AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 49025/06
Kuddusi BİLİCİ / TÜRKİYE
5 Aralık 2017 tarihinde,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm"), Daire olarak toplanarak, 17 Kasım 2006 tarihinde yapılan başvuruya ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşlere ilişkin gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Kuddusi Bilici Türk vatandaşı olup 1939 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosu’na bağlı olan Avukat S. Erdoğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
3. Başvuran, Bahçelievler, Yenibosna’da (İstanbul) bulunan 1.531 m2’lik inşa edilebilir bir arsanın sahibidir ve "8982 Nolu Parsel, Ada 12" referans numarası ile tapuda kayıtlı bulunmaktadır.
4. Belediye Meclisi’nin kararı ile, 27 Mayıs 1998 tarihinde, arsa parselasyon konusu olmuştur. Başvuran, yol yapımı için 393 m2’lik bir parseli devretmiş ve kendi adına 359 m2’lik (10857 Nolu Parsel) bir parseli tapu siciline tescil ettirmiştir. Öte yandan başvuran, 779 m2’lik bir parseli ("10858 Nolu Parsel -"ihtilaf konusu parsel") bu arsanın daha sonra ortaöğretim okulunun yapılması şartıyla Bakırköy Belediyesi’ne tahsis etmiştir.
5. Bahçelievler Belediyesi’nin kurulmasının ardından, ihtilaf konusu parsel bu Belediye’ye tahsis edilmiştir.
6. 29 Temmuz 2003 tarihinde gözden geçirilen şehircilik planı, bu parseli Belediye Parkı yapılması için tahsis etmiştir.
7. Başvuran, 17 Aralık 2003 tarihinde, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ("AHM") ihtilaf konusu parselin iade edilmesi talebinde bulunmak için başvurmuştur. Başvuran, başvurusunu söz konusu arsanın devredilmesi sırasında belirlenen şartın, Bakırköy Belediyesi tarafından riayet edilmemesiyle gerekçelendirmiştir. Öte yandan başvuran, 359 m2’lik parsel için inşaat ruhsatı elde edebilmek adına söz konusu parseli devretmek durumunda bırakıldığını iddia etmektedir.
8. AHM tarafından görevlendirilen bilirkişiler, 22 Eylül 2004 tarihinde, dosyaya raporlarını eklemişlerdir. Bilirkişiler, ihtilaf konusu parselin park ve çay bahçesi olarak (alkolsüz içecekler ve genellikle çay sunan açık alanda bulunan bir kafe) kullanıldığını tespit etmektedirler. Bilirkişiler, arsanın 272.650.000.000 Türk[1] lirası değerinde olduğunu değerlendirmektedirler (yani olay tarihinde yaklaşık 147.860 avro (EUR).
9. AHM, 3 Kasım 2004 tarihinde, başvuranın talebini haklı bulmuştur. AHM, ihtilaf konusu parselin ortaöğretim okulunun yapılması şartıyla başvuran tarafından devir edildiğini tespit etmiştir. Ayrıca AHM, bu arsanın devir amacına uygun olarak kullanılmadığı konusunda taraflarca itiraz edilmediğini tespit etmiştir. AHM, gözden geçirilen şehircilik planına göre, ortaöğretim okulunun yapılmasının artık mümkün olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca AHM, Belediye’nin bu parseli park olarak kullandığını ve yüksek kira aldığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla AHM, Belediye tarafından ihtilaf konusu parselin başvurana iade edilmesine karar vermiştir.
10. Yargıtay, 11 Nisan 2005 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, kararına dayanarak, 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanun’un 35. maddesi gereğince ("Kamulaştırma Kanunu"), eski arsa sahiplerinin, yol, yeşil alan vs. gibi genel menfaat çalışmalarının gerçekleştirilmesi amacıyla, devir konusu olan şehircilik mevzuatı uyarınca mülkler için tazminat veya mülkiyet hakkını artık talep edemeyeceklerini tespit etmiştir. Yargıtay, mevcut durumda ihtilaf konusu arsanın yol yapımı için başvuranın rızasının alındığını ve şehircilik planının gözden geçirilmesi nedeniyle, yeşil alan (Belediye Parkı) olarak sınıflandırıldığını tespit etmiştir. Dolayısıyla Yargıtay, başvuranın artık arsanın iade edilmesini talep edemeyeceği kanaatine varmaktadır.
11. AHM, bozma karının ardından 20 Aralık 2005 tarihinde, Yargıtay kararını onamış ve Yargıtay’ın değerlendirmelerini kabul ederek başvuranın talebini reddetmiştir.
12. Yargıtay, 8 Mayıs 2006 tarihinde, esasa bakan mahkemenin kararını onamıştır. Karar, 1 Haziran 2006 tarihinde, AHM’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’ne kaydedilmiş ve başvurana 21 Haziran 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
13. Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesi gereğince, eski sahipler artık mülkiyet hakkı ve şehircilik mevzuatı uyarınca, yol ve yeşil alanlar gibi genel menfaat çalışmalarının gerçekleştirilmesi amacıyla devredilen mülkler için tazminat talebinde bulunamazlar. Özel nitelikte parselasyon konusu olan ve sahiplerinin rızasıyla kamu menfaatine bağlı satılan mülklerle ilgili olarak durum benzerdir.
14. Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanmasıyla ilgili olarak, eski sahipler tarafından idareye satılan mülklerin iade edilmesi talepleri sistematik olarak reddedilmesini teşkil eden Yargıtay’ın yerleşik bir içtihadı bulunmaktadır (Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti./Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 55549/11, § 28, 7 Nisan 2015).
ŞİKÂYETLER
15. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, ihtilaf konusu parselin Bakırköy Belediyesi tarafından iade edilmemesi nedeniyle, mülkiyetlerine saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, şartlı devir amacına riayet etmeyen Belediye’nin, özellikle iç hukuk hükümleri uyarınca bu mülkü kendisine iade etmesi gerektiğini iddia etmektedir.
16. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, Yargıtay’ın taşınmazların benzer davalarda iade edilmesi kararı gerekçesiyle, yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedir.
17. Ayrıca başvuran, benzer olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Hükümetin İtirazları Hakkında
18. Hükümet, altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle, başvurunun reddedilmesi için Mahkeme’yi davet etmektedir. Başvuran, altı aylık süre kuralının, Yargıtay kararının AHM’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’ne tebliğ tarihinden itibaren yani 1 Haziran 2006 tarihinde başladığını iddia etmektedir. Hükümet, başvurunun vaktinden sonra yapıldığı sonucuna varmıştır.
19. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuranın ihtilaf konusu parseli bu plan nedeniyle devretmek durumunda bırakıldığından şikâyet etmesine rağmen, şehircilik planının iptal edilmesi talebi için yerel mahkemelere başvurmadığını belirtmektedir.
20. Somut olayda Mahkeme, başvurunun aşağıda belirtilen gerekçelerden her halükârda kabul edilemez olması nedeniyle, Hükümetin itirazları hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
B. Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
21. Başvuran, aşağıda yer alan Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
22. Başvuran, Belediye’ye devredilen parselin öncelikli olarak öngörülenden ziyade diğer bir kullanım için tahsis edildiğini iddia etmektedir. Başvuran, söz konusu mülkün devredilmesi sırasında belirlenen şarta riayet etmeyen Belediye’nin özellikle iç hukuk hükümleri uyarınca mülkü iade etmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda başvuran, ayrıca ihtilaf konusu parsel üzerinde kar amacı güden bir kurum inşa edildiği iddia etmektedir.
23. Hükümet, başvuranın kendi özgür iradesiyle söz konusu mülkü idareye devrettiğini savunmaktadır. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğünü ve kamu yararı için çalışmanın gerçekleştirilmesi konusunda meşru bir amaç izlediği kanaatine varmaktadır.
24. Mahkeme, içtihadına göre, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, "mülklerin" "mevcut mülkler" (Van der Mussele/Belçika, 23 Kasım 1983, § 48, A Serisi, No. 70 ve Malhous/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33071/96, AİHM 2000‑XII) veya başvuranın bu mülklerin somut hale geldiklerini görmek için en azından "meşru beklentisi olabileceğini ileri sürebilmesi için alacaklar dâhil olmak üzere "miras değerleri" olabileceğini hatırlatmaktadır (bk., örneğin, Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, 20 Kasım 1995, A Serisi, No. 332 ve Ouzounis ve diğerleri/Yunanistan, No. 49144/99, § 24, 18 Nisan 2002). Buna karşın, Sözleşme’ye Eki 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, "mülkler" olarak, uzun zamandır sona eren mülkiyet hakkının yeniden tüketilebileceği ümidi ve şartın gerçekleşmemesinin ardından geçersiz bulunan şartlı alacak olarak değerlendirilemez (Karaman/Türkiye, No. 6489/03, § 25, 15 Ocak 2008).
25. Somut olayda, Mahkeme başvuranın öncelikle sahibi olduğu inşa edilebilir söz konusu parselin ortaöğretim okulunun yapılması şartıyla idareye devrettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, ardından başvuranın idarenin söz konusu parselin devredilmesi sırasında gereken kullanıma tahsis edilmediğini tespit ettikten sonra, yerel mahkemeler önünde bu mülkün kendisine iade edilmesine yönelik dava açtığını gözlemlemektedir.
26. Mahkeme, açılan dava konusunun dolayısıyla "mevcut mülk" hakkında olmadığını ve başvuranın hukuk davasını açtığı sırada mülk sahibi olarak görülmediğini tespit etmektedir (Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 39794/98, § 71, AİHM 2002‑VII).
27. Dolayısıyla Mahkeme’ye yöneltilen soru, istenilebilir ve herhangi bir mevcut alacağın somut hale getirilmesini görmek için başvuranın en azından "meşru beklentisinin" olup-olmadığıdır.
28. Bu bağlamda, Mahkeme Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti. ((kabul edilebilirlik hakkında karar)), no 55549/11, 7 Nisan 2015) davası çerçevesinde benzer bir konu hakkında karar verme imkânının daha önce olduğunu hatırlatmaktadır. Bu dava çerçevesinde, Mahkeme başvuran tarafın, arsasının kamu yararına bir çalışmanın gerçekleştirilmesi için idareye devredilen arsasının iade edilmesini veya arsasının değerine tekabül eden bir tazminatın ödenmesini meşru olarak ümit edemeyeceğine karar vermiştir (ibidem, § 42).
29. Mahkeme’nin nazarında, mevcut davada aynıdır. Nitekim, öncelikle başvuran tarafından devredilen arsanın ortaöğretim okulunun inşa edilmesi için kullanılmasının öngörülmesine rağmen, gözden geçirilen yerel şehircilik planı, ardından ihtilaf konusu parseli kamuoyuna açık yeşil alan olarak tahsis edilmesi için düzenlemiştir. Bu konuda Sözleşmeci Devletlerin sahip oldukları takdir yetkisini dikkate alarak, Mahkeme yeşil alan yapılmasının da kamu yararı niteliği taşımasından şüphe etmemektedir.
30. Kar amacı gütmeyen bir kurumun yani bu genel menfaat bünyesinde çay bahçesinin varlığı ile ilgili olarak, Mahkeme bu şartın, söz konusu faaliyetin ikincil olması halinde, Belediye Parkı’nın kamu yararı niteliğinin yeniden söz konusu etme özelliğini taşımadığı kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda, ihtilaf konusu parselin yerel şehircilik planında kamuoyuna açık yeşil alan olarak tahsis edilmesinin düzeltilmediğinin tespit edilmesi gerekir. Öte yandan, Mahkeme, birçok genel menfaat çalışmalarının kafeterya gibi kâr amaçlı kurumlar bünyesinde barındırdıklarını gözlemlemektedir.
31. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın ihtilaf konusu parselin iade edilmesini meşru olarak ümidinin olamayacağı görüşündedir, zira bu parsel kamu yararının kullanımı için yeniden idare tarafından tahsis edilmiştir.
32. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın Sözleşme’ye Ek 1. No’lu Protokolün 1. maddesinin ilk cümlesi anlamında, bir "mülkü" bulunmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla, bu hükmün güvenceleri somut olayda uygulanmamaktadır (yukarıda belirtilen Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti., § 43).
33. Sonuç olarak bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) uyumlu olmamaktadır.
C. Sözleşme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasına İlişkin Şikâyet Hakkında
34. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, Yargıtay’ın taşınmazların iade edilmesi kararını benzer davalarda verdiği gerekçesiyle, yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran Yargıtay’ın somut olayda ileri sürülenden aksine bir çözüm uyguladığı iki kararını belirtmektedir.
35. Hükümet, bu Yüksek Mahkeme tarafından mevcut dava çerçevesinde verilen kararların yerleşik içtihada uygun olduğunu belirtmek ve başvuranın yerel mahkemeler önünde adil yargılanmadan yararlandığını desteklemek için benzer davalarda Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanması hakkında Yargıtay tarafından verilen bir dizi karara atıfta bulunmaktadır.
36. Mahkeme, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye ([BD], No. 13279/05, §§ 49-58, 20 Ekim 2011), Albu ve diğerleri/Romanya (No. 34796/09 ve diğer altmış üç başvuru, § 34, 10 Mayıs 2012) ve Paroisse Gréco-Catholique Lupeni ve diğerleri/Romanya ([BD], No.76943/11, § 116, 29 Kasım 2016) kararlarında özetlenen bu konuda içtihadında öngörülen ilkelere atıfta bulunmaktadır.
37. Ardından, Mahkeme daha önce eski sahipler tarafından genel menfaat çalışmalarının gerçekleştirilmesi için idareye devredilen mülklerin iade edilmesi taleplerinin, sistematik olarak reddedilmesini teşkil eden Türk Yargıtay yerleşik içtihadının bulunduğunu tespit ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti., § 40).
38. Mevcut durumda, Mahkeme başvuranın ihtilaf konusu parselin iade edilmesini artık talep edemeyeceği konusunda Yargıtay’ın tutumunun bu mahkemenin yerleşik içtihadına uygun olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuran tarafından belirtilen iki kararda Yargıtay’ın somut olayda ileri sürülenin aksine bir çözüm uygulaması halinde, incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Nitekim, bu tür bir durumun varsayılması halinde, bu iki karar daha ziyade ayrı tutulmuş farklı bir içtihat teşkil edecektir. Üstelik başvuran Yargıtay’ın yerleşik içtihadına aykırı olabilecek diğer kararları ileri sürmemiştir. Böylelikle, Mahkeme içtihatta bu tür bir farklılığın tek başına hukuki güvenlik ilkesine ihlal teşkil edemeyeceğini değerlendirmektedir (bk., Karakaya/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30100/06, 25 Ocak 2011).
39. Sonuç olarak Mahkeme, kendi incelemesine tabi tutulan koşullarla ilgili olarak, Yargıtay’ın yaptığı yorumun keyfi olarak, açıkça mantıksız veya yargılamanın hakkaniyetine zarar verebileceği şeklinde değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme mevcut durumda yürütülen yargılamada, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında hakkaniyete ilişkin herhangi bir şikâyetin bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Erkan ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48369/10 ve diğer yirmi iki başvuru, § 23, 17 Ocak 2017).
40. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekir.
D. Sözleşme’nin 13. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
41. Benzer olaylara dayanarak, Başvuran Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
42. Mahkeme, başvuranın şikâyetiyle ilgili olarak hiçbir ayrıntı sunmadığını ve bu şikâyetin hiçbir şekilde desteklenmediğini tespit etmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 11 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] 1 Ocak 2005 tarihinde, Eski Türk lirasının yerini alan Türk lirası (TRY) yürürlüğe girmiştir, 1 TRY bir milyon TRL değerindedir.
Full & Egal Universal Law Academy