T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/895 Esas
KARAR NO : 2025/182
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 11/03/2024
KARAR TARİHİ : 17/02/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 24/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin 11/03/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket hakkında 14/12/2017 tarihinde davalı şirkete ait bir web sitesinde yayınlanan haber içeriğinde adı geçen ...'un mağazanın sahibi olarak gösterildiğini, ilgili kişinin haberde yazıldığının aksine açılışı yapılan mağazanın sahibi veya ortağı değil o dönem satış sorumlusu olduğunu, söz konusu haberde özellikle eşi ile açıp ofisini bu yeni şubeye taşıdığını, söz konusu haberde yanlış yansıtılması nedeniyle ilgili kişinin borçlusu dahi olmadığı, 3. Şahıs olarak eklendiği icra takip dosyalarının alacaklıları tarafından davacı şirket ortağı sanılarak İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosyası üzerinden müvekkil şirket adresinde hacize gelindiğini ve taraflarınca istihkak davası açıldığını, yapılan yargılama neticesinde İstanbul .... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 10/03/2023 tarih ve ... esas ... karar sayılı nihai kararıyla müvekkil şirket haciz işleminden kendisini aklamak için halihazırda devam eden yargısal süreçler içerisine girmek zorunda kaldığını ve cebri icra baskısıyla iş yerine gidilip gelinmesinden ötürü itibar kaybına uğradığını, müvekkil ile adı geçen şahsın arasında hiçbir fiili veya organik bağ olmamasına rağmen salt söz konusu haber nedeniyle müvekkil şirketin daha fazla mağduriyet yaşamaması adına habere erişim engeli getirilmesi gerektiğini, bu hususta davalı şirkete önce haricen sonrasında İzmir .... Noterliği'nin 25/12/2023 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle haberin kaldırılması veya adı geçen kişinin isminin buzlanması, talep edilmiş ancak olumlu bir sonuç alınamadığını, müvekkil şirketin ticari itibarına saldırının hala devam etmekte olan haksız fiil sayılan hukuka aykırı saldırıların durdurulmasına, ilgili kişinin adının buzlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin 28/03/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddialarının gerçeğe aykırı nitelikte olup taleplerinin reddinin gerektiğini, davacının iddialarının aksine içeriğe bakıldığında iddialara konu ilgili kişinin mağaza sahibi, ortağı olduğuna yönelik herhangi bir ibare bulunmamakta olduğunu, davacının hukuki mesnetten yoksun taleplerinin reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde adı geçen ilgili kişinin mağazada o dönem sadece satış sorumlusu olmasına rağmen mağaza sahibi olarak gösterilmesi ve bunun neticesinde ilgili kişinin 3. Şahıs olarak eklendiği icra takip dosyalarının alacakları tarafından davacı şirket ortağı sanılarak İstanbul .... İcra Müdürlüğü ...esas sayılı dosyası üzerinden davacı şirket adresinde hacze gelindiği ve bu nedenle haberin delil olarak dosyada ileri sürülmesi nedeniyle kişilik haklarının ihlaline sebebiyet verildiği iddia edildiğini, ancak ilgili hususlar yönünden müvekkil şirketin herhangi bir sorumluluğu olamayacağı gibi iddiaya konu icra dosyasında ileri sürülen delil ve beyanların da müvekkil şirket ile herhangi bir bağlantısının olamayacağının açık olduğunu, davacı şirket her ne kadar ilgili kişini haber içeriğine konu olan mağazanın sahibi olarak haberde lanse edilmesinden bahsetmiş olsa da ilgili ilan haber içeriğine bakıldığında ifadelerinden böyle bir hususun anlaşılmadığının açık olduğunu, davacı şirketin TTSG kayıtlarına bakıldığında ilan nitelikteki haberde mağaza sahibi olarak belirtilen eşinin sermaye ortaklarından olduğunun açıkça görüldüğünü, haberin kötü niyetle çarpıtılması nedeniyle haber içeriğinin kaldırılması istenilmiş ise de davacının beyanlarına konu icra takip dosyasının müvekkil şirket ile herhangi bir ilişkisinin olmadığı ve ilgili haberin dosya alacaklıları tarafından sunulmasının, müvekkil şirketin herhangi bir şekilde sorumluluğuna yol açmayacağını, müvekkil şirkete ait haber sitesinde ilan nitelikli bir haber içeriği oluşturulmuş olup basın özgürlüğü çerçevesinde ilgili haberin yayını halen daha devam ettiğini, müvekkil şirketin kötü niyetle ilgili haberi yaptığına dair iddialar da abesle iştigal olup, müvekkil şirket sadece habercilik mesleğinin gerektirdiği şekilde haber yayınını gerçekleştirdiğini, davacı şirketin iddialarının aksine, gerçeğe aykırı bir haber yayını da söz konusu olmayıp içerikte iddialara konu ...'un, mağaza sahibi olarak da belirtilmediği açıkça görüleceğini, dolayısıyla davacı şirketin iddialarına konu ilgili kişinin davacı şirketin sahibi olmadığının, ilan nitelik haber içeriğinden de açıkça anlaşılmakta olduğunu, davacının haksız ve hukuki yönden mesnetsiz davasının zamanaşımı ve hak düşürücü süre dahil usulden ve esastan tüm yönleriyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava; basın yayın yolu ile kişilik haklarının ihlal edildiği ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla saldırının durdurulması ve içeriğin yayından kaldırılması istemine ilişkindir.
Dosya, Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas ve ... karar sayılı dosyasında görevsizlik kararı verilerek mahkememize gönderilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: 35839/97, 22 Şubat 2005).
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel
sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.
AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:
AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20 Ekim 2009).
2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:
Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).
3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:
AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991).
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131).
Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları).
Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.
Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; Mahkememizce dava konusu yayının incelenmesinde, tarafların beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde yapılan haber içeriğinin gerçeği yansıttığı, yayınlanan haber içeriğinde kişilik hakkına saldırı niteliğinde veya hukuka aykırı bir içerik bulunmadığı, davacının zarar görmesi eylemi ile haber içeriği arasında illiyet bağı bulunduğu hususunun ispat edilemediği, haber içeriğinin yanlış bilgi içermediği, davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalı tarafın yayınlamış olduğu haber nedeniyle sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden haksız fiil niteliğinde bulunmadığı gözetildiğinde objektif ve subjektif unsurları oluşmayan davanın reddine dair karar verilmiştir ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 615,40TL ilam harcından peşin alınan 427,60TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 3.600,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 1,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine,
6-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine,
Dair, tarafların Yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar verildi.17/02/2025
Katip ...
✍e-imzalıdır
Hakim ....
✍e-imzalıdır