AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 49752/07
Esra BAŞBAKKAL KARA / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ağustos 2007 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Esra Başbakkal Kara, 1979 doğumlu Türk vatandaşı olup Eskişehir’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, sırasıyla Batman ve Eskişehir Barosuna bağlı Avukatlar E. Şenses ve H. Yıldız Karasu tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Avukat olan başvuran 24 Aralık 2004 tarihinde, saat 18.00 sıralarında, toplu taşıma araçlarını kullanan kişilerin, tramvayda yaşanan sorunları protesto etmek amacıyla spontane bir şekilde bir araya geldiği sırada belediyenin karşısında bulunan bürosundaydı. Başvuran, olayı merak etmesi üzerine sokağa çıkmıştır.
Gösterinin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca yasaya aykırı olduğunu açıklaması sonrasında, polis, trafiğin düzene girmesi amacıyla göstericilere dağılmaları için ihtarda bulunmuştur. Ancak göstericilerinin yapılan ihtara uymamaları nedeniyle, güvenlik güçleri saat 18.30 sıralarında, rayların üzerine yatan protestocuları dağıtmak amacıyla güç kullanarak duruma müdahale etmiştir. Devam eden kargaşaya karışan başvuran, diğer on bir kişiyle birlikte Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta yer alan bilgilere göre, yakalama işlemi saat 18.45’te gerçekleştirilmiştir.
5. Aynı gün düzenlenen tutanaktan, başvuranın avukat olduğunun tespit edilmesi üzerine, Emniyet Amiri M.P. tarafından saat 19.15 civarında, savcıya, ilgilinin gözaltına alınmadığı yönünde bilgi verildiği ve savcılığa talimatlarının sorulduğu anlaşılmaktadır. Emniyet Amiri M.P. daha sonrasında Cumhuriyet savcısıyla telefonda görüşmüştür. Cumhuriyet savcısı, başvuranın gözaltına alınmamasını, "olayla ilgili beyanlarının alınması konusunda ısrarcı olunmamasını", kimlik tespiti ve sağlık kontrolü sonrasında salıverilmesi talimatı vermiştir. Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine, başvuran, kimlik tespiti ve Eskişehir Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi muayene haricinde başkaca bir tedbire konu olmamıştır. Yine aynı tutanağa göre, saat 20.25’te, Cumhuriyet savcısı, Emniyet Amirini telefonla arayarak, birçok telefon aldığını belirterek başvuranın derhal salıverilmesi talimatı vermiştir. Emniyet Amiri, Cumhuriyet savcısına, başvuranın adli tabibe götürüldüğü bilgisini vermiştir. Konuyla ilgili düzenlenen tıbbi rapora göre, başvuran saat 20.00’de doktor tarafından muayene edilmiştir.
6. Bu arada, başvuranın yakalandığından haberdar olan Eskişehir Barosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı A.U., diğer üç avukatla birlikte, başvuranla görüşmek üzere Emniyet Müdürlüğüne gitmiş; ancak Komiser M.Ö. tarafından, ilgililere başvuranla görüşme izni verilmemiştir.
7. Tutanakta yer alan bilgilere göre, başvuran, saat 21.00’de serbest bırakılmıştır.
Başvuran tarafından açılan tazminat davası
8. Başvuran 6 Ocak 2005 tarihinde, yasaya aykırı olarak gözaltına alındığı ve kötü muamelelere maruz kaldığı gerekçesiyle İçişleri Bakanlığından 5.000 Türk lirası tazminat talep etmiştir.
9. İçişleri Bakanlığı 1 Şubat 2005 tarihinde, konuyla ilişkin verilmiş yargı kararı bulunmaması nedeniyle başvuranın talebini reddetmiştir.
10. Başvuran 7 Nisan 2005 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca, yasaya aykırı olarak gözaltına alınması nedeniyle Eskişehir İdare Mahkemesinde İçişleri Bakanlığına karşı tazminat davası açmıştır. İlgilinin talebi 7 Nisan 2006 tarihli kararla reddedilmiştir. Mahkeme, başvuranın gözaltına alınmadığı, yalnızca kimlik tespiti yapılarak sonrasında serbest bırakıldığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
11. Başvuran tarafından söz konusu karara karşı yapılan itiraz, Bölge İdare Mahkemesi tarafından 28 Eylül 2006 tarihinde reddedilmiştir. Karar düzeltme talebi ise 18 Ocak 2007 tarihinde reddedilmiştir. Söz konusu karar başvuranın avukatına tebliğ edilmemiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
12. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan haliyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı) 161. maddesinin 2. fıkrası uyarınca "Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet Savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet Savcısının bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür." 161. maddenin 3. fıkrası uyarınca "Cumhuriyet Savcısı, emirleri acele hâllerde sözlü olarak verebilir."
Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 23480 sayılı Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında, "kolluk kuvvetinin, kanun ve usul dairesinde verdiği emre itaatsizlik edenleri ve aldığı tedbirlere uymayanları, kamu düzenine ve başkasının haklarına zarar verenleri ve yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam eden, görevinden alıkoymak maksadıyla kolluk kuvvetine zorla karşı koyan kişileri" yakalayabilmesi öngörülmektedir.
Aynı Yönetmeliğin 6. maddesi uyarınca, her türlü yakalama işlemi derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilmelidir ve Cumhuriyet savcısının, serbest bırakılmasına karar vermemesi halinde ilgili gözaltına alınır.
13. Olayların meydana geldiği dönemde, 2559 sayılı Polis Vazife Salahiyet Kanunu’nun 17. maddesi şunları öngörmekteydi:
"Polisin:
A) Kanun ve usul dairesinde verdiği emre itaatsizlik ve ittihaz eylediği tedbirlere riayetsizlik edenler;
B) Vazife yaparken polise mukavemette bulunan veya vazifesinden alıkoymak maksadıyla polise zorla karşı koyan ve yakalanmadıkları takdirde hareketlerinde devam etmeleri melhuz bulunan şahıslar;
(...)
Karakola götürülüp haklarında tanzim olunacak evrakla beraber adliyeye verilirler.
(...)"
Olayların meydana geldiği dönemde, aynı hükmün kimlik gösterilmesi yükümlülüğü ile ilgili 3, 4 ve 5. fıkralarında şu hususlar öngörülmekteydi:
"Polis suç işlenmesini önlemek veya işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için kişilerden, kendinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kimliğini sorabilir.
Bu istem karşısında herkes nüfus hüviyet cüzdanı, pasaport veya resmi bir belgeyi göstererek kimliğini belirlemek zorundadır.
Kimliğini bir belge ile veya polisçe tanınmış kişilerin tanıklığı ile ispat edemeyenler ve gösterdikleri belgelerin doğruluğundan şüphe edilen kişiler, aranan kişilerden olup olmadıkları anlaşılıncaya veya gerçek kimliği ortaya çıkıncaya kadar yirmi dört saati geçmemek üzere polisçe gözaltına alınabilirler."
14. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi şu şekildedir:
"Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz."
ŞİKÂYETLER
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak, yasaya aykırı ve keyfi olarak gözaltına alındığı ve herhangi bir gerekçe bulunmaksızın saatlerce gözaltında kaldığından yakınmaktadır.
16. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, gözaltındayken avukatlarıyla görüşmesine engel olunduğundan yakınmakta ve bu nedenle, söz konusu hükmün 3. fıkrasının c) bendiyle güvence altına alınan hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyet hakkında
17. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak, 24 Aralık 2004 tarihinde yasaya aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığından yakınmaktadır. Suç işlediğine dair hakkında şüphe duymak için herhangi bir makul gerekçe bulunmadığını iddia ederek gözaltına alınmasının keyfi olduğunu ileri sürmektedir.
18. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
19. Mahkeme söz konusu şikâyeti Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) ve c) bentleri açısından inceleyecektir. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
"Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: (...)
b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)"
1. Konuya uygulanabilir içtihat
20. Mahkeme, 5. maddenin temel bir hak sağladığını hatırlatmaktadır: Devletin, özgürlük hakkına yönelik her türlü keyfi müdahalesine karşı kişiyi korumak. Sözleşme’nin 5. maddenin 1. fıkrasının a) ve f) bentlerinde, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakabilecek gerekçelerin ayrıntılı bir listesi yer almaktadır; benzer tedbir, bu gerekçelerden birine bağlı olmadığında meşru değildir. Ayrıca, tek başına dar bir yorum bu hükmün amacıyla örtüşmektedir: Hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmamasını sağlamak (bk. diğer birçok karar arasında, Khlaifia ve diğerleri/İtalya [BD], No. 16483/12, § 88, 15 Aralık 2016).
21. Kimlik kontrolüyle ilgili olarak, kimlik kartının üzerinde taşınması ve kimliğinin tespit edilebilmesi için polisin talep etmesi halinde gösterilmesi gibi yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla başvuranın emniyetteki kısa tutulma süresinin (iki buçuk saat) özgürlük hakkı ile ilgili bir meseleden kaynaklanmadığının altını çizerek bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar veren Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun içtihadıyla başlayarak, konuyla ilgili içtihatları kısaca hatırlatmak uygun olacaktır (Reyntjens/Belçika, No. 16810/90, Komisyonun 9 Eylül 1992 tarihli kararı, Kararlar ve Raporlar (KR) 73, s. 136).
22. Vasileva/Danimarka (No. 52792/99, 25 Eylül 2003) davasında, 67 yaşında olan başvuran, kimliğini açıklamayı reddetmesi nedeniyle emniyete götürülmüş ve burada on üç buçuk saat kalmıştır. Mahkeme, gözaltında geçen sürenin aşırı olduğu değerlendirmesinde bulunarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
23. Sarigiannis/İtalya (No. 14569/05, §§ 44-46, 5 Nisan 2011) davasında, Mahkeme, başvuranların yetkililere kimlik kartlarını göstermeyi reddetmeleri nedeniyle gümrük bölgesinde yakalanmalarının, polisle işbirliği yapma ve suç işleme şüphesi olmaması halinde bile kimliğini gösterme yükümlülüğü ile haklı gösterildiği ve başvuranların tutulma süresinin -iki buçuk saat- makul olduğu kanaatine varmıştır.
24. Shimovolos/Rusya (No. 30194/09, 21 Haziran 2011) davasında, başvuranın rutin bir denetim nedeniyle yolda durdurulduğunu hatırlatmak uygun olacaktır. Başvuran kimlik kartını göstermiş; ancak spesifik bir veritabanında kimliğinin doğrulanması için karakola götürülmüştür (Ekstremist olduğu bildirilmiştir.). Başvuran, söz konusu veritabanında yer alan bir bilgiden ötürü kırk beş dakika boyunca tutulmuştur. Mahkeme, polislerin talebi üzerine kimlik kartını gösteren başvuranın yasal bir yükümlülüğe uyduğunu ve bu sebeple, tutuklanmasının, söz konusu hükmün b) bendi altında haklı gösterilemeyecek olması nedeniyle, ilgilinin tutukluluğunu Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi açısından incelemiştir (ibidem, § 52). Mahkeme, başvuranın yakalanmasını ve tutuklanmasını haklı gösteren makul gerekçeler bulunmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (ibidem, § 56).
25. Baisuev ve Anzorov/Gürcistan (No. 39804/04, 18 Aralık 2012) davası, yapılan kimlik kontrolü kapsamında evlerinde yakalan ve sonrasında emniyete götürülen ve burada üç saat kalan iki Çeçen mülteci ile ilgiliydi. Mahkeme, Gürcistan Hükümetinin, başvuranların, evlerinde, geçerli kimlik belgelerini polislere göstermiş olmalarına rağmen hangi sebepten ötürü emniyete götürüldükleri konusunda Mahkeme önünde herhangi bir açıklama yapmamış olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Dolayısıyla, ilgililerin özgürlükten yoksun bırakılması Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi uyarınca haklı değildi. Mahkeme ayrıca, ilgililerin tutuklanmasının hangi yasal dayanağa dayandığının davalı Devlet tarafından belirtilmemiş olduğu kanaatine de varmıştır (ibidem, §§ 57-58).
2. Yukarıda anılan ilkelerin somut olaya uygulanması
26. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, yapılan dağılma emrine uymaması nedeniyle polis tarafından yakalandığını ve emniyete götürüldüğünü kaydetmektedir. İlgili, serbest bırakılıncaya kadar -18.45 ila 21.00 saatleri arasında- özgürlüğünden yoksun kalmıştır.
27. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın özgürlükten yoksun bırakılmasının, bir yandan ilgilinin iddia ettiği üzere "gözaltı", öte yandan, gerektiği takdirde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) ve/veya c) bentleri bakımından keyfi bir tedbir olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini belirlemenin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
28. Dosyada yer alan bir tutanaktan, bir polis komiseri ile Cumhuriyet savcısının telefonla görüştüğü ve Cumhuriyet savcısının, başvuranın kimliğinin tespit edilmesi ve tıbbi kontrolden geçmesi sonrasında salıverilmesi yönünde talimat verdiği anlaşılmaktadır (yukarıda 5. paragraf). Başvuran tıbbi kontrolden geçtikten 21 saat sonra, klasik gözaltıyla ilgili başka bir prosedüre maruz kalmadan serbest bırakılmıştır. Başvuran bu tutanağa itiraz etmemektedir.
29. Mahkeme, ulusal hükümler uyarınca, gözaltına alma kararının, Cumhuriyet savcısının yetkisine bağlı olduğunu (yukarıda 12. paragraf) ve Cumhuriyet savcısının, ilgilinin gözaltına alınmamasına karar verdiğini gözlemlemektedir.
30. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın, haksız olarak gözaltına alınması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca açtığı tazminat davasının, ilgilinin kimliğinin tespit edilmesi amacıyla özgürlükten yoksun bırakıldığı ve bu tedbirin uygulanması sonrasında serbest bırakıldığı gerekçeleriyle İdare Mahkemesi tarafından reddedildiğini kaydetmektedir (yukarıda 10. paragraf).
31. Mahkeme, ilke olarak, olay ve olgulara ilişkin kendi değerlendirmesini, kendilerine sunulan delilleri değerlendirme hususunda daha iyi konumda olan ulusal yargı organlarının değerlendirmeleri yerine koyma görevinin kendisine ait olmadığını hatırlatmaktadır (Yüksel ve diğerleri/Türkiye, No. 55835/09 ve diğer 2 başvuru, § 53, 31 Mayıs 2016).
32. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın 18.45 ve 19.15 saatleri arasında özgürlüğünden yoksun bırakılması Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi açısından incelenebilse bile, 19.15’ten sonra özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, kimliğini tespit etme amacı taşıdığı ve dolayısıyla Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinden kaynaklandığı kanaatine varmaktadır.
33. Mahkeme, ihtilaf konusu tutuklamanın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi bakımından haklı olabilmesi için, söz konusu yükümlülüğün spesifik ve somut olmakla beraber, ilgilinin bunu yerine getirmemiş olması ve ayrıca yakalama ve tutuklamanın, cezalandırıcı bir nitelik taşınmadan bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlama amacı taşıması gerektiğini hatırlatmaktadır. Öte yandan, amaçlanan yükümlülük yerine getirilir getirilmez, tutukluluğun dayanağı sona ermektedir. Netice itibarıyla, demokratik bir toplumda söz konusu yükümlülüğün derhal yerine getirilmesinin sağlanması gerekliliği ile özgürlük hakkının önemi arasında adil bir denge gözetilmelidir. Bu bağlamda, Mahkeme, konusu ve altında yatan amaç da dâhil olmak üzere yükümlülüğün niteliğini, tutuklu kişiyi ve tutukluluk halini sona erdiren özel koşulların yanı sıra tutukluluk süresini göz önünde bulunduracaktır (yukarıda anılan Sarigiannis kararı, § 43 ve Epple/Almanya, No. 77909/01, § 37, 24 Mart 2005).
34. Dolayısıyla, bu özgürlükten yoksun bırakmaya, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi anlamında, kanunda yazılı bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlama amacıyla karar verilip verilmediğini tespit etmek uygun olacaktır.
35. Mahkeme, kimliğin tespit edilmesine ilişkin hususların, olayların meydana geldiği dönemde 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 17. maddesiyle düzenlendiğini gözlemlemektedir (yukarıda 13. paragraf).
36. Mahkeme daha önce, polisle işbirliği yapma ve kimliğini ibraz etme yükümlülüğünün, suç işlediğine dair hakkında şüphe bulunmaması halinde bile, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinden kaynaklanan somut ve spesifik bir yükümlülüğü teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunmuştur (yukarıda anılan Sarigiannis, kararı, § 44). Kimliğin doğruluğunun araştırılması, her vatandaşın uyması gereken bir yurttaşlık görevidir.
37. Mahkeme’nin ayrıca, demokratik bir toplumda bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlama gerekliliği ile kişinin özgürlük hakkı arasında bir denge gözetilip gözetilmediğimi incelemesi gerekmektedir.
38. Mahkeme için, başvuranın yanı sıra on bir kişinin kimliğinin tespit edilmesiyle ilgili olarak ilkin polis karakolunda -18.45 ve 21.00 saatleri arasında- ve daha sonrasında adli tabip yanında geçen sürenin -saat 20.00’den itibaren- makul olmadığı değerlendirilmesinde bulunulamaz (yukarıda 5. paragraf). Mahkeme, yasal zorunluluğun yerine getirildiğinde, özgürlükten yoksun bırakmanın sona erdiğini tespit etmektedir. Öte yandan, başvuran Mahkeme’ye yapmış olduğu başvuruda, emniyet müdürlüğündeki tutukluluk koşullarından yakınmamıştır.
39. Mahkeme, başvuranın tutulduğu sürenin kısalığı -iki saat on beş dakika- ve somut olayın koşullarının, söz konusu yükümlülüğün derhal yerine getirilmesini sağlamanın önemi ile ilgilinin özgürlük hakkının önemi arasında adil bir denge gözetildiği sonucuna varmaya imkân verdiği kanaatine varmaktadır (yukarıda Sarigiannis kararı, § 46). Mahkeme dolayısıyla, özgürlükten yoksun bırakmanın, kimliğin tespit edilmesi maksadıyla bazı yasal formalitelerin yerine getirilmesi amacı taşıdığı ve bu özgürlükten yoksun bırakmanın kesinlikle gerekli olanın ötesine geşçediği değerlendirmesinde bulunmaktadır (bk. Foka/Türkiye, No. 28940/95, § 75, 24 Haziran 2008 ve a contrario (aksi yönde bir karar için), Fatma Akaltun Fırat/Türkiye No. 34010/06, § 45, 10 Eylül 2013).
40. Mahkeme sonuç olarak, başvurana uygulanan özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin gerekliliklerine uygun olduğu ve süresinin izlenen amaçla orantısız olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında
41. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendi ihlal edilerek, yakalandığı gün, emniyet müdürlüğünde kendi seçtiği bir avukat yardımından yararlanamadığı iddiasında bulunmaktadır.
42. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında vardığı tespiti göz önünde bulundurarak (yukarıda 40. paragraf), başvuranın polis karakolunda kimlik kontrolü sırasında bir suçlamayla karşı karşıya kalmamış olması nedeniyle, şikâyetinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendiyle ratione materiae (konu yönünden) bağdaşmadığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy