AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 7453/16
Halime Bakır ve diğerleri / Türkiye
8 Ekim 2019 tarihinde,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”),
23 Aralık 2015 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların isim listesi ekte yer almaktadır.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.A. Olay ve Soruşturma Tedbirleri
3. Başvuranların yakını, 8 Haziran 2011 tarihinde, askerlik şubesine yoklama başvurusunda bulunmuştur. Nihat Bakır, daha önce birliğe katılmadan önce, psikolojik muayene dâhil olmak üzere, sıradan bir işlem olan sağlık muayenesine tabi tutulmuştur. Dosyadaki unsurlara göre, Nihat Bakır herhangi bir sorun hakkında yetkilileri bilgilendirmemiştir. Başvuranın, askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğuna karar verilmiştir.
4. Nihat Bakır, 12 Ağustos 2011 tarihinde, askerlik eğitimi sonunda, Çorlu’da bulunan görev yerine gitmiştir.
5. Nihat Bakır, 5 Ağustos 2011 tarihinde, kışlanın oryantasyon merkezine gitmiş, muayene edilmiş ve bu muayene sırasında sivil hayatında ilaç alarak intihar girişimde bulunduğunu belirtmiştir.
6. Nihat Bakır, 3 Şubat 2012 tarihinde, kışlada cep telefonu kullanmaktan dolayı yedi günlük bir disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.
7. Nihat Bakır, 23 Temmuz 2012 tarihinde, yatakhanede Astsubay O.G.’ye hakaret etmiştir. Astsubay O.G., Nihat Bakır’ı duymuş, Astsubay O.G. de Nihat Bakır’a hakaret etmiş ve herkesin önünde Nihat Bakır’ı darp etmiştir.
8. Nihat Bakır, 24 Temmuz 2012 tarihinde, arkadaşlarından biriyle gece nöbeti için anlaşmış ve arkadaşı da Nihat Bakır’ın yerine gece nöbetini tutmayı kabul etmiştir.
9. Ertesi sabah toplanma sırasında, Nihat Bakır’ın askeri hiyerarşik üstü olan Teğmen S.A., ilgiliyi bu disipline aykırı eylem için arkadaşlarının önünde azarlamıştır.
10. Nihat Bakır, aynı gün saat 15.05 sularında, “4 nolu kule” olarak adlandırılan gözetleme odasında ateşli bir silahın açılması sonucu yaralı bir şekilde bulunmuştur. Nihat Bakır’ın, kısa bir süre sonra hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
11. Askeri Savcılığa olay hakkında derhal bilgi verilmiş ve konuyla ilgili olarak resen ceza soruşturması açılmıştır.
12. Çorlu Jandarma Kriminal Araştırma Laboratuvarı Bilirkişi Heyeti ve askeri savcı, yine aynı gün saat 15.45 sularında, olay yerine intikal etmiştir.
13. İlgililer, Nihat Bakır’ın cesedinin yerde yattığını tespit etmişlerdir. İlgililerin, ilk tespitlerine göre, Nihat Bakır’ın ölümü başına isabet eden bir mermi sonucu gerçekleşmiştir. Olay yeri krokisi çizilmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Olay yerinden ayrıca video kayıtları alınmıştır. Olay yerinde bulunan G-3 tipi seri atış konumunda olan bir tüfeğin yanı sıra on yedi fişeğin bulunduğu bir şarjör ve iki mermi kovanına el konulmuştur. Ayrıca, açılan ateş sonucu delinen askeri bir kasket yerde bulunmuştur. Tavanda, atış izine benzer bir iz vardı. Tavandan gelen yaklaşık 10 cm’lik küçük çimento kalıntıları yerde bulunmuştur.
14. Ölümden sonra bir inceleme, Çorlu Askeri Hastanesinde yapılmıştır. Cesede, İstanbul Adli Tıp Kurumunda klasik bir otopsi yapılmıştır. Bu soruşturmalar, aşağıdaki tespitlerde bulunmaya imkân sağlamıştır. Ölüm, bitişik mesafeden açılan ve giriş deliği çenenin altında (5-6 cm) olan bir ateş sonucu meydana gelmiştir; merminin çıkış deliği (1-1,5 cm) alın kemiği hizasında bulunmaktaydı; cesette herhangi bir darp izine rastlanmamıştır. Yapılan toksikolojik analizlerde, müteveffanın kanında alkol ya da uyuşturucu madde bulunmadığı tespit edilmiştir.
15. Jardarma Kriminal Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan balistik inceleme neticesinde, ihtilaf konusu tüfeğin, Nihat Bakır’ın hizmet silahı olup çalışır durumda olduğu, ayrıca atışın bu silahla yapıldığı sonucuna varılmıştır. Müteveffanın ellerinden alınan numunelerin incelemesinde, atış kalıntılarının mevcut bulunduğu tespit edilmiştir. Jardarma Kriminal Araştırma Enstitüsünün raporuna göre, ateş bitişik mesafeden açılmıştır.
16. Askeri savcı tarafından yürütülen soruşturmalar çerçevesinde, birçok asker dinlenmiştir. Birçok tanık, Nihat Bakır’ın ölümünden iki gün önce Astsubay O.G. tarafından darp edildiğinden beri iyi olmadığını belirtmiştir. Askerler, olay sabahı Nihat Bakır’ın herkesin önünde Teğmen S.A. tarafından azarlandığını ve ilgilide cezalandırılma ve askerlik hizmetini zamanında tamamlamama korkusuna yol açtığını da dile getirmişlerdir. Arkadaşlarına göre, Nihat Bakır bu durumu özellikle kötü yaşamış ve artık dayanamamıştır.
17. Nihat Bakır’ın annesi ve babası savcı tarafından dinlenmiştir. İlgililer, yakınlarının intihar etmesi için hiçbir nedeninin bulunmadığını ve intihar süsü verilmiş bir cinayetin söz konusu olduğunu belirtmişlerdir.Somut Olayda Yürütülen DavalarCeza Davaları
a) a) İntihara Yönlendirme Suçlaması Hakkında
18. Savcı, ön soruşturması sonucunda, 18 Ekim 2012 tarihinde, Nihat Bakır’ın hizmet silahıyla intihar ettiği sonucuna varmış ve kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, hiçbir unsurun erin ölümüyle ilgili olarak üçüncü bir şahsın sorumluluğunu ortaya çıkarmaya imkân sağlamadığını değerlendirmiştir. Savcı bu kararı vermek için, olay yeri soruşturma raporuna, krokiye, olay yeri fotoğraflarına, tanık ifadelerine, otopsi raporlarına ve balistik bilirkişi raporlarına dayanmıştır.
19. Başvuranlar, 16 Kasım 2012 tarihinde, yakınlarının ölüm koşullarıyla ilgili olarak, birçok karanlık yerlerin bulunduğunu ve ilgilinin muhtemelen bir cinayete kurban gittiğini iddia ederek, bu karara itiraz etmiştir. Başvuranlar özellikle merminin giriş deliğinin çıkış deliğinden daha büyük olamayacağını iddia etmişlerdir.
20. Askeri mahkeme, 6 Aralık 2012 tarihinde, başvuranların itirazlarını reddetmiştir. Askeri mahkeme, ceza soruşturmasının Nihat Bakır’ın ölüm koşullarının doğru bir şekilde ortaya çıkmasına imkân sağladığı kanaatine varmaktadır. Askeri mahkeme özellikle, merminin gittiği güzergahın ve atış konumunun, ilgilinin başına giriş noktası ile çıkış ve merminin tavana etkisi noktasından itibaren açık bir şekilde ortaya çıktığını değerlendirmiştir. Askeri mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 84. maddesi anlamında (aşağıda 41. paragraf) Nihat Bakır’ın ölümü ve Astsubay O.G tarafından yapılan darp arasında hiçbir nedensellik bağının tespit edilemediğini eklemiştir.
b) Darp ve Yaralama Suçlaması Hakkında
21. Savcı, Astsubay O.G.’yi Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası anlamında, emrindeki bir kişiye darp ve yaralama suçundan suçlamıştır (aşağıda 39. paragraf). Savcı iddianamesinde, Nihat Bakır’ın 23 Temmuz 2012 tarihinde sanık tarafından darp edildiğini belirtmiştir.
22. Askeri mahkeme, 26 Şubat 2013 tarihli bir iddianameyle, Astsubay O.G.’nin Nihat Bakır’ı darp ettiği gerekçesiyle, yirmi beş gün hapis cezasına mahkûm edilmesine ve beş yıl süreleğine hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
23. Başvuranlar, bu karar hakkında itirazda bulunmuş ve özellikle sanığın kararın ertelenmesinden yararlanmasından şikâyet etmişlerdir.
24. Askeri mahkeme, 7 Temmuz 2014 tarihinde, başvuranların itirazlarını reddetmiştir. Askeri mahkeme, Astsubay O.G.’nin sicilinin temiz olduğunu, bu koşullarda kararın ertelenmesi koşullarının karşılandığını belirtmiştir.İdari Davalar
a) Yerel İdari Soruşturma
25. Nihat Bakır’ın ölümünün ardından, komutanlık bünyesinde yerel idari bir soruşturma başlatılmıştır.
26. Askeri idare, 10 Ekim 2012 tarihinde, Teğmen S.A.’ya bir uyarı disiplin cezası verilmesine karar vermiştir.
b) Tam Yargı İdare Davası
27. Başvuranlar, 4 Temmuz 2013 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmışlardır.
28. Başvuranlara 17 Temmuz 2013 tarihinde adli yardım sağlanmıştır.
29. İlgililer başvurularında, yakınlarının, hiyerarşik üstlerinin tutumları nedeniyle intihar ettiğini ve dolayısıyla idarenin kusur sorumluluğu bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar, Nihat Bakır’ın askerlik hizmetine alındığı sırada herhangi bir psikolojik sorununun bulunmadığını ve bu sırada yapılan askerlik hizmetine elverişliliğine ilişkin sağlık muayenelerinin, bu durumu kanıtladığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, yakınlarının psikolojik durumu, askerlik hizmeti süresince intihar etmeye varacak kadar kötüleşmiş olsa da, bu duruma ancak Astsubay O.G.’nin ve Teğmen S.A. tarafından kendisine yapılan kötü muamelelerin sebep olmuş olabileceğini ve bu sebeple, yakınlarının ölümünden idarenin sorumlu olduğunu iddia etmişlerdir.
30. Başvuranlar, yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları maddi tazminat olarak 40.000 Türk lirası (TRY) ve manevi tazminat olarak 160.000 TRY talep etmektedirler.
31. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi müteveffanın anne ve babasının maruz kaldığı maddi zararın belirlenmesi için bilirkişi raporu düzenlenmesine karar vermiştir.
32. Bilirkişi, 10 Nisan 2014 tarihli bir raporda, müteveffanın babasının maruz kaldığı maddi zararının 52.269 TRY’ye ve annesinin maruz kaldığı maddi zararın 51.632 TRY’ye tekabül ettiği sonucuna varmıştır.
33. Başvuranlar bunun üzerine, talep edilen ilk meblağların yeniden değerlendirilmesini talep etmişlerdir.
34. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 2 Temmuz 2014 tarihinde kararını vermiştir. Hâkimler, askeri idarenin, Nihat Bakır’ın ölümünden sorumlu olup olmadığının tespit edilmesi hususu ile ilgili olarak, ceza soruşturmalarında varılan sonuçları tekrar değerlendirmeden özellikle şu karara varmışlardır:
“Davaya konu ölüm olayının, davacıların yakını er Nihat Bakır’ın kendisini ateşli silahla vurarak intihar etmesi neticesinde meydana geldiği hususunda tereddüt yoktur. Normal koşullarda, mahkememizin yerleşmiş uygulamalarına göre, intihar eylemi sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında idarenin sorumluluğu, dolayısıyla da tazmin yükümlülüğü söz konusu olmamaktadır. Buna karşın, idarenin görevlilerinin, yasa dışı davranışlarıyla intihar eyleminin meydana gelmesine katkıda bulundukları veya intihar kararının alınmasında etkili oldukları (darp ve yaralama, hakaret, kötü muameleler vb.) durumlarda, idarenin söz konusu ölümden sorumlu tutulacağı ve hizmet kusuru sebebiyle tazminat ödemeye mahkûm edileceği açıktır. Kamu hizmetini yürüten idarenin (...) kimsenin zarara uğramaması için gerekli önlemleri alması zorunludur. Somut olayda bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin açık bir delilidir. Er Nihat Bakır sivil hayatında ilaçalarak intihar girişiminde bulunduğunu belirtmiştir. Hâlbuki ilgilinin örneğin psikiyatri hastanesine sevk edilebilmesi konusunda yetkililer tarafından hiçbir tedbir alınmamıştır. İlgili ayrıca olaydan iki gün önce yatakhanede Astsubay O.G. tarafından darp edilmiştir. [olay günü] Ayrıca ilgili Teğmen S.A. tarafından herkesin önünde azarlanmıştır. Bu eylemler erin depresyona girmesine neden olmuştur. İlgili silahını almış ve intihar etmiştir. Askeri idarideki görevliler dolayısıyla hatalı ve ihmalci davranışlarıyla intihar eyleminin gerçekleşmesine neden olmuşlardır. ”
35. Bununla birlikte Yüksek Mahkeme, zararın aynı zamanda müteveffanın “müteferrik kusurundan” da kaynaklandığını ve bu son hususun, idarenin kusuru nedeniyle sorumluluğunun kabul edilmesine engel teşkil etmemesi durumunda, ödenmesi gereken tazminata ilişkin meblağların hesaplanmasında göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatine varmıştır.
36. Dolayısıyla, hâkimler, başvuranlara, aşağıda belirtilen meblağların ödenmesine karar vermişlerdir: Nihat Bakır’ın annesine maddi tazminat olarak 20.500 TRY ve manevi tazminat olarak 7.000 TRY ; Nihat Bakır’ın babasına maddi tazminat olarak 21.000 TRY ve manevi tazminat olarak 7.000 TRY; Nihat Bakır’ın iki kardeşinin her birine manevi tazminat olarak 2.500 TRY. Toplam meblağ, 60.500 TRY (yani olay tarihinde yaklaşık 20.870 avro (EUR)) tutarına ulaşmaktadır. Bu meblağlara, ölümün meydana geldiği tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar % 9 oranında belirlenen gecikme faizi uygulanmıştır.
37. Mevct durumda, Nihat Bakır’ın annesi ve babası 17 Mayıs 2013 tarihinde, Mehmetçik Vakfı tarafından daha önce 36.000 TRY (yani olay tarihinde yaklaşık 15.320 avro) tutarında bir mali yardım almışlardır.Anayasa Mahkemesi Önünde Bireysel Başvuru
38. Başvuranların avukatı tarafından bireysel başvuru için başvurulan Anayasa Mahkemesi, 11 Mart 2015 tarihinde, özellikle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tazminata hak kazanan ilgililerin yaşam hakkına ilişkin Anayasa’nın hükümlerinin ihlaline artık maruz kalmadıklarını değerlendirmiştir.İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
39. Anayasa’nın 117. maddesinin 1.fıkrasının somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Madununu kasten itip kakan, döven, veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan (...) amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.”
40.Türk Silahlı Kuvvetlerine İlişkin 211 sayılı Kanun’un 17. maddesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur. (...)”
Bu konuda daha fazla bilgi için, kararlara atıfta bulunmak gerekir Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No. 40145/98, §§ 32 ve 33, 7 Haziran 2005), Salgın/Türkiye (No. 46748/99, § 53, 20 Şubat 2007) ve Şahinkuşu/Türkiye (No. 38287/06, § 40, 21 Haziran 2016).
41. Türk Ceza Kanunu’nun 84. maddesi, kesinliği kanıtlanmış intihar vakalarında, bir kimseyi, kendisini öldürmesi için zorlayan, kışkırtan ya da yardım eden ya da bir şekilde ya da başka bir şekilde bu tür bir fiilin işlenmesini kolaylaştıran kişinin cezalandırılmasını öngörmektedir. Yargıtayın içtihadına göre, basit bir tahrik, bu hükümle konulan kriterleri karşılamak için yeterli değildir. Failin, intihar eylemini önemli ölçüde kolaylaştırmak amacıyla kasıtlı olarak hareket etmesi gerekmektedir. Bir başkası tarafından uygulanan darp ve yaralama ya da kötü muameleler neticesinde meydana gelen intihar eylemleri farklı bir içtihada konu olurlar; ancak bu gibi durumlarda, genel olarak, kişinin, üçüncü bir şahsı intihara teşvik etmek amacıyla ve durumu tamamen bilerek hareket ettiğinin kanıtlanmış olması gerektiği kabul edilmektedir.
ŞİKÂYETLER
42. Başvuranlar, davanın koşullarının, Sözleşme’nin 1, 2, 3, 6, 13 ve 17. maddelerinin ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedirler.
43. Başvuranlar öncelikle, yakınlarının hiçbir psikolojik rahatsızlığının bulunmadığını ve intihar etmesi için hiçbir nedeninin bulunmadığını belirtmektedirler. Dolayısıyla başvuranlar, yetkililer tarafından belirlenen intihar iddiasının olası olmadığı kanaatine varmaktalar ve intihar süsü verilmiş cinayet iddiasının askeri savcı tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğini değerlendirmektedirler. Bu bağlamda, yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın etkin olarak kabul edilemeyeceğini ve soruşturmanın Nihat Bakır’ın ölümünün belirli koşullarını aydınlatmaya imkân sağlamadığını iddia etmektedirler.
44. Başvuranlar ardından, yakınlarının intihar etmiş olduğu varsayılırsa, askeri yetkililerin, yakınlarının ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, Nihat Bakır’ın askerliğe alındığı sırada herhangi bir sıkıntısı olmadığını belirtmektedirler. Başvuranlar, yakınlarının intihar etmeye yol açacak kadar durumunun aniden kötüleşmesinin, ilgilinin hiyerarşik üstleri tarafından yapılan kötü muamelelerin sonucu olduğunu ve yalnızca Kürt asıllı olması nedeniyle meydana geldiği kanaatine varmaktadırlar.
45. Başvuranlar son olarak, ulusal mahkemeler tarafından ödenmesine karar verilen ve yetersiz olduğu kanaatine vardıkları tazminatların tutarlarından şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEDavanın Konusu
46. Mahkeme öncelikle, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki gerekçeler olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi gereğince, başvuranlar tarafından Sözleşme ve Protokolleri uyarınca ileri sürülen hukuki gerekçelerin kendisini bağlamadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
Somut olayda, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin tamamının Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur (...)”Tarafların İddiaları
47. Hükümet, bu konuda Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak, başvuranların şikâyetlerini reddetmektedir. Hükümet, askerlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması mekanizmasının bulunduğunu ve yalnızlık duygularını ve sosyal destek eksikliğini önlemek için her şeyin yapılıdığını belirtmektedir. Hükümet, ceza soruşturması sonunda yetkililer tarafından belirlenen intihar iddiasının sorgulanmasına imkân sağlayan hiçbir kanıtın bulunmadığını değerlendirmektedir. Hükümet bu bağlamda, savcı ile askeri mahkeme tarafından yürütülen ceza soruşturmasının, titizlikle yapıldığını ileri sürmekte ve bu ceza soruşturmasının etkinliğini eleştirmenin gereksiz olduğunu iddia etmektedir. Son olarak Hükümet, başvuranlar tarafından açılan idari davaya atıfta bulunmakta ve Mehmetçik Vakfı tarafından verilen maddi yardım ile birlikte değerlendirildiğinde (yukarıda 37. paragraf), başvuranların 2. maddenin herhangi bir ihlali nedeniyle mağdur sıfatının bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet öte yandan, Anayasa Mahkemesinin başvuranların bireysel başvurularını incelediğini ve yaşam hakkına ilişkin Anayasa Hükümlerinin hiçbir şekilde ihlal edilmediğini tespit ettiğini eklemektedir.
48. Başvuranlar, iddialarını yinelemekte ve yakınlarının bir cinayete kurban gittiğini düşündüklerini belirtmektedirler.
49. Mahkeme, kışlalarda er ölümleri konusundaki içtihadına atıfta bulunmaktadır; konunun farklı yönleri Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 169182, 14 Nisan 2015) kararında ve Şahinkuşu (yukarıda anılan, §§ 49 ila 56) ve Gençarslan /Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 62609/12, §§ 18 ila 22, 14 Mart 2017) kararlarında özetlenmiştir.
50. Mahkeme, zorunlu askerlik hizmeti alanında, faillerin olayların gidişatını bilen ve diğer taraftan, mağdurlar tarafından haklarında ileri sürülen iddiaları doğrulayabilecek veya ortadan kaldırabilecek bilgilere erişim sağlayan tek kişi olduğu ihtilaf konusu olayların, sıklıkla sadece yetkili makamların veya Devlet görevlilerinin denetimi altında bulunan alanlarda ya da az veya çok halkın erişim sağlayamadığı binalarda meydana geldiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca. Mahkemenin konu hakkındaki içtihatları, belirli durumlarda, asgari etkililik kriterlerini karşılayan, cezai nitelikte, resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün titiz bir şekilde uygulanmasını istemektedir (yukarıda belirtilen Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§169-182).
51. Özellikle bir erin ölümünün “şüpheli” görünmesi durumunda, yine bu yükümlülük doğmaktadır. Cinayet varsayımının, en azından olay ve olgular bakımından tartışılabilir olduğu veya ölümün bir kazadan veya kasıtlı olmayan başka bir olaydan meydana geldiğinin, açıkça ve ivedilikle tespit edilmediği durumlarda da aynı yükümlülük geçerlidir (yukarıda anılan, (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 133, Hasan Çalışkan ve diğerleri/Türkiye, No. 13094/02, §§ 49-52, 27 Mayıs 2008 ve Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64625/11, §§ 46 ve 54, 30 Ağustos 2016).
52. Ayrıca Mahkeme, mevcut davada Devletin, başvuranların yakınlarının ölümünü çevreleyen koşulların ve olası sorumluların tespit edilmesini sağlayan bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğu kanaatindedir (Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005).
53. Mahkeme, somut olayda yürütülen cinayet ihtimalini bertaraf eden ceza soruşturmasının, uygun şekilde, ivedilikle, yeterince derinlemesine yürütüldüğü ve bağımsız olduğu ve başvuranların bu soruşturmaya menfaatlerinin korunması ve haklarının kullanımı için yeterli derecede katıldıklarını değerlerdirmektedir.
54. Nitekim Mahkeme, söz konusu soruşturmanın olayın meydana gelmesinden hemen sonra açıldığını, askeri savcının olay yerine derhal intikal ettiğini, askeri mahkemenin denetimi altında ilgili bütün delil unsurlarını topladığını tespit etmektedir: parmak izleri alınmış, bir otopsi ve balistik inceleme gerçekleştirilmiş ve tanık ifadeleri alınmıştır. Dolayısıyla soruşturmadan sorumlu makamların olayları aydınlatma isteğinden şüphe duyulması için hiçbir sebep bulunmamaktadır.
55. Klasik otopsi, baştaki yaralanmayı, ölüm nedeni ve olası atış mesafesine ilişkin olarak objektif bir şekilde inceleyen bir raporun ortaya çıkmasına imkân sağlamıştır. Başvuranlar, mermi giriş deliğinin ilgilinin çenesi altında olmadığı ancak başının üstünde bulunduğu kanaatine vararak, bu mermi giriş deliğiyle ilgili olarak şüphe duymuşlardır. Başvuranlar bu bağlamda, mermi giriş deliğinin, mermi çıkış deliğinden daha büyük olamayacağını ileri sürmüşlerdir. Hâlbuki, başvuranların açıklamalarının aksine, otopsi ölümün kesinlikle bitişik mesafeden açılan bir ateş sonucu meydana geldiğinin ve ilgilinin yakası aşınmış olan mermi giriş deliğinin çene altında bulunduğunun tespit edilmesine imkân sağlamıştır. Dolayısıyla, başvuranların iddialarına herhangi bir önem verilemez zira söz konusu incelemenin yapılmasında ciddi eksikliklere ilişkin delil sunmamışlardır. Ayrıca, balıstık inceleme intihar iddiasını desteklemiştir. Mahkeme, tanık ifadeleriyle ilgili olarak, yetkililerin olayların ardından hemen birçok ifade aldıklarını gözlemlemektedir. Yetkililerin kilit tanıkları sorgulamakta ihmalde bulunduklarını veya ifadeleri uygun olmayan bir şekilde aldıklarını belirtmek için hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Soruşturmanın bütün unsurları, Nihat Bakır’ın akut depresif atak nedeniyle, kendisini öldürdügünün anlaşılmasına imkân sağlamıştır.
56. Bu sebeple, Mahkeme, kendisine sunulan unsurlar ışığında ve somut delillerin bulunmaması sebebiyle, başvuranların yakınlarının bir cinayete kurban gittiğine dair bir sonucun, varsayım ve kurgu sayılacağı kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlar tarafından olay ve olgularla ilgili olarak varılan tespitleri ve kabul gören intihar iddiasını sorgulamak için hiçbir gerekçe görmemektedir.
57. Dolayısıyla Nihat Bakır’ın ölümünün ardından yürütülen soruşturmanın, koşulların kesin olarak belirlenmesine imkân vermiş olması sebebiyle, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetinin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
58. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak, askeri makamların her hâlükârda yakınlarının ölümünden sorumlu olduklarını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla Mahkemenin, Devletin, başvuranların yakınlarının yaşamını kendisine karşı koruyup korumadığını belirlemesi gerekmektedir.
59. Zorunlu askerlik görevinin yapıldığı sırada yaşanan intihar vakalarında, Mahkeme daha önce, cezai ve idari davalar, birlikte değerlendirildiğinde, başvuranlara uygun bir telafi sağladığında, mağdur sıfatının ortadan kalkabileceğini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Karan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) ve yukarıda anılan Şahinkuşu kararı, § 44, ve burada yer alan atıflar).
60. Bu konuda, ceza hukukunun etkisinin, bir ölüme ilişkin olarak ihtilaf konusu olayların, özellikle bir ere yapılan muameleye göre, “ihmallerin” ötesine geçtiğinde kesinlikle gerekli olabileceğini bilmek gerekir. (yukarıda belirtilen Gençarslan, § 21). Bu bağlamda, Astsubay O.G. tarafından Nihat Bakır’a yapılan kötü muamelelerin, gerekli hukuki cevabın ceza niteliğinde olduğu bir kapsamda değerlendirildiği inkar edilemez; zaten Astsubay O.G. ayrı olarak bu suçtan suçlanmış ve mahkum edilmiştir (yukarıda 21 ila 24. paragraflar).
61. İlgilinin, beş yıl süreliğine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından yararlandığı doğru ise, gerçekte ceza soruşturmalarının ihtilaf konusu olayların ortaya çıkmasını ve sorumlunun kimliğinin tespit edilmesini ve mahkûm edilmesini sağladığı kanıtlanmıştır.
62. Bu bağlamda, Askeri Yüksek İdare Mahkemesince, Nihat Bakır’a hiyerarşik üstleri tarafından uygulanan kötü muamelelerin ilgilinin hayatına son verme kararını etkilemiş olduğunun, askeri idarenin benzer muameleleri önleme konusundaki yetersizliğinin zarara uğrayan kişilerin zararının karşılanmasını haklı gösteren bir hizmet kusuru anlamına geldiğinin, sonuca varmadan önce, şikâyet edilen davranışların sonuca etkisinin gereğince değerlendirildiğini gözlemlemek yeterlidir. Yüksek Mahkeme ayrıca, erin ilaçlar alarak sivil hayatında intihar girişiminde bulunduğunu ancak askeri makamların bu bağlamda bu tür bir eylemin yeniden gerçekleşmesinin önlenmesi amacıyla psikiyatri hastanesine yatırılması gibi gerekli tedbirleri almadıklarını vurgulamıştır (yukarıda 34. paragraf).
63. Dolayısıyla, aynı zamanda, iç hukuk düzeyinde, özünde Nihat Bakır ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından sunulan güvencelerin ihlali söz konusudur. Özellikle tazminatların belirlenmesi kapsamında intiharın sorumluluğunun tamamen idareye atfedilmemesi, söz konusu kabulün önemini azaltacak nitelikte değildir (Gençarslan /Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 62609/12, § 25, 14 Mart 2017).
64. Başvuranlara ödenen tazminatın uygun ve yeterli niteliğine gelince, buna ilişkin değerlendirme, bilhassa davada söz konusu olan Sözleşme’nin ihlalinin niteliği göz önünde tutulmak suretiyle, davaya ilişkin koşulların tamamına bağlıdır (bk. bilhassa, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010). Mahkeme, ikinci olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin idarenin kusurlu olduğunu tespit ettikten sonra, başvuranlara, toplam 20.870 avro tutarında tazminat ödenmesine ve bu meblağa, olayın meydana geldiği tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar olan süre için gecikme faizi uygulanmasına karar verdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 36. paragraf). Diğer taraftan Mahkeme, orduya bağlı bir vakıf tarafından başvuranlara, maddi destek bağlamında 15.320 avro tutarında yardım parası ödendiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 37. paragraf).
65. Mahkeme, başvuranlara ödenen meblağların tamamının, toplamda yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, bu meblağların, kendisinin Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği, yaşam hakkının korunmadığına ilişkin benzer davalarda hükmettiği meblağlardan çok farklı olmadığını tespit etmektedir.
66. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda şikâyet edilen yaşam hakkı ihlalinin uygun bir şekilde tazmin edilmiş olarak görülmesi gerektiği ve Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuranların artık "mağdur" oldukları iddiasında bulunamayacakları kanaatine varmaktadır. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne dayanan başvuranların şikâyetlerini, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi bakımından) bağdaşmaması nedeniyle, reddetmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Kasım 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
No.
Ad Soyad
Doğum Tarihi
Uyruk
İkamet Yeri
Temsilci
1.
Halime BAKIR
1965.
Türk
İzmir
N. Paşa
2.
Murat BAKIR
1988
Türk
İzmir
N. Paşa
3.
Rıfat BAKIR
1965
Türk
İzmir
N. Paşa
4.
Sedat BAKIR
1996
Türk
İzmir
N. Paşa
Full & Egal Universal Law Academy