AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 25018/13
BAYINDIR İNŞAAT TURİZM TİCARET VE SANAYİ A.Ş. / TÜRKİYE
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 24 Mart 2020 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
1 Nisan 2013 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Bayındır İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş.Türkiye’de bulunan bir inşaat şirketidir (“başvuran şirket”). Başvuran şirket Mahkeme nezdinde Ankara barosuna kayıtlı E. A. Yıldırım tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.Davanın geçmişi
4. Başvuran şirket ve İzmir Büyükşehir Belediyesi (bundan sonra “Belediye” olarak anılacaktır) İzmir Hafif Raylı Sistemin ikinci aşamasının inşaatı için 12 Nisan 2005 tarihinde bir sözleşme imzalamıştır. Sözleşme şartlarına göre, başvuran şirket inşaat faaliyetlerini 660 takvim günü içerisinde tamamlayacaktı.
5. Belediye, başvuran şirketin gecikmeler hakkında daha önce uyarılmasına rağmen belirlenen iş programına uymaması nedeniyle 3 Kasım 2006 tarihinde inşaat sözleşmesini tek taraflı olarak fesh etmiştir.
6. İnşaat sözleşmenin tek taraflı sonlandırılmasının ardından belirtilmeyen bir tarihte başvuran şirket, sözleşmenin fesih edildiği tarihe kadar gerçekleştirilen yapım işlerinin maddi değerinin hesaplanması amacıyla İzmir Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak tespit davası açmıştır. İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından atanan bilirkişi heyeti 5 Aralık 2006 tarihinde yapım işlerinin değerinin 18.793.992 Türk lirasına (raporun hazırlandığı tarihte yaklaşık olarak 9.742.362 avroya denk gelmektedir) tekabül ettiğini tespit etmiştir.İzmir Ticaret Mahkemesi önündeki yargılamalar
7. Başvuran şirket, 9 Kasım 2006 tarihinde İzmir Ticaret Mahkemesi nezdinde Belediye aleyhinde tazminat davası açmıştır. Başvuran şirket inşaat sözleşmesinin erken ve hukuka aykırı bir şekilde sonlandırılması nedeniyle maruz kaldığı zararların tazmin edilmesi için toplam 1.500.000 Türk lirası talep etmiş ve yargılamalar sırasında bu taleplerini arttırma hakkını ise saklı tutmuştur. Başvuran şirket, dava dilekçesinin “dava konusu” bölümde ise inşaat sırasında tamamlanan yapım faaliyetlerinin maliyetlerini talep etme niyetini de belirtmiştir. Ek olarak, başvuran şirket dava dilekçesinin “olay ve açıklamalar” ile “sonuç ve talepler” bölümünde sözleşmenin haksız bir şekilde fesih edilmesi sonucunda oluşan zararların tazmini için yukarıda bahsedilen miktarı talep ettiğini belirmiştir.
8. Diğer bir yandan ise, Belediye sözleşmenin sonlandırılması dolayısıyla kesin teminat mektubunu güncellenmesi sonucunda oluşan maliyetlerin ödenmesini talep ederek İzmir Ticaret Mahkemesinde dava açmıştır. Belediye, ayrıca, inşaat işlerinin gerçekleştirmesi sırasında başvuran şirketin kusurlu eylemleri olduğunu iddia ederek çoğunlukla bu eylemler sonucunda ortaya çıkan masrafların ödenmesini talep ederek aynı mahkeme nezdinde ayrı bir dava açmıştır. Belediye, ek olarak, başvuran şirketin elektrik ve su borçlarını da ödemesini talep etmiştir.
9. Belediye tarafından açılan davalar belirtilmeyen bir tarihte başvuran şirketin açtığı dava ile birleştirilmiştir.
10. İzmir Ticaret Mahkemesi yargılamalar sırasında inşaat sözleşmesinin haklı gerekçelerle sonlandırılıp sonlandırılmadığının belirlenmesive eğer söz konusu sözleşme haksız gerekçelerle sonlandırıldıysa başvuran şirketin maruz kaldığı maddi zararların miktarının hesaplanması amacıyla bilirkişi raporu hazırlanmasını talep etmiştir.
11. Bilirkişi heyeti 10 Mart 2009 tarihli raporlarında sözleşmenin son verildiği tarihte inşaat işlerinin belirlenen iş programının çok gerisinde olmasından dolayı Belediyenin sözleşmeyi fesih etmesinin haklı gerekçelere dayandığı sonucuna ulaşmıştır. Bilirkişi heyeti, Belediyenin sözleşmenin fesih tarihinden önce tamamlanan işleri için başvuran şirkete 11.631.379,62 Türk lirası (raporun hazırlandığı tarihte yaklaşık olarak 5.388.140,88 avroya tekabül etmektedir) borçlu olduğuna karar vermiştir.
12. Bilirkişi raporunun taraflara görüşlerini bildirmeleri için iletilmesinden sonra, başvuran şirketin yapım maliyetlerine ilişkin olarak bilirkişilerin vardığı sonuçlar doğrultusunda taleplerini değiştirmek için İzmir Ticaret Mahkemesine başvurmadıkları gözlenmektedir.
13. İlk derece mahkemesi 12 Kasım 2009 tarihinde sözleşmenin fesih edilmesinin haklı gerekçelere dayandığı sebebiyle başvuran şirketin tazminat talebini reddetmiştir. Ek olarak, mahkeme Belediyenin kesin teminat mektubunun güncellenmesi nedeniyle oluşan masraflara ilişkin taleplerini ise kabul etmiştir. Son olarak, mahkeme Belediyenin masraflarının ödenmesine ilişkin talepte bulunduğu davanın diğer dava dosyalarından ayrılmasına karar vermiştir.
14. Başvuran şirket, diğerleri arasında ilk derece mahkemesinin yapım maliyetlerine ilişkin iddialarını incelemediği gerekçesiyle İzmir Ticaret Mahkemesinin kararı aleyhinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
15. Yargıtay, sözleşmenin feshinin haklı gerekçelere dayandığı gerekçesiyle başvuran şirketin maddi tazminat talebini reddeden ilk derece mahkemesinin kararını 4 Temmuz 2011 tarihinde onamıştır. Yapım maliyetinin belirlenmemesi hakkındaki iddialara ilişkin olarak ise Yargıtay, başvuran şirketin davayı açarken dava dilekçesinin “sonuç ve talepler” bölümünde yapım masraflarına ilişkin olarak bir talepte bulunmadığına hükmetmiştir. Yargıtay, ayrıca, başvuran şirketin sadece inşaat sözleşmesinin haksız bir şekilde sonlandırılması sonucunda oluşan zararlar için talep ettiği tazminata ilişkin olarak mahkeme masraflarını ödediğini not etmiştir.
16. Başvuran şirket, yapım maliyetlerinin ödenmesini dava dilekçesinin çeşitli kısımlarında talep ettiğini ve dava dilekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürerek belirtilmeyen bir tarihte Yargıtay’dan söz konusu kararın düzeltilmesini talep etmiştir.
17. Yargıtay, 28 Haziran 2012 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.Başvurunun yapılmasından sonra meydana gelen gelişmeler
18. Hükümet, savunmasında başvuran şirketin Mahkemeye başvuruda bulunduktan sonra ödenmeyen hakedişlere, yapım maliyetlerine ve şantiye sahasında kalan malzemelerin maliyetlerine ilişkin olarak 6.000.000 Türk lirası ödenmesini talep ederek İzmir Ticaret Mahkemesinde yeni bir dava açtığını belirtmiştir. Davaya konu olan yargılamaların dosyasından ayrılan dava ile bu yeni davanın birleştirildiği gözlemlenmiştir (bk. yukarıdaki 13. paragraf).
19. Ayrıca, ilk derece mahkemesi 27 Şubat 2014 tarihinde başvuran şirketin davasını kabul ederek şirketin talep ettiği miktarın faizi ile birlikte ödenmesine hükmetmiştir.
Söz konusu yargılamalar halen ulusal mahkemeler önünde derdesttir.İlgili iç hukuk ve uygulamaUlusal Hukuk
20. Söz konusu zamanda yürürlükte olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesine göre hukuk mahkemeleri tarafların talepleri ile bağlı olup talep edilen miktardan daha yüksek bir miktarın ödenmesi yönünde bir hüküm veremez. 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi de 1086 sayılı Kanun’da bulunana benzer bir hüküm içermektedir.
21. Türkiye’deki hukuk yargılamalarında davacılar mahkemeye dava dilekçelerini sunarken mahkeme masraflarının bir kısmını ödemekle yükümlüdürler. Davanın niteliğine bağlı olarak mahkeme masrafları sabit olabilir ya da talep edilen miktarın belirli bir yüzdesi olarak hesaplanabilir. Ek olarak, eğer söz konusu davanın niteliği talep edilen miktarın belirlenmesine izin veriyorsa davacılar talep ettikleri miktarın değerini belirtmek zorundadırlar. (492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 16 § 3 maddesi).
22. Son olarak, hukuk yargılarında talep ettikleri miktarı değiştirmeleri için davacılara izin verilebilir. Değişiklik sadece bir kez yapılabilir ve bu yönde bir talep davanın incelenmesinin sona ermesinden önce yapılmalıdır. Değişikliğin ardından ek olarak istenen miktara tekabül eden gerekli mahkeme masraflarının ödenmesi zorunludur (1086 Sayılı Kanun’un 83-86 maddeleri).Yargıtayın ilgili içtihadı
23. Hükümet, mahkeme kararlarının, dava dilekçelerinin “sonuç ve talepler” bölümü esas alınarak verilmesi gerektiğini vurgulayan Yargıtay içtihadından örnekler sunmuştur. Başvuranın davasını açtığı tarihten önce ve sonrasında vuku bulan bu örnekler, davacıların mahkemelerden ne talep ettiklerini açıkça yazmaları gerektiği yönünde Yargıtay’ın yerleşik bir uygulaması olduğunu göstermektedir (örneğin bk.18 Eylül 2007 tarihli 2008/2456 E., 2008/4461 K. ve 22 Mart 2018 tarihli 2017/5000 E., 2018/6177 K. kararlar). Ek olarak, Yargıtay ilk derece mahkemelerinin, mahkeme masrafları ödenen tazminat talebi miktarları ile bağlı olduklarına hükmetmiştir (örneğin bk. 12 Ekim 2017 tarihli 2016/1244 E., 2017/7605 K. kararı).
ŞİKÂYETLER
24. Başvuran şirket, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında ulusal mahkemelerin yapım maliyetleri için talep ettikleri tazminatların ödenmesini reddederken yeterli gerekçe sunmadığını ve bu maliyetlere ilişkin bilirkişi raporundaki bulguları göz önünde bulundurmadığı hakkında şikâyette bulunmuştur. Yine aynı madde kapsamında, başvuran şirket ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların makul olmayan bir şekilde uzun olmasından dolayı şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran şirket, ilgili kısmı aşağıdaki gibi olan Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini dayanak alarak haklarının ihlal edildiğini öne sürmüştür:
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”Başvuran şirketin taleplerinin incelenmemesine ilişkin iddia hakkında
26. Başvuran şirket ulusal mahkemelerin yapım maliyetlerine ilişkin taleplerini herhangi bir gerekçe sunmadan reddettiğini iddia etmiştir.
27. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek itirazda bulunmuştur. Hükümet, özellikle, başvuran şirketin yapım maliyetlerine ilişkin talebine ilişkin olarak hukuk mahkemeleri önünde açtığı davanın halen ulusal mahkemeler nezdinde derdest olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıdaki 18-19. paragraflar). Ek olarak, Hükümet İzmir Ticaret Mahkemesinin başvuran şirkete yapım maliyetleri ve şantiye sahasında kalan malzemelerin ücretleri için 6.000.000 Türk lirası ödenmesini hükmetmesi dolayısıyla başvuran şirketin artık bir mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini savunmuştur. Son olarak, Hükümet başvuran şirketin yapım maliyetlerinin ve şantiye sahasında bıraktığı malzemelerin ücretlerinin ödenmesi için ulusal mahkemeler nezdinde açtığı yeni dava hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemesi dolayısıyla bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığını ileri sürmüştür (bk. yukarıdaki 18 ve 19. paragraflar).
28. Başvuran şirket Hükümetin kabul edilebilirlik itirazına cevap vermemiş, fakat başvurusunun esaslarının incelenmesi gerektiğini savunmuştur.
29. Mahkeme, başvurunun her hâlükârda aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı kabul edilemez olması dolayısıyla Hükümetin başvuranın kabul edilemezliğe ilişkin itirazını incelemeyi gerekli görmemektedir.
30. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi tarafından güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının sadece mahkemeye başvuru hakkını değil ve aynı zamanda ihtilafın “hükme bağlanması” hakkını yani iddiaların bir mahkeme tarafından incelenmesi hakkını da içerdiğini yinelemektedir (bk.: Khamidov/Rusya, no. 72118/01, § 167, 15 Kasım 2007).
31. İlk olarak, Mahkeme somut davaya ilişkin olarak hukuk mahkemeleri önündeki yargılamalarda davacı konumunda olan şahısların yargılamalar süresi boyunca taleplerini değiştirmelerine izin verilebileceğini kaydetmiştir (bk. yukarıdaki 22. paragraf). Bu bağlamda, Mahkeme her ne kadar başvuran şirketin yargılamalar sırasında hazırlanan bilirkişi raporunun bulguları doğrultusunda talebini arttırma olanağı bulunsa da başvuranın bu olanağını kullanmadığını gözlemlemektedir (bk.: yukarıdaki 6 ve 12. paragraflar).
32. İkinci olarak, Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirtilen taleple bağlılık ilkesini (ne ultra petitum) (bk.: yukarıdaki 20. paragraf) ve mahkemelerin tarafların talepleri ile bağlı olduğunu öngören Yargıtay içtihadını (bk. yukarıdaki 23. paragraf) not etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme başvuran şirketin dava dilekçesinde açık bir şekilde yapım maliyetlerini talep etmediğini fakat yargılamalar süresince taleplerini arttırma haklarını saklı tuttuğunu not düştüğünü tespit etmiştir. Yukarıda bahsi geçen Türk hukuk muhakemesinde yer alan kurallar ve yargı uygulamaları ışığında, Mahkeme, başvuran şirketin dava dilekçesinde yapım maliyetlerini talep etmede başarısız olduğu yönündeki Yargıtay kararına (bk.: yukarıdaki 15. paragraf) katılmaktadır.
33. Yukarıdaki mülahazalar ışığında, Mahkeme ulusal mahkemelerin ödenmemiş yapım maliyetlerine ilişkin olan argümanları incelemek zorunda olmadığı kanaatindedir.
34. Dolayısıyla, Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğunun beyan edilmesinin gerekli olduğuna karar vermiştir.Ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların aşırı uzun olduğu iddiası hakkında
35. Başvuran, yargılamaların süresinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen “makul süre” gerekliliğine uygun olmadığından şikâyet etmiştir.
Hükümet bu iddiayı reddetmiştir.
36. Mahkeme, göz önünde bulundurulması gereken süre zarfının, başvuran şirketin İzmir Ticaret Mahkemesi nezdinde davayı açmış olduğu tarih olan 9 Kasım 2006 tarihinde (bk. yukarıdaki 7. paragraf) başlamış olduğunu ve Yargıtay’ın başvuran şirketin karar düzeltme talebini reddettiği zaman yani 28 Haziran 2012 tarihinde (bk.: yukarıdaki 17. paragraf) sona erdiğini not etmektedir. Söz konusu bu süre üç farklı yargı düzeyinde olmak üzere beş yıl ve yedi ay sürmüştür.
37. Mahkemeye göre, içtihadında belirtilen kriterler (bk.: diğer kararların yanı sıra Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII) ve somut davada mevzu bahis yargılamaların niteliği ile karmaşıklığı göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda bahsedilen süre Sözleşme kapsamında davalı Hükümete hukuki sorumluluk yükleyecek düzeyde aşırı değildir (bk.: bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Atamanyuk ve Diğerleri/Ukrayna, no. 36314/06 ve 3 diğer karar, §§ 186-187, 1 Eylül 2016).
38. Yukarıda anılan hususlar ışığında, Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 28 Mayıs 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy