AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR VE KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no. 18679/10
Cevdet BAYIR / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
8 Mart 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle 29 Kasım 2018 tarihinde davalı Hükümet tarafından gönderilen deklarasyonu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Cevdet Bayır, 1970 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İzmit’te tutuklu bulunmaktadır. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlar olan M. Filorinalı ve Y. Filorinalı tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalanamadığından ve mahkûmiyetinin avukatı olmadan polise vermiş olduğu ifadelere dayandığından şikâyetçi olmuştur. Aynı hükme dayanarak, başvuran, ayrıca, yargılamanın ilk aşamasında Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını belirtmiştir.
4. Başvuru, Hükümete bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 29 Kasım 2018 tarihli bir yazıyla, başvurunun bu kısmında ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon metni aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına sistemik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 7145 sayılı, 31 Temmuz 2018 tarihli Kanunla değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yeniden açılmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran Cevdet Bayır’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra masraf ve giderleri karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.”
7. Bu karardan birkaç hafta önce, Hükümetin tek taraflı deklarasyon şartları başvurana gönderilmiştir. Mahkeme, ne başvurandan ne de temsilcisinden, deklarasyonun şartlarını kabul ettiklerine dair bir cevap almıştır. Mevcut başvurunun konusu, başvuranın hüküm giydiği ceza yargılamaları ile ilgili olduğu için, Mahkeme, başvuranın bu husustaki sessizliğini, deklarasyon şartlarının zımni onayı olarak ele alamaz. (karşılaştırınız, hukuk yargılamaları bakımından, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 23, 20 Mart 2018).
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkeme’nin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse”.
9. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, başvuranın davasının incelenmesine devam edilmesini istemesine rağmen, davalı Hükümet tarafından yapılan bir tek taraflı deklarasyon temelinde başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], No. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), No. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), No. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dahil olmak üzere, bazı davalarında, avukat yardımının sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkum etmek için avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/ Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden davaya bakan mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtay’ın bu eksikliği giderememesinin, söz konusu bu maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
13. Mahkeme, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonunda, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin açıkça ihlal edildiğini kabul ettiğini gözlemlemektedir.
14. Avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu (5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
15. Mahkeme, ayrıca, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, başvuranlara, sadece Mahkemenin Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiği tespitinde bulunan kararına dayanarak, ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını içeren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, artık, Mahkeme’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Zira bu iki durum, hâlihazırda, ceza yargılamalarının yenilenmesi gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak sıralanmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, yargılamanın yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (bk., kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve 8 diğer karar, § 26, 20 Mart 2018, buradaki daha fazla referans ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
16. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranın bu yönde bir talepte bulunması durumunda iç hukukta yargılamanın yenilenmesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetine haiz olduğu düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki tali rolü dikkate alındığında, Mahkeme, öncelikli olarak ulusal makamların Sözleşmenin herhangi bir ihlalini düzeltmesi gerektiğini kaydetmektedir.
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet’in deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37 § 1 (c) madde). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, §§ 116‑118, 5 Temmuz 2016).
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi (in fine)).
19. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (bkz. Josipović/Sırbistan (k.k.), No. 18369/07, 4 Mart 2008).
20. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, şikâyetler bakımından davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
B. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
21. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, başvuran taraf, ayrıca, yargılamanın ilk İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hakimin olmasından dolayı, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığından şikayet etmiştir.
22. Mahkeme, elindeki tüm delilleri dikkate alarak ve iddiaları inceleme yetkisi dahilinde, Sözleşme veya Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir emare tespit etmemiştir (bk. İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, § 33, 23 Ocak 2018, ve Kabasakal ve Atar/Türkiye, no. 70084/021 ve 70085/01, § 34, 19 Eylül 2006).
23. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümet’in Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesine uyarınca kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy