AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME VE KABUL EDİLEMEZLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 54164/08
İhsan BARAN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 8 Ekim 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
24 Eylül 2008 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 28 Haziran 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran İhsan Baran 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran Mahkeme önünde Elazığ Barosuna bağlı Avukat M. Şahin tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalandırılmadığından ve avukatı olmadan sözde polis baskısı altında verdiği ifadelere dayanarak hakkında mahkûmiyet kararı verildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, aynı madde kapsamında ayrıca, ceza yargılamaları sırasında tanıklara soru yöneltemediğini veya tanıkları sorgulatamadığını iddia etmiştir. Son olarak, başvuran, yargılamaların ilk aşamalarında yargılamayı yürüten mahkemenin oluşumunda askeri bir hâkimin bulunması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığını öne sürmüştür.
4. Başvuru, Hükümete bildirilmiştir.
5. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mahkemeye, 28 Haziran 2019 tarihli bir yazıyla, söz konusu şikâyetler kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla bir deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon metni aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddeleri kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, İhsan BARAN’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.
7. Mahkeme, 9 Ağustos 2019 tarihinde başvuranın, Mahkemeyi Hükümetin sunduğu deklarasyon metnindeki taahhütleri kabul ettiği hususunda bilgilendiren mektubunu almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi uyarınca yaptığı başvuruda yer alan avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanmasına, avukat yokluğunda baskı altında elde edildiği iddia edilen kanıtların daha sonra yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasına ve ceza yargılamaları sırasında tanıklara soru yöneltememesi veya tanıkları sorgulatamamasına ilişkin şikâyetleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranın açık bir şekilde Hükümet tarafından sunulan deklarasyonda belirtilen şartları kabul etmesinin ardından, davanın taraflar arasında varılan dostane çözüm olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.
9. Mahkeme, bu nedenle, yukarıda belirtilen şikayetler ile ilgili olarak taraflar arasında ulaşılan dostane çözümü dikkate almaktadır. Mahkeme, çözümün temelinde, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında tanımlanan insan haklarına saygı ilkesinin yer aldığı ve başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır.
10. Mahkeme, 25 Temmuz 2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 7145 sayılı Kanunu kabul ettiğine dikkat çekmek istemektedir. Bu yeni Kanunun 4, 17, 18, ve 19. maddeleri, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde Mahkemenin davayı kayıttan düşürme kararının akabinde yerel mahkemeye yargılamalarının yenilenmesi talebinde bulunma hakkını sağlamaktadır. Özellikle, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yoldur. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetine haiz olduğu düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalini düzeltmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatılmaktadır.
11. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, başvurunun yukarıda belirtilen şikayetler yönünden kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.
12. Mahkeme, başvuranın ayrıca Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak yargılamanın ilk aşamasında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığına dair şikâyette bulunduğunu not etmektedir.
13. Şikâyeti elindeki tüm materyaller ışığında inceleyen Mahkeme, şikâyet edilen hususun yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hakları ve özgürlükleri herhangi bir şekilde ihlal etmediği kanaatine varmıştır (bk. Pakkan/Türkiye, no. 13017/02, §§ 33-34, 31 Ekim 2006).
14. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun Sözleşme’nin 39. maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Kasım 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy