T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/748 Esas
KARAR NO : 2024/703
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 03/08/2023
KARAR TARİHİ : 28/06/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 04/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkilinin dava dışı .... 'a ait arsa üzerinde kat karşılığı inşaat yapmak üzere sözleşme imzaladıklarını, davalı şirketin hissedarı olan ... ve .... davacının taraf olduğu kat karşılığı İnşaat işini devralmak istediklerini, sözleşmeden kaynaklanan hakların ve ... Müteahhitlik ... şirketinin hisselerinin devir Sen bedelinin ödenmesi amacıyla müvekkiline bir kısım nakit ödeme ile birlikte iş bu davanın konusunu oluşturan çekler verildiğini, şirket hisse devrinin yapılmasından bir süre sonra karşı taraf sözleşmenin devir bedelini ödememek gayesiyle şirket hisse devri sürecinde kandırıldıklarını iddia ederek, Bakırköy ... Asliye ticaret Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyası ile görülen davayı açtığını, davaya konu çeklerle ilgili ihtiyati tedbir kararının kaldırılması ve ilgili bankaya yazı yazılması için Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne dilekçeyle başvuruda bulunulduğunu, talep üzerine mahkeme ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığına ilişkin olarak karar verdiğini, çeklerle ilgili ödeme yasağı kararının kaldırılması üzerine çeklerin tahsili için ilgili bankaya ibraz edildiğini, 21.06.2023 tarihinde çek bedellerinin davacıya müvekkiline ödendiğini, Toplam 4 adet çek bedelinin haksız bir dava açılarak tedbir kararı alınmak suretiyle, 6 yıl sonra ödenmesi sebebiyle iş bu çeklerin bedelinden doğan toplam 287.845.-TL ticari temerrüt faizi alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, çek bedellerinin haksız ve kötü niyetli olarak geç ödenmesi sebebiyle davacının temerrüt faiziyle karşılanmayan aşkın zararı olduğundan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak, aşkın zararının tam ve kesin miktarı bilirkişi raporu ile hesaplandığında dava değerini artırmak kaydıyla HMK 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000.-TL aşkın zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, yargılama, gideri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasını kötü niyetle açmadığını, zira ortada bir hukuki ihtilaf bulunmakta olup, bu hususa mahkemece müdahale talep edildiğini, yine gerekçeli kararda görüleceği üzere açılan davanın müvekkilinin açtığı davanın haksız olduğundan reddedildiğini, bu hususun, dosya incelendiğinde de ispat olunacağını, ayrıca müvekkili davanın kesinleşmesinden sonra davacının çeklerini ödeyerek bir zarara uğratmadığını, davacı yanın bankadan çekleri tahsil ettiğini, b nedenlerden ötürü davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Bilirkişi 04.03.2024 havale tarihli raporunda; Dava dosyası içeriğindeki belgeler incelendiğinde, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne Iş bu dosya davacısı davacı vekilinin talep dilekçesinde, “..şirket hisse devir sözleşmesi kapsamında verilmiş olan çeklerle ilgili olarak çeklerin devir ve temlikin önlenmesi ve ödenmemesi yönünde. Mahkemece verilen 19.7.2017 tarihli eti ihtiyaç tedbir kararının davanın kesinleşmesinden bahisle kalktığını ve bu sebeple bankaya müzekkere yazılmasını?” talep etti Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilmiş 12.06.2023 tarihli ek kararda «...Mahkememiz, iş bu dosyada verilen 19.07.2017 tarihli ihtiyati tedbir kararının 6100 sayılı HMK'nun 397/2 Maddesi uyarınca mahkememizce davanın esası hakkında verilen kararın kesinleşmesi sebebiyle kendiliğinden kalktığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir kararının kalktığı hususunun 6.100 sayılı hmk'nın 397 k 2 maddesi uyarınca ilgili bankalara müzekkere yazılmak suretiyle bildirmesine müzakereye iş ek bu kararın gerekçeli kararın ve kesinleşme şerhinin eklenmesine. Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi" Dendi, Çeklerle ilgili ödeme yasağı kararının kaldırılması üzerine çeklerin 21.06.2023 tarihinde çek bedellerinin davacıya ... Bankası aracılığı ile ödendiği, 25.07.2017 tarihli 75.000.-TL bedelli çek için 68.989,73.-TL, 25.08.2017 tarihli 100.000.-TL bedelli çek için 91.200,68.-TL, 25.09.2017 tarihli 50.000.-TL bedelli çek için 45.207,53.-TL, 25.10.2017 tarihli 100.000.-TL bedelli çek için 89.654,79.-TL, davaya konu edilen çeklerin keşide tarihlerinden ödeme tarihine kadar geçen süre için davacının toplam 295.052,74.-TL faiz alacağı olduğu hesaplanmakta olup; iş bu dava değerinin 288.845.-TL olduğunu bildirmiştir.
DELİLLER : Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası, ... Bankasından gelen dava konusu çek asılları, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları ve Vergi Dairesi kayıtları, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, davacının, davalıdan dava konusu çeklerin geç tahsil edilmesi sebebiyle uğradığı aşkın zarar ve faiz alacağı istemine ilişkindir.
Davalı icra dosyasına yapmış olduğu itirazında müvekkilleri şirketin alacaklı görünen tarafa herhangi bir borcunun olmadığını, bu nedenle takibe, borca, ödeme emrine, işlemiş ve işleyecek faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiklerini beyan etmiştir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Somut olay irdelendiğinde; davacı, taraf olduğu kat karşılığı İnşaat işini devralmak istediklerini, sözleşmeden kaynaklanan hisselerinin devir bedelinin ödenmesi amacıyla davanın konusunu oluşturan çekler verildiğini, davalının, şirket hisse devri sürecinde kandırıldıklarını iddia ederek, Bakırköy ... Asliye ticaret Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyası ile dava konusu çekler üzerine tedbir konulduğu, talep üzerine mahkeme ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığına ilişkin olarak karar verdiğini, tedbir kararı alınmak suretiyle, dava konusu çeklerin, 6 yıl sonra ödenmesi sebebiyle iş bu çeklerin bedelinden doğan toplam 287.845.-TL ticari temerrüt faizi alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000.-TL aşkın zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
TTK 810/1-b maddesine göre hamil süresinde çeki ibraz etmesi halinde ibraz gününden itibaren çekin ödenmemiş olan bedelinin faizini istemeye hak kazanır. O halde alacaklının ibraz tarihinden takip tarihine kadar (takibin çeke dayalı olması nedeniyle) 3095 SK' nun 2/2 maddesi gereği ticari temerrüt (avans) faiz oranı üzerinden işlemiş faiz talep edebilecektir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamında "....19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Tüm dosya kapsamı ve davacının çek faiz alacağı ile aşkın zarar taleplerine dair yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davacının davalı tarafından kendisine keşide edilen davanın konusunu oluşturan çekler verildiğini, davalının, çeklerin veriliş amacına dair konuyu yargılama konusu ettiği ve şirket hisse devri sürecinde kandırıldıklarını iddia ederek dava ikame ettiği, işbu dava Bakırköy ... Asliye ticaret Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyası ile dava konusu çekler üzerine tedbir konulduğu, davanın sonuçlanması ile talep üzerine mahkeme ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığına ilişkin olarak karar verdiğini, tedbir kararı alınmak suretiyle, dava konusu çeklerin, 6 yıl sonra ödenmesi sebebiyle iş bu çeklerin bedelinden doğan toplam 287.845.-TL ticari temerrüt faizi alacağının davacı tarafından talep edilebileceği zira bu konuda yukarıda anılı TTK 810. Madde gereği, TTK 810/1-b maddesi gereğince hamilin ibraz gününden itibaren ödenmemiş çek bedelinin faizinin istenilebileceğinin düzenlendiği, buna göre işlemiş faizin ibraz tarihinden itibaren hesaplanması ile talebin kabulüne karar vermek gerektiği anlaşılmış olup, yine yukarıda detayı verilen kanun hükümleri ve uygulama açıklamaları doğrultusunda davacının munzam zararına ilişkin talebinin, yalnızca ülke ekonomisine bağlı paranın değerindeki değişiklik sonucu zarara uğranıldığının kabul edilemeyeceği yine davalının, çeklerin geç tahsil edilmesine sebep olan dava dosya ve bu dosya kapsamında çekler üzerine konulan tedbir kararı konusunda bir kusur veya kötü niyetinin bulunduğunun ispata muhtaç kaldığı, zira dava açılması ile dava açanın kötü niyetli sayılacağına dair bir kanun hükmünün bulunmadığı ve bu iddianın, ileri süren tarafından ayrıca ispat edilmesi gerektiği işbu talebin ispat edilemediği ve munzam zarar şartlarının eldeki davada sübut bulmadığı sonuç ve kanaati ile davanın, çeklerin geç tahsilinden kaynaklı faiz alacağı talebi yönüyle kabulüne ve munzam (aşkın) zarar talebi yönüyle reddine dair kısmen kabul kısmen ret kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın Kısmen Kabul Kısmen Reddi İle;
1-Faiz alacağı olarak 287.845,00-TL' nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Aşkın zarara ilişkin talebin reddine,
3-Alınması gerekli 19.662,69 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 4.932,76 TL harcın mahsubuyla bakiye 14.729,93 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL başvurma harcı, 4.932,76 TL peşin harç olmak üzere toplam 5.202,61 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça166,75 TL posta / tebligat gideri, 2.500,00 TL bilirkişi gideri olarak yapılan (ayrıntısı uyapta kayıtlı) 2.666,75 TL yargılama giderinin, kabul red oranı üzerinden 2.657,00 TL' davalıdan alınarak davacıya verilmesine, geri kalan yargılama giderenin davacı üzerine bırakılmasına,
6-Davacının diğer davalı yönünden yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7-AAÜT gereğince hesap edilen 45.176,75 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Reddedilen kısım üzerinden hesap edilen 1.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
10-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davalı vekilinin yokluğunda davacı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/06/2024
Katip ...
Hakim ...