmet ifası için genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenlemeye devam edeceklerdir.”
b) 14/12/2012 tarihli ve 28497 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 421 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 3.1.3 bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bu Tebliğ kapsamında zorunluluk getirilen mükelleflerin birbirlerine sattıkları mallar ve ifa ettikleri hizmetler için düzenledikleri faturaları 1/4/2014 tarihinden itibaren elektronik fatura olarak göndermeleri ve almaları zorunludur." hükmü yer almaktadır.
Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Gelir İdaresi Başkanlığı ile elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükelleflerin aralarında yapmış oldukları mal ve hizmet alım satımları nedeniyle düzenlemek zorunda oldukları elektronik faturalarda, düzenleme tarihi yanında düzenleme zamanının da saat ve dakika olarak gösterilmesi suretiyle elektronik faturanın alınacak kâğıt çıktısı üzerine "İrsaliye yerine geçer." ifadesinin yazılması ve satıcı veya yetkilisi tarafından imzalanması halinde herhangi bir izne gerek bulunmadan irsaliye olarak kullanılması mümkün bulunmakta olup somut uyuşmazlıkta da takibe konu faturalar e-fatura olarak düzenlendiğinden ve irsaliye yerine geçtiğinden faturada bahsi geçen malların davalıya teslim edildiği olgusu ihtilafsızdır.Her ne kadar ibraz edilen e-faturalarda davacı satıcı tarafından "İrsaliye yerine geçer." ifadesi yazılı değilse de davacının sattığı malın teslimine ilişkin olarak e-faturalara dayanması karşısında e-faturaların üzerinde belirtilen ibarenin yer almaması bu faturaların irsalıye olarak kullanılmayacağı anlamına gelmemektedir.
Tüm bu belirlemeler ışığında somut olaya döndüğümüzde;davacı tarafından davalı adına düzenlenen ve takibe konu edilen faturaların e-fatura olup buna göre davalının yasal ticari defterlerinde kayıtlı olduğu,davacının takibe konu bu faturalardaki malları davalıya tesim ettiği,e-faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğunun ispat edildiği,neticeten davacının,takip ve dava tarihi itibariyle ,davalıdan ¨308.011,11 alacaklı olduğu anlaşıldığından, davanın kabulü ile davalının itirazın iptaline ve devamına karar vermek gerekmiştir.
Davalının aleyhine girişilen icra takibinin tamamına haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiği,dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi faturadan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu,bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesi gerektiği,davalı taraf davacının kötüniyetli olarak icra takibine giriştiğini ispat edemediğinden davalı vekilinin koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine,karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın KABULÜ ile; davalının Bakırköy ....... İcra Müdürlüğü'nün....... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın ¨308.011,11 asıl alacak yönünden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA,
2-Asıl alacağın % 20'si üzerinden hesap edilen ¨61.602,22 icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
3-Davalı vekilinin kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE,
4-Alınması gerekli ¨21.040,24 karar ve ilam harcından peşin alınan ¨3.720,00 harcın mahsubu ile bakiye ¨17.320,24 harcın davalıdan alınarak hazineye İRAT KAYDINA,
5-Davacı tarafından ödenen ¨31,40 Başvurma Harcı ile ¨3.720,00 Peşin Harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davacı tarafından yapılan tebligat+posta ücreti ¨159,00, bir bilirkişi inceleme ücreti ¨943,00 olmak üzere toplam ¨1.102,00 yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
7-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen ¨24.430,67 ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
8-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan ¨510,00 yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
9-Davalı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde davalıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı,davalı vekili ile davalı şirketin yokluğunda oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.27/06/2019
BAŞKAN ...
¸e-imzalıdır
ÜYE ...
¸e-imzalıdır
ÜYE ...
¸e-imzalıdır
KÂTİP .......
¸e-imzalıdır
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."