AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 3552/16
İlteriş BİLGİNSOY /Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 28 Haziran 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, Türk vatandaşı ve 1975 doğumlu olan, Adıyaman’da ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat E. Canseven tarafından temsil edilen İlteriş Bilginsoy’un (“başvuran”), 18 Aralık 2015 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu, 3552/16 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına, 8 ve 14. maddelerine ilişkin şikâyetlerin, Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, olayların meydana geldiği dönemde, öğretmen olan başvuranın fiziksel engeline uygun olan bir kuruma atanması talebinin reddedilmesiyle ilgilidir. Başvuran, %61 olarak değerlendirilen bir motor sakatlığından muzdariptir. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Samsun’da bulunan Çarşamba ilçesinin Karaağaç köyündeki bir ilkokulda öğretmenlik yapmaktaydı. Çarşamba İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilen, 21 Ocak 2010 tarihli yazılı bir dilekçeyle, engeline uygun bir altyapıya sahip olan bir okula atanmasını talep etmiştir. İlçe Müdürlüğü, 22 Ocak 2010 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığınca 2010 yılı için yayımlanan sağlık, eş ve eğitim durumu gerekçesiyle atama başvuruları kılavuzuna göre, başvuranın atama talebinin 14 Ocak ve 4 Şubat 2010 tarihleri arasında elektronik ortamda sunulması gerektiği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir. Başvuran, 8 Şubat 2010 tarihinde, bu ret kararına karşı iptal davası açmıştır. Samsun İdare Mahkemesi, 23 Temmuz 2010 tarihinde, başvuranın öğretmenlerin tayinlerine ve atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı Yönetmeliği’nde ve bu Yönetmelik gereğince hazırlanan atama başvuruları kılavuzunda öngörülen usule uygun olarak atama talebinde bulunmadığını belirterek bu davayı reddetmiştir. Samsun İdare Mahkemesi ayrıca, başvuran yukarıda belirtilen kılavuzda öngörülen tarihlerde elektronik ortamda daha sonra sunduğu atama talebinin reddedildiğini belirtmiş olsa bile, bu eylemin başvurulan hukuk yoluna konu edilmediğini kaydetmiştir. Danıştay, 3 Şubat 2012 tarihinde, İdare Mahkemesinin verdiği kararın usule ve hukuka uygun olduğunu dikkate alarak, başvuranın bu karara karşı sunduğu temyiz başvurusunu reddetmiştir. Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi de 14 Aralık 2012 tarihinde reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 30 Nisan 2015 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğuna ve yargılama süresine ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu, çalışma ve dinlenme hakları kapsamında nitelendirilen şikâyetin Sözleşme ve Anayasa hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı ve ilgilinin daha sonra yaptığı diğer başvurularına ilişkin şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğu kanaatine varmıştır. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, atama talebinin reddedilmesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, atama talebine ilişkin olarak ulusal makamlar önünde başvuran tarafından yapılan başvurunun usul kurallarına riayet edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini ve ilgilinin daha sonra bu amaçla öngörülen kurallara uygun olarak sunduğu atama taleplerini reddeden kararlara itiraz etmek için başvuruda bulunmadığını kaydetmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde geçerli olan atama usulünde öngörüldüğü gibi elektronik bir ortamda yapılan başvurunun, engelliliği nedeniyle atama talebi bağlamında başarı şansı sunmadığını, zira bu usulde bu son gerekçenin belirtilmediğini, bu usulün ilgilinin durumu için uygun kuruluşların bilinmesine imkân vermediğini, elektronik ortamda yapılan önceki ve sonraki taleplerinin sistematik olarak reddedildiğini ve kişisel durumunda atama talebi sunmasına imkân veren tek uygun hukuk yolunun, mevcut durumda kullandığı yazılı bir dilekçe olduğunu ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının belirli bir esneklikle ve aşırı şekilcilik olmaksızın uygulanması gerekmekte, ancak bu madde, sadece başvuruların yetkili ulusal mahkemelere gönderilmesini ve daha önce verilmiş olan kararlara itiraz etme imkânı veren etkili hukuk yollarının kullanılmasını gerektirmemektedir. Kişinin Mahkemeye başvurmak istediği şikâyetin, öncelikle, en azından özü itibarıyla, iç hukukta öngörülen şekil ve süreler içerisinde, aynı uygun ulusal mahkemeler önünde ileri sürülmesi gerekmektedir (Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 142, AİHM 2010). Başvuran, somut olayda, sağlık, eş ve eğitim durumu gerekçesiyle atama usulünde öngörülen elektronik ortamda değil, yazılı bir dilekçeyle atama talebinde bulunmuştur. Başvuran, bu bağlamda usul kurallarına uymadığı gerekçesiyle talebinin reddine karşı açtığı iptal davası reddedilmiştir. Başvuranın, uygulanabilir kurallara riayet edilerek elektronik ortamda da taleplerde bulunduğunu ve bu taleplerin de reddedildiğini belirtmesine rağmen, bu ret kararlarına karşı iptal davaları açmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, mevcut davada, başvuranın iç hukuk yollarını iç hukukta öngörülen şekil ve süreler içerisinde tükettiği kabul edilemez. Dolayısıyla, Hükümetin itirazının kabul edilmesi ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. Başvuran, yargılamanın süresiyle ve maruz kaldığını iddia ettiği ayrımcılıkla ilgili olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 14. maddesi açısından diğer şikâyetleri de ileri sürmüştür. Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamını göz önünde bulundurarak ve ihtilaf konusu olay ve olguların kendi yetkisi kapsamına girmesi nedeniyle, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve Sözleşme veya Protokolleri tarafından öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirtinin bulunmadığını tespit etmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan