Benmouna ve Diğerleri / Fransa – 51097/13 - 15.9.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar – Başvuranlar, nitelikli gasp teşebbüsü suçundan polis gözetiminde tutulurken kendini asarak 2009 yılının Temmuz ayında intihar eden M.B.’nin sırasıyla ebeveynleri, kız kardeşleri ve erkek kardeşidir. M.B.’nin babası oğlunun intihar ettiğine inanmamış ve suç duyurusunda bulunmuştur. Savcı, taksirle adam öldürme suçundan adli soruşturma açılması talebinde bulunmuştur. Nöbetçi hakim, 2010 yılının Eylül ayında, davanın düşürülmesine karar vermiştir. Başvuranlar, İtiraz Mahkemesine ve Yargıtay’a başvurmuş ancak herhangi bir sonuç alamamışlardır.
Hukuki değerlendirme - Madde 2 (esas yönünden): Başvuranlar, adalet sisteminin kusurlu işleyişi bakımından Devletin sorumluluğunun mahkemelerce tanınmasına izin veren ve dolaylı olarak zarara maruz kaldıklarını ispat edebilen mağdurlara ve mağdur yakınlarına tazminat ödenmesini öngören Yargılama Kanunu’nun L. 1411 maddesi uyarınca bir dava açmamışlardır. Mevzuatın bu tür bir sorumluluğu, ihkak-ı haktan imtina durumuna veya ağır kusur bulunmasına bağlı kılmasına karşın, içtihattaki gelişmeler ulusal mahkemelerin ağır kusur kavramını daha geniş bir şekilde yorumlamasına yol açmıştır.
Mahkeme önceki davalarda[1], bu hukuk yolunun söz konusu dönemde, incelenmekte olan koşullar kapsamında Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi çerçevesinde kullanılabilecek ve kullanılması gereken ölçüde yeterli yasal belirliliğe sahip olmadığını değerlendirmiştir.
Ancak bu değerlendirme, olayların uzun bir süre sonra gerçekleştiği mevcut dava açısından geçerli değildir. Ayrıca, söz konusu dönemden sonra, Devletin bir ceza soruşturması kapsamında tutulan kişilerin intihar etmesiyle ilgili sorumluluğuna ilişkin olarak Yargıtay tarafından bazı kararlar verilmiştir. Buna ek olarak, 2011 yılında Yargıtay’ın Devletin sorumluluğunun bulunmadığına hükmettiği bir kararı üzerine Mahkemeye yapılan bir başvuru kabul edilemez olarak beyan edilmiştir. Mahkeme bu nedenle, Yargılama Kanunu’nun L. 1411 maddesi kapsamındaki hukuk yolunun, somut davanın koşulları kapsamında Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi çerçevesinde kullanılabilecek ve kullanılması gereken ölçüde yeterli yasal belirliliğe -en geç 2011 yılının Mart ayından beri yani 5 Şubat 2013 tarihli Yargıtay kararından yaklaşık iki yıl önce- sahip olduğu kanısındadır.
Dolayısıyla, başvuranların ceza yargılamalarına müdahil taraf olarak katılmak için başvuruda bulunmaları, başvuranları ceza kovuşturmasından daha fazla esneklik sağlayan ve sonuç olarak farklı başarı olasılığına sahip olan, Devletin adalet sisteminin kusurlu işleyişi bakımından sorumluluğunun tespit edilmesine yönelik dava açmaktan muaf tutmamıştır. Bir ceza kovuşturmasının sonuca ulaşabilmesi için, bir suçun işlendiğinin kanıtlanması gereklidir.
Sonuç: kabul edilemez (iç hukuk yollarının tüketilmemesi)
Mahkeme ayrıca, M.B.’nin ölümünün ardından etkin soruşturma yürütülmediğinin kanıtlanamaması nedeniyle, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle 2. maddenin esası yönünden kabul edilemez olarak beyan etmiştir.
[1] Saoud / Fransa, 9375/02, 9 Ekim 2007, 101 Sayılı Bilgi Notu
Full & Egal Universal Law Academy