AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 53424/09
Sibel BAYSAL / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Aralık 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
29 Eylül 2009 tarihinde yapılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Sibel Baysal, 1967 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul barosuna bağlı Avukat G. Baysal tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran İstanbul’un Büyükçekmece ilçesinde, Esenyurt mahallesinde tapu siciline 1164 pafta ve 6 parsel numarasıyla kayıtlı arazinin sahibiydi.
5. Esenyurt Belediyesi (bundan böyle “Belediye”), belirtilmeyen bir tarihte, yol yapımı için başvuranın arazisini kullanmaya başlamıştır.
6. Başvuran, 22 Şubat 2007 tarihinde Belediyeye karşı Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açmış ve arazisine kamulaştırmasız olarak el atılması nedeniyle tazminat talep etmiştir.
7. Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi 27 Aralık 2007 tarihinde başvurana, davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek olan yasal faiz eklenmek suretiyle 87.216,5 Türk lirası tutarında ödeme yapılmasına hükmetmiştir. Başvuran söz konusu karara temyiz etmemiştir.
8. Yargıtay, 9 Haziran 2008 tarihinde Belediyenin temyiz talebini, 6 Kasım 2008 tarihinde ise Belediyenin karar düzeltme talebini reddetmiştir. Nihai karar, başvurana 15 Aralık 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
9. Başvuran bu arada, 9 Temmuz 2008 tarihinde, Bakırköy İcra Dairesi nezdinde icra takibi başlatmıştır.
10. Başvuran 24 Mart 2010 ve 27 Mayıs 2010 tarihlerinde, Belediyeden kısmi ödemeler almıştır. Belediye 28 Mart 2011 tarihinde, yasal faiziyle birlikte tazminat için hükmedilen miktarı eksiksiz ödemiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama
11. Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulama ile ilgili açıklamalar (bk. aşağıdaki 16. paragraf) Demiroğlu ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013) kararında yer almaktadır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında, arazisinin kamulaştırmasız olarak el atılması nedeniyle hükmedilen tazminatın ödenmesindeki gecikmeden şikâyetçi olmuştur.
13. Sözleşme’nin herhangi bir maddesine dayanmadan başvuran, gecikmeli ödenmiş tazminat ile ilgili şikâyeti için iç hukukta etkili bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmuştur.
14. Başvuran ek olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, Anayasanın 46. maddesi kapsamında kendisine hükmedilen tazminat miktarına azami faiz oranının uygulanmaması sebebiyle mal ve mülk dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesine İlişkin Olarak (kararın geç icrası)
15. Başvuran Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında, yetkililerin ulusal mahkemeler tarafından kendisine ödenmesine hükmedilen tazminat miktarının ödenmesini geciktirmiş olmasından şikâyetçi olmuştur.
16. Hükümet 6384 sayılı Kanun uyarınca, Türkiye’de yargılamaların uzunluğuna, kararların geç icra edilmesine ve icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu kaydetmiştir. Hükümet dolayısıyla, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuru yapmamış olması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür.
17. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından, Mahkeme Demiroğlu ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani söz konusu yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yetkililerin mahkeme kararlarını icra etmemesine ilişkin şikâyetler bakımından, muhtemel surette (a priori) erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir.
18. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, Hükümete önceden tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, yine de normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
19. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Demiroğlu davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
20. Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Sözleşme’nin 13. Maddesine İlişkin Olarak
21. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin herhangi bir maddesine dayanmadan, Türk hukukunda idarenin, mahkeme kararlarını uygulaması ve borçlarını ödemesine ilişkin etkili bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, başvurunun bu kısmının yalnızca Sözleşme’nin 13. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
22. Hükümet, başvuranın verilen kararın geç icrasına ilişkin şikâyeti için iç hukukta başvurabileceği etkili hukuk yollarının bulunduğunu iddia etmiştir. Bu nedenle Hükümet, Mahkemeyi somut davada Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine dair karar vermeye davet etmiştir.
23. Mahkeme, 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi amaçları doğrultusunda yerel mahkeme kararlarının icra edilmemesi hakkında şikâyette bulunmak için Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında başvurana bir hukuk yolu sunduğunu hatırlatmaktadır (bk., Turgut ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 4860/09, §§ 59-60, 26 Mart 2013).
24. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C. Diğer Şikâyet
25. Başvuran ek olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörüldüğü üzere, arazisinin fiilen kamulaştırılmasından dolayı ödenmesine hükmedilen tazminat miktarına azami faiz oranının uygulanmamasının önemli bir mali kayıp yaşamasına sebep olduğu konusunda şikâyetçi olmuştur.
26. Somut davada Mahkeme, başvuranın arazisinin kamulaştırmasız el atılmasından dolayı hükmedilen tazminat miktarını, türünü ve uygulanabilir faiz oranını belirleyen Büyükçekmece Asliye hukuk Mahkemesinin kararını temyiz etmediğini gözlemlemektedir. Başvuranın Yargıtay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmamasından dolayı, kendisi Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen tazminat miktarına azami faiz oranının uygulanmaması ile ilgili şikâyetini yerel makamlar önünde dile getirmemiştir.
27. Mahkeme yukarıdaki nedenlerle, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 18 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy