T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/982 Esas
KARAR NO : 2025/247
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 06/12/2024
KARAR TARİHİ : 04/03/2025
KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/03/2025
Davacı tarafından mahkememizde açılan davada yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından mahkememize sunulan dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... plakalı ("Müvekkilin Aracı") aracın maliki olup 29.02.2024 tarihinde müvekkilinin aracı ile araç kullanmaya yeterli ehliyeti olan Müvekkil'in oğlu dava dışı ... seyir halinde iken Davalı'nın maliki olduğu ... plakalı ("Davalının Aracı") araç ile Bakırköy, Ataköy mevkiinde maddi hasarlı kaza meydana gelmiş olduğunu, kazanın gerçekleştiği yerin tek yön olup dava dışı ...'un müvekkilinin aracı ile trafik kurallarına uygun olarak doğru istikamette gitmekte olmasına rağmen kaza davalının aracını idare eden .... yabancı kimlik numaralı şahsın %100 hatası ile gerçekleşmiş olduğunu, bu hususun sigorta hasar dosyası kapsamında tanzim edilen eksper raporu ve kusur durum raporuyle da sabit olduğunu, müvekkilinin aracındaki hasarın kasko şirketi olan ... Sigorta tarafından karşılanmış olup Davalı'nın poliçesi olan ... Sigorta'ya yapılan değer kaybı talebinde 05.12.2024 tarihinde değer kaybı için kısmi ödeme yapılmış olduğunu, hasar dosyası kapsamında tanzim edilen ve işbu dilekçemiz ekinde yer alan eksper raporunun "hasar bilgileri" başlıklı kısmında Hasar Onarım Süresinin 14 iş günü olduğu tespit edilmiş olduğunu, 14 iş günü toplamda en az hesap ile 18 gün boyunca aracın kullanılamamasını ifade etmekte olduğunu, müvekkilinin bu süreden daha uzun süre aracını kullanamamışsa da eksper raporu ile tespit edilen süre dikkate alınarak hukuki yollara başvurulmuş olduğunu, gelinen süreçte müvekkilinin en az 18 gün boyunca aracından mahrum kalmış olması nedeniyle mahrumiyet boyunca ikame araç bedeline denk gelecek şekilde günlük rayiç araç kira bedeli olan 1.500 TL'den toplamda 27.000 TL zarar ortaya çıkmış olduğunu, bilindiği üzere yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince araçtan mahrum kalınan süre boyunca herhangi bir araç kiralanmamış olsa dahi rayiç kiralama bedeli üzerinden normatif zararın ödenmesi gerekmekte olduğunu bu nedenlerle; davanın kabulüne, davalı tarafından Bakırköy .... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaliyle duran takibin kaldığı yerden devamına, davalı'nın takip miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatını müvekkiline ödemesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava, haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle itirazın iptali davasıdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 29.02.2024 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu davacı aracında hasar meydana gelip gelmediği, davacının araç mahrumiyet zararını davalıdan talep edip edemeyeceği, davalının kusur ve sorumluluğunun olup olmadığı, mahkememizin yetkili olup olmadığı
İstanbul Bakırköy Vergi Dairesi cevabında; "Dairemizin ... (... T.C Kimlik numaralı) vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi ...'a ait tarh dosyasının bilgisayar kayıtlarının tetkikinde; 01.01.2006 tarihi itibariyle "Kendine ait veya kiralanan gayrimenkulün kiralanması ve işletilmesi" dolasıyla gelir vergisi mükellefiyeti tesis ettirdiği ve mükellefiyetinin halen devam ettiği görülmüştür. Gayrimenkul sermaye iradı yönünden mükellef olan kişilerin defter tutma zorunluluğu bulunmadığını" bildirmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin ... esas, ... karar sayılı ilamında; " 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre, bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.
Somut olayda, davalının tüzel kişi tacir olduğu, davacının ise vergi dairesi müdürlüklerinin yazı cevabına göre gayrimenkul sermaye iradı mükellefi olduğu, ticari kazanç mükellefiyetinin bulunmadığı, (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 30/09/2015 tarih 2015/944 E., 2015/11623 K. sayılı ve 27/03/2013 tarih 2013/1369 E., 2013/5358 K. sayılı emsal kararları), ayrıca davacının kazancının ticari faaliyet niteliğinde olduğuna dair dosya kapsamında bir bilgi belge yer almadığı, gayrimenkul sermaye iradı mükellefi olmanın tek başına tacir sayılmak için yeterli olmadığı, davacının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla davanın Bakırköy ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." denmektedir.
Yine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin ... esas, ... karar sayılı ilamında; "Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir.
TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap ve fatura alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğünün 27/11/2020 tarihli cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, mahkemelerce usulüne uygun şekilde oda ve sicil kaydı ilişkin yeterli araştırmanının yapılmadığı, vergi müdürlüğünce müzekkere ekinde gönderilen vergi beyannamelerine göre davalıların birinci sınıf tüccar olmasını gerektirecek tutarda alım ve satımının bulunmadığı tespit edilmiş olup, bu haliyle davalıların tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, takibinin cari hesap ekstresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." denmektedir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mevcut olayımızda mutlak ticari dava sayılan hallerin olmadığı, Vergi Müdürlüğü'nden gelen yazı cevabına istinaden davacının gayrimenkul sermaye iradı mükellefi olduğu, ticari kazanç mükellefiyetinin bulunmadığı, ticaret sicil müdürlüğünün cevabi yazasına göre davacının gerçek kişi tacir kaydının olmadığının anlaşıldığı,davacının kazancının ticari faaliyet niteliğinde olduğuna dair dosya kapsamında bir bilgi belge yer almadığı, gayrimenkul sermaye iradı mükellefi olmanın tek başına tacir sayılmak için yeterli olmadığı, davacının tacir sıfatının bulunmadığı, davacının davasına konu alacağının tarafların ticari işletmesi ile ilgili olmadığı ve uyuşmazlığın da TTK'nın 4/2. maddesinin “a-f” bentlerindeki hususlara ilişkin olmadığı anlaşılmış olup, 6102 sayılı TTK’nın 6335 sayılı Kanunla değişik 5/3. maddesinde ise asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlemesine istinaden görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, mahkememizin görevsizliğine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM-Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, görevsizlik nedeniyle davanın usulden REDDİNE,
2- Görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine, HMK. 20 madde gereği süresi içerisinde kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren, kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ve taraflardan birinin kararı veren mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dava dosyasının görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, aksi halde mahkemece davanın açılmamış sayılacağına karar verileceğinin ihtarına,
3-Yargılama, harç ve giderleri konusunda HMK. 331/2 madde gereğince görevli mahkemece değerlendirme yapılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra görevli mahkemeye aktarılmasına,
Dair tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/03/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır