AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 18947/09
Mehmet Emin BARAN/Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Aralık 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
13 Mart 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mehmet Emin Baran1958 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Mersin Barosuna bağlı Avukat F. İrişik tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran Mersin’in Tarsus ilçesinde, Evci köyünde tapu siciline 1150 no.lu parsel olarak kayıtlı arazinin sahibiydi.
5. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (Bundan sonra “Müdürlük” olarak anılacaktır) 21 Kasım 1996 yılında başvuranın arazisini kamulaştırma kararı almıştır. Ancak, başvurana kamulaştırma kararı resmi olarak bildirilmemiştir.
6. Bu sırada, Müdürlük belirtilmeyen bir tarihte söz konusu araziyi sulama kanalı inşa etmek için kullanmaya başlamıştır.
7. Başvuran, 15 Ekim 2004 tarihinde Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Müdürlük aleyhinde bir dava açmış ve arazisinin fiilen kamulaştırılması dolayısıyla tazminat talep etmiştir.
8. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurana Anayasa’nın 46. maddesinde belirtildiği gibi davanın açıldığı tarihten itibaren işleyen yasal azami gecikme faizi oranıyla birlikte 64.678,4 Türk lirası tutarında ödeme yapılmasına 9 Haziran 2005 tarihinde karar vermiştir.
9. Müdürlük tarafından 15 Mart 2007 tarihinde yapılan temyiz üzerine, Yargıtay kararın bozulmasını gerektirmeyen hukuki bir hatayı düzelterek kararı onamıştır. Bu bağlamda, Yargıtay, başvurana ödenmesi kararlaştırılan tazminata uygulanacak gecikme faizinin Anayasa’nın 46. maddesinde belirlenen azami gecikme faizi oranını değil de asgari gecikme faizi oranını baz alması gerektiğine hükmetmiştir. Başvuran, Yargıtayın 15 Mart 2007 tarihli kararı hakkında düzeltme talebinde bulunmamıştır.
10. Müdürlük, 21 Nisan 2007 tarihinde Yargıtaya başvurarak temyiz kararının düzeltilmesini talep etmiştir. Yargıtay, başvuranın talebini 18 Haziran 2007 tarihinde reddetmiştir. Talebin reddedilmesinin ardından, dava dosyası, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiştir.
11. Başvuran, 6 Eylül 2006 tarihinde, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararın bir nüshasını Mersin İcra Dairesine sunmuş ve icra takibi başlatmıştır. Başvuran, ayrıca, Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca icra dairesinin karar verilen tazminat miktarına azami faiz oranını uygulamasını talep etmiştir.
12. Müdürlük, yasal asgari gecikme faizinin oranıyla birlikte, hükmedilen tazminat miktarının bir kısmını başvurana 16 Eylül 2008 tarihinde ödemiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
13. 3 Ekim 2001 tarihinde değiştirildiği şekliyle Anayasa’nın 46. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“ 46. madde:
...
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. ...
...
...herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.
14. İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 32(1) maddesi uyarınca, icra dairesi herhangi bir para borcuna dair bir mahkeme kararının ibraz edilmesinden sonra borçluya bir icra emri tebliğ eder. Aynı madde, ayrıca, mahkeme kararı ile belirlenen para miktarının, icra emrinde belirtileceğini öngörmektedir.
ŞİKÂYET
15. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 6 § 1 maddesine atıfta bulunarak, ulusal mahkemelerin Anayasa’nın 46. maddesinde belirlenen kamu borçları için uygulanan azami gecikme faizi oranı yerine asgari gecikme faizi oranı uygulama kararını almasının adil yargılanma hakkını ve mal ve mülk dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, söz konusu uygulamanın kendisine ödenecek olan tazminatın tutarını azalttığını savunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörüldüğü üzere, arazisinin fiilen kamulaştırılmasından dolayı ödenmesine hükmedilen tazminat miktarına azami faiz oranının uygulanmamasının kendisinin önemli bir mali kayıp yaşamasına sebep olduğu konusunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, bu bakımdan Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır.
17. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
18. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, bir hususu ancak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde nihai kararın verilmesi tarihinden itibaren altı ay içerisinde Mahkeme’ye sunulması halinde gündeme alabileceğini yinelemektedir. Mahkemenin Hükümetin ilgili itirazının yokluğunda dahi altı ay kuralının uygulanmasını iptal etmesi olasılığı bulunmamaktadır (bk., Belaousof ve Diğerleri/Yunanistan, no. 66296/01, § 38, 27 Mayıs 2004; Miroshnik/Ukrayna, no. 75804/01, § 55, 27 Kasım 2008; ve Toner/Birleşik Krallık(k.k.), no. 8195/08, 15 Şubat 2011).
19. Başvuran, somut davada, hükmedilen tazminat miktarlarına uygulanan düşük faiz oranından şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, başvuranın arazisinin fiilen kamulaştırılması karşılığında ödenmesine hükmedilen tazminata uygulanan faiz oranının 15 Mart 2007 tarihinde Yargıtay tarafından belirlendiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranın şikâyetine ilişkin nihai karar, 15 Mart 2007 tarihinde verilmiştir. (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no.11765/05, §§ 31-32, 27 Mayıs 2010). Mahkeme, başvuranın, dava dosyasının asliye mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne tevdi edildiği tarih olan en geç 27 Haziran 2007 tarihinde nihai karar hakkında bilgi sahibi olması gerektiği kanaatindedir. Ancak, somut başvuru, Mahkemeye 13 Mart 2009 tarihinde, yukarıda anılan söz konusu tarihten itibaren altı ayı aşkın bir sürede yapılmıştır (bk., Şat/Türkiye, no. 34993/05, §§ 16-18, 14 Haziran 2011, ve Gerçek ve Diğerleri/Türkiye, no. 54223/08, §§ 16-18, 13 Aralık 2011).
20. Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında, başvurunun süre aşımına uğradığı ve Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup ve 18 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy