AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 53829/10
Haydar BAŞKAYA ve Diğerleri / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Aralık 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
22 Haziran 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları
3. Dava konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuranların oğlu ve erkek kardeşi Celal Başkaya söz konusu zamanda Konya’da bir devlet üniversitesi olan (“Selçuk Üniversitesi”)’nde bir öğrencidir. Celal Başkaya 5 Ekim 2003 tarihinde Konya Selçuk Üniversitesinin Olimpik Havuzunda boğularak hayatını kaybetmiştir.
5. Olayın hemen ardından, polis memurları havuza intikal etmiş ve olimpik havuz müdür yardımcısı T.S. ile olay yerini incelemişlerdir. T.S. tarafından verilen bilgiye göre, Celal Başkaya havuz başında uygulanan ilk tıbbi müdahalenin ardından Konya Numune Hastenesi’ne sevk edilmiştir. Polis olay yerinin krokisini çizmiştir. Krokiye göre maktul su derinliğinin 220 cm olduğu havuzun orta kısmında boğulmuştur. Polis tarafından aynı gün hazırlanan başka bir rapora göre maktulün soyunma odasındaki dolabında kişisel eşyaları arasında diyabet kimlik kartının bulunduğu belirtilmektedir.
6. Polis 5 Ekim 2003 tarihinde olayla ilgili olarak cankurtaranlar B.Y. ve C.A. sağlık memuru M.Ö ve olimpik havuz müdür yardımcısı T.S.’den oluşan 4 kişiyi sorgulamıştır.
7. B.Y. polise verdiği ifadede, kendisi ve söz konusu olayın gerçekleştiği sırada havuzun karşı tarafında bulunan meslektaşı C.A.’nın havuzun ortasında bir kişinin boğulmakta olduğunu fark etmiş ve suya dalarak ilgili kişiyi kurtardıklarını, Celal Başkaya’yı sudan çıkardıklarında, şuurunun kapalı olduğunu ancak nabzının attığını, sağlık memuru M.Ö.’nün yardımı ile birlikte ilk yardım prosedürlerini uyguladıklarını ve on dakika sonra olay yerine ambülâns intikal ettiğini ve Celal Başkaya’nın hastaneye sevk edildiğini bildirmiştir. B.Y. olaydan sonra maktulün diyabetik olduğunu öğrendiğini belirtmiştir. B.Y. ayrıca, maktulün suyun altına batmadan önce yardım istemediğini ve boğulma tehlikesinde olduğunu gösteren bir davranış sergilemediğini dile getirmiştir.
8. Diğer üç şüpheli; C.A., M.Ö. ve T.S., B.Y.’ninkine benzer ifadeler vermişlerdir.
9. Aynı tarihte polis ayrıca iki görgü tanığının ifadelerini almıştır. Görgü tanıkları şüphelilerinkiyle benzer ifadeler vermişlerdir.
10. Aynı tarihte uygulanan otopsiye göre ölümün boğulmadan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
11. Konya Cumhuriyet Savcılığı, 8 Ekim 2003 tarihinde, Konya Ağır Ceza Mahkemesine can kurtaranlar B.Y. ve C.A., havuzdaki sağlık memuru M.Ö. ve havuz müdür yardımcısı T.S. aleyhine bir iddianame sunmuş ve bu kişileri havuzda gerekli tedbirlerin almaması sebebiyle Celal Başkaya’nın ölümüne sebep olmakla suçlamıştır.
12. Başvuranlar Konya Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yürütülen davaya tazminat talep etmeyen üçüncü taraf olarak katılmışlardır. İlk başvuran ve maktulün kardeşi olan Haydar Başkaya, ağır ceza mahkemesine yazdığı dilekçede, cankurtaranların kardeşinin ilk başta yaptığı yardım çağrısına kulak vermediklerini ve geç müdahale ettiklerini iddia etmiştir.
13. Davalılar, Konya Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde polise önceden verdikleri ifadeleri yinelemişlerdir. Cankurtaran C.A. ağır ceza mahkemesine söz konusu zamanda havuzda yaklaşık yetmiş beş ila seksen arası kişinin bulunduğu belirtmiştir. Yargılamaların başlangıcında, davalıların avukatı, otopsi sırasında diyabetes mellitus hastası olan maktulün ölüm sebebinin havuzda diyabet komasına girmesi olup olmadığı tespit edilmediği için, otopsi raporunun eksik olduğu konusunda itiraz etmiştir. Avukat, maktulün diyabet kaynaklı bir sebep sonucunda ölüp ölmediğinin tespiti için mahkemeden yeni bir otopsinin uygulanmasını talep etmiştir. Olay Adli Tıp Kurumuna getirilmiş ve kurum ölümden sonra alınan kan numunelerinin ölümden önceki glikoz seviyelerinin tespitinde belirleyici bir faktör olmadığını ağır ceza mahkemesine bildirmiştir.
14. Daha sonra yapılan duruşmalarda, ağır ceza mahkemesi maktulün yüzme bildiğini ve hiçbir ses çıkarmadan veya harekette bulunmadan boğulduğunu doğrulayan tanıkların ifadelerini dinlemiştir. Ayrıca ağır ceza mahkemesi davalılar, başvuranların avukatı ve İl Gençlik ve Spor Müdürlüğünden bir doktor ile bir bilirkişi cankurtaran huzurunda olay yerinde keşif çalışmaları gerçekleştirmiştir.
15. Bilirkişi cankurtaranın 10 Aralık 2004 tarihindeki raporunda, dava dosyasındaki bilgilere göre yüzme bilen maktulün hiçbir dikkat çekme girişiminde bulunmadan boğulduğunu belirtmiştir. İlâveten, cankurtaranların kurtarma görevlerini ihmal ettiklerini gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu koşullar altında, bilirkişi, cankurtaranları Celal Başkaya’nın ölümünden sorumlu tutmak için hiçbir sebebin bulunmadığına karar vermiştir.
16. Tıbbi bilirkişinin 31 Ocak 2005 tarihli raporunda söz konusu olayın gerçekleştiği zamanda iki cankurtaran ve bir sağlık memurunun havuzda görev yaptıkları tespit etmiştir. Bu bağlamda, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmış olduğu görülmektedir. Dava dosyasındaki deliller ise maktulün yüzme bildiğine ve ayrıca yardım çağırmadan veya tehlikede olduğunu gösteren hiçbir eylemde bulunmadan boğulduğuna ve cankurtaranların maktulü havuzun dibinde fark ettikleri an müdahalede bulunduğuna işaret etmektedir. Bilirkişi maktulün ölümünün diyabet ile ilgili olup olmadığı konusunda herhangi bir görüş belirtmeksizin, yoğun fiziksel aktivitenin glikoz değerlerinin düşmesine ve bunun da bilinci kaybetmeye yol açabileceğini belirtmiştir. Eğer maktul suyun altında iken hipoglisemi atağı geçirmişse ve sonuç olarak bilincini kaybetmişse cankurtaranların veya havuzdaki diğer insanların bir sorun olduğunu hemen fark edememiş olmaları mümkündür. Elde bulunan bütün bilgiler ışığında, tıbbi bilirkişi, davalıların maktulün ölümünden sorumlu olmadığını belirtmiştir.
17. Konya Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Mayıs 2005 tarihide İstanbul Adli Tıp Kurumundan, davalıların Celal Başkaya’nın ölümüne ilişkin sorumlulukları konusunda yeni bir bilirkişi raporu hazırlamasını istemiştir.
18. Adli Tıp Kurumu, 17 Mayıs 2005 tarihinde, görev kapsamının dışına çıktığı gerekçesiyle söz konusu talebi reddetmiştir. Dolayısıyla Konya Ağır Ceza Mahkemesi, iş güvenliği konusunda uzman üç bilirkişinin yeni bir rapor hazırlanmasını istemiştir.
19. İş güvenliği konusunda uzman olan bilirkişiler 30 Eylül 2005 tarihinde aşağıdaki saptamaları yapmışlardır:
– Maktulün yüzmeyi bildiği ve bu konuya ilişkin bir itirazın olmadığı düşünüldüğünde, kendisi havuzun yarısına gelmişken bilincini kaybetmesine ve batmasına sebep olan bir sağlık sorunu yaşamış olmalıdır.
– Maktulün boğulmasına sebep olan sağlık sorununun kesin olarak tespit edilmesi mümkün olmamasına rağmen, kendisi diyabetiktir. Yoğun fiziksel aktivitenin yol açtığı hipogliseminin yol açabileceği olası sonuçlar bilirkişinin 31 Ocak 2005 tarihli raporunda genel hatları ile verilmiştir (bk., yukarıda 16. paragraf).
– Dolayısıyla maktulün bir hastalıktan dolayı yardım çağıramadan veya boğulma belirtileri göstermeden sessizce havuzun dibine battığı anlaşılmaktadır.
– Maktulün havuzda bulunan kişilerden sadece biri olduğu göz önüne alındığında, cankurtaranların havuzdaki herkesin hareketlerini her zaman takip etmeleri ve herhangi bir tehlike belirtisi olmamasına rağmen müdahalede bulunmaları beklenemez.
– Bu koşullar altında, maktulü suyun dibinde görür görmez müdahalede bulunan cankurtaranlar, maktulün ölümünden sorumlu tutulamaz.
20. Dava dosyasındaki tüm bilgilere ve delillere dayanarak, Konya Ağır Ceza Mahkemesi 28 Şubat 2006 tarihinde davalıların beraatına karar vermiştir.
21. Başvuranlar, söz konusu karara karşı temyize gitmiştir. Başvuranlar, bilhassa tıbbi bilirkişinin 31 Ocak 2005 tarihli raporundaki bulgularına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, 30 Eylül 2005 tarihli bilirkişi raporuna erişemediklerini iddia etmişlerdir.
22. Yargıtay, 16 Mart 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davaya konu suç hakkındaki kovuşturmanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Söz konusu karar 28 Mayıs 2009 tarihinde ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne tevdi edilmiş ve başvuranlara 3 Haziran 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvuranlar, herhangi bir destekleyici belge sunmadan, cankurtaranların olay sonrasında görevlerinden alındığını iddia etmişlerdir. Söz konusu bilgi, Hükümet tarafından ne doğrulanmış ne de bu bilgiye itiraz edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
24. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, Devlet yetkililerinin (i) Selçuk Üniversitesi havuzunda yüzen kişilerin hayatını korumak için gerekli tedbirleri almamaları; (ii) yetkin, deneyimli ve dikkatli cankurtaranları istihdam etmemeleri; (iii) Selçuk Üniversitesi havuzunda gerekli uyarıları ve kurtarma ekipmanlarını bulundurmamaları ve (iv) boğulmayı önlemek için zamanında müdahale etmedikleri gerekçeleriyle oğlu ve kardeşi olan Celal Başkaya’nın yaşama hakkını ihlal ettikleri konusunda şikâyetçi olmuşlardır.
25. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının makul bir süre içinde sonuçlanmadığını ve sonuç olarak zaman aşımı nedeniyle yargılamaların düşürülmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, davanın düşmesi sonucunda davalıların cezadan muaf hale gelmelerinden şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Tarafların iddiaları
26. Başvuranlar davanın esasına ilişkin iddialarını sürdürmüşlerdir. Başvuranlar cankurtaranların olay sonrasında görevlerinden alındığını ve bunun ihmalkâr davrandıklarının kanıtı olduğunu yinelemektedir.
27. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki ceza yargılamalarının uzunluğu ile ilgili şikâyetlerinin Mahkeme’nin Perez/Fransa ([BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004‑I) davasındaki tespitleri ışığında, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetleri konusunda, olay ve olgular ile ilgili sorumluları tespit edebilecek ve ceza yargılamaları sonuçlarından bağımsız olarak yeterli tazmin sağlayabilecek olan hukuk ve/veya idari mahkemelere başvurmadıkları için mevcut iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını iddia etmiştir.
28. Başvuranlar, hukuk veya idari mahkemelere başvurmalarının sonuçsuz olacağını çünkü bu mahkemelerin Konya Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararına uyacağını belirtmişlerdir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
29. Başvuranlar, söz konusu ceza yargılamalarının uzunluğu nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin, ilgili kısmı aşağıda verilen 6 § 1 maddesine dayanmıştır:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
30. Mahkeme, Sözleşme’nin üçüncü tarafların ceza gerektiren bir suç nedeniyle kovuşturulması veya cezalandırılması için herhangi bir hak sağlamadığını yinelemektedir (bk. Perez, yukarıda anılan). Dolayısıyla, bir suçun mağduru, sadece, tazminat almak veya medeni haklarını korumak amacıyla fail aleyhindeki ceza yargılamalarında taraf olarak yer almışsa, söz konusu yargılamalarla bağlantılı olarak adil yargılanma haklarını ileri sürebilir (bk., örneğin Hafikli/Türkiye (k.k.), no. 13394/12, 30 Ağustos 2016). Mahkeme, söz konusu dönemde yürürlükte bulunan Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nda taraflara ceza yargılamaları süresince tazminat talebinde bulunma olanağı verilmiş olmasına karşın (bk. Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, §§ 36 ve 39, 22 Eylül 2009), dava dosyasında, başvuranların bu yönde bir talepte bulunduklarını gösteren herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 12. paragraf).
31. Mahkeme, bu koşullar altında ve bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında, başvurunun bu kısmının Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığına ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Hafikli yukarıda anılan ve Uykur/Türkiye (k.k.), no. 22879/10 ve diğer 2 karar, §§ 18-19, 4 Temmuz 2017).
2. Sözleşme’nin 2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
32. Başvuranlar, Devlet yetkililerinin Celal Başkaya’nın yaşam hakkını koruyamadığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ilgili kısmı aşağıdaki gibi olan, Sözleşme’nin 2 maddesine dayanmışlardır:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
33. Mahkeme, yaşam hakkının kasti olmayan ihlalleri de dahil olmak üzere Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki Devletlerin yaşam hakkını koruma yükümlülüklerine ilişkin genel ilkelerin, Öneryıldız/Türkiye ([BD], no. 48939/99, §§ 89-96, AİHM 2004-XII) davasında Büyük Daire tarafından belirlenmiş olduğunu ve bunu izleyen birçok davada daha da detaylandırıldığını kaydetmektedir (bk., örneğin, Budayeva ve Diğerleri/Rusya, no. 15339/02 ve diğer 4 başvuru, §§ 128-145, AİHM 2008 (alıntılar); Ciechońska/Polonya, no. 19776/04, §§ 59-79, 14 Haziran 2011; ve Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, no. 13423/09, §§ 79-106, AİHM 2013).
34. Mahkeme somut davada, başvuranların havuzda yüzenlerin güvenliğini düzenleyen yasal ve düzenleyici çerçevenin olmayışından veya ilgili yasal veya düzenleyici çerçevenin hatalı çalışmasından kaynaklanan yapısal bir eksiklikten şikâyetçi olmadıklarını kaydetmektedir (bk., örneğin, Aydoğdu/Türkiye, no. 40448/06, §§ 62-64 ve §§ 87‑88, 30 Ağustos 2016). Mahkeme ayrıca, başvuranların Celal Başkaya’nın kasten öldürüldüğünü veya ölümün gerçekleştiği koşullarda çözümlenmemiş şüphelerin bulunduğunu iddia etmediklerini kaydetmektedir. Başvuranlar, söz konusu ölümün, yetkililerin Celal Başkaya’nın hayatına karşı gerçek ve ivedi bir riski bildikleri ya da bilmeleri gerektiği halde bu riski önlemek için bir eylemde bulunmalarından (bk. Paul ve Audrey Edwards/Birleşmiş Krallık, no. 46477/99, § 55, AİHM 2002‑II) veya kamu makamlarının sorumluluğundaki tehlikeli bir faaliyetten (bk., örnek olarak, Öneryıldız, yukarıda anılan, § 93) veya salt muhakeme hatasının veya dikkatsizliğin ötesine geçen bir ihmalden kaynaklandığını da iddia etmemişlerdir (bk., örnek olarak, Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk, yukarıda anılan). Başvuranlar daha ziyade, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, Celal Başkaya’nın ölümünün sorumlu yetkililerin gerekli güvenlik tedbirlerini almamaları ve buna ek olarak cankurtaranların kurtarma görevlerini yetkin, özenli ve dikkatli bir şekilde yerine getirmemeleri sonucunda gerçekleştiği konusunda şikâyetçi olmuşlardır.
35. Mahkeme, başvuranların Celal Başkaya’nın ölümüne ilişkin olarak ilgili kişi ve yetkililerin sorumluluğuna ilişkin şikâyetlerinin, olayla ilgili olarak dört kişi hakkında kovuşturma ve yargılanma ile sonuçlanan bir ceza soruşturmasına konu edildiğini belirtmektedir. Soruşturmayı takip eden ceza yargılamaları sırasında, Konya Ağır Ceza Mahkemesi bütün davalıları ve tanıkları dinlemiş, olay yerinde keşif çalışmaları yürütmüş ve ölüm koşullarını belirlemek ve gerektiği şekilde sorumluluğu tespit etmek için üç bilirkişi raporu istemiştir. Sonuç olarak, ağır ceza mahkemesi önündeki bütün bilgiler ve deliller ışığında, davalıların beraatine karar verse de Yargıtay’ın dosyanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı düşürmesi nedeniyle beraat kararı kesinleşmemiştir.
36. Mahkeme, ilk olarak, söz konusu ceza yargılamalarının ilk derece düzeyinde kapsamlı ve etkili bir şekilde yürütüldüğünü ve Konya Ağır Ceza Mahkemesinin elindeki bilgi ve belgelere dayanarak vermiş olduğu kararda hiçbir taraflılık olmadığı kanaatindedir. Bununla birlikte, Mahkeme, özellikle Yargıtayın temyiz talebinin zamanında incelememesi sebebiyle söz konusu yargılamaların düşürüldüğünü kaydetmektedir.
37. Bununla birlikte Mahkeme ayrıca, yukarıda belirtilen ceza yargılamaları haricinde, Türk yasal sisteminin Devlet yetkililerinin Celal Başkaya’nın ölümüyle ilgili ihmalleri konusundaki söz konusu şikâyetlerle ilgili başvuranlara hukuk ve/veya idare mahkemeleri nezdinde tazminat davası açma olasılığı sağladığını ancak başvuranların bu girişimde bulunmadıklarını kaydetmektedir (bk. Güvenç/Türkiye (k.k.), no. 43036/08, § 40, 21 Mayıs 2013). Mahkeme, yaşam hakkına yönelik kasti olmayan ihlallerle ilgili davalardan kaynaklanan içtihadını (bk., örneğin, Murillo Saldias ve Diğerleri/İspanya (k.k.), no. 76973/01, 28 Kasım 2006; Anna Todorova /Bulgaristan no. 23302/03, § 73, 24 Mayıs 2011; Ciechońska, yukarıda anılan; ve Gençarslan/Türkiye (k.k.), no. 62609/12, §§ 19-22, 14 Mart 2017) ve başvuranların belirli şikâyetlerini dikkate alarak, hukuk ve/veya idari yargı yollarının söz konusu olaydaki yetkililere ve havuz personeline ilişkin olay ve olguları ve bu kişilerin sorumluluğunu tespit edebileceği ve başvuranlara uygun bir tazmin yolu sunabileceği kanaatindedir. Başvuranlar, Konya Ağır Ceza Mahkemesinin davalıların beraati hakkındaki kararını göz önünde tutarak hukuk ve/veya idari mahkemeler nezdinde hiçbir başarı ihtimaline sahip olmayacaklarını iddia etseler de Mahkeme Türk hukuku uyarınca, hukuk mahkemelerinin ceza mahkemesinin davalılar hakkında verdiği beraat kararına bağlı olmadığını yinelemektedir (bk., örneğin, Mustafa Türkoğlu/Türkiye, no. 58922/00, § 40, 8 Ağustos 2006; Dikici/Türkiye no. 18308/02, § 25, 20 Ekim 2009; Güvenç, yukarıda anılan, § 40 ve §§ 42‑44; ve Sıdıka İmren/Türkiye no. 47384/11, § 64, 13 Eylül 2016).
38. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranların, Sözleşme’nin 2 maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin mevcut bütün hukuk yollarını tüketmediği görüşündedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Hafikli, yukarıda anılan, ve Uykur, yukarıda anılan, §§ 20-25). Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Haydar BAŞKAYA, 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir ve D. Kılıç tarafından temsil edilmiştir. Cemal BAŞKAYA, 1938 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Çorum’da ikamet etmektedir ve Y. D. Kılıç tarafından temsil edilmiştir. Nezaket BAŞKAYA, 1936 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Çorum’da ikamet etmektedir ve D. Kılıç tarafından temsil edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy