T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/788
KARAR NO : 2024/409
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 17/08/2023
KARAR TARİHİ : 24/04/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesi ile taraflar arasında 30/03/2023 tarihinde sözleşme akdedildiğini, buna göre; 300.000 TL bedelinde ve 30/08/20223 tarihli ve ... seri nolu ...bank .... şubesinin bir adet çeki ile hazır giyim için ise 300.000TL bedelinde 30/09/2023 tarihli .... seri nolu ....bank .... şubesinin bir adet çekinin avans olarak verildiğini, karşılığında 10.400 metre kumaş ve 1.115 adet hazır giyim alımı yapılacağını, yine anlaşmaya göre alınacak kumaş ve hazır giyimlerin nevi ve özelliklerini gösterir numunelerin en geç 15/07/2023 tarihinde .... Tekstil ... firmasına gönderileceğini, davalı şirketin, çekleri avans olarak almasına rağmen sözleşmeye uymadığını ve mal teslimini gerçekleştirmediğini, avans olarak verilen çeklerin ödeme gününün yaklaştığını, mal tesliminden kaçınan davalının, çek bedellerini tahsil etme peşine düştüğünü, bu durumun müvekkilini epeyce zarara uğratacağını, iş bu nedenle, her iki çek için de tedbir kararı verilmesini istemenin zorunlu hale geldiğini, davalının sözleşmeye uymayıp, teslim etmeyi taahhüt ettiği malları vermemesi üzerine, 30/03/2023 tarihli sözleşme ile avans olarak verilen iki adet çekin bedelsiz kaldığının ve borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır.
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı dosyamız arasına alınmıştır.
Dosyada mevcut 09/02/2024 tarihli ... tarafından sunulan raporda davalı şirket ile olan ticari ilişkinin verilen çekler nedeni ile 103-Verilen Çekler hesabının 103.01.01-...(... Tekstil) e verilen çekler ve 159-Verilen Sipariş Avansları Hesabının, 159.01.501-...(.... Tekstil)’e verilen sipariş avansları olarak alt hesaplarda kayıt altına alındığı, davalı ...(.... Tekstil) işletmesi sözleşme kapsamına göre tedarikçi firma olarak görülmesine ve tedarikçi firmalar için 320-Satıcılar Hesabında kayıt tutulması gerekliliğine karşın, davalı ...(... Tekstil) işletmesi tarafından, sözleşme kapsamında belirtilen ticari mal tedariki sağlanmadığından, satış faturası düzenlenerek herhangi bir satış işlemi gerçekleşmediğinden 320-Satıcılar Hesabı adı altında kayıt yapılmadığı, davacı ... Bulut işletmesi tarafından sözleşme kapsamında verilen çeklerin, yine sözleşme kapsamında Davalı ...(.... Tekstil) işletmesi tarafından tedarikinin gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilen 10.400 metre kumaş ve 1.115 adet hazır giyim tedarikinin gerçekleştirilmediğinin, bu nedenle Davacı ...(.... Tekstil) işletmesinin dava konusu 2 adet toplam 600.000,00-TL’lik çeklerin bedelsiz kaldığı ve borçlu olmadığı tespit edilmiştir.
Dava, bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası istemine ilişkindir.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır.
Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Başka bir deyişle hukukî bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukukî ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir.
İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2007, s. 803). Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 18.12.2018 tarihli ve 2017/3-1526 E., 2018/1948 K., sayılı kararında da benimsenmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için ispatın hukukî niteliği üzerinde de durmakta fayda bulunmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.
İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi
“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir.
Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Maddede aksine düzenleme olmadıkça ibaresi eklendiğinden, kanunda ispat yükü ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verildiğinde, ispat yükü genel kurala göre değil de kanunda belirtilen özel düzenlemeye göre belirlenecektir.
Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Keza açılan menfi tespit davasında alacaklı (davalı) nın senedin ihdas (veriliş) nedenini değiştirmesi (tâlil etmesi) hâlinde de kanıt yükü alacaklı davalıya düşer (Çavdar, 755).
Borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukukî ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukukî ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmektedir.
Borçlu (davacı) menfi tespit davasına konu senedin teminat, hatır senedi olduğunu veya alacaklı (davalı) ya avans olarak verildiği iddiasıyla menfi tespit davası açabilir. Bu şekilde açılan menfi tespit davasında, kanıt yükü borçlu (davacı) dadır (Çavdar, 766).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.
Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir ve 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221).
Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem:Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).
Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.
Dava, çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı, davaya konu çeklerin davalıdan alınacak mallara karşılık avans olarak verildiğini, ancak davalı tarafından malların teslim edilmediğini, bu sebeple çeklerin bedelsiz kaldığını ileri sürmüştür. Davalı ise, davaya konu çeklerin avans olarak verilmediğini, davacıya teslimi yapılan mallar karşılığı alındığını, çekin ödeme aracı olduğunu, ispat yükünün davacıda bulunduğunu savunmuştur.Çek, bir ödeme aracıdır. TBK.’nın 207. maddesinin ikinci fıkrasında da asıl olanın peşin satış olduğu düzenlenmiştir. Buna göre davacının malları teslim aldığının kabulü gerekir. Dava konusu çekleri avans olarak verdiğini, çekler bedeli kadar malları teslim almadığını iddia eden davacının, bu iddialarını yazılı delillerle ispat etmesi gerekmektedir. Davalının, dava konusu çekler karşılığı mal teslim edildiğini savunması, ispat yükünü değiştirmemektedir.(Yüksek Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 28/11/2019 tarih ve 2018//2473 esas,2019/5340 karar sayılı ilamı)
Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; yukarıda bahsedilen karardan da anlaşıldığı gibi çek, bir ödeme aracıdır. TBK.’nın 207. maddesinin ikinci fıkrasında da asıl olanın peşin satış olduğu düzenlenmiştir. Buna göre davacının malları teslim aldığının kabulü gerekir. Dava konusu çekleri avans olarak verdiğini, çekler bedeli kadar malları teslim almadığını iddia eden davacının, bu iddialarını yazılı delillerle ispat etmesi gerekmektedir. Davalının, dava konusu çekler karşılığı mal teslim edildiğini savunması, ispat yükünü değiştirmemektedir. Bu kapsamda bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup 09/02/2024 tarihli raporda davalı şirket ile olan ticari ilişkinin verilen çekler nedeni ile 103-Verilen Çekler hesabının 103.01.01-...(.... Tekstil) e verilen çekler ve 159-Verilen Sipariş Avansları Hesabının, 159.01.501-...(... Tekstil)’e verilen sipariş avansları olarak alt hesaplarda kayıt altına alındığı, davalı ...(.... Tekstil) işletmesi sözleşme kapsamına göre tedarikçi firma olarak görülmesine ve tedarikçi firmalar için 320-Satıcılar Hesabında kayıt tutulması gerekliliğine karşın, davalı ...(... Tekstil) işletmesi tarafından, sözleşme kapsamında belirtilen ticari mal tedariki sağlanmadığından, satış faturası düzenlenerek herhangi bir satış işlemi gerçekleşmediğinden 320-Satıcılar Hesabı adı altında kayıt yapılmadığı, davacı ... işletmesi tarafından sözleşme kapsamında verilen çeklerin, yine sözleşme kapsamında Davalı ...(.... Tekstil) işletmesi tarafından tedarikinin gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilen 10.400 metre kumaş ve 1.115 adet hazır giyim tedarikinin gerçekleştirilmediğinin, bu nedenle Davacı ...(.... Tekstil) işletmesinin dava konusu 2 adet toplam 600.000,00-TL’lik çeklerin bedelsiz kaldığı ve borçlu olmadığı tespiti karşısında davacın ticari defter ve kayıtları ile çeklerin avans olarak verildiği ve bedelsiz kaldığını ispatladığı anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
AÇILAN DAVANIN KABULÜNE,
1-Davacının davaya konu ...bank ... şubesinin, 30/08/20223 tarihli ve ... seri nolu, 300.000 TL bedelli bakımından davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, çek bedelinin ödendiği anlaşılmakla 300.000 TL'nin davalıdan istirdadı ile davacıya ödenmesine,
2-Davacının davaya konu ....bank ... şubesinin, 30/09/2023 tarihli .... seri nolu 300.000 TL bedelli çekler nedeni ile davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,
3-Alınması gerekli 20.493 TL harçtan peşin alınan 5.123,25 TL peşin harcın mahsubu ile 15.369,75 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 269,85- TL başvuru harcı, 5.123,25 TL peşin nispi harç, 38,40-TL vekalet harcı olmak üzere toplam 5.431,50- TL harcın davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince 47.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan tebligat, müzekkere gideri, Bilirkişi ücreti toplamı 3.687,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Taraflarca yatırılıp harcanmayan masrafın karar kesinleştiğinde iadesine,
8-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK 394/5 ve 341/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 24/04/2024
Katip ...
¸
Hakim ...
¸
"iş Bu Evrak 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanununun 5. Madde Uyarınca Güvenli Elektronik İmza İle İmzalanmış Olup, 22. Madde Uyarınca Da Islak İmza İle İmzalanmayacaktır."