T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/166
KARAR NO : 2024/462
DAVA : Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 21/10/2016
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 30/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkili şirketin kozmetik ürünler üretimi konusunda faaliyet gösteren bir firma olduğunu, davalının davacı şirketin hissedarı olup yönetim kurulu başkanının oğlu olduğunu, davacının ortaklığının kökenin emek ve paraya dayanmadığını, davalının müvekkili şirketten alacağı bulunduğu iddiasıyla B.çekmece .... İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosyasından icra takibi yaptığını, icra takibinin yasal bir belgeye dayanmadığını, cari hesaplardaki fiktif alacağa dayandığını, şirket hesaplarında dönem dönem görülebilecek alacakların reel alacak olmayıp fiktif alacak olduğunu, davalının ....'in tüm muhalefetine rağmen bizzat kendisinin yaptığı faturasız satışlardan elde edilen çeklerin muhasebeleştirilmeye çalışılmasından kaynaklandığını, davalının şirkette bizzat yönetici olarak faaliyet gösterdiği dönemlerde vergi mevzuatına aykırı şekilde faturasız mal sattığını, belgeler düzenlediğini, mallar teslim ettiğini, bunlara karşılık çekler alıp haricen tahsilatlarda bulunduğunu, mali polisçe yapılan baskında gerek davalının gerekse sabık muhasebe müdürünün şirket yetkililerine söylemeden haricen kayıtlarının tespit edildiğini, bu nedenle yüksek cezalar ödemek zorunda kalındığını, açık satışlardan elde ettiği gelirle de müvekkili şirketten kaçırarak lüks taşınmazlar, araçlar edindiğini, şirketi çok büyük zarara uğrattığını, yönetici sıfatı ile bu zarardan sorumlu olduğunu, davalının müvekkili şirketin son genel kurul kararlarının iptali için Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı davayı ve zamanında bizzat kendi imzasıyla yaptığı hisse satışının iptali için Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasından dava açtığını, davaların reddedildiğini, takibin durdurulmasını, takibe konu olan borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile müvekkilinin davacı şirkette % 21.75 hissesine isabet eden pay sahibi olduğunu, müvekkilinin aile içi anlaşmazlıklar nedeniyle şirketten uzaklaştırıldığını, müvekkilinin davacı şirketten 127.410,38 TL alacağı bulunduğunu, davacı şirketin hiçbir ödeme yapmadan alacağı kapattığını, 2015 yılında yapılan genel kurulda bu alacağın şirket kayıtlarında ve mali tablolarda göründüğünü, hisselerine usulsüzce el konulmaya çalışıldığını, müvekkilinin fiktif işlemler yapmış olduğu, şirketi zarara uğrattığı hususlarının gerçeğe aykırı olduğunu, tüm işlemlerin babası ve yönetim kurulu başkanı olan ....'in bilgisi ve onayı ile yapıldığını, müvekkilinin alacağının gerçek alacak olup davanın reddine ve % 20 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır.
Mahkememizden verilen 14/06/2023 tarih ve ....Esas .... sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin 24/01/2024 tarih ve .... Esas ... Karar sayılı ilamıyla "Somut olayda davanın açılması üzerine ilk derece mahkemesince yazılı yargılama usulüne göre tensip tutanağı düzenlenmiş, tahkikatı yazılı yargılama usulüne göre başlatmış ve yürütmüştür. Davanın tahkikat aşamasının (tahkikata ilişkin usul kesitinin) yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine karar verilmiştir. Tahkikatın yazılı yargılama usulüne göre yürütülmesine dair mahkemenin usul işlemi, niteliği itibariyle tamamlanmış işlem'dir. Mahkeme, yazılı yargılama usulüne göre yapılmasına karar verdiği tahkikat kesitini, tamamlanmış işlem niteliğindeki ara kararı uyarınca, yazılı yargılama usulüne göre tamamlamalıdır. Tahkikat aşamasında yürürlüğe giren yeni usul kanunu gerekçe gösterilerek, tahkikat aşamasında davanın basit usule döndüğünden söz edilemez. Kaldı ki kabule göre de ilk derece mahkemesince, 22.07.2020 tarihli, 7251 sayılı Kanun'un ile 6102 sy TTK 'nın basit yargılama usulüne ilişkin 4. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle davanın basit yargılama usulüne döndüğüne dair bir ara kararı da oluşturulmamış, hatta dosyanın ikinci kez takipsiz bırakıldığı 14.06.2023 tarihli celsede, basit usule ilişkin 320/4. maddesinden hiç bahsedilmeden doğrudan yazılı usule ilişkin 150. madde uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu uygulama, usul hukukunun temel ilkelerinden olan sürpriz karar verme yasağı'na da aykırı olmuştur. Yukarıda safahatı özetlendiği üzere, davanın açılış tarihi itibariyle yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, bu hususun mahkemece düzenlenen tensip tutanağının 1 nolu ara kararı ile de belirlendiği ve karar altına alındığı, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olup, HMK'nın 150/6 maddesi uyarınca iki kez yenilenebileceği gözetildiğinde, ilk derce mahkemesince, 14.06.2023 tarihli duruşmasında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz olmuştur." gerekçesi ile kaldırılmasına karar verilerek iş bu esas numarasını almıştır.
Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Başka bir deyişle hukukî bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukukî ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir.
İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2007, s. 803). Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 18.12.2018 tarihli ve 2017/3-1526 E., 2018/1948 K., sayılı kararında da benimsenmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için ispatın hukukî niteliği üzerinde de durmakta fayda bulunmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.
İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi
“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir.
Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Maddede aksine düzenleme olmadıkça ibaresi eklendiğinden, kanunda ispat yükü ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verildiğinde, ispat yükü genel kurala göre değil de kanunda belirtilen özel düzenlemeye göre belirlenecektir.
Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Keza açılan menfi tespit davasında alacaklı (davalı) nın senedin ihdas (veriliş) nedenini değiştirmesi (tâlil etmesi) hâlinde de kanıt yükü alacaklı davalıya düşer (Çavdar, 755).
Borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukukî ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukukî ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmektedir.
Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; mahkememizin 03/07/2019tarihli kararı takip dosyasında ödeme yapıldığından davaya istirdat davası olarak devam edilmesi gerektiğinden bahisle kaldırılmış olup, 2004 sayılı Kanun'un 72 inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam edilmiştir. Dosyada mevcut tüm deliller ve raporlar dikkate alındığında davacı şirket kayıtlarında 127.410,38 TL'lik borca ilişkin 2015 yılında davalı hesabına borç kaydedilmek suretiyle alacağın mahsup edildiğinin mahsup edilen alacaklara ilişkin taraflar arasında ihtilafın olmadığı, davalının alacağı olarak kaydedilen alacakların şse yasal dayanaklarının bulunmadığının rapor ile tespit edildiği, bu nedenle davacının Büyükçekmece ....İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosyasından yapılan takipten dolayı davacının davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, İİK 72 uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden 115.170,38 TL'nin yasanın açık hükmü gereğince ödeme tarihinden (13/07/2018) itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
AÇILAN DAVANIN KABULÜNE,
1-Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından yapılan takipten dolayı davacının davalıya borçlu bulunmadığının tespitine,
2-Ödeme nedeni ile İİK'nın 72/6 maddesi uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden 115.170,38 TL'nin 21.10.2016 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
3- İİK'nın 72/5 maddesi gereğince takibin haksız ve kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden; davacı lehine kötü niyet tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına,
4-Alınması gerekli 7.867,30 TL harçtan peşin alınan 2.175,86 TL peşin harcın mahsubu ile 5.691,44 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 29,20- TL başvuru harcı, 2.175,86 TL peşin nispi harç, 4,30-TL vekalet harcı olmak üzere toplam 2.209,36- TL harcın davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine,
6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince 18.427,26 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan tebligat, müzekkere gideri, Bilirkişi ücreti toplamı 6.544,43 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Taraflarca yatırılıp harcanmayan masrafın karar kesinleştiğinde iadesine,
9-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK 394/5 ve 341/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 08/05/2024
Katip ...
¸
Hakim ...
¸
HMK'NIN 304'NCÜ MADDESİ UYARINCA TASHİH ŞERHİ
"Davanın, kısa kararın 2 no'lu bendinde,"2-Ödeme nedeni ile İİK'nın 72/6 maddesi uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden 115.170,38 TL'nin 21.10.2016 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiş ise de
Mahkememizce verilen hükmün 2 nolu bendinde ; İstirdat davası ile, alacaklıya ödenen asıl borç, alacaklıya ödenen faiz, icra harç ve giderleri ve paranın alacaklıya ödendiği tarihten itibaren faizlerin hepsinin davalıdan tahsili gerektiği ödeme tarihinin 13/07/2018 tarihi olduğu bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerekirken dava tarihinin (21/10/2016) tarihinin sehven yazıldığı anlaşılmıştır.
Belirtilen durumun HMK'nın 304'ncü maddesinde yer alan "...diğer benzeri açık hatalar" dan olduğu ve madde kapsamında kalıp Mahkemece re'sen düzeltilebileceği anlaşıldığından,
Mahkememizce verilen hükmün 1 nolu bendinin ;
"2-Ödeme nedeni ile İİK'nın 72/6 maddesi uyarınca dava istirdat davasına dönüştüğünden 115.170,38 TL'nin 13/07/2018 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklinde düzeltilmesine dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda karar verildi. 30/05/2024
Katip ...
¸
Hakim ...
¸
"iş Bu Evrak 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanununun 5. Madde Uyarınca Güvenli Elektronik İmza İle İmzalanmış Olup, 22. Madde Uyarınca Da Islak İmza İle İmzalanmayacaktır."