T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/234
KARAR NO: 2023/500
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 13/03/2023
KARAR TARİHİ: 25/05/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 12/06/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunduğu 13/03/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkilinin müteveffa .... ile beraber 1994 yılında dava dışı .... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketini kurduğunu, 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanununun o dönemde kuruluş için zorunlu kıldığı en az 5 ortak şartını sağlamak adına davalının annesi, ev hanımı olan dava dışı ....'i ve davalı ...'i göstermelik bir şekilde kağıt üzerinde şirkete ortak olarak aldıklarını, davalının şirkette bulunduğu sürede hangi sürede olursa olsun sürekli bir şekilde usulsüz işler içerisinde olduğunu, 2001 yılında ise şirkete yönetim kurulu başkanı seçildiğini, yönetim kurulu başkanlığınca çeşitli usulsüzlükler yaparak şirketi ve şirket paydaşlarını sürekli zarara uğrattığını ve bunların üzerini kapattığını, bu usulsüzlüklerin vergi dairesi tarafından da tespit edildiğini, usulsüzlük ve yolsuzlukların gün yüzüne çıktığını, davalının bu davranışları sebebi ile dava dışı şirket ile şirket ortaklarının büyük bir borç yükü ve vergi cezası ile karşı karşıya kaldıklarını, tüm borçların şirket hesabından çekildiğini ve şirket ortaklarının da bu hali ile zarara uğradığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin dava, talep ve alacak hakları saklı kalmak kaydı ile bilirkişi incelemesi sonunda ileride artırılmak sureti ile 30.000,00 TL maddi tazminatın davalı tarafından hissesi oranında müvekkiline ödenmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA :
Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 12/04/2023 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davacının davayı açmaktaki amacının müvekkili ile davacı arasındaki ailevi sorunlar, müteveffa baba müşterek muris ....'den kalan miras ve buna bağlı olarak davacının haksız olarak müteveffanın mirasının %75'ini istemesi ile gelişken kavgalar, davacının miras sebebiyle devamındaki ithamlarıyla açtığı onlarca dava ile müvekkilini bezdirmek istemesi olduğunu, zaman aşımı defi dikkate alındığında başkaca incelemeye gerek olmaksızın davanın reddinin gerektiğini, davacının iddialarının haksız ve gerçek dışı olduğunu, davacı müvekkilinin kusurunu ispatlayabilecek herhangi bir delili de dosyaya sunmadığını, bu yönüyle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının iddia ettiği usulsüzlükleri yapanın bizzat davacının kendisi olduğunu, davacının Küçükköy Vergi Dairesi incelemesi sırasında anlaşıldığı üzere kayıtdışı satışlar yaparak 2003 - 2005 yılları arasında zimmetine para geçirdiğinin anlaşıldığını, ve bunun haricinde yüz milyonlarca lirayı da zimmetine geçirdiğini, davacının tümü ile kötü niyetli olduğunu, iddia olunanların kendisinin kurgusu olduğunu, şirketin hesaplarının incelenmesi durumunda davacının tüm iddialarının yersiz olduğunun anlaşılacağını, kabul anlamına gelmemekle birlikte zararın davacıya ödenmesine karar verilemeyeceğini, bu nedenlerle öncelikle yetkisizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini, zamanaşımı iddialarının göz önüne alınarak davanın reddini, ispata yarar bir delil sunulmadığından davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE:
Dava, anonim şirket ortağının, şirket yöneticisinin sorumluluğu esasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın TTK'nın 553.maddesinde düzenlenen şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen anonim şirket yöneticileri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.
Yönetim kurulu aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, zarar gören ortakların da yönetim kurulu aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortakların dava açma hakkı doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yöneticilerin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları da etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak, TTK'nın 553. maddesi uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır.Bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir.Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara adıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).
Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.
Somut olayda öncelikle, söz konusu talebin davacının doğrudan mı yoksa dolaylı zararını mı oluşturduğu hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” (Reflexschaden) bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir.
Doğrudan doğruya zarar,anonim şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar. Ortakların ve alacaklıların doğrudan zararına ilişkin olarak başlıca şu örnekler verilebilir: Sermaye artırımında ortağın rüçhan hakkının kullanımının engellenmesi, ortağa payına uygun temettü ödenmemesi, ortağın genel kurul toplantısına katılmasına veya toplantıda oy kullanmasına haksız yere engel olunması, hazırlanan yanlış bilançoya istinaden ortağın hisselerini satması veya yeni hisse senedi alarak zarara uğraması, alacaklının yanlış bilgiye dayanarak şirkete kredi açması.
Alacaklıların ve ortakların doğrudan zarar görmeleri nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmeleri, genel hukuk prensibi olan sorumluluğun bir sonucudur. Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler. Birden fazla pay sahibi veya alacaklı aynı fiille zarara uğramış olsalar dahi talep edilebilecek tutar bizzat uğradıkları zarar ile sınırlıdır. Aslında ortakların ve alacaklıların doğrudan zararı şirketler hukukuna özgü tipik bir sorumluluk davası olmayıp şirketin haksız fiilini teşkil eder. O nedenle bu davalarda anonim şirketlere özgü aktif ve pasif dava ehliyeti, doğrudan ve dolaylı zarar, farklılaştırılmış teselsül gibi özel düzenlemeler dışında esas itibarıyla haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusura ilişkin kurallar uygulama bulur.
Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır ve diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.
Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.
6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.
Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın anonim şirkete yönetilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.
Huzurdaki davada davacı, davalı yönetim kurulu başkanının,şirketi yönetirken yaptığı usulsüzlükler nedeniyle şirketin zarar gördüğünü bu zarardan kendi ortaklık payının da etkilendiğini ileri sürerek uğranılan zararın kendisine ödenmesi talep etmektedir. Davacının talep konusu ettiği şirketin malvarlığında azalmaya yol açan eylem ve işlemler nedeniyle davacının dolayısıyla uğradığı zararlar olup, burada davacının şirketler hukuku anlamında doğrudan bir zararından bahsedilemez. Davacı ortak örneğin şirket ödenmesi gereken bir kâr payını ödememiş olsaydı doğrudan zarara uğrayacakken, şirketin zarar etmesi dolayısıyla kâr payı dağıtmaması halinde asıl zarara uğrayan şirket olacağından buradaki zarar davacı bakımından dolaylı zarar teşkil eder.
Dava dışı şirketi yöneten davalının usulsüz işlemleri nedeniyle şirketin zarara uğramasından kaynaklanan zarar davacının doğrudan değil dolaylı zarardır. Bu durumda davacının şirketin uğradığı yansıma zararı ortak sıfatıyla talep edebileceği bir başka ifade ile davacının aktif dava husumeti bulunmakla birlikte huzurdaki davada,davacının, 6102 sayılı TTK'nın 555/1 maddesi gereğince tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebileceği, davacının ise tazminatın doğrudan kendisine ödenmesini talep ettiği, bu şekilde dava açılamayacağı (Yüksek Yargıtay 11 inci Hukuk Dairesi'nin 17/11/2016 gün ve 2016/7730 esas,2016/8878 karar,15/11/2016 gün ve 2015/11797 esas, 2016/8840 karar, 02/05/2016 gün ve 2015/9695 esas,2016/4941 karar sayılı ilamları) anlaşıldığından davanın HMK'nın 114/2 ve 115/2.maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacının iddia ettiği zarar dolaylı zarar olup, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açılabileceği, oysa davacının kendi adına tazminatın hüküm altına alınmasını istediği anlaşılmakla, bu şekilde dava açılamayacağından, davanın HMK'nın 114/2 ve 115/2.maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-Alınması gerekli 179,90 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 512,33 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 332,43 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 9.200,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 710,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı 25/05/2023
Başkan ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Katip ...
☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."