AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.37235/08
Anne Marie BİLGİ / Türkiye
29 Mayıs 2018 tarihinde,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
ValeriuGriţco,
StéphanieMourou-Vikström,
veBölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, yukarıda belirtilen 30 Temmuz 2008 tarihinde yapılan başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Anne Marie Bilgi, Fransız ve Türk vatandaşı olup 1940 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosu’na bağlı olan avukatlar H. Aydın ve M. Kumbasar tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 1997 yılında, İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi görevinden emekli olmuştur. Başvuranın, kıdem tazminatı talebi 23 Eylül 1997 tarihinde, idare tarafından reddedilmiştir. Başvuran, idare tarafından 18 Kasım 1997 tarihinde reddedilen ikinci bir talepte daha bulunmuştur.
4. Başvuran, 29 Temmuz 1998 tarihinde, İş Mahkemesi’ne dava açmıştır ve bu dava iki temyizden sonra 6 Aralık 2000 tarihinde davanın idare mahkemelerinin görevinde olduğundan bahisle iş mahkemesinin görevsizlik kararıyla sonuçlanmıştır.
5. 2002 yılında idare mahkemesinde açılan dava, 27 Ekim 2005 tarihinde, yine görevsizlik nedeniyle reddedilmiştir.
6. Başvuran, 5 Mayıs 2005 tarihinde, uyuşmazlık mahkemesine başvurmuş ve Uyuşmazlık Mahkemesi ise,1 Mayıs 2006 tarihli bir kararla, bu konuda idare mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.
7. İstanbul İdare Mahkemesi, 31 Ekim 2006 tarihinde verdiği kararda, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinde, yetkili olmayan bir mahkemeye yapılan başvurunun – bu başvurunun altmış günlük yasal süre içerisinde yapılması koşuluyla - dikkate alınabileceğinin öngörüldüğünü ifade etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi, başvuranın ilk talebinin idarece reddinin ardından başvuruda bulunmadığını ve idareye 18 Kasım 1997 tarihinde yine reddedilen ikinci bir talepte bulunduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, İstanbul İdare Mahkemesi, başvuranın yaklaşık on ay sonra 29 Temmuz 1998 tarihinde İş Mahkemesi önünde dava açtığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, İstanbul İdare Mahkemesi gecikme nedeniyle talebin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
8. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, 25 Temmuz 2007 tarihinde, bu kararı onaylamıştır. Karar düzeltme talebi, 23 Ocak 2008 tarihinde, reddedilmiştir. Sonuç olarak başvuran, bu kararın 29 Şubat 2008 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini iddia etmektedir.
ŞİKÂYETLER
9. Başvuran, Sözleşme’nin 13, 14 ve 17. maddelerini ileri sürerek, iç hukukta etkin başvuru yolunun bulunmadığından ve bu bağlamda kendisine ayrımcılık yapıldığından şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
10. Başvuran, başvuru yolu bulunmadığından ve olası bir ayrımcılıktan şikâyet etmektedir.
11. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin yukarıda belirtilen maddelerini ileri sürdüğü ancak Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerini belirtmediğini gözlemlemektedir (bk. örneğin Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 36022/97, §§ 137 ve 153, AİHM 2003‑VIII). Davanın bu yönü haricinde, Mahkeme iç hukukta başvuran tarafından yapılan başvurunun gecikme nedeniyle reddedildiğini tespit etmektedir. Hâlbuki, bir başvurunun başvuran tarafından yapılan usuli bir hata nedeniyle, kabul edilmediği durumda, iç hukuk yolları tüketilmemiştir (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 143, AİHM 2010).
12. Başvuranın, başvuru süresiyle ilgili olarak, 2577 Sayılı Kanun’un 9. maddesinin yanlış uygulanmasından şikâyet ettiğinin anlaşılması nedeniyle, Mahkeme, yerel mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen fiili veya hukuki hataları– bu hataların Sözleşme ile korunan haklara ve özgürlüklere zarar vermediği sürece- değerlendirmenin kendisinin görevi olmadığını kaydetmektedir (GarcíaRuiz/İspanya [BD], No. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Somut olayda, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin usuli bir hakkı da ileri sürmemektedir. Öte yandan Mahkeme, bu başvuru süresiyle ilgili olarak, hükmün uygulanmasının keyfi veya açıkça mantıksız olduğunu dile getirmeye imkân sağlayacak herhangi bir unsur veya argüman tespit etmemektedir.
13. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 21 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy