T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/537 Esas
KARAR NO : 2025/254
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Havale Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/06/2024
KARAR TARİHİ : 13/03/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 25/03/2025
Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: davacı vekili özetle; davalı tarafından Küçükçekmece İcra Müdürlüğü’nün .... Esas Esas sayılı dosyası kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, söz konusu karar ve borçlu tarafın itiraz dilekçesinin kendisine tebliğ edildiğini, davacı ... ile .... ve ... arasında bir şirketin kurulu için taraflar arasında ekte sunulan 04.01.2016 tarihli şirket kuruluş ve ortaklığa dair sözleşme yapıldığını ve taraflarca imzalandığını, .... , ... ve davacı ... (eski adı ile ...) arasında 04.01.2016 tarihinde şirket kuruluşu için ödenecek sermaye tutarının, tarafların kar ve pay oranlarının ve diğer sair hususların belirtildiği anlaşma imzalandığını, anlaşmanın 3. maddesi gereği, davacının anlaşma gereği şirket kuruluşu için sermaye olarak kararlaştırılan 300.000 Amerikan dolarını ... adlı şirket ortağına yaptığını, davalıya ait .... Banka hesabı .... Iban numaralı hesaba açıklama kısmında ''.... (YATIRIM)'' şekliden ödeme yaptığını, ... gönderilen bu ödemenin işbu bedelin şirketin banka hesabına 24.12.2015 tarihinde yatırması karar kılındığını, yine anlaşmanın 4. Maddesi gereği, yatırılan 300.000 Amerikan Dolarını en geç 8 ay içinde, davacıya iadesinin yapılacağını, gelinen şu aşamada, davacıya kısmi bir ödeme yapıldığını, hala ödenmemiş kısım olan $200.000,00 ABD Doları ve bu miktarin faizi olan $57.000,00 ABD Doları üzerinden Küçükçekmece İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası kapsamın icra takibi başlatıldığını, haksız ve kötü niyetli bir şekilde takibe itiraz edilerek takibin durduğunu, davacının mağduriyetinin devam ettiğini, . Hem asıl alacak hem de faizi , vekalet ücreti ve diğer feriler açısından İcra İflas Kanunu gereğince itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşmama olarak son bulduğunu beyanla davamızın kabulüne, davalının yerinde olmayan itirazlarının iptaline takibin devamına, asıl alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle:
Taraflar arasında akdedilen 04/01/2016 tarihli sözleşmeye göre taraflar, adi yazılı bir şekilde İstanbul'da mukim .... Şirketi ismiyle adi ortaklığı teşekkül ettirdiklerini, sözleşme kapsamında %33 hisseye sahip .... ve %23 hisseye sahip müvekkili ...'ın şirket yönetiminden sorumlu olarak TTK md. 127 minvalinde şahsi emek ve ticari itibarını şirkete sermaye olarak koyduklarını, %44 hisseye sahip davacı ....'nin ise, 300.000 USD'yi sermaye olarak adi ortaklığa getirmeyi taahhüt ettiğini, ayni sermaye aktarımından itibaren 8 ay içerisinde 300.000 USD'nin davacıya iadesi hususunda anlaştıklarını, davacıya iadeden sonra müvekkiili ve ....'in emeklerinin karşılığı olarak şirketten maaş da alacaklarını, bu nedenle davacı 300.000 USD'yi davacının banka hesabına havalesini gerçekleştirmek amacıyla 24/12/2015 tarihinde Katar'daki bankasına transfer emri verdiğini, buna göre de Adi Ortaklık Sözleşmesi'nin 8. Maddesine müvekkili ve ...'in parayı teslim aldığı şerhinin sözleşmeye eklendiğini, sonrasında 08/01/2016 tarihinde 500.000,00 TL sermaye ile .... Ltd. Şti.'nin yukarıdaki pay oranları ile kurulduğunu, ancak yukarıda belirtili sözleşme maddeleri uyarınca şirketin kurulmasında muvazaa söz konusu olduğunu, Limited Şirketlerinde, TTK md. 581 gereğince, ayni sermaye olarak tarafların emek ve ticari itibarlarını sermaye olarak getirmesi söz konusu olamayacağını, diğer yandan, TTK md. 585 uyarınca ise tarafların şartsız olarak sermaye getirmesinin söz konusu olduğunu, 8 ay sonra sermayenin diğer iki ortak tarafından iade edileceği gibi bir şartın Adi Ortaklık Sözleşmesine eklenmesinin kanunun yöneldiği amaca ve lafzına aykırılık içereceğini, dava konusu uyuşmazlığın şirketin sermayesine ve ticari sair bir anlaşmazlığa ilişkin olmayıp tamamen tacir olmayan şahıslar arasındaki alacak meselesine ilişkin olduğunu, İşbu 04.01.2016 tarihli Adi Ortaklık Sözleşmesi'nden bir süre sonra ise, davacı ile diğer ortak .... arasında anlaşmaya varılarak müvekkili olmaksızın işin devam ettirilmesinin kararlaştırıldığını, buna göre müvekkilinin, banka hesabına havale edilen 300.000 USD'nin tamamınının, bankadan çekmek suretiyle elden davacı'ya teslim ettiğini, ardından davacının, 300.000 USD'yi diğer ortağı ....'e verdiğini, bu olaydan sonra müvekkilinin, bu ortaklıkla herhangi bir bağlantısı kalmayıp kendi işlerini sürdürdüğünü, uzun bir süre sonra davacı ve ortağı .... arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktığını, bu anlaşmazlıklar üzerine müvekkilinin , iki tarafı da tanıması nedeniyle uzlaştırıcı rol üstlendiğini, böylelikle 02.11.2021 tarihinde davacı ve ortağı .... arasında 300.000 USD'ye ilişkin üç tanığın huzurunda senedin düzenlendiğini, müvekkilinin de bu senede tanık olarak imza attığını, işbu senete göre, ....'in 300.000 USD borcundan kalan kısım olan 133.000 USD'Yİ davacıya vereceğini beyan ve taahhüt ettiğini, böylelikle ....'in davacıya olan borcunu ikrar ettiği aşağıdaki senetin ortaya çıktığını, müvekkilinin dava konusu borç ile hiçbir alakasının söz konusu olmadığını, bir bağlantısının da olmadığını, müvekkilinin aleyhine haksız ve mesnetsiz icra takibi başlatıldığını, bahsi geçen senedin imza edilmesinden sonra ise.... 'in, kendisine ait borçları bulunan aracın tüm taksitlerini ödemek suretiyle davacıya devrederek, borcunun bir kısmını daha ifa ettiğini, davanın haksız olarak müvekkili aleyhine açıldığını, tarafların tacir olmadığını, bu nedenle davanın ticari iş sayılabilecek nitelikte olmadığını, şahıslar arasında alacak ilişkisine ilişkin bu davanın asliye hukuk mahkemelerinde tesis edilmesi gerekirken asliye ticaret mahkemesinde açılması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu borcun muacceliyet kespetmediğini, aksi kanaatte, borcun zamanaşımına uğradığını, davanın üçüncü ortak ...'e ihbar edilmesi gerektiğini beyanla, öncelikle davanın usulden reddine, aksi halde, davanın esas yönüyle reddine ve davacının takip konusu meblağın %20'snden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava Küçükçekmece İcra müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali, takibin devamı, %20 icra inkar tazminatı talebi isteminden ibarettir.
ASIL KONUNUN: Taraflar arasında akdedilen 04/01/2016 tarihli ortaklık sözleşmesi gereğince alacağın olup olmaması itiraz ve alacağın dayanağı ile, ödenmesi gereken tutarın tespiti ile, temerrüt olgusu ile işleyen faizin olup olmadığı ve işleyecek faiz alacağı varsa tespitine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere, açılmış bir davanın esasının incelenebilmesi (davanın mesmu, yani dinlenebilir olabilmesi) bazı şartların tahakkukuna bağlı olup bunlara dava şartları denir. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil davanın esasını girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkeme davanın mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir.
Mahkemelerin görevine ilişkin kurallarda kamu düzeninden olması nedeniyle dava şartları arasında sayılmıştır. (HMK 114/1-c)
Emsal İstanbul Bölge Adalet Mahkemesi .... Hukuk Dairesinin ... Esas, ... Karar sayılı 03/07/2018 tarihli ilamında "Somut olayda davacı vekilinin, dava dışı ... yönelik icra takibi yaptığı, bu icra dosyasından dava dışı ... Borcu nedeniyle davacıya haciz ihbarnamesi gönderildiği, davacının haciz ihbarnamesine itiraz süresini geçirmediği, davacının, davalılara herhangi bir borcununu olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açtığı, davalı , davacı ve dava dışı takip borçlusunun tacir olmadığı, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesinden kaynaklanmadığı ve ticari iş niteliğinde de olmadığı anlaşıldığından, HMK'nın 2.maddesi gereğince davanın genel hükümler çerçevesinde asliye hukuk mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." şeklinde karar verildiği görülmüştür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunu'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’nda ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nun 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatını haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile, bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.
TTK'nun 4. Maddesinde ticari davalar tarif edildikten sonra, 5. Maddesinde ise ancak ticari davaların Ticaret Mahkemesinde görülebileceği düzenlemesi yapılmıştır.
Adi ortaklığın tanımı, TBK'nun 620 (BK'nun 520) maddesinde "Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir " şeklinde yapılmıştır.
Adi ortaklık, bir ticari işletmeyi işletmek şeklinde olabileceği gibi esnaf işletmesi veya hiç bir işletme olmaksızın bir kaç kişinin muhtemel kazancı paylaşmak amacıyla emeklerini ve mallarını bir araya getirme şeklinde de olabilir.
6102 sayılı TTK. 4.maddesine göre bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan sayılması gerekir. Aynı Kanunun 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir" hükmünü içermektedir.
6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü olmayıp görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamada ve kanun yolu aşamasında incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen incelenir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık, tarafların ticari işletmelerine ilişkin olmayıp, ortak oldukları iddia edilen işletmeye ilişkindir.
Dava Adi ortaklık sözleşmesinin feshi ve Adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin olup, "Adi ortaklık sözleşmesi; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmeler olup, (TBK 620/1 md.) bu sözleşme türü Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir.
TTK'nun 4. Maddesine göre ne her iki tarafında tacir olmasına bağlı nispi ticari dava niteliğinde, ne de maddenin alt bentlerinde yer alan mutlak ticari dava sayılan konulardan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla davanın TTK nun 4. Maddesinde tarif edilen ticari davalardan olmaması nedeniyle genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekir.
TTK 19/1 maddesi "Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre bir uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olabilmesi için her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birini ilgilendirmesi, birine dahil olması gerekmektedir. Yine TTK gereği ticari dava sayılan davalar haricinde ticari dava, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlendiğinden TTK 19/2 maddesi uyarınca taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için ticari iş sayılması davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir.
Somut olayda; Eldeki dava, mutlak ticari dava olmadığı gibi, taraflar tacir de değildir, ve yine TTK 11. Maddesi gereği, gerçek kişi ticari kayıtlarının da bulunmadığı belirlenmiştir. Nisbi ticari dava niteliğinde de değildir.
Hal böyle olunca, adi ortaklık sözleşmesinin konusunun ticari iş olması adi ortakların birbirlerine karşı açtıkları davanın ticari dava olduğunun kabulü için yeterli değildir.
(İstanbul BAM 37.Hukuk Dairesi 2019/276-2019/1504 esas karar; İstanbul BAM 3.Hukuk Dairesi 2019/220 esas -2019/191 karar - 2019/519 esas 2021/486 karar)
Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi mevcut olup adi ortaklık TTK'da düzenlenmediğinden, Adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine ilişkin davalara bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğundan ve dava konusu adi ortaklığa ilişkin verilen sermayenin iadesine ilişkin olup, limited şirketlerdeki sermayenin korunması ilkesi dikkate alınarak ve delil olarak sunulan belgenin ortaklığın adi ortaklık olduğuna ilişkin belge olduğu anlaşıldığından, mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2020/687 esas, 2021/201 karar- aynı dairenin 2021/59 esas, 2021/192 karar, İstanbul BAM. 3. Hukuk Dairesi 2020/377 esas, 2020/435 karar ilamı. )
(Emsal İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/65 esas, 2023/772 karar sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi'nin 2024/539 esas, 2024/1523 karar sayılı ilamı )
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Mahkememizin görevsizliğine, dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine, kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlatılmak suretiyle iki hafta içinde talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevdiine, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
2-HMK'nun 20. ve 331/2. maddeleri uyarınca iş bu kararın kesinleşmesine müteakip yasal süresi içerisinde talep üzerine dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemece hükmedilmesine,
3-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı, oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
13/03/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır