AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 49428/12
Yusuf BAYRAM ve Keten BAYRAM / TÜRKİYE
2 Nisan 2019 tarihinde
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 30 Mayıs 2012 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu ve
davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuranlar, Yusuf Bayram ve Keten Bayram (“başvuranlar”) sırasıyla 1954 ve 1961 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat E. Beytar tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Başlangıcı
2. Başvuranların oğlu Metin Bayram, 9 Aralık 2010 tarihinde saat 21.30 sularında, uyuşturucu ticareti yapmak suçundan tutuklanarak Ankara Sincan Cezaevine yerleştirilmiştir.
3. Giriş işlemleri sonrasında, başvuranların oğlu gözlem odasına yerleştirilmiştir.
4. Sosyal hizmet görevlisi, 10 Aralık 2010 sabahında, başvuranların oğlunu dinlemiş ve tutuklulara ilişkin bilgi formunu doldurmuştur. Sosyal hizmet görevlisi, Metin Bayram’ın özel bir gözetim altında tutulması gerektiği yönünde bir değerlendirme yapmamıştır.
5. Söz konusu formda, bu durum, 17 Haziran 2005 tarihli Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri Hakkında İç Tüzüğü’nün 17. maddesinde belirtilmektedir. Söz konusu madde, cezaevi idaresine, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında 5275 Sayılı Kanun’un 23. maddesinde belirtilen amaç uyarınca, tutuklunun davranış ve fiziksel durumunu değerlendirme imkânı tanımaktadır.
6. Metin Bayram, 10 Aralık 2010 tarihinde, saat 14.00 sularında, hücresinde yatak çarşafıyla asılı bir şekilde bulunmuştur. Doktorlar, ilgiliyi hayata döndürememiş ve ilgilinin hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
B. Soruşturma İşlemleri
7. Sincan Cumhuriyet savcısı, hemen olay yerine intikal etmiş ve bir ceza soruşturması başlatmıştır.
8. Soruşturma kapsamında, olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiştir. Olay yerinin bir krokisi yapılmıştır. Olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Olay yerinin video kayıtları alınmıştır. İlginin dış beden incelemesi yapılmıştır.
9. Ayrıca, Adli Tıp Kurumunda başvuranların oğlunun klasik bir otopsisi yapılmıştır. Söz konusu otopsi, müteveffanın hipoid kemiği ve tiroid kıkırdağının kırıldığının tespit edilmesine imkân sağlamıştır. Adli tabipler, ölümün, ilgilinin kendini asması sonucu meydana geldiği kanaatine varmışlardır. Doktorlar, Metin Bayram’ın cesedinde hiçbir şiddet izine rastlanmadığını tespit etmişlerdir.
10. Toksikoloji incelemesi, müteveffanın kanında ve idrarında (kenevir tohumu kullanımına bağlı) tetrahidrokanabinol maddesinin mevcut bulunduğunun tespit edilmesine imkân sağlamıştır. Adli Tıp Kurumu, Metin Bayram’ın cezaevine girmeden önce kenevir tohumu kullandığını tespit etmiştir.
11. Savcı, birçok tanığı dinlemiştir. Söz konusu tanıklar, Metin Bayram’ın intihar ettiğini, doktorların hemen müdahale ettiğini ancak ilgiliyi kurtarmayı başaramadıklarını beyan etmişlerdir.
12. Ayrıca, doktorlar dinlenmişlerdir. Doktorlar, tutuklunun kendini asarak hayatını kaybettiğini, ilgiliyi hayata döndürmeye çalıştıklarını ancak ilgilinin hayatını kaybettiğini tespit ettiklerini belirtmişlerdir.
13. Ayrıca, olay günü görevde olan gardiyanların ve cezaevi müdürünün tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. İlgililer, Metin Bayram’ı kurtarmaya çalışmak için yaptıkları müdahalenin seyrini anlatmışlardır.
14. Gardiyanlar ve diğer tutuklular, cezaevine yeni giren Metin Bayram’ı iyi tanımadıklarını dile getirmişlerdir. Metin Bayram ile konuşan diğer kişiler, ilgilinin adli bir hatanın mağduru olmaktan şikâyet ettiğini, kendisini suçsuz olarak değerlendirdiğini ve cezaevi ortamında bulunmaya dayanamadığını eklemişlerdir.
15. Başvuranlara, 16 Ekim 2010 tarihinde, soruşturma dosyasının bir örneği verilmiştir.
16. Başvuranların avukatının talebi üzerine, savcı, Sincan Cezaevi revirindeki tıbbi acil malzemelerinin yeterliliğinin mevzuata uygun olup olmadığı konusunun incelenmesi amacıyla, bir bilirkişi atanmasına karar vermiştir. Adli tabip, 9 Mart 2011 tarihli raporunu sunmuş ve acil durumlarda tıbbi bir müdahale için yeterli olduğu kanaatine vardığı tıbbi cihazların uygun olduğu sonucuna varmıştır.
17. Başvuranlar, avukatları aracılığıyla, 5 Mayıs 2011 tarihinde, Sincan savcılığından gardiyanların ve sosyal yardım görevlisinin görevlerini icra ederken ihmalde bulunduklarını iddia ederek, bu kişiler hakkında soruşturma başlatılmasını talep etmişlerdir.
C. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar
18. Ceza soruşturması sonucunda, Sincan Cumhuriyet savcısı, 21 Kasım 2011 tarihinde, Metin Bayram’ın intihar ettiği sonucuna vararak ve cezaevi yetkililerinin herhangi bir ihmalden suçlu bulunmadığını değerlendirerek, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
19. Savcı, olay yeri tespiti ve cesedin incelemesinin Metin Bayram’ın ip şeklinde bağlanmış yatak çarşafıyla hücresinde kendisini astığına, gardiyanlar ile doktorların ilgiliyi kurtarmaya çalıştığının, ancak ilgilinin yeniden hayata döndürülmesinin mümkün olmadığının anlaşılmasına imkân verdiğini kaydetmiştir. Savcı, müteveffanın cesedinde yapılan otopsinin bu tespitin doğrulandığını eklemiştir. Savcı, soruşturma dosyasındaki bütün hususların, cezaevi yetkililerinin, tutuklunun güvenliği ve korunmasına ilişkin olarak herhangi bir ihmalden suçlanamayacağının tespit edilmesine imkân sağlandığı sonucuna varmıştır.
20. Başvuranlara, bu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar tebliğ edilmiş ve başvuranlar bu karara avukatları aracılığıyla itiraz etmişlerdir.
21. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Şubat 2012 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ceza soruşturmasının Metin Bayram’ın kendisini asarak intihar ettiğinin tespit edilmesine imkân sağladığı kanaatine varmışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi, olay yeri tespit tutanağını, otopsi raporunu ve soruşturmasında bulunan bütün delilleri dikkate alarak, itiraz edilen kararın kanuna uygun olduğuna karar vermişlerdir.
D. İdari Soruşturma
22. Öte yandan, 20 Aralık 2010 tarihinde, ceza soruşturmasına paralel olarak yerel bir idari soruşturma da başlatılmıştır.
23. Bu ceza soruşturması sonucunda, 27 Aralık 2010 tarihinde, idari soruşturma komisyonu, hiçbir hizmet kusurunun bulunmadığı ve gardiyanlar hakkında hiçbir disiplin soruşturmasının başlatılmayacağı konusunda bir rapor düzenlemiştir.
E. İdare Mahkemesi Önünde Tazminat Davası
24. Başvuranlar, 19 Eylül 2011 tarihinde, oğullarının intiharı ile cezaevi idaresinin ihmalleri arasında bir nedensellik bağının bulunduğunu iddia ederek, tazminat talebi için Ankara İdare Mahkemesine başvurmuşlardır.
25. İdare Mahkemesi, 21 Aralık 2012 tarihli bir kararla, özellikle 21 Kasım 2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara dayanarak, başvuranların taleplerini reddetmiştir. İdare Mahkemesi, intihar ile cezaevi idaresine atfedilebilecek herhangi bir kusurlu eylem arasında nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varmıştır.
26. Başvuranlar, 18 Temmuz 2013 tarihinde, avukatları aracılığıyla, cezaevi idaresinin hizmet kusuru işlediğini iddia ederek, 21 Aralık 2012 tarihli karara itiraz etmişlerdir.
27. Danıştay, 15 Nisan 2016 tarihinde, itiraz edilen kararı bütün hükümleriyle onamıştır.
28. Başvuranlar, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
29. Bu yargılama, Danıştay önünde halen derdesttir.
ŞİKÂYETLER
30. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerini ileri sürerek, oğulları Metin Bayram’ın cezaevinde iken hayatını kaybetmesi nedeniyle cezaevi yetkililerinin sorumluluğu altında bulunduğunu belirterek, oğullarının intihar etmesinden şikâyet etmektedirler. Ayrıca, başvuranlar iç hukukta yürütülen ceza soruşturmasının yetersizliğinden şikâyet etmektedir. Başvuranlar, cezaevi yetkililerinin Metin Bayram’ın hayatını korumak amacıyla, gerekli tedbirleri almadığını iddia etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
31. Başvuranlar, oğullarının yaşama hakkının ihlal edilmesinden ve ceza soruşturmasının etkin olmamasından şikâyet etmektedirler.
32. Hükümet, öncelikle, tazminat davasının Danıştay önünde halen derdest olduğunu belirterek, bu bağlamda iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Ardından Hükümet, başvuru konusuna ilişkin Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak, başvuranların iddialarını ve Metin Bayram’ın hayatını kaybetmesine ilişkin olarak hiçbir sorumluluğu kabul etmemektedir. Ayrıca, Hükümet Ankara Ağır Ceza Mahkemesi denetimi altında ceza soruşturmasının Sincan savcılığı tarafından titizlikle yürütüldüğünü belirtmektedir.
33. İlgililer, Mahkeme önündeki başvurularının, idare mahkemesi önündeki yargılamayla değil, yalnızca ceza yargılamasıyla ilgili olduğunu belirtmektedirler. İlgililer, ceza soruşturmasının Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olmadığına ilişkin iddialarını yinelemişlerdir.
34. Öncelikle, olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, başvuranların veya hükümetlerin yapmış olduğu nitelendirmelerle bağlı olmaması nedeniyle, başvuranlar tarafından ileri sürülen iddiaları yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
35. Somut olayda, Mahkeme, başvurunun her halükarda aşağıda belirtilen gerekçelerden kabul edilemez olması nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunun incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
36. Mahkeme, başkasının davranışlarına karşı başvuranların oğullarının hayatını koruma yükümlülüğüyle ilgili olarak; Sözleşme’nin 2. maddesinde, devlete başkalarının cezai eylemleri nedeniyle hayatı tehdit altında olan kişiyi korumak için önleyici tedbirler alma konusunda pozitif bir yükümlülük yüklendiğini hatırlatmaktadır (Osman/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1998, § 115, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VIII). Mahkeme, mevcut davada, toplanan unsurları dikkate alarak, Metin Bayram’ın hayatının başkasının davranışları tarafından tehdit edildiğini varsaymak için hiçbir neden bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Ceza tezini destekleyecek hiçbir uygun unsur bulunmamaktadır. Ayrıca, Mahkeme ulusal makamlar tarafından ortaya konulan intihar tezinin tekrardan inceleme konusu edilmesi için hiçbir neden görmemektedir.
37. Mahkeme, başvuranların oğlunun hayatının kendi eylemlerine karşı koruma yükümlülüğüyle ilgili olarak; bir kişinin yetkililerin sorumluluğu altında bulunduğunda, Sözleşme’nin 2. Maddesinde, devlete kendi davranışlarıyla tehdit edilen bir kişinin korunması için gerekli bütün önleyici tedbirlerin alınması amacıyla pozitif bir yükümlülük yüklendiğini de hatırlatmaktadır (Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001‑III).
38. Geçmişte Mahkeme, tutukluların hassas bir durumda bulunduğunun ve yetkililerin ilgilileri koruma yükümlülüklerinin bulunduğunun altını çizme imkânı bulmuştur (yukarıda belirtilen Keenan, § 91, Younger /Birleşik Krallık (kk.), No. 57420/00, AİHM 2003-I, Troubnikov /Rusya, No. 49790/99, § 68, 5 Temmuz 2005, Renolde/Fransa, No. 5608/05, § 83, AİHM 2008 ve Ketreb/Fransa, No. 38447/09, § 73, 19 Temmuz 2012). Aynı şekilde, cezaevi yetkilileri, görevlerini ilgili bireyin hak ve özgürlüklerine riayet edecek bir şekilde yerine getirmek durumundadırlar. Genel tedbirler ve önlemler, bireysel özgürlüğü etkilemeden, bireylerin kendilerine zarar verme riskini azaltmak amacıyla alınabilmektedir. Bir tutuklu hakkında daha sıkı tedbirler alma ve bu tedbirleri uygulamanın makul olup olmadığı davanın koşullarına bağlı olmaktadır (yukarıda belirtilen Keenan§ 92, yukarıda belirtilen karar Younger, yukarıda belirtilen Troubnikov, § 70 ve yukarıda belirtilen Renolde, § 83).
39. Son olarak, Mahkeme ruhsal hastalıklar söz konusu olduğunda, özellikle ilgililerin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerekliliğini yinelemektedir (Aerts/Belçika, 30 Temmuz1998, § 66, Derleme 1998‑V, yukarıda belirtilen Keenan, § 111, Rivière/Fransa, No. 33834/03, § 63, 11 Temmuz 2006 ve yukarıda belirtilen Renolde, § 84).
40. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, cevaplanması gereken temel sorunun cezaevi yetkililerinin Metin Bayram’ın gerçek ve doğrudan bir intihar riski taşıdığını bildikleri veya bilmiş olmaları gerekip gerekmediği ve şayet böyle ise ilgili yetkililerinin bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yapıp yapmadığı olduğunu düşünmektedir (Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 72, 16 Kasım 2000 ve yukarıda belirtilen Keenan,§ 93).
41. Mahkeme, gerektiği takdirde, yetkililere atfedilen hatanın basit bir yargılama hatasının veya dikkatsizliğinin ötesine geçip geçmediği hususunu incelemelidir.
42. Nitekim, bu türden olaylarda, insan davranışının öngörülemezliği gözden kaçırılmamalı ve devletin pozitif yükümlülüğü, kendisine dayanılmaz veya aşırı bir yük yüklenmeyecek şekilde yorumlanmalıdır (yukarıda belirtilen Keenan, § 90 ve Taïs/Fransa, No. 39922/03, § 97, 1 Haziran 2006).
43. Somut olayda, Mahkeme, Metin Bayram’ın cezaevine girer girmez gözlem odasına alındığını ve mevzuat tarafından öngörülen normal prosedür uyarınca, bu cezaevine yerleştirilmesinin ertesi günü sosyal hizmet görevlisiyle görüştürüldüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, sosyal hizmet görevlisinin normal olandan daha sıkı bir gözetim gerektiren bir sorundan bahsetmediğini kaydetmektedir.
44. Mahkeme, sahip olduğu unsurları dikkate alarak, başvuranların oğullarının, özel bir dikkat gerektiren psikolojik bir rahatsızlığının bulunmadığının anlaşıldığını kaydetmektedir. Ayrıca, ilgilinin ruhsal durumunun tutulmaya uygun olmadığı başvuranlar tarafından hiçbir şekilde söz konusu edilmemiştir. Ayrıca tanık ifadelerinden, ilgilinin açıkça intihar eğiliminde olduğu gösteren bir durum olmadığı anlaşılmaktadır. Yalnızca ilgili, cezaevinde olmasından şikâyet etmiş ve suçsuz olduğunu iddia etmiştir.
45. Ayrıca, Mahkeme olayların nispeten kısa bir sürede meydana geldiğini ve dolayısıyla cezaevi yetkililerinin Metin Bayram’ın gerçek ve doğrudan intihar riski taşıdığını makul olarak bilmelerinin mümkün olmadığını tespit etmektedir.
46. Mahkeme, dosyadaki bütün unsurları ve insan davranışının öngörülemezliğini dikkate alarak, mevcut davanın koşullarında, her ne kadar üzücü olsa da, cezaevi yetkililerinin bu üzücü durumun önlenmesi için yapmış olduklarından daha fazlasını yapmadıklarını ileri sürerek kusurlu olduklarını söylemenin, Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen yükümlülükleri bakımından, kendilerine aşırı bir yük yüklemek anlamına geleceğini değerlendirmektedir.
47. Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne ilişkin başvuranların şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
48. Ardından Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin usuli yönüyle ilgili olarak, belirli durumlarda, etkinliğin asgari kriterlerini karşılayan ceza niteliğinde resmi bir soruşturma yürütme zorunluluğunun titiz bir şekilde yapılmasını yükümlü kılmaktadır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç /Türkiye, No. 24014/05, §§ 169‑182, 25 Haziran 2013, Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 157, 9 Nisan 2009 ve Yotova/Bulgaristan, No. 43606/04, § 68, 23 Ekim 2012).
49. Bu “etkinlik” ifadesinin, Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında, anlaşılması gerektiği anlamında “etkin” olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle soruşturma uygun olmalıdır (Ramsahai ve diğerleri /Hollanda [BD], No. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Bu, soruşturmanın, olayların aydınlatılmasını ve gerektiği takdirde sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılması için elverişli olması gerektiği anlamına gelmektedir.
50. Her hâlükârda, yetkililerin, görgü tanıkları, bilirkişiler ve gerektiği takdirde özellikle ölüm nedeni için klinik tespitlerin objektif analizi ve yaralara ilişkin eksiksiz ve ayrıntılı bir rapor sunmaya elverişli bir otopsi dâhil olmak üzere, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek için sahip oldukları makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir. Ölüm nedeninin veya olası sorumlulukları belirleme yeteneğini zayıflatan soruşturmaya ilişkin her türlü yetersizlik, bu normu karşılamama riski taşımaktadır (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 301, AİHM 2011).
51. Özellikle, soruşturma işlemleri, ilgili bütün unsurların objektif, tarafsız ve titiz bir incelemesine dayanmalıdır. Hiç şüphesiz yükümlü kılınan bir soruşturma işleminin yerine getirilmemesi, dava koşullarının ortaya konulmasını ve gerektiği takdirde sorumlu kişilerin kimliğini kesin bir şekilde tespit edilmesini tehlikeye atmaktadır (Kolevi /Bulgaristan, No. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009). Bununla birlikte, asgari etkinlik kriterini karşılayan incelemenin niteliği ve derecesi, davanın koşullarına bağlı olmakta ve soruşturma işlemlerinin pratik gerçekliği dikkate alınarak, bütün ilgili olaylar ışığında değerlendirilmektedir. Basit bir soruşturma eylemine veya basitleştirilmiş diğer kriterlere göre meydana gelebilecek çeşitli durumları azaltmak mümkün değildir (Velcea ve Mazǎre/Romanya, No. 64301/01, § 105, 1 Aralık 2009).
52. Öte yandan, soruşturmadan sorumlu olan kişilerin, olaya karışan kişilerden bağımsız olmaları veya olabilmeleri gereklidir. Bu, yalnızca hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantının yokluğunu değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da öngörmektedir (Anguelova/Bulgaristan, No. 38361/97, § 138, AİHM 2002‑IV).
53. Sonuç olarak, bu bağlamda ivedilik ve makul özen gerekliliği uygundur (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık[BD], No. 55721/07, § 167, AİHM 2011).
54. Somut olayda, Mahkeme bir ceza soruşturmasının Metin Bayram’ın hayatını kaybettiği aynı gün resen başlatıldığını ve idari bir soruşturma ile tekrarlandığını gözlemlemektedir. Ardından, Mahkeme, dosyadaki unsurları dikkate alarak, soruşturma organlarının gerçekleri açıklığa kavuşturma isteğinden şüphe uyandıracak hiçbir bilginin bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Nitekim, tanıkların ifadesi alınmış, eksiksiz bir otopsi yapılmış ve Metin Bayram’ın hayatını kaybettiği koğuşta incelemeler yapılmıştır. Müdahale eden gardiyanlar ve doktorlar dinlenmişlerdir. Başvuranların oğullarının ölümünün ardından yürütülen soruşturmalarda, Metin Bayram’ın hayatını kaybetmesi ile cezaevi idaresinin herhangi bir eylemi veya ihmali arasında hiçbir nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Soruşturmalarda, cezaevi personelinin Metin Bayram’ı bulduktan sonra hemen müdahale ettikleri ve cezaevi revirinin acil durumlarda tıbbi bir müdahalenin sağlanması için uygun bir şekilde donatıldığının tespit edilmesine imkân sağlanmıştır. Ayrıca, başvuranlar menfaatlerinin korunması ve haklarının kullanılması için yeterli bir derecede soruşturma işlemlerine dahil edilmişlerdir.
55. Özellikle Mahkeme, ceza soruşturması dosyasında bulunan delil unsurlarını dikkate alarak, ilgilinin ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın ciddi ve eksiksiz niteliğini etkileyebilecek hiçbir eksikliğin bulunmadığını değerlendirmektedir. Soruşturmadan sorumlu olanlar, yetersiz soruşturma yürüttükleri veya çekişmeli sonuçlara yol açtıkları konusunda ciddi bir şekilde suçlanamaz. Ayrıca, Mahkeme, ulusal makamların olayların kurgulanması ve ulaştıkları sonucun yeniden incelenmesini söz konusu eden hiçbir neden görmemektedir.
56. Dolayısıyla, Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, Sözleşme’nin 2. maddesinin usuli yönüne ilişkin olarak da, başvuranların şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim; 9 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy