AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 12405/15
Savaş BAŞÖZ / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Kasım 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
24 Şubat 2015 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bu görüşlere cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
olayLAR Başvuran, Savaş Başöz (“başvuran”) 1982 doğumlu bir Türk vatandaşı olup başvurunun yapıldığı tarihte Kırşehir’de tutukludur. Başvuran, Mahkeme önünde, Kayseri Barosuna bağlı Avukat V. Örnek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Başvuran Hakkında Açılan Ceza Davası 24 Aralık 2011 tarihinde başvuran, iki kişi tarafından yapılan şikâyet üzerine tutuklanmıştır. Başvuran, diğer şeylerin yanı sıra, bir çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanmıştır. 14 Şubat 2012 tarihinde başvuran hakkında Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi önünde dava açılmıştır. 6 Nisan 2012 tarihinde Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın üzerine atılı suçları işlediğini kabul etmiş ve hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay, 22 Mayıs 2013 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın ve başvuranın avukatları, Vedat Örnek ve Mehmet İstanbullu’nun katılımıyla yaptığı duruşmanın ardından, kararını 5 Haziran 2013 tarihinde yapılacak açık duruşmada açıklamaya karar vermiştir. Yargıtay, 5 Haziran 2013 tarihinde duruşma yapmış ve temyiz edilen kararı onamıştır. Yargıtay, başvuranın temsilcilerinden biri olan Mehmet İstanbullu’nun huzurunda aynı gün kararını açıklamıştır.Kararın düzeltilmesi için yapılan başvuru Mehmet İstanbullu ve Vedat Örnek, sırasıyla 11 Haziran 2013 ve 24 Haziran 2013 tarihlerinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesine dayanarak, Yargıtay tarafından 5 Haziran 2013 tarihinde verilen kararın düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuşlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 19 Eylül 2013 tarihinde söz konusu başvuruyu reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru Başvuran, Yargıtay’ın gerekçeli kararının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulduğunu, ancak temsilcisinin, sadece 24 Haziran 2013 tarihinde Yargıtay kalemine yaptığı ziyaret sırasında bu kararın bir nüshasını aldığını belirtmektedir. Başvuran, 23 Temmuz 2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve bu başvuru çerçevesinde, 5 Haziran 2013 tarihli kararın kendisine tebliğ edilmediğini ve bu karardan ancak 24 Haziran 2013 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, 15 Ağustos 2013 tarihinde, başvurana, başvurusunun, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrasının öngördüğü süre içinde, yani kararın kesinleşme tarihinden itibaren otuz gün içinde sunulmadığı gerekçesiyle idari yönden reddedildiğini bildirmiştir. Başvuran, 16 Eylül 2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesinin kararına karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran, temyiz edilen kararın bir nüshasını tebliğ aldığı tarihin ardından otuz günlük bir süre içinde başvurusunu yaptığını ve dolayısıyla verilen süreyi aşmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, söz konusu kararın bir nüshasını ancak 24 Haziran 2013 tarihinde aldığını ifade etmiştir. Üç hâkimden oluşan bir heyet halinde toplanan Anayasa Mahkemesi, başvurana 4 Kasım 2014 tarihinde tebliğ edilen 30 Haziran 2014 tarihli kararla, başvuranın itirazını reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, nihai kararın 5 Haziran 2013 tarihinde açıklandığını ve bu nedenle başvuranın en geç 5 Temmuz 2013 tarihine kadar Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiğini belirtmiştir.İlgili İç Hukuk ve UygulamaCeza Muhakemesi Kanunu 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’dan kaynaklanan metinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi aşağıdaki gibidir:
“OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi
Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir.
Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.”Anayasa Mahkemesi Önünde Bireysel Başvuru Yolunu Düzenleyen 6216 Sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu düzenleyen 6216 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine ilişkin metin, Uzun/Türkiye ((k.k.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesine (bireysel başvuru prosedürü) ve 48. maddesine (bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi) ilişkin metin, Encü ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), No. 49976/16, § 12, 10 Nisan 2018) kararında yer almaktadır. Bu Kanun’un 47. maddesinin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
“(...)
5) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder.
(...)”Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü 12 Temmuz 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan İç Tüzüğün somut olaya ilişkin kısımları (yukarıda anılan Encü kararı, § 13) aşağıdaki gibidir:
“Başvuru Süresi ve Mazeret
MADDE 64- (1) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
(2) Başvurucu mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvurusunu yapamadığı takdirde, mazeretinin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilir. Komisyonlar raportörlüğünce mazeretin kabulünün gerekip gerekmediği yönünde karar taslağı hazırlanır. Komisyon, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek mazereti kabul veya reddeder.
(3) Başvurunun niteliğine uygun düştüğü takdirde mazeret ve kabul edilebilirliğe ilişkin tek bir taslak hazırlanıp bu iki husus birlikte karara bağlanabilir. (...)”Anayasa Mahkemesinin İlgili İçtihadı Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvurunun olağan hukuk yollarının tüketilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılabileceğine ilişkin kuralın uygulanmasına ilişkin içtihadı aşağıdaki gibi özetlenebilir. Anayasa Mahkemesi, Rafet Ünal (No. 2013/1610, 13/6/2013) kararında, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrasına ve İç Tüzüğün 64. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, iç hukuk yollarının Yargıtay’ın Ağır Ceza Mahkemesi kararını onadığı 22 Kasım 2012 tarihinde tüketildiğini belirmiştir. Bu davada, davacı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesine dayanarak, 13 Aralık 2012 tarihinde Yargıtay kararının düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, başvuranın Yargıtay’ın kararından 13 Aralık 2012 tarihinde haberdar olduğunu ancak bireysel başvurusunu, iç hukuk yollarının tüketilmesinden otuz günlük süre geçtikten sonra, 27 Şubat 2013 tarihinde yaptığı gerekçesiyle süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle bireysel başvuruyu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, İlyas Türedi (No. 2013/1999, 9/1/2014) kararında, herhangi bir iç hukuk yolunun öngörülmediği durumlarda, bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük sürenin ilgilinin ihtilaf konusu karardan haberdar olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrasına ve İç Tüzüğün 64. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, bireysel başvurunun nihai kararın tebliğ edilmesinden itibaren otuz günden fazla bir süre geçtikten sonra yapıldığını tespit ederek, süresinden sonra sunulması nedeniyle başvuruyu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, otuz günlük sürenin, başvuranın Yargıtay’ın 8 Kasım 2012 tarihli kararını öğrenmiş olabileceği en geç tarih olan 15 Kasım 2012 tarihinde işlemeye başladığını belirtmiştir. Oysa başvuran 31 Ocak 2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur, bu tarih Yüksek Mahkemeye göre iç hukuk yollarının tüketilmesinden itibaren otuz günü geçmektedir. Anayasa Mahkemesi, Ali Kaya ve diğerleri (No. 2013/1999, 9 Ocak 2014) kararında, bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük sürenin ihtilaf konusu kararın ilgiliye tebliğ edildiği tarihte işlemeye başladığını belirtmiştir.
Bu davada, Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan bireysel başvurunun iç hukukta nihai kararın tebliğ edilmesinden itibaren otuz günden fazla bir süre geçtikten sonra yapıldığını belirterek, söz konusu başvuruyu süresinden sonra yapılması nedeniyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, otuz günlük sürenin Yargıtay kararının davacının temsilcisine tebliğ edildiği tarihte işlemeye başladığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, temsilciler tarafından takip edilen davalarda, tebligatın temsilcilere yapılması gerektiğini ve bireysel başvuruda bulunmak için öngörülen sürelerin bu tebligat tarihinden itibaren işlemeye başladığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, Özgür Çapkın (No. 2014/2546, 30/12/2014) kararında, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrasına ve İç Tüzüğün 64. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak ve iç hukukun ceza davasında verilen kararların tebliğ edilmesini öngörmediğini hatırlatarak, ilgilinin nihai kararın içeriğini öğrendiği tarihin dikkate alınması gerektiğini, bu tarihinin bu davada olduğu gibi tebligat tarihi, Yargıtay tarafından duruşmanın yapılması durumunda kararın açıklandığı tarihin; mahkûmiyet durumunda hapis cezasının infazı için ilgilinin yakalandığı tarihin; müddetnamenin ya da para cezasının ödeme emrinin tebliğ tarihinin veya dava dosyasının bir nüshasının alındığı tarihin olabileceğini belirtmiştir. Mevcut durumda, Yargıtay’ın 26 Kasım 2013 tarihli kararı, 24 Aralık 2013 tarihinde ilk derece mahkemesinin dosyasına eklenmiştir. Bu amaçla görevlendirilen davacının temsilcisi, 27 Aralık 2013 tarihinde dosyada bulunan belgelerin nüshasını almıştır. Anayasa Mahkemesi, ilgilinin Yargıtay’ın kararını 27 Aralık 2013 tarihinde öğrendiğini ancak otuz günden fazla bir süre geçtikten sonra 27 Şubat 2014 tarihinde bireysel başvuru yaptığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, B.L.B. (No. 2013/4690, 25/2/2016) davasında,
davacının nihai kararın dava dosyasına eklendiği tarihi öğrenmek için ilk derece mahkemesi kalemi nezdinde gereken özeni göstermesi gerektiğini belirmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranların veya avukatının, ilk derece mahkemesi kaleminden nihai kararın bir nüshasını almak için belirli bir özenle hareket etmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi, bu kuralı sınırlayıcı bir şekilde yorumlamamak için davacının ve/veya temsilcisinin özen gösterme görevini mahkemeye erişim hakkıyla birlikte göz önünde bulundurmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuran, Anayasa Mahkemesinin, yalnızca nihai karar tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunulabileceği yönündeki kuralı uygulama şeklinin kendisini Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında mahkemeye erişim hakkından yoksun bıraktığını ileri sürmektedir. Başvuran özellikle, Anayasa Mahkemesinin söz konusu sürenin işlemeye başladığı tarihi belirleme şekline itiraz etmektedir (dies a quo).
Tarafların İddiaları
Hükümet, yürürlükte olan iç hukuk kurallarına ve Anayasa Mahkemesinin ilgili içtihadına atıfta bulunarak, bir başvuranın iç hukuk yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, ceza davasında verilen karara karşı yapılan düzeltme talebinin, kullanılması gereken olağan bir başvuru yolu teşkil etmeyen, olağanüstü bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir. Hükümet, bu hukuk yolunun kullanılmasının Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için başlayan otuz günlük süreyi durdurmadığını eklemektedir. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmekte ve kendi iddialarını yinelemektedir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
Başvuran, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurunun, nihai karar tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılabileceği kuralına ilişkin yorumunun kendisini mahkemeye erişim hakkından yoksun bıraktığını ileri sürmektedir. Başvuran, bu otuz günlük sürenin çok kısa olduğunu ya da bu sürenin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru bulunmak için tek başına bir engel teşkil ettiğini iddia etmemektedir. Başvuran yalnızca, Anayasa Mahkemesinin söz konusu sürenin başlangıç tarihini (dies a quo) belirleme şekline itiraz etmektedir. Mahkeme, öncelikle mahkemeye erişim hakkı bakımından (Nicolae Virgiliu Tănase/Romanya [BD], No. 41720/13, § 195, AİHM 2010), daha önce Uzun (yukarıda anılan karar, §§ 54-58) davasında Anayasa Mahkemesine erişilebilirlik hususunu incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu kararda, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvurunun erişilebilirliğinin, uyulması gereken usul konusunda herhangi bir sorun teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme ardından, tarafların görüşlerinden ve dosyada bulunan belgelerden, yerel mahkemeler önünde avukatları tarafından temsil edilen başvuranın, 5 Haziran 2013 tarihinde verilen Yargıtay kararının içeriğinden en geç 11 Haziran 2013 tarihi itibariyle bilgi sahibi olduğunun anlaşıldığını kaydetmektedir. Nitekim başvuranın avukatlarından biri olan Mehmet İstanbullu, 11 Haziran 2013 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesine dayanarak, bu kararın düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur. Mahkeme, bu hukuk yolunun, taraflar için doğrudan erişilebilir olmayan olağanüstü bir hukuk yolu olduğunu hatırlatmaktadır (Bolkan Akçiçek/Türkiye (k.k.), No. 40965/10, 18 Ekim 2011). Mahkeme, başvuranın, kendisi önünde başvuruda bulunduğu sırada, avukatları tarafından kullanılan bu hukuk yolundan kendisini haberdar etmediğini kaydetmektedir. Başvuru yapıldığı sırasında bildirilmeyen bu bilgi, davanın özüyle ilgilidir ve başvuran Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, başvurunun kabul edilebilirliğiyle ilgili olan bu bilgiyi neden sunmadığı açıklamamaktadır (Gross/İsviçre [BD], No. 67810/10, § 28, AİHM 2014). Ancak Mahkeme buna rağmen olgusal unsurları ve başvuranın hukuki iddialarını incelemesinin ardından, Anayasa Mahkemesinin, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrası ve kendi İç Tüzüğü’nün 64. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvuranın Yargıtay’ın kararından haberdar olduğu tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yolunu kullanmadığı gerekçesiyle reddettiğini tespit etmektedir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin içtihadından (Özgür Çapkın, No. 2014/2546, 30/12/2014), Yargıtay tarafından ceza davasında verilen kararlarla ilgili olarak, ilgilinin kararın içeriğinden haberdar edildiği tarihin dikkate alınması gerektiğini gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, olası farklı tarihleri belirterek, Yargıtay tarafından ceza davasında bir karar verildiğinde ve bir duruşma yapıldığında, kararın açıklandığı tarihin söz konusu sürenin başlangıç noktasını teşkil ettiği değerlendirilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin içtihadından, ceza yargılamalarında Yüksek Mahkemenin her zaman ilgili kişinin Yargıtay kararından haberdar olduğu tarihi otuz günlük sürenin başlangıç noktasının belirlenmesinde dikkate aldığı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi tarafından öngörülen olağanüstü hukuk yolunun olası kullanımının bu bağlamda herhangi bir rol oynamadığı anlaşılmaktadır (Rafet Ünal, No. 2013/1610, 13/6/2013). Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, keyfi veya hukuki kesinlik ilkesinin ihlali olarak değerlendirilemeyecek olan Anayasa Mahkemesinin bu içtihadını sorgulayabilecek nitelikte geçerli hukuki olguların veya iddiaların bulunmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme,
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak isteyenlerin bu konuya ilişkin öngörülen süreler ve usuller içinde hareket etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Başvuranın iddialarının aksine, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından kendi usul kurallarının uygulanmasına ilişkin herhangi yorum hatasının (yukarıda anılan Encü kararı, § 24) veya ceza yargılamalarında Yargıtay tarafından verilen kararlara karşı bireysel başvuruda bulunmak için başlatılan otuz günlük sürenin başlangıç tarihinin belirlenmesine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda içtihat farklılığının ya da uyuşmazlığının bulunmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvuran kendi davasında Anayasa Mahkemesinin işleyişine ilişkin ulusal hukuk ve usul kurallarının yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini makul bir şekilde ileri sürememiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvurusunun süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle reddedilmesinin, başvuranın kendi ihmalinden kaynaklandığı sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy