AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 44986/16
Salim BAYIR / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 24 Ocak 2023 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan,1943 doğumlu, Trabzon’da ikamet eden ve Karlsruhe Barosuna bağlı Avukat H. Arslan tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Salim Bayır’ın (“başvuran”) 22 Haziran 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 44986/16 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin, Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın mülkiyetine saygı gösterilmesi hakkı ile ilgilidir. Olayların meydana geldiği dönemde Almanya’da yaşadığını beyan eden başvuran, Trabzon Belediyesi tarafından uygulama imar planında yapılan değişikliğin kendi açısından yol açtığı sonuçlardan şikâyet etmektedir.
2. Başvuran, ihtilaf konusu değişiklik öncesinde, Trabzon’da tapu kütüğünde 82 parsel numarasında kayıtlı 8163 m2 yüzölçümlü bir taşınmazın 100 m2lik kısmına sahiptir.
3. O tarihte yürürlükte olan Trabzon ıslah imar planının hükümlerine göre, başvuranın taşınmazının bir kısmı “yeşil alana”; diğer kısmı ise yola isabet etmekteydi.
4. Trabzon Belediyesi 22 Ekim 1992 tarihinde, 24 Şubat 1984 tarihli 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkında Kanun uyarınca, ıslah imar planıyla öngörülen kararları uygulamaya koymayı amaçlayan bir uygulama imar planı hazırlamıştır. Bu bağlamda özellikle, başvuranın, taşınmazın toplam yüz ölçümüne oranla küçük bir paya sahip olması nedeniyle, kendisine, taşınmazının başlangıçta bulunduğu alanda müstakil bir parsel vermek mümkün olmadığından, İdare söz konusu taşınmazı bedele dönüştürmüştür. Trabzon Belediyesi 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca, taşınmazından 18,97 m2 düzenleme ortaklık payı kesilerek, 81,03 m2lik hissesinin bedele dönüştürüldüğü ve ipotek alacaklısı yapıldığı sonucunu çıkarmıştır.
5. 4 Eylül 1998 tarihinde, ilgili borçlulardan bazıları, taşınmazlarının ipotek bedellerini bir banka hesabına yatırmıştır. Trabzon İcra Mahkemesi bunun üzerine, tapu sicilinde bu bağlamdaki kayıtların terkinine karar vermiştir. O dönemde Almanya’da yaşayan başvuran, bu yargılamaya taraf olmamıştır.
6. 29 Aralık 2008 tarihinde, başvuranın, ipotek kapsamında kendisine ödenmesi gereken alacak tutarını, ilgili mevzuatın öngördüğü on yıllık süre içinde almak için müracaatta bulunmaması sebebiyle, söz konusu para Hazineye aktarılmıştır.
İmar Planının İptali7. Başvuran 26 Haziran 2006 tarihinde, 22 Ekim 1992 tarihli uygulama imar planının iptali istemiyle Trabzon İdare Mahkemesine başvurmuştur.
8. Mahkeme 28 Mart 2007 tarihli kararla, ihtilaf konusu planın iptaline karar vermiştir. Nitekim başvuranı, 81,03 m2lik hissesi bedele dönüştürülerek ipotek alacaklısı yapmak yerine, İdarenin ilgiliye, taşınmazının başlangıçta bulunduğu alanda müstakil bir parsel verebileceği kararına varmıştır.
9. Danıştay 22 Mayıs 2009 tarihli kararla, bu kararı onamıştır.
Yeni Uygulama İmar Planının Kabul Edilmesi10. 28 Mart 2007 tarihli kararın ardından (8. paragraf), Trabzon Belediye Encümeni 24 Ocak 2008 tarihinde yeni bir plan hazırlayarak, taşınmazının başlangıçta bulunduğu parselde geriye kalan ve kullanılabilir olan 19.74 m2lik alanı başvurana tahsis etmiştir.
Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminat Davası11. Başvuran 12 Kasım 2009 tarihinde, ulusal mahkemeler önünde, İdare aleyhine kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davası açmıştır. Belediyenin 24 Ocak 2008 tarihli yeni imar planını kabul etmesi sonrasında taşınmazının yüz ölçümünde 61,29 m2 azalma olmasından şikâyetçi olmuştur.
12. Dava reddedilmiştir. Trabzon Asliye Hukuk Mahkemesi kararında öncelikle, Belediyenin ihtilaf konusu taşınmaz hissesinde herhangi bir hak sahipliğinin bulunmadığını gözlemlemiştir. Daha sonra, başvuranın, hisseleri artırılan müşterek malikler aleyhine yetkili mahkemeler önünde telafi edici tazminat davası açarak, ihtilaf konusu parsel üzerindeki hissesinin azaltıldığı iddiasıyla şikâyette bulunabileceğini kaydetmiştir. Son olarak, İdare tarafından başvuranın taşınmazına kamulaştırmasız el atılmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
13. Yargıtay, söz konusu kararı bütün hükümleriyle onamıştır.
14. Başvuranın bireysel başvuruda bulunduğu Anayasa Mahkemesi, başvurunun reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi 16 Mart 2013 tarihli kararında, İdarenin, ilgilinin taşınmazını kamulaştırmadığı, vatandaşların yararına yeni bir uygulama imar planı hazırladığı ve bu nedenle, mahkemelerin, başvuranın kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep ettiği davayı haklı olarak reddettiğine hükmetmiştir. Başvuranın haklarını savunmak için ya 24 Ocak 2008 tarihli uygulama imar planının ya da taşınmazın tapu kütüğüne kendi adına tescil edilmesi amacıyla üçüncü şahısların tapusunun iptali için dava açmış olması gerektiğini eklemiştir. Anayasa Mahkemesi netice itibarıyla, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiayla ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği; adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının ise açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçeleriyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER15. Başvuran, Mahkeme önünde esas olarak, maliki olduğu taşınmazın bir kısmından tazminat ödenmeksizin yoksun bırakıldığından şikâyet etmektedir. Bu durumun, Sözleşme’nin 6. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiği kanaatindedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından ileri sürülen başvuru yollarının Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkili olmadığını da ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
16. Mahkeme, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisinin takdir ettiğini ve başvuranlar veya hükümetler tarafından bunlara atfedilen nitelendirmelere bağlı olmadığını hatırlatmaktadır (Molla Sali/Yunanistan [BD], no. 20452/14, § 85, 19 Aralık 2018 ve Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 123-126, 20 Mart 2018). Mevcut davada şikâyetlerin ifade edilme şeklini dikkate alan Mahkeme, davanın yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girdiği ve dolayısıyla davayı bu madde açısından incelemek gerektiği kanaatine varmaktadır.
17. Mahkeme, Hükümetin özellikle, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasında bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, başvuranın mağdur olduğu herhangi bir kamulaştırmasız el atma olmadığından, bu temelde ulusal mahkemeler önünde açılan davanın başarısızlıkla sonuçlandığını ileri sürmektedir. Avukat tarafından temsil edilen ilgili kişinin, haklarını savunmak için daha ziyade Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği hukuk yollarına başvurması gerektiğini ifade etmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın, Hükümetin iddiasına karşı çıktığını ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ısrar ettiğini kaydetmektedir.
19. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Devletlerin, iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir kuruluş önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bir kişi, bir Devlet aleyhine yöneltilen şikâyetler hususunda, bu bağlamda o Devletin hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarını daha önce kullanmamış olması halinde Mahkemeye başvuruda bulunamaz (Gherghina/Romanya (k.k.) [BD], no. 42219/07, § 84, 9 Temmuz 2015).
20. Mahkeme, başvuranın, taşınmazına kamulaştırmasız el atma olarak gördüğü bir olay sonrasında idare aleyhine açtığı tazminat davasının uygun bir hukuk yolu oluşturmadığı kanaatine varmaktadır.
21. Bu bağlamda, Mahkeme öncelikle, kamulaştırmasız el atmanın, İdarenin taşınmaz malı işgal etmesi ve taşınmaz malın, mülkiyet devrine ilişkin en ufak bir resmi işlem ve beyan ya da en ufak malik tazminatı olmaksızın, kamu mirasının bir parçası olarak kabul edilmesi için bu mülkün kullanım amacını geri döndürülemez şekilde değiştirmesinden oluşan yasa dışı bir uygulama olduğunu hatırlatmaktadır (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, §§ 43 ve 44, 27 Mayıs 2010, kararı ile karşılaştırınız.). Ancak mevcut davada Mahkeme, İdarenin, başvuranın taşınmazını, resmi kamulaştırma kurallarına aykırı olarak ve tazminat ödemeden sahiplenmesinin söz konusu olmadığını; ancak yetkililerin, 24 Şubat 1984 tarihli 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkında Kanun uyarınca, parselleri yeniden belirleyerek ve taşınmazları yeniden tahsis ederek uygulama imar planında değişiklik yapmakla yetindiklerini gözlemlemektedir (4. paragraf).
22. Ayrıca idare mahkemeleri, belediyenin başvurana taşınmazının başlangıçta bulunduğu alanda müstakil bir parsel verebileceğine karar vermiş oldukları halde (8 ve 9. paragraflar), İdarenin, bu mahkeme kararını, taşınmazının başlangıçta bulunduğu parselde geriye kalan ve kullanabilir olan alanı ilgili kişiye tahsis etmek suretiyle uyguladığını kaydetmektedir (paragraf 10).
23. Ayrıca Mahkemeye göre, davanın koşullarında, başvurana tahsis edilen taşınmaz hissesinin azalması, bir yandan ilgilinin şikâyet ettiği uygulama imar planının kabul edilmesi (4. paragraf) ile bu planın iptali istemiyle idare mahkemesine yapmış olduğu başvuru (7. paragraf) arasında neredeyse on dört yıl geçtiği ve diğer yandan, bu süre içerisinde gerçekleşen kentsel dönüşüm dikkate alındığında, uygulama imar planının iptali davası sonunda, idareye, geriye kalan ve kullanabilir olan alanı ilgiliye tahsis etmekten başka çare kalmadığı için belediyenin bir kusurunun sonucu değildir. Bunlar, Mahkeme için dikkate alınması gereken belirleyici faktörlerdir; zira ikincillik ilkesinin gerektirdiği üzere, Devletin, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle şikayette bulunmak isteyen başvuranlara bir özen ve inisiyatif yükümlülüğü yüklemektedir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Sokolov ve diğerleri/Sırbistan (k.k.), no. 30859/10, §§ 31-36, 14 Ocak 2014).
24. Ayrıca, başvurana tanınan alacak, belirlendiği tarihte, başlangıçta kendisine ait olan taşınmazdaki hisselerinin değerine karşılık gelmekteydi (paragraf 4) ancak, ipotekle ilgili likit ve talep edilebilir alacağın hak sahibi olan kişi, yasal sürenin bitiminden önce bu alacağın ödenmesi yönünde talepte bulunmamıştır (paragraf 6). İlgili kişi burada da gerekli özeni göstermemiştir.
25. Mahkeme ayrıca ve özellikle, başvuranın, kendisine ait olduğunu düşündüğü alana tekabül eden taşınmazı talep etmek için Anayasa Mahkemesi tarafından belirtilen başvuru yollarından birini kullanabileceği ve kullanması gerektiği kanaatindedir. Bunun yanı sıra, ilk bakışta görüldüğü üzere (a priori) etkin niteliğe sahip olmalarına rağmen, bu gereklilikten kendisini muaf tutacak özel koşullar bulunduğunu kanıtlamadan, bu başvuru yollarını kullanmadığını gözlemlemektedir.
26. Mahkeme bu bağlamda, açık şekilde sonuçsuz kalacağı kesin olmayan belli bir başvuru yolunun sonuca ulaşmayacağına dair duyulan şüphenin, böyle bir hukuk yolu imkânının kullanılmamasını haklı göstermek için yeterli olmadığı yönündeki yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 74, 25 Mart 2014).
27. Mahkeme bu nedenle, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Şubat 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan