AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
ve KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru No. 36527/10
Turgay BEK / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Aralık 2019 tarihinde Daire olarak toplanarak, yukarıda belirtilen 25 Mayıs 2010 tarihli başvuruyu ve Hükümet tarafından sunulan, Mahkemeyi başvuruyu kayıttan düşürmeye davet eden 11 Temmuz 2019 tarihli deklarasyonu ve bu deklarasyona başvuran tarafından verilen cevabı dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE USUL
Başvuran Turgay Bek, Türk vatandaşı olup, Adana’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Adana Barosuna bağlı Avukat S. Aracı Bek tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Başvuran, Sözleşme’nin 11 ve 13. maddelerini ileri sürerek, barışçıl toplanma özgürlüğünün ihlal edildiğinden ve iç hukukta, kendisine verilen idari para cezasına itiraz etmesi için başvuru yolu bulunmadığından şikâyet etmiştir.
Başvurunun Sözleşme’nin 11 ve 13. maddelerine ilişkin kısmı, Hükümete 20 Kasım 2017 tarihinde bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran taraf, dernek kurma özgürlüğünün ihlal edildiğini ve iç hukukta buna bağlı bir başvuru yolunun bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda Sözleşme’nin 11 ve 13. maddelerini ileri sürmüştür.
Dostane çözüm amacıyla yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Hükümet, 10 Temmuz 2019 tarihli bir yazıyla, Mahkemeyi, söz konusu başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon metni sunmayı tasavvur ettiği hakkında bilgilendirmiştir. Hükümet, bu deklarasyonda, somut olayda başvuranın gösteri yapma özgürlüğüne yapılan müdahalenin, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal ettiğini kabul etmiştir. Hükümet, başvuran tarafa, maddi ve manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında 750 EUR (yedi yüz elli avro) ödemeyi taahhüt etmiştir. Söz konusu bu meblağ, ilgili dönemdeki her türlü vergiden muaf tutularak, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecektir. Bu meblağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde ödenecektir. Hükümet ayrıca, Mahkemeyi, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
Başvuran taraf, 17 Ekim 2019 tarihli bir yazıyla, önerilen miktar sebebiyle, tek taraflı deklarasyon metninde verilen taahhütlerden memnun olmadığını belirtmiştir.
Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, yargı sürecinin her aşamasında dava koşullarının bu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde yer alan durumlardan biri ile sonuçlanması durumunda davanın kayıttan düşürülmesine karar verebileceğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi, davanın kayıttan düşürülmesine şu durumda imkân vermektedir:
“ (...) Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka nedenden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
Mahkeme ayrıca, başvuran, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini talep etse bile, davalı Hükümetin tek taraflı deklarasyonuna dayalı olarak 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gereğince, bazı koşullarda, davanın kayıttan düşürülebileceğini hatırlatmaktadır.
Mahkeme bu amaçla, deklarasyon metnini, özellikle Tahsin Acar kararında (Tahsin Acar/Türkiye (öncelikli sorun) [BD], No. 26307/95, §§ 75‑77, AİHM 2003‑VI, WAZA Sp. z o.o./Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28953/03, 18 Eylül 2007)) ortaya konulan içtihadında yer alan ilkeler ışığında incelemiştir.
Mahkeme Türkiye aleyhinde açılanlar da dâhil olmak üzere bazı davalarda, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerle ilgili uygulamasını tespit etmiştir (diğer kararlar arasında bk. Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, §§ 42-47, 21 Temmuz 2015).
Mahkeme, Hükümetin deklarasyonunda yer alan imtiyazların niteliğini ve tazminat olarak önerilen meblağı - ki bu meblağ benzer davalarda ödenen meblağlara uygundur - göz önünde bulundurarak, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi).
Ayrıca yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında ve bu yönde açık ve çok sayıda içtihadın bulunduğu göz önünde alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun bu kısmının incelenmesini gerekli kılmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası son cümlesi (in fine)).
Mahkeme, bu deklarasyon metnini yorumladığı üzere, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen ve uygulanabilir her türlü vergiden muaf tutulan bu meblağın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca verilen Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmesi gerekecektir. Bu miktar, söz konusu süre içerisinde ödenmediği takdirde, Hükümet sürenin sona erdiği tarihten söz konusu miktarın fiili olarak ödenmesine kadar geçen süre zarfında, Avrupa Merkez Bankası’nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faizi uygulayacağına taahhüt etmektedir.
Mahkeme son olarak, Hükümet’in tek taraflı deklarasyonundaki taahhütleri yerine getirmemesi halinde Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvurunun yeniden kayıt altına alınabileceğinin altını çizmektedir (Josipović/Sırbistan, (k.k.) No.18369/07, 4 Mart 2008).
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyet ile ilgili olarak davanın kayıttan düşürülmesi uygundur.
Son olarak başvuran taraf, Sözleşme’nin 11. maddesi ile birlikte 13. maddesini ileri sürerek, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetlerini iç hukukta ileri sürebileceği bir başvuru yolu bulunmadığından şikâyet etmektedir.
Mahkeme, başvuran tarafın, kendisine verilen para cezasına Adana Sulh Ceza Mahkemesi önünde itiraz ettiğini ve para cezasının, ilk ve son tahlilde onaylandığını tespit etmektedir. Başvuran taraf, dolayısıyla ulusal hukukta etkin bir başvuru yoluna sahip olmuş ve yetkili ulusal bir mahkeme tarafından şikâyeti hakkında karar verilmiştir (Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, §§ 50 ve 51, 21 Temmuz 2015).
Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, davanın kayıttan düşürülmesi uygundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin deklarasyonunda, Sözleşme’nin 11. maddesi ile ilgili açıklamaları ve verilen taahhütlere riayet edilmesini sağlamak için öngörülen özel koşulları dikkate alarak,
Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca, başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Ocak 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy