T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/555
KARAR NO : 2024/469
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/06/2022
KARAR TARİHİ : 09/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 22/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekilinin Bakırköy nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 16/06/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Davacı şirketin dış ticaret alanında faaliyet gösterdiğini, 2020 yılı Ocak ve Şubat aylarında ortaya çıkan Corona virüs salgını nedeniyle, sağlık ve medikal ürünleri satın almak için davalı .... firması adına hareket eden ....isimli kişi ile iletişime geçildiğini, bazı ticari alım ve satımlar yapıldıktan sonra müvekkilinin davalı ... yetkilisine maske hammaddesi olarak kumaş almak istediğini söylediğini, davalı ... yetkilisinin kumaşı temin edebileceğini söyleyerek müvekkilini diğer davalı ... yetkilisi ile tanıştırdığını, müvekkiline 60 ton kumaş verebileceklerini söylediklerini, davalı ... ile müvekkili arasında 12.03.2020 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmeye göre 60 ton kumaşın 1.920.000,00 USD karşılığında, ....'de ödemenin yapıldığı günü takip eden 30 gün içinde teslim edileceğini, davalıların ellerinde 30 ton kumaş olduğunun hemen gümrük işlemlerine başlayacaklarını söylediğini, müvekkilinin 975.000,00 USD'yi davalı ... şirketinin banka hesabına gönderdiğini ve sevkiyatın başlamasını istediğini, davalılar ödemeyi aldıktan sonra gümrük problemi, fabrika üretim sorunları, malın bedelinin artması ve ihracat sınırlamaları gerekçeleri ile mal teslimini sürekli ertelediklerini, davalıların müvekkilinin bu şekilde oyaladıktan sonra kalan paranın ödenmediğini ileri sürerek, malın fiyatının yükseldiğini, müvekkilinin peşin ödediği malları başkasına sattığını, beklemek zorunda olduğunu, yoksa mal vermeyeceğini ve malları satmadan parasını da vermeyeceğini söyleyip müvekkilini beklemeye mecbur ettiklerini, davalıların mal teslimi yapmadığı gibi müvekkilinin ödemiş olduğu bedelin iadesini yapmadığını, neticede; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile fiili ödeme tarihindeki kur esas olmak üzere şimdilik 1.000.000,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Dava dilekçesi ile eklerinin usulüne uygun olarak davalılara tebliğ edildiği, davalıların cevap dilekçesi sunmadıkları görüldü.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişiler ... ve DOÇ. DR. ... tarafından mahkememize sunulan 24/02/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacı tarafından davalı ...'e toplam 601.260,61 USD, dava dışı ....'den de davalı ...'e toplam 374.535,23 USD gönderildiği, yapılan tespitler davalıya ait banka ekstrelerinden yapıldığından, gönderilen dövizin TL'ye çevrilmesinde görülen kur farkı nedeniyle küsuratlı rakamlar tespit edilmiş olup, davacı tarafından davalı ...'e 600.000,00 USD, dava dışı ....den davalı ...'e 375.000,00 USD gönderildiğini söylemenin mümkün olduğu, tarafların da kabulünde olduğu üzere sözleşmeye konu edilen kumaşların ifası muhtelif sebeplerle yerine getirilemediği; huzurdaki davanın açılması, zımnen sözleşme ilişkisinin sona ermesi sonucunu doğuracağından tarafların, sözleşmenin yerine getirileceği düşüncesi ile ifa ettikleri edimleri birbirlerine iade etmelerinin gerektiği, dosya münderecatından davalı şirketler tarafından davacı şirkete karşı sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilmesi kapsamında iadeye konu olabilecek herhangi bir edime rastlanılmadığı, bu yönü ile davacı şirket tarafından iadeye konu olabilecek bir edimin bulunmadığı; buna karşın, davacı tarafından davalı ...'e 600.000,00 USD, dava dışı ...'den davalı ...'e 375.000,00 USD gönderildiği hususu nazara alındığında davalı şirket ...'in bahse konu bedelleri iade etmesi gerektiğinin düşünüldüğü, huzurdaki davanın davacısına iade edilmesi gereken tutar 600.000,00 USD olduğu; zira dava dışı ...'den davalıya gönderilen 375.000,00 USD, huzurdaki davanın davacısına değil, dava dışı ...'e iadesinin gerekeceği, dosyaya mübrez belgelerden tarafların sözleşme ile bir faiz oranı kararlaştırmadıklarının müşahede edildiği, hâl böyle olunca somut olay özelinde davalı ... tarafından yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vâdeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uyarınca iade edilmesi gerektiğinin düşünüldüğü; bu sebeple dava konusu bedel, davalı ...'e 10.03.2020 ilâ 16.03.2020 tarihleri arasında gönderildiğinden ilgili dönemlere ilişkin olarak Devlet Bankalarının yabancı parayla açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranları ilgili kamu bankaların genel müdürlüklerine müzekkere yazılması ve müzekkere sonucu celbi gerçekleşecek belgelerdeki oranlar üzerinden yaptırılacak inceleme ile sonuca ulaşılması gerektiğinin düşünüldüğü yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler ...ve DOÇ. DR. ...tarafından mahkememize sunulan 17/01/2024 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Davalı ... tarafından ürünlerin davacıya iade edilememesinde davalının herhangi bir kusurunun bulunmadığı yönünden itirazda bulunulduğu, ancak sözleşme ile üstlenilen edimin ifası kapsamında davalıya teslim edilen ve fakat sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle davacıya iade edilmeyen ürünlerin sözleşmenin taraflardan birinin kusuru neticesinde sona erip ermemesi noktasında herhangi bir önem arz etmediği, zira huzurdaki dava, kusur sorumluluğu, bir başka ifade ile tazminat talebine değil, müşkiyeti davacıya ait olan ürünlerin bedellerinin iadesine, bir başka anlatımla alacak davasını konu edindiği, bu yönüyle kök raporda da irdelendiği üzere davacı tarafından davalı ...'e 600.000,00 USD, dava dışı ...'den davalı ...'e 375.000,00 USD gönderildiği, dolayısıyla davalı şirket ...'in bahse konu bedelleri iade etmesi gerektiğinin düşünüldüğü, ancak huzurdaki davanın davacısına iade edilmesi gereken tutarın 600.000,00 USD olduğu, somut olay özelinde davalı ... tarafından 600.000,00-USD'nin yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vâdeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uyarınca iade edilmesi gerektiğinin düşünüldüğü, bu sebeple Yargıtay kararlarında da işaret edildiği üzere (dava konusu bedel, davalı ...'e13.03.2020 ilâ 16.03.2020 tarihleri arasında gönderildiğinden) ilgili dönemlere ilişkin olarak Devlet Bankalarının yabancı parayla açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranının talep edilebileceğinin düşünüldüğü, davacının ilk 300.000,00 USD yönünden 13.03.2020 tarihinden, diğer 300.000,00 USD yönünden ise 16.03.2020 tarihinden itibaren faiz talep edebileceği yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişi .... tarafından talimat mahkemesi olan Mersin .... Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda özetle ; .... Enerji Ltd. Şti'nin 2020 yılı defterlerinin genel kabul görmüş muhasebe standartları, muhasebe sistemi uygulama genel tebliğ hükümlerine uygun olarak tutulmadığı, Davalı ... Enerji Ltd. Şti 2021 Yılı Defterlerini İncelenmeye ibraz etmediği, davalı ... Enerji Ltd. Şti 2020 Yılı Defterlerin İncelenmesinde diğer davalı ... A.Ş. arasında ticari ilişki olduğu ve bu ticari alışverişten dolayı 31.12.2020 tarihi itibari ile diğer Davalı ... A.Ş.'nin Davalı .... Enerji Ltd. Şti'den 14.819,15-TL alacağı olduğu, davalı .... Enerji Ltd. Şti 2020 Yılı Defterlerin İncelenmesinde Davacı .... Ticaret Şirketi arasında ticari ilişki olmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmiştir.
Bilirkişi ... tarafından talimat mahkemesi olan Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda özetle ; Davalının 2020-2021 Yılları Ticari defterlerin H.MK. 222. maddesinde belirtilen ticari defterlerin İbrazı ve Delil olma şartlarını taşıdığı, davalının Ticari defterlerinin Genel kabul görmüş muhasebe standartlarına uygun olarak kaydedilmiş olduğu, davalı ...Anonim Şirketi davacı .... Ticaret Şirketinden almış olduğu avansa dair toplamda 3.798.540,00 TL turlarındaki 2020 Ticari defterlerine kayıt ettiği, davacı .... Ticaret Şirketinin, davalı ... Anonim Şirketi'ne 13.03.2020 tarihinde .... Bankası hesabına göndermiş olduğu 300.000.005 karşılığı 1.880.550,00TL tutarın kayıtlarda olduğu tespit edilmiş olup dava tarihi olan 16.02.2022 tarihine kadar dolar bazında hesaplanması sonucunda 4.080.960,00 TL olduğu, davacı .... İthalat Ve İhracat Ticaret Şirketinin, davalı ... Anonim Şirketi'ne 13.03.2020 tarihinde .... Bankası hesabına göndermiş olduğu 300.000,005$ karşılığı anapara 1.880.550,00TL hesaplanan faiz 560.597,11TL Ödenecek Toplam Tutarın 2.441.147,11TL tespit edildiği, davacı ... Ticaret Şirketinin, davalı ... Anonim Şirketi'ne 16.03.2020 tarihinde ... Bankası hesabına göndermiş olduğu 299.986,005 karşılığı 1.917.990,00 TL tutarın kayıtlarda olduğu tespit edilmiş olup dava tarihi olan 16.02.2022 tarihine kadar dolar bazında hesaplaması sonucu 4.080.770,00 TL olduğu tespit edildiği, davacı ....Ticaret Şirketinin, davalı ... ... Anonim Şirketi'ne 16.03.2020 tarihinde .... Bankası hesabına göndermiş olduğu 299,986,00S karşılığı anapara 1.917.990,00TL hesaplanan faiz 569.590,48TL Ödenecek Toplam Tutarın 2.487.580,48TL olduğu, sonuç olarak dava konusu firmalar arasında Ticari münasebetin olduğu, ... Ticaret Şirketi'nin Davalı ... ... Anonim Şirketinden 8.161.730,00TL alacağının olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmiştir.
Somut olayda,davacı şirket ile davalı ... arasında 12.03.2020 tarihli sözleşmenin akdedildiği,sözleşme uyarınca ,davacının edimini yerine getirmesine karşın davalıların kumaş teslim borçlarını yerine getirmediklerinden bahisle sipariş avansı olarak ödenen paranın davalılardan tahsili talep edilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle borçlu temerrüdünden söz edilmesi faydalı olacaktır.
Geniş anlamda borçlu temerrüdü (borçlunun direnimi) borçlunun sözleşmeye aykırı davranması, borcunu ifa etmemesi demektir. Bu hâlde ifa olanağı bulunmasına rağmen kararlaştırılan zaman geldiği ve uyarıldığı hâlde borçlu borcunu ifa etmemektedir.
Borçlunun temerrüdüne ilişkin düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 117 ilâ 126. maddelerinde yer verilmiştir.
Genel olarak borçlu temerrüdünde aranan ilk şart “edimin ifa olanağı bulunması” dır. Şayet edimin ifası objektif olarak imkânsızsa borçlu temerrüdünden söz edilemez. Borçlu temerrüdünde aranan diğer bir şart da “borcun muaccel olması”dır. Borç istenebilir hâle gelmeden temerrütten bahsedilemez. Zira muacceliyet alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisini ifade eder. TBK’nın 117/1. maddesinde “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.” denilmektedir. Anılan maddeye göre, temerrüt için muacceliyet yetmemekte, kural olarak alacaklının ihtarı da aranmaktadır. İhtar, alacaklının talep iradesini borçluya ulaştırmasıdır.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde tarafların her ikisi de borç ilişkisinde hem alacaklı hem de borçlu durumundadır. Taraflardan her biri edimi ifa etmekle yükümlü olmakla beraber, diğer taraftan edimin ifa edilmesini de isteyebilecektir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüde düşmüş sayılabilmesi için TBK’nın 117. maddesinde sayılan genel şartların yanında ayrıca özel şartlar da aranmaktadır. Bunun nedeni bu tür sözleşmelerde temerrüdün borçlu yönünden daha ağır sonuçlara bağlanmış olmasıdır.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde genel şartlara ilaveten aranan özel şartlardan biri temerrüde düşen borçluya TBK’nın 123/1. maddesi gereğince süre verilmesidir. Alacaklı TBK’nın 125.maddesinde düzenlenen seçimlik haklardan yararlanmak istiyor ise temerrüde düşen borçluya uygun bir süre vermelidir.
Temerrüde düşen borçluya alacaklının uygun bir süre vermesi demek, temerrüde rağmen alacaklının belli bir süre içerisinde ifayı kabule rıza gösterdiğini bildirmesi demektir. Kuşku yok ki, Kanun uygun bir süre tayini suretiyle borçluyu temerrüdün sonuçlarından korumak istemiştir. Verilen sürenin uygun olup olmadığını saptamak için olayın özelliğinin gerektirdiği iyi niyet kurallarına riayet edilip edilmediğine bakmak gerekir.
Borç, alacaklının tayin ettiği süre sonunda da ifa edilmezse, ayrıca bir ihtara gerek olmadan TBK’nın 125. maddesindeki seçimlik haklardan biri kullanılabilir. Bu madde birlikte değerlendirildiğinde, iki tarafa borç yükleyen sözleşmeyle temerrüde düşen borçluya karşı, alacaklıya üç ayrı seçimlik hak tanındığı görülmektedir. Bunlar; aynen ifa ve gecikmeden dolayı tazminat isteme hakkı, aynen ifayı reddederek müspet zararını talep hakkı, sözleşmeyi feshederek menfi zararını isteme hakkı olarak sayılabilir.
Bununla birlikte TBK’nın 124. maddesinde sayılan nedenler söz konusu ise alacaklı, borçluya mehil vermeden de, yukarıda bahsedilen seçimlik haklarından birini kullanabilir. Bunlar; borçlunun hâl ve davranışından süre verilmesinin etkisiz olacağının anlaşılması, temerrüdün alacaklı yönünden aynen ifayı faydasız hâle getirmiş olması, sözleşmede ifa tarihinin kesin olarak saptanması hâlleri olarak sayılabilir.
Sözleşmenin feshi sözleşme ilişkisinin ileriye etkili olarak son bulmasıdır. Satım sözleşmeleri ani edimli sözleşmeler arasında sayıldığından sözleşmenin feshi kural olarak geriye etkili sonuç doğurur. Geriye etkili fesih hâlinde de sözleşmeden baştan itibaren dönüldüğünde taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre birbirlerinden talep edebilir ve sözleşme ile karşılıklı olarak üstlendikleri edimlerini ifadan kurtulurlar. Uygulamada her iki hâle de sözleşmenin feshi denilmekle birlikte doktrinde dönme ve fesih farklı anlamlarda kullanılıp değerlendirilmektedir.
Somut olayda, davacı, dava dilekçesi ile ödenen paranın iadesinin istenilmesi suretiyle geriye dönük fesih iradesinin ortaya konulduğunun kabulünü gerektirir.
Bu açıklamalardan sonra davacı alacaklının seçimlik haklarından olan müspet ve menfi zarar kavramlarının izahı da önemlidir.
Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Başka bir deyişle müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Tandoğan, Hâluk: Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul, 2010, s. 426). Örneğin, davacı davalının sözleşme gereği kabul ettiği fiyattan malı alamayınca başkasından ve daha fazla fiyatla almak zorunda kalması hâlinde bu iki fiyat arasındaki fark onun müspet zararıdır. Davacının mamelekinde, sözleşme yerine getirilseydi bulunacağı duruma göre bir azalma olmuştur. İşte müspet zarar bu iki bedel arasındaki farktan ibarettir.
Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur. Bu durumda sözleşme ortadan kalkmamakta, yalnızca alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır. Burada sözleşmenin feshedilmesinden değil, borcunun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu göz ardı edilmemelidir.
Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir deyişle, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Bu husus TBK’nın 125. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Anılan madde; “Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme feshedilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Dosyaya mübrez belgelerden davacı şirket ile davalı ... arasında 12.03.2020 tarihli sözleşmenin akdedildiği müşahede edilmiştir. Bahse konu sözleşme uyarınca 60 ton kumaşın 1.920.000,00 USD karşılığında, ödemenin yapıldığı günü takip eden 30 gün içerisinde davacı şirkete teslim edilecektir. Nitekim mali inceleme, tespit ve değerlendirmeler başlığı altında da detaylıca incelendiği üzere davacı tarafından davalı ...'e toplam 601.260,61 USD, dava dışı ....'den de davalı ...'e toplam 374.535,23 USD gönderildiği gözükmektedir. Yapılan tespitler davalıya ait banka ekstrelerinden yapıldığından, gönderilen dövizin TL'ye çevrilmesinde görülen kur farkı nedeniyle küsüratlı rakamlar tespit edilmişolup, davacı tarafından davalı ...”e 600.000,00 USD, dava dışı ....'den davalı ...'e 375.000,00 USD gönderildiğini söylemek mümkündür. Ancak tarafların da kabulünde olduğu üzere sözleşmeye konu edilen kumaşların ifası muhtelif sebeplerle yerine getirilememiştir. Huzurdaki davanın açılması, zımnen sözleşme ilişkisinin sona ermesi sonucunu doğuracağından tarafların, sözleşmenin yerine getirileceği düşüncesi ile ifa ettikleri edimleri birbirlerine iade etmeleri gerekir.
Dosya içeriğindeki belgelerden davacı-alacaklının borçlu-...'e,edimini yerine getirmesi için süre vermediği açıktır.Ancak TBK'nın 124.maddesinde süre verilmesini gerektirmeyen hâller sayılmış bu hâller somut olaya uygulandığında,öncelikle,malların teslimi için sözleşmede kesin vade öngörülmüştür.Ayrıca maske üretimi için kullanılacak kumaşların pandeminin bittiği dava tarihinde teslim edilmesi de alacaklı açısından faydasız olup borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşıldığından süre verilmeden alacağın tahsili yoluna gidilmesi borçlunun temerrüdünü ortadan kaldırmayacaktır.
Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde,davacı ile davalı ... arasında maske üretimi için kumaş alımı yönünde sözleşme ilişkisinin kurulduğu,sözleşme uyarınca davacının parasal edimlerini yerine getirmesine rağmen davalı ...'in sözleşmede belirtilen kumaşların teslimini yapmadığı,bu hâli ile borçlunun temerrüde düştüğü,TBK'nın 124.maddesinde belirtilen koşullar oluştuğundan davacının,bu davalıya süre vermesine gerek bulunmadığı,borçlu ...'in temerrüde düşmesi nedeniyle davacının,dava açmak suretiyle sözleşmeyi geriye doğru feshettiği ,bu fesih ile de,davacı sözleşmeden baştan itibaren dönüldüğünde taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre birbirlerinden talep edebilecek olup bu suretle davacı tarafından davalı ...'e ödenen 600.000,00 USD'nin tahsiline,davalı ...'in davacı ve davalı ... arasında imzalanan sözleşmeye taraf olmadığı,bu davalıya gönderilen bir paranın bulunmadığı ve bu davalının kumaşların teslim edilmemesinde ki rolü belirlenmeyip,sözleşmenin sadece tarafları bağlaması hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı .... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nederlerle;
A-)1-Davacının davalı ... ... A.Ş aleyhine açtığı davanın kısmen KABUL kısmen REDDİ ile; 600.000,00 USD alacağın 57.000,00 USD'sine dava tarihinden,kalan 543.000,00 USD'sine ise ıslah tarihi olan 13/03/2024 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden 1 yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki T.C merkez bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının bu davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
2-Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,
B-)1-)Davacının,davalı ... Enerji İmalat İth.İhr.San.ve Tic.Ltd.Şti.aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
3-Alınması gerekli 1.257.751,90 TL karar ve ilam harcından dava başında peşin alınan 17.077,50 TL harç ile ıslahen yatırılan 352.168,64 TL ıslah harcının mahsubu ile bakiye 888.505,76 TL harcın davalı ... ... A.Ş'den alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
4-Davacı tarafından ödenen 80,70 TL Başvurma Harcı ile dava başında peşin alınan 17.077,50 TL harç ile ıslahen yatırılan 352.168,64 TL ıslah harcı ile 11,50 TL vekalet harcının davalı ... ... A.Ş'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı tarafından yapılan 26 adet tebligat + posta ücreti 424,00 ile üç bilirkişi inceleme ücreti 10.000,00 TL olmak üzere toplam 10.424,00 TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 8.841,30-TL'nin davalı ... ... A.Ş.'den alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
6-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 488.124,13 TL ücreti vekaletin davalı ... ... A.Ş.'den tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
7-Davalı ... ... A.Ş. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre red edilen miktar üzerinden hesap edilen 300.881,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalı ... ... A.Ş'ye VERİLMESİNE,
8-Davalı ... Enerji İmalat İth.İhr.San.ve Tic.Ltd.Şti. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalı ... Enerji İmalat İth.İhr.San.ve Tic.Ltd.Şti.'ye VERİLMESİNE,
9-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 266,66 TL x 2 saat= 533,33 TL) X 3 = 1.600,00 TL arabulucuk ücretinden davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 1.357,12 TL'sinin davalı ... ... A.Ş.'den, 242,88TL' sinin ise davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA,
10-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 595,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalılar vekillerinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 09/05/2024
Başkan ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Katip ....
☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."