T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2021/618 Esas
KARAR NO: 2023/329
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 04/05/2017
KARAR TARİHİ: 11/04/2023
KARAR YAZIM TARİHİ: 14/04/2023
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dilekçesinde özetle; davalının müvekkil şirkette iş akdi ile çalıştığını, çalışma sırasında haksız rekabet etmeme borcu da bulunan sözleşmeyi imzalamasına rağmen, sözleşmeye aykırı şekilde işte çalıştığını, 28/11/2011 tarihinde başlayan çalışmanın 03/02/2014 tarihinde davalı tarafından sona erdirildiğini, davalının müvekkili şirkette saha satış temsilcisi olarak çalışması nedeniyle müvekkili şirktin ticari sırlarına ve müşteri çevresine vakıf olduğunu, iş akdini sona erdirdikten sonra ... A.Ş'de çalışmaya başladığını, taraflar arasında düzenlenen 20/06/2012 tarihli rekabet yasağı ve ticari sır saklama taahüdünün II.maddesinin 1.fıkrasında düzenlenen bölge ve şirketlerde çalışmamasını davalı tarafından taahhüt edildiği, buna aykırı davranılması halinde ortak hükümler III/II.maddesi gereğince her türlü ödemeler dahi bürüt ücretin iki katı kadar cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalının haksız eyleminin ihtara rağmen sona erdirilmediğini alacağın tahsili amacıyla Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasında başlatılan takibe vaki itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesinde özetle; belirli süreli iş sözleşmesinde çalışma yasağı bulunmadığı, iş sözleşmesinin daha sonra belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüştüğünü, bu tür sözleşmelerin cezai şart konulamayacağını, sözleşmenin tüm şirket çalışmalarına fesih tehdidi ile imzalatıldığını, imzalamayanların iş akitlerinin fesh edildiğini, iş yerinde mevzuata aykırı çalışma yaptırılıp, ücretin kısmen elden ödemesi nedeniyle zararı bulunduğu için, işten ayrıldığını, sözleşmede sınırlandırılan şirketlerin bölgede faaliyette bulunan tüm şirktelre olduğunu, eğitimi itibariyle sözleşmede kısıtlanan yerlerde çalışmaması halinde iş bulamayacağını, konumu itibariyle ticari sırlara vakıf olmadığını, belgelerin tehtit altında imzalatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, rekabet yasağına aykırılık iddiası üzerine cezai şart alacağı nedeniyle başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde; 23.829,00 TL caza-i şart alacağının tahsili amacıyla takip başlatıldığı, itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.
Davalı ile davacı arasındaki hizmet sözleşmesi kapsamında, davalı, 28/11/2011 tarihinde davalı şirkette çalışmaya başlamıştır. İş akdini 03/02/2014 tarihinde sonlandırdıktan sonra dava dışı ... A.Ş.'de çalışmaya başlamıştır. Davacı ... keşide ettiği 11.02.2014 tarihli ihtarla, haksız rekabetin sonlandırılması talep edilmiştir. İş akdinin sona erdirildiği 03/02/2014 tarihli ibra ile davalı, davacı şirketi ibra etmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 02/06/2012 tarihli 'rekabet yasağı ve ticari sır-bilgi saklama taahhütnamesinin" incelenmesinde; II/1.maddede davalının, davacı şirketin açık onay ve bilgisi olmaksızın davacı şirketin faaliyet alanında olan kara ve hava tayıma ve depolama, gümrükleme, nakliye ve bağlı hizmetleri yapan Türkiye ile bir kısım Avrupa ülkeleri hatlarında çalışan şirketlerin Marmara ve ege bölgesindeki iş yerlerinde iki yıl süreyle çalışamayacağı düzenlenmiştir. Yükümlülüğe aykırı davranılması halinde III. maddede belirlenen cezai şartı ödeyeceği kabul edilmiştir.
Mahkememizce dinlenen davalı tanığı ... beyanında; "Ben davacı şirkette 4 yıl çalıştım, benim çalıştığım zamanda davalıda orda çalışıyordu, ben bu sözleşmeyi 3 kez imzaladım, işe girerken imzaladığım gibi daha sonra da imzaladım, sökterdeki bazı isimler yazılarak bu firmalarda çalışmayarak sözleşme imzaladık, imzalamayanlar ile işten çıkarmak ile tehdit ediliyordu, imzalamadığı için bir arkadaşımızı işten çıkardılar , bunun üzerine diğer arkadaşlarımız imzaladı, ben ... bu sözleşmeyi imzalama şeklini biliyorum işten çıkarma tehditi ile çalışken imzalatıldı, davacının çalışma şartlarının uygun olmadığı için davalı ... işten ayrıldı, örneğin bayramlarda tatillerde mesai ücreti ödenmeksizin çalıştırılıyordu, sigorta ve primlerimiz tam yatırılmıyordu, elden para veriyorlardı, ... işyerinde satış temsilcisiydi, müşteriler ile bağlantı kuruyorlardı, ...., davacıya ait müşteri çevresini yeni çalıştığı şirkete götürdüğü konusunda bir bilgim yoktur , zaten bütün şirketler piyasadai firmalara tanıtım yaparak müşteride uygun olanı seçiyor, bende işyerindeki şartlardan dolayı işten ayrıldım, benim hakkımda da dava açıldı, İstanbul Merkez Adliyesinde'dir, ancak şuanda mahkemenin ismini ve dosya numarasını bilmiyorum, taşıma söktöründe bildiğim kadarı ile ticari sır yoktur, bu bilgilere herkes ulaşabilir,"demiştir.
Tanık ... beyanında ; "2012 ve 2013 yılları arası davacı .... davalı asil ile çalıştık, ben şirketin içinde müşteri temsilcisi olarak çalışırken ... dışarıda saha satış temsilcisi olarak çalışıyordum, bu sözleşme şirket çalışanlarına ve ... imzalanmaması halinde işten çıkarılacağı tehditi ile imzalatıldı, başta sözleşmeyi imzalaamakta direndik, ancak imzalamayan bir kaç arkadaş işten çıkartılınca, bizde imzalamak zorunda kaldık, ... ayrılma nedeni ile şirketteki olumsuzluklardır, paranın tamamı bankadan verilmediği için niteliksiz eleman gibi görünüyordu, bizim prim alma hakkımız olmasına rağmen bu primleri alamıyorduk, bizim hafta sonu ve 1 Mayıslar dahi çalışsak bile mesai almıyorduk, lojistik söktöründe firmaya bağlı müşteri yoktur, müşteri piyasada herkesin müşterisidir, kim teklif verirse müşteri o firmeyi seçer, bu nedenle bir kişinin tanıdığı müşteriyi alıp başka bir şirkete alıp götürme ihtimali yoktur, ben işyerinden ayrıldıktan sonra başka işte çalıştığım için bana karşı bu tür dava açılmadı, işten ayrıldım 1 sene aradan sonra yine lojistik firmasında çalıştım, tanıdığım bir çok arkadaşıma karşı dava açıldı, ama bana karşı dava açılmadı. " demiştir.
Mahkememizce haksız rekabetin belirlenmesi amacıyla konusunda uzman bilirkişi kurulu oluşturularak alınan 08/03/2019 tarihli raporun incelenmesinde; davacının 3 yılı 67 gün süreyle davacı şirkette çalıştıktan sonra, aynı ayanda çalışan dava dışı ... AŞ7de çalışmaya başladığı, davacı ... bu olay sonrası hangi müşterilerin dava dışı şirkete götürüldüğü konusunda katın sunmadığı ve varsa bu kişilerle dava dışı şirketin önceye dayalı ilişkilerinin bulunup bulunmadığına ilişkin bilgi sunulmadığı, sözleşmenin özü itibariyle iki yıl boyunca davalının çalışma hürriyetini ölçüsüz şekilde sınırladığı yönünde görüş sunulmuştur.
Davacı vekili, rapora itiraz etmiş, benzer bir olay nedeniyle İstanbul ... ATM'nin ... esas sayılı dosyasındaki raporu örnek olarak sunmuş, mahkememizce rapor ve mahkeme kararı getirtilerek incelenmiştir.
Taraflar arasındaki " Rekabet yasağı ve Ticari Sır ve bilgi saklama taahhütnamesi " 20/06/2012 tarihinde imzalanmış, bu taahhütnamenin II. maddesinde konu, yer ve zaman sınırlamaları yapılarak rekabet yasağı hükmü getirilmiş ve III: maddesinde ise taahhütlere uyulmaması halinde cezai şart alacağına ilişkin hüküm oluşturulmuştur.
Mahkememizce "....Davalı, 03/04/2014 tarihinde istifa ederek davacı şirketten ayrılmış, hemen ... A.Ş.'de çalışmaya başlamıştır. 6098 Sayılı Kanun'un 444 .maddesinde işçi, işverene karşı sözleşmenin sona ermesinden sonra onunla rekabet etmekten özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan veya bunların dışında rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girmekten kaçınmayı, TBK 444/2 Maddede ise rekabet yasağı kaydının ancak, hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenine yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. TBK 445/1 Maddede ise rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin tümü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi özel durum ve koşullar dışında 2 yılı aşamaz denilmek suretiyle getirilecek rekabet yasağı şartının sınırlamalarını belirtmiştir. Kanun maddeleri çerçevesinde somut dava incelendiğinde; her ne kadar sözleşme serbestisi ilkesi içinde taahhütname taraflarca imzalanmış ise de davalı tarafın ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürdüğü, davalı tarafından katlanılması güç bir süre ile iş yapma yasağının getirildiği, belirlenen coğrafi sınırlar ile bu sınırlar içinde halihazırda çalışan şirketlerin yanı sıra, pazara girmesi muhtemel şirketlerin de sayılması suretiyle işçinin çalışmasının engellenmesi TBK'nun 445. Maddesi ile Anayasa'da belirtilen çalışma hürriyetine aykırıdır. Bu süre ve belirlenen yer ve iş türü koşullarıyla belirlenen rekabet etmeme yasağına ilişkin hükmün hukuka aykırı olduğu anlaşılmıştır. Diğer yandan davalının çalıştığı pozisyon itibariyle TBK 444/2 maddesi anlamında üretim veya ticari sırlara ulaşma veya bilgi edinme imkanının olmadığı, kaldı ki davacı tarafça da ticari sırlar ile müşteri çevresinin davalı işçi tarafından kullandırıldığına ilişkin en küçük bir kanıt sunulmadığı gibi, bu yönde bir iddia de ileri sürülmediği, TBK 444/2 maddesinde işçinin sadece ticari sırlara ulaşmasının yeterli olmayıp, bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olması gerektiği, ancak somut olayda davacı şirketin, davalının bilgileri kullanması nedeniyle zarara uğradığı hususunun kanıtlanmadığı" gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen işbu hüküm İBAM ... HD. ... Esas ve ... Karar sayılı ilamıyla "...Davalının SGK. dökümünde, davalının Satış temsilcisi olarak istihdam edildiğinin yazılı olduğu, dosyaya ibraz edilen 28/11/2011 tarihinde imzalanan hizmet akdinde davalının görev tanımının yazılı olmadığı, görev tanımına ilişkin sözleşme ekinin dosyaya ibraz edilmediği tespit edilmiştir.
Davalının hizmet akdinde satış temsilcisi görevinin hangi işleri kapsadığı belirtilmemiştir. Bunun yanında, bu pozisyonda çalışan bir kişinin şirket bünyesinde hangi işleri yapacağına ilişkin görev tanımı ve organizasyon şeması da dosyaya sunulmamıştır. Bu itibarla, mahkemece, öncelikle davalının çalıştığı dönemlere ilişkin görev tanımı ve organizasyon şemasının ve dava dışı şirkette çalıştığı döneme ait SGK. Dökümünün, özlük dosyasının, görev tanımı ve organizasyon şemasının dosyaya kazandırılması ve bu suretle satış temsilcisi pozisyonunda çalışan bir kimsenin şirket bünyesinde hangi işleri yaptığının belirlenmesi, akabinde ise gerekirse bilirkişi incelemesi de yaptırılarak hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlayıp sağlamadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş ve davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmüştür. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/2023 Esas-2021/2136 Karar sayılı kararı da benzer mahiyettedir.)..." gerekçesiyle kaldırılmıştır.
Mahkememizce İBAM .... HD. ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı doğrultusunda gerekli araştırmalar yapılmış olup bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Dava, rekabet yasağına aykırılık iddiası üzerine cezai şart alacağı nedeniyle başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında 28/11/2011 tarihli hizmet akti başlıklı sözleşme imzalandığı ve davalının 20/06/2012 tarihli rekabet yasağı ve ticari sır ve bilgi saklama başlıklı taahhütname imzalanmış olduğu anlaşılmıştır.
Davalı ...'ın SGK dökümüne göre davacı şirkette 28/11/2011 tarihinden 03/02/2014 tarihine kadar 3 yıl 67 gün satış temsilcisi olarak çalıştığı ve davalının 03/02/2014 tarihli ibraname imzalayarak kendi istek ve arzusu ile işten ayrılmak istediğini belirtip istifa etmiştir.
20/06/2012 tarihli Rekabet Yasağı Ve Ticari Sır Ve Bilgi Saklama başlıklı taahhütnamenin I. Maddesinde ticari sır ve gizlilik hükümlerinin düzenlendiği, II. Maddesinde rekabet yasağı hükümleri düzenlenmiştir. Söz konusu davada davacı, davalının “Rekabet Yasağı Ve Ticari Sır Ve Bilgi Saklama" başlıklı taahhütnamede düzenlenen rekabet yasağına aykırılık teşkil eden eylemlerde bulunduğunu iddia etmektedir.
Taraflar arasında 28/11/2011 tarihli hizmet akti başlıklı sözleşme imzalandığı ve davalının 20/06/2012 tarihli rekabet yasağı ve ticari sır ve bilgi saklama başlıklı taahhütname imzalandığı görülmüştür. Her iki sözleşmede de davalının görev tanımına yer verilmemiş, satış temsilcisi olduğu belirtilmekle yetinilmiştir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği Türk Hukukunda şekil şartına tabidir. TBK. m. 444/1 uyarınca,” Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” Bu kapsamda rekabet yasağı sözleşmesinin öncelikle yazılı olması gerekmektedir. Somut olayımızda iş sözleşmesi yazılı geçerlilik şartına sahiptir. Yine maddede açıkça ifade edildiği üzere rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğinin öncelikli koşulu işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin olmasıdır. İşverenin korunmaya değer haklı menfaati, işçinin üretim sırları veya müşteri çevresi hakkında sır niteliğinde bilgiye sahip olması halinde söz konusu olmaktadır. İş sırrının işçi tarafından fiilen öğrenilmiş olması şart değildir. Objektif olarak öğrenebilecek konumda olması yeterlidir.
Rekabet yasağı sözleşmesi, işverenin haklı menfaatlerini korumak açısından önemli olmakla birlikte, rekabet yasağı Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan, çalışma ve sözleşme özgürlüğüne doğrudan müdahale edebilecek nitelikte bir durumdur. Bu kapsamda işverenin korunması gereken haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğü arasında dengeyi kurabilmek ve özellikle işçiyi korumak adına rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği kanunda sınırlayıcı hükümlere tabi kılınmıştır. Bu kapsamda TBK.m.445’de rekabet yasağı sözleşmesi ile getirilen yasakların yer, zaman ve konu bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi gerekliliği bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin konusu, genel olarak, işçinin işverenle rekabet etmekten kaçınmasıdır. İş ilişkisi sona eren işveren aleyhine rekabet oluşturabilecek ve rekabet yasağı sözleşmesine konu olabilecek faaliyetler, TBK’nın 444. maddesinde örnekseyici sayım ile belirtilmiştir. İlgili hüküm uyarınca; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.”
Somut uyuşmazlıkta düzenlenen rekabet yasağının konusu “Şirketin iştigal ve faaliyet alanında bulunan Kara ve Hava nakliyesi, depolama, lojistik, gümrükleme ile nakliye ve lojistik hizmetlerine bağlı hizmetler (…)” olarak belirlenmiştir. Davalı tarafın davacı şirkette iken yaptığı iş saha satış temsilcisidir.
Davacı şirketin sunmuş olduğu organizasyon şemasından davalının “saha satış temsilcisi” olarak çalıştığı ve Satış Müdürüne bağlı olduğu görülmektedir. Davalının 03/02/2014 tarihinde işten kendi isteği ile ayrıldıktan sonra 10.02.2014 tarihinde dava dışı ... firmasında iş geliştirme yöneticisi olarak işe başladığı anlaşılmaktadır.
Davalı, davacı şirketten ayrıldıktan 7 gün sonra dava dışı ... firmasında çalışmaya başlamıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı şirketin ve davalının hali hazırda çalıştığı işyerinin faaliyet alanları dikkate alındığında, tarafların iştigal konularının benzer olduğu, davalının davacı şirketten satış temsilcisi olarak çalışmaktayken dava dışı ... firmasında iş geliştirme yöneticisi olarak çalıştığı, her iki görevin de satış ile ilgili olduğu ve davacı ve ... tarafından sunulan iş tanımları incelendiğinde davalının davacı şirkette yapmakta olduğu işin benzerini ... firmasında yapmaya devam ettiği anlaşılmaktadır, bu durumda davalının “taraflar arasında imzalanan taahhütnamede bulunan rekabet yasağının konusuna giren bir eylemde bulunduğu kanaatine varılmıştır.
İşçinin işyeri organizasyonuna dahil olduktan sonra iş sırrı niteliği taşıyan veya taşımayan birçok bilgiye vakıf olması mümkündür. Ancak her türlü bilginin rekabet amacıyla kullanılması söz konusu olamayacağı için kanunda bilginin niteliğine ilişkin olarak sınırlama getirilmiştir. TBK’nın 444/2. maddesine göre; rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Bu bağlamda müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında edinilen bilgiler rekabete elverişli bilgiler olarak kabul edilmiştir. Bunun için de öncelikli olarak iş ilişkisi, işçinin, işverenin ticari ve teknik iş sırları ile ticari ilişkiler içerisinde bulunduğu müşteri çevresine hakim olabilmesine imkan tanıyan bir niteliğe sahip olmalıdır.
Davacı dava dilekçesinde, davalının yaptığı iş kapsamında; müşteri bilgilerine ve ticari sırlar kapsamında bilgiye sahip olduğunu ve bunu rekabete aykırı olarak kullandığını iddia etmektedir.
Davalının, davacı şirkette çalışırken yaptığı iş genel olarak satış temsilciliği olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla davalının çalıştıkları iş kapsamında; davacının müşteri çevresine erişme ihtimali vardır. Davacı şirketteki çalışmaları esnasında organizasyonları düzenlerken davacının müşteri çevreleri ile iletişim halindedir.
İş ilişkisinin işçiye işverenin iş sırları veya müşteri çevresi hakkında bilgi sahibi olmasına imkan verebilecek olması rekabet yasağı öngörülebilmesi için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Nitekim rekabet yasağının geçerliliği için işçi tarafından hakim olunan bu bilgilerin, iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçi tarafından kullanılmasının işverene önemli ölçüde zarar verebilecek nitelikte olması gerekir. TBK’nın 444/2. maddesinde, müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında edinilen bilgilerin kullanılmasının, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması durumunda rekabet yasağı kaydının geçerli olacağı öngörülmüştür.
Önemli zarar, işverenin ekonomik veya rekabet koşullarındaki kötüleşme olabilir. Ancak her türlü kötüleşme değil, kanunda ifade edildiği üzere önemli ölçüdeki bir kötüleşme “önemli bir zarar” olarak değerlendirilebilir. Buna göre işyerinin kazancında veya siparişlerinde ciddi düşüşler doğuran, işverenin iş yapma olanaklarını önemli ölçüde sınırlandıran, ilgili piyasada rekabet gücünde geriye gidiş yaratan, zararın kolayca telafi edilemeyeceği sonucunu doğuran hallerde önemli bir zararın varlığından bahsedilebilir (SÜZEK, Sarper, “Yeni Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşçinin Rekabet Etmeme Borcu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt:72, Sayı:2, 2014, s. 457-468, s.460). Ancak sözleşme sonrası rekabet yasağının geçerliliği için önemli olan somut bir zarar değil, önemli bir zarar olasılığıdır.
Yargıtay ... Hukuk Dairesi E. ... K. ... T. 18.9.2019 ilamında da belirtildiği üzere; "...BK'nın 444/2. maddesi “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” hükmü haiz olup, anılan madde hükmü uyarınca rekabet yasağının işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması halinde geçerli olacaktır.”Davacı şirket ile dava dışı ... firmasının sunmuş olduğu organizasyon şemaları ile davalı ...’ın görev tanımları incelenmiştir. Davalının her iki şirketteki çalışmaları esnasında müşteriler ile birebir iletişim halinde olduğu, müşteri bilgilerine vakıf olduğu ve her iki şirkette benzer işlerde çalıştığı ve görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafın imzalamış olduğu “rekabet etmeme konulu taahhütnamede” açıkça hangi şirketlerde hangi bölgede ve ne kadar süre ile çalışmaması gerektiği belirtilmiştir. Çalışması yasaklanan şirketler arasında dava dışı ... firması da vardır. Bu durumda davalı her iki şirketteki görev tanımları kapsamında değerlendirme yapıldığında davacının haklı menfaatini oluşturan ve korunmaya değer bir iş sırrının varlığını yani müşteri bilgilerini öğrenebilecek durumdadır. Bu bilgilerin ihlal edilmesi halinde davacı tarafın zarara uğrama ihtimali söz konusudur.
Açıklanan nedenlerle, davacının korunmaya değer haklı menfaatinin olduğu, davalının işyerinde ayrıldıktan sonra aynı alanda faaliyet gösteren işyerinde benzer görev adı altında çalışmaya başlamasının “davacı şirket açısından önemli ölçüde zarar verme ihtimali”ne yol açabileceği kanaatine varılmıştır.
TBK’nın 445/1. maddesine göre; “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.” Söz konusu hüküm uyarınca, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, rekabet yasağının; işçinin ekonomik geleceğini ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir.
TBK’nın 445/1. maddesine göre; rekabet yasağının süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Somut uyuşmazlıkta hizmet sözleşmesinde rekabet yasağı 2 yıl olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda rekabet yasağı süre açısından geçerli kabul edilebilir.
TBK’nın 445/1. maddesi uyarınca, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için yasağın yer bakımından da sınırlanmış olması gerekir. Söz konusu yer, işverenin korunmakta menfaati bulunan sahayı kapsaması şartıyla coğrafi bölge veya şehir olarak belirtilebileceği gibi işverenin faaliyetinin etki alanına atıfta bulunmak yoluyla da belirlenebilir. Rekabet yasağının yer bakımından kapsamı, işverenin fiilen yürüttüğü faaliyet alanının sınırlarını aşamaz. Zira bu alanın dışında işverenin rekabet yasağı ile korunmaya değer haklı bir menfaatinden söz edilemez.
Davacı ile davalı arasında taahhütnamede rekabet yasağının coğrafi bakımdan yer olarak bir geniş bir sınırlama yapılmış ve Marmara Ve Ege Bölgeleri olarak belirtilmiştir. Rekabet yasağı açısından makul bir coğrafi alan yönünden rekabet yasağının geçerli kabul edilmesi, bunun dışındaki alan kapsamında ise geçersiz sayılması mümkün olabilecektir.
Dava konusu huzurdaki uyuşmazlık açısından, davacı şirketin merkezi ve ana faaliyet gösterdiği yer (.../İstanbul) sınırları içerisinde olduğu, rekabet yasağı açısından makul bir coğrafi alan (İstanbul) yönünden rekabet yasağının geçerli kabul edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dava dışı ... /İstanbul ‘da faaliyet göstermektedir. Taraflar arasında imzalanan taahhütnamedeki “Marmara ve Ege Bölgesi” ifadesi daraltılarak rekabet yasağının ... ili ile sınırlı tutulması mümkündür. Bu durumda davalı taraf bu sınırlandırmayı ihlal ederek ... İli ... İlçesinde bulunan ...’te davacı şirketten ayrıldıktan 7 gün sonra çalışmaya başlamıştır. Davalı tarafın bu eyleminin taraflar arasında imzalanmış olan taahhütnamade yer alan rekabet yasağını ihlal edeceği düşünülmektedir.
TBK’nın 445/1. maddesi uyarınca, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için yasağın konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir. Bu kapsamda işçinin icra edemeyeceği iş türü sözleşmede açıkça gösterilmelidir. Rekabet yasağı, işverenin tüm faaliyet alanı ile değil, işçinin işletmede yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili, somut göreviyle sınırlı kalmalıdır. Davalı davacı işyerinde Satış Temsilcisi olarak çalışmıştır. Somut uyuşmazlıkta düzenlenen rekabet yasağının konusu “Şirketin iştigal ve faaliyet alanında bulunan Kara ve Hava nakliyesi, depolama, lojistik, gümrükleme ile nakliye ve lojistik hizmetlerine bağlı hizmetler (…)” olarak belirlenmiştir. Böylece davalının çalışamayacağı iş türü dar kapsamlı olarak belirtilmiştir. Somut uyuşmazlık açısından, konu yönünden rekabet yasağı dar tutulduğundan ve somutlaştırıldığından, davalı tarafından rekabet sözleşmesinin ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.
TBK’nın 447/2. maddesi uyarınca, “Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.” İş sözleşmesinin, feshi haklı gösteren bir sebebin bulunmamasına rağmen işverence feshinde rekabet yasağının sona ermesinin öngörülmesinin nedeni, işçinin iki defa mağdur duruma düşmemesini sağlamaktır. Ayrıca bu durumda işverenin rekabet yasağı getirilmesini haklı kılan korunmaya değer bir menfaatinin kalmadığı da söylenebilir. Somut olayda davalı tarafın kendi isteği ile işten ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda işveren tarafından haksız fesih söz konusu olmadığından rekabet yasağı geçerliliğini sürdürmektedir.
Rekabet yasağı içeren sözleşmelerde öngörülen ceza koşulu aşırı nitelikte olması durumunda hakim tarafından indirilmesi mümkündür. Somut olayımızda taraflar arasındaki rekabet yasağı maddesinde; “Personelin son 1 yıl içerisinde şirketten elde ettiği brüt maaş prim bonus gibi ücret ve benzeri ödemeler ile şirket tarafından yapılan aynı ve nakdi yardımların toplam tutarının 2 katı” cezai şart olarak kararlaştırılmıştır cezai şart kararlaştırılmıştır. Davalı tacir değildir, davacı şirketten ayrıldıktan sonra SGK’lı olarak başka bir işyerinde çalışmaya başlamıştır.
Cezai şartın indirilmesi için tespiti gereken hususlar şunlardır; rekabet yasağına ilişkin fiilin ne zaman gerçekleştiği, iş sahibinin bu fiil sonucu zarara uğrayıp uğramadığı, tarafların ekonomik durumu, rekabet yasağını üstlenen tarafın kusuru, cezai şart miktarının rekabet yasağını üstlenen kişinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürüp düşürmediği, rekabet yasağını üstlenen tarafın rekabet yasağına aykırı faaliyetleri sonucu elde etmiş olduğu menfaatler. (Sevil DOĞAN, İşçinin Rekabet Yasağı, İşçinin Korunması, 2019, s.164-165).
Davalı , davacı şirkette 03.02.2014 tarihine kadar çalışmıştır.Buna göre son bir yılda(Şubat/2013-Ocak 2014 dönemi) dava dosyasına ibraz edilmiş ücret bordrolarına göre brüt toplam 24.634,54 TL ücret almıştır.
Açıklanan nedenlerle; 1.Taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan rekabet yasağının; davalının çalışamayacağı iş türünün belirlenmiş olması, sözleşmenin süre ve konu bakımından sınırlandırılmış olması, sözleşmenin yer bakımından geniş olarak belirlenmiş olmasına karşın kapsamının daraltılarak sözleşmenin ayakta tutulabileceği ve sözleşmenin yer bakımından ... ili bakımından geçerli kabul edilebileceği, davacı ile davalının sonradan çalıştığı işyerinin rakip işletme olarak nitelendirilebilmesi ve aynı müşteri çevrelerine hitap ederek aynı konularda faaliyet göstermeleri, davalının yaptığı işin, davacının müşteri çevresi veya davacının yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılmasının, davacının önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması sebebiyle geçerli olarak kabul edilebileceği değerlendirilmiştir. Rekabet yasağı içeren sözleşmede kararlaştırılan 49.269,08 TL cezai şarta hükmedilebileceği tespit edilmiştir.
Davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen terkin edebilir. Davaya konu olayda, davalının tacir olmadığı ve rekabet yasağını ihlali nedeniyle brüt ücretin 2 katı cezai şart olarak kararlaştırılmıştır. Bu cezai şart karşılığında, davacı işveren herhangi bir yükümlülük üstlenmemiş olup, davalının ücreti de dikkate alındığında cezai şart miktarının fahiş olduğu kanaatine varılmakla, dosya kapsamı, davalı işçinin davacı nezdinde çalıştığı süre, brüt maaşı, ekonomik durumu ve davacı işverenin rekabet yasağı karşılığında herhangi bir yükümlülük altına girmemiş olması gibi olgular hep birlikte dikkate alındığında, mahkememizce hakkaniyet gereği cezai şarttan 1/3 oranında tenkis yapılarak cezai şart miktarı 32.846,05 TL olarak belirlenmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/18-421 Esas, 2009/526 Karar sayılı 18/11/2009 günlü içtihadı).
Açıklanan nedenlerle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne, bilirkişi incelemesi ile cezai şartın belirlenmesi nedeniyle icra inkar tazminat talebinin reddine dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile; davalının Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazının 23.829,00-TL asıl alacak üzerinden İPTALİNE, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanarak ve takip talebindeki diğer koşullar ile devamına,
2-İcra inkar tazminat talebinin REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 1.627,75TL ilam harcından peşin alınan 287,84TL harcın mahsubu ile bakiye 1.339,89TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Davacı tarafından sarf edilen 10.000,00TL bilirkişi ücreti, 999,40TL posta masrafı, 31,40TL başvuru harcı, 287,84TL peşin harç ücreti olmak üzere toplam 11.318,64TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 9.200,00TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
6-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine,
Dair davacı vekili ile davalı asilin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/04/2023
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır