(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2, 45) (2942 S. K. m. 1, 12) (YİBK 11.02.1959 T. 1958/17 E. 1959/15 K.) (UYM. MAH. 29.01.2018 T. 2018/30 E. 2018/60 K.)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, paydaşı olduğu Artvin İli, Yusufeli İlçesi, İnanlı Köyünde bulunan 126 ada 73-96-112-114-120-3-21-22-33-40-41-43-44-52-54-56 sayılı, 127 ada 1-9 sayılı, 118 ada 1 sayılı, 119 ada 1 sayılı, 122 ada 3-10-12 Sayılı parsellerde kayıtlı 23 adet taşınmazının davalı idarenin baraj inşaatı nedeniyle yürüttüğü çalışmalardan ötürü kullanılmaz hale geldiği, 2011 yılında davalı idarece bir kısım tarla ve yapıların kamulaştırıldığı ancak kamulaştırmayan mücavir alanların inşaat çalışmaları başlayınca kullanılamadığı, araç ile ulaşım imkanı kalmadığı, yaya olarak dahi ulaşımın imkansız hale geldiği, elektrik ve su kullanımı gibi imkanların bölgede mevcut olmadığı, yeni oluşan bu durum nedeniyle bölgede yaşamın tamamen imkansız hale geldiği, taşınmazların ve üzerindeki yapıların vasıfsız hale geldiği, ekonomik olarak zarara uğradığı ileri sürülerek; taşınmazlarda meydana gelen değer kaybına karşılık olarak her bir taşınmaz için 50,00-TL olmak üzere toplam 1.150,00-TL (ıslah ile birlikte talep edilen toplam miktar 43.288,72-TL) maddi tazminatın tahsiline karar verilmesi istemiyle açtığı davada; davanın kabulüne, toplam 43.288,72-TL maddi tazminatın 1.150,00-TL'sinin faiz işletilmeksizin, 42.138,72-TL'sinin ise idarenin temerrüde düştüğü 02/05/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar veren Rize İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 20/05/2019 gün ve E:2018/609, K:2019/325 Sayılı kararının; 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu hükümleri dahilinde Yap-İşlet-Devret modeli ile yapılan enerji tesislerinde kamulaştırma ve ulaşım yolları çalışmalarının idarelerinin göstermiş olduğu faaliyetlerden olmadığı, İnanlı Köyünün taşınmazlarının kamulaştırılması çalışmaları idaremizce yapılmamış olup, yatırımcı şirket uhdesinde yapıldığı, baraj gölünden etkilenen karayollarının, köy ulaşım ve bağlantı yollarının yapımı ve maliyetinin yatırımcı şirket tarafından üstlenilerek karayolu kısmı Karayolları Bölge Müdürlükleri tarafından, köy yolları ise İl Özel İdaresi tarafından proje onayı ve kabulü yapılmak suretiyle gerekli işlem tesis edildiği, dava konusu ada ve parsellerin Artvin Barajı ve HES projesinin baraj gölünden etkilenen alanların dışında kaldığı, söz konusu sahaların mezra olarak kullanıldığı ve inşaat çalışmalarından dolayı kullanılamadığı iddia edilen yolların mezra ulaşım yolları olduğu, dava konusu taşınmaz ve yollar davalı idarenin görev sahası olan Artvin Barajı ve HES' e ait su yapılarının (gövde inşaatından) inşa sahasından etkilenmediği, Artvin Barajı kapsamında yapılan kamulaştırma, devlet ve köy yolları vb. çalışmalar D. Enerji Üretim ve Tic. A.Ş. tarafından yürütülmüş olup bu çalışmalarda herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı, davada zararı doğurduğu iddia edilen eylemi D. İnşaat ve Ticaret A.Ş.'nin gerçekleştirdiği, somut olayda zararın tazmini noktasında zorunlu olarak olması gereken illiyet bağının da mevcut olmadığı, davanın EPDK'ya ihbar edilmesi yönündeki taleplerinin herhangi bir gerekçe göstermeksizin reddedildiği ileri sürülerek 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, davacının, paydaşı olduğu Artvin İli, Yusufeli İlçesi, İnanlı Köyünde bulunan 126 ada 73-96-112-114-120-3-21-22-33-40-41-43-44-52-54-56 sayılı, 127 ada 1-9 sayılı, 118 ada 1 sayılı, 119 ada 1sayılı, 122 ada 3-10-12 Sayılı parsellerde kayıtlı 23 adet taşınmazının davalı idarenin baraj inşaatı nedeniyle yürüttüğü çalışmalardan ötürü kullanılmaz hale geldiği, 2011 yılında davalı idarece bir kısım tarla ve yapıların kamulaştırıldığı ancak kamulaştırmaya mücavir alanların inşaat çalışmaları başlayınca kullanılamadığı, araç ile ulaşım imkanı kalmadığı, yaya olarak dahi ulaşımın imkansız hale geldiği, elektrik ve su kullanımı gibi imkanların bölgede mevcut olmadığı, yeni oluşan bu durum nedeniyle bölgede yaşamın tamamen imkansız hale geldiği, taşınmazların ve üzerindeki yapıların vasıfsız hale geldiği, ekonomik olarak zarara uğradığı ileri sürülerek; taşınmazlarda meydana gelen değer kaybına karşılık olarak her bir taşınmaz için 50,00-TL olmak üzere toplam 1.150,00-TL (ıslah ile birlikte talep edilen toplam miktar 43.288,72-TL) maddi tazminatın tahsiline karar verilmesi istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi'nce; davacının paydaşı olduğu taşınmazlara yaya ve taşıt araçları ile ulaşım imkanının bulunup bulunmadığı, eğer yaya ve taşıt ile ulaşım imkanı bulunuyorsa bu imkanın hangi yol (lar)dan ne surette sağlandığı, kaç km olduğu, taşınmazlara yaya ve taşıt araçları ile ulaşım imkanının baraj projesi kapsamında yapılan inşai faaliyetlerden olumsuz etkilenip etkilenmediği, ulaşım imkanı zorlaştı ise, ulaşımın inşai faaliyetlerin öncesi ve sonrasındaki durumunun ne olduğu, taşınmazlardan en yakın pazar yerine olan ulaşım imkanının inşai faaliyetlerden olumsuz etkilenip etkilenmediği, pazara ulaşım imkanı zorlaştı ise ulaşımın inşai faaliyetlerin öncesi ve sonrasındaki durumunun ne olduğu, yaya ve taşıt aracı ile yahut pazar yerine olan ulaşım imkanının zorlaşması ile inşaat çalışmaları arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunup bulunmadığı, taşınmazların tarım veya ikamet amacıyla kullanılmaya müsait olup olmadığı, bundan sonraki süreçte tarım veya ikamet amacıyla kullanılmasının can ve mal güvenliği açısından sakıncalı olup olmadığı, inşai faaliyetlerin dava konusu taşınmazların değerinde azalmaya yol açıp açmadığı ve taşınmazlardan istifade etmeyi daha maliyetli hale getirip getirmediğinin tespitini gerektirdiğinden; keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek mahallinde icra edilen keşif üzerine düzenlenen bilirkişi raporunda özetle, "İnanlı Köyü ilk tesis kadastrosu haritasına göre doğu yönünde Erzurum-Artvin Devlet karayoluna cepheli, batı yönünde ise Çoruh Nehrine cephelidir. Dava konusu taşınmazların bulunduğu bölge İnanlı Köyünün doğu tarafında yer almakta olup, bölgede hayvancılıkla uğraşan halk tarafından yaylak ve kışlak olarak kullanılan yerlerdir. İnanlı Köyünün doğu sınırının coğrafi olarak çok eğimli ve kayalık bir arazi yapısına sahip olduğu gözlemlenmiştir. Baraj inşaatından önce dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ulaşım Artvin-Erzurum Devlet kara yolu ve devamında sarp kayalıklar arasındaki patika yoldan yaya olarak sağlanmıştır. Araç yolu olmaması nedeniyle baraj inşaatından önce taşınmazların bulunduğu bölgeye araç ile ulaşım imkanı yoktur. İnanlı Köyünün ve köyün doğusunda yer alan Artvin-Erzurum Devlet kara yolunun baraj suyu altında kaldığı, dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ulaşımı sağlayan yaya yolunun da baraj suyu altında kaldığı görülmüştür. Yeni yapılan yol, baraj gölü kotundan yüksekte inşa edilmiş olup; İnanlı Köy merkezi bölgesinden tünellerle geçiş sağlanmıştır. Bölgede taşınmazlara yaya olarak ulaşımı sağlayan başka bir güzergahın da olmaması nedeniyle ulaşım kısıtlanmıştır. Taşınmazlara ulaşımın kısıtlanması ile barajın su tutmaya başlaması arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmaktadır. Baraj inşaatının ulaşımın kısıtlanmasında, patika yolun su altında kalmasının etkisi %100'dür. Barajın su tutmaya başlaması ile İnanlı Köy merkezi tamamen su altında kalmış olup; köyün sadece resmi adı kalmıştır. İnanlı Köyünün yaylak ve kışlak olarak kullanılan bölgesi eski yerleşim yerine göre oldukça yüksek rakımda kurulması nedeni ile her ne kadar can ve mal kaybı yönünden sakıncalı olmasa da hem baraj inşaatından önce hem de sonra dava konusu taşınmazların sürekli ikamet amacı ile kullanılabilme imkanı yoktur. Ayrıca yaylak ve kışlak olarak kullanılan arazilerde sadece hayvancılık faaliyetleri sürdürülebilir. Hava muhalefeti ve ulaşım problemleri nedeniyle yıl boyunca ikamet etmek neredeyse imkansızdır. İnanlı Köyünde yerleşik hayat son bulmuştur. Kışlak ve yaylak olarak kullanılan dava konusu taşınmazların her ne kadar zeminlerinde değişiklik meydana gelmemiş ise de, sürdürülebilir hayvancılık imkanının ortadan kalkması nedeniyle taşınmazların bu amaçla kullanılabilme imkanı da kısıtlanmıştır. Her ne kadar taşınmazlar tapuda tarla vasfında kayıtlı iseler de, önceki kullanım şekilleri, konum, rakım, eğim ve sulama durumları ile hava fotoğrafları dikkate alındığında yaylak ve kışlak vasfında olup bu vasıflarını halen korudukları anlaşılmıştır. Bu vasıftaki taşınmazlar üzerinde ekonomik anlamda tarımsal faaliyette bulunma imkanı yoktur. Sadece kuru şartlarda yetişen çayır bitkileri otlatmak ve biçilmek suretiyle değerlendirilir. Bu şartlarda elde edilen ürünler, hayvancılık faaliyeti kapsamında yerinde kullanılır, ticari amaçla kullanılamaz. Taşınmazların 4.sınıf kuru tarım arazisi niteliğinde oldukları anlaşılmıştır. Kapitalizasyon faiz oranı %6 olarak takdir ve tespit edilmiştir. Objektif değer artışı olmamıştır. Baraj inşaatından sonra dava konusu taşınmazlara ulaşımda ortaya çıkan kısıtlama ve buna bağlı olarak araziye talebin azalmış olması nedeniyle baraj inşaatından önceki durum için kapitalizasyon faiz oranı iki puan arttırılmış ve %8'e çıkmıştır. Davaya konu taşınmazlar üzerindeki yapılar, Artvin Barajının su tutmasıyla yapılan kamulaştırma işlemleri sonrası kullanılmadığından, gerekli basit onarımlar dahi yapılamamaktadır. Uzun süredir yapıların bakımsız olduğu ve davacıların göç etmesi nedeniyle artık kullanılmasının olanaksız olduğu, yapıların bulunduğu konum ve yapı teknikleri itibariyle satılarak el değiştirmesi günümüzde neredeyse olanaksızdır. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, yapıların değerini tamamen yitirdiğine ve herhangi bir enkaz değerlerinin bulunmadığına kanaat getirilmiştir. Baraj inşaatından sonra İnanlı Köyünün su altında kalması ve yerleşik hayatın burada son bulmasına bağlı olarak her ne kadar kamulaştırma işlemleri İnanlı köy yerleşkesi içerisinde gerçekleştirilmiş olsa da, yaylak ve kışlak olarak kullanılan dava konusu taşınmazların da hayvancılık amacıyla kullanım imkanı kısıtlanmıştır. Bu özellikteki araziler, ya yakın konumda bir köye yerleşerek buradaki faaliyetlerini devam ettirmek (bu durumda dahi uzayan yol mesafesinden ötürü kullanımı oldukça zordur) isteyen halk tarafından, ya da yakın konumda Artvin Barajından etkilenmeyen diğer köy halkı tarafından satın alınarak değerlendirilebilir. Ancak Artvin Barajı dolayısıyla bölgedeki köylerde oluşan göçü göz önüne alırsak, düşük değerdeki tarımsal faaliyetlerin bile kısıtlı olduğu, sadece hayvancılık faaliyetlerine olanak sağlayan yaylak ve kışlak vasfındaki bu arazilerin arz ve talep dengesinin arz yönünde olmak üzere bozulduğu, bu taşınmazları talep edebilecek köylü sayısının oldukça azaldığı, ayrıca bu taşınmazların diğer köy merkezlerine daha uzak olması nedeniyle diğer köylüler tarafından da tercih edilmesinin zor olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenle, dava konusu taşınmazlara ulaşımın kısıtlanması ve buna bağlı olarak araziye olan talebin azalması nedeniyle yaylak ve kışlak vasfındaki taşınmazların değerleri baraj inşaatından önceki duruma göre azalmıştır" tespit ve değerlendirmelerine yer verildikten sonra, "Taşınmazların baraj inşaatı öncesindeki zemin değerleri toplamının 410.332,66-TL, Taşınmazların baraj inşaatı öncesindeki zemin değerinin davacının hissesine düşen miktarının 140.559,76-TL, Taşınmazların baraj inşaatı sonrasındaki zemin değerleri toplamının 307.919,05-TL, Taşınmazların baraj inşaatı sonrasındaki zemin değerinin davacının hissesine düşen miktarının 105.477,90-TL, Taşınmazların zemin değerlerindeki toplam değer kaybının 102.413,61-TL, Taşınmazların zemin değerlerindeki değer kaybının davacının hissesine düşen miktarının 35.081,86-TL, Taşınmazlardaki yapıların baraj inşaatı öncesindeki toplam değerlerinin 11.669,61-TL, Yapıların baraj inşaatı öncesindeki değerlerinin davacının hissesine düşen miktarının 8.206,86-TL, Taşınmazlardaki yapıların baraj inşaatı sonrasındaki toplam değerlerinin 0 TL, Taşınmazlardaki yapılarda oluşan toplam değer kaybının 11.669,61-TL, Taşınmazlardaki yapılarda oluşan değer kaybının davacının hissesine düşen miktarın 8.206,86-TL olduğunun" hesaplandığı, bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, davacı vekili tarafından sunulan ıslah dilekçesinde davanın başında 1.150,00-TL olarak belirtilen toplam maddi tazminat miktarı, taşınmazların zemin değerlerinde davalı idarenin baraj inşaatı sonrası oluşan değer kaybının davacının hissesine düşen miktarı olan 35.081,86-TL ile taşınmazlardaki yapılarda oluşan değer kaybının (=yapıların toplam değeri) davacının hissesine düşen miktarı olan 8.206,86-TL'nin toplamı olarak 43.288,72-TL'ye yükseltilmiş; davalı idare vekili tarafından sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların ise raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmediği, raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu, Artvin İli, Yusufeli İlçesi, İnanlı Köyü köy yerleşik alanının tamamının davalı idarece baraj inşaatı sebebiyle kamulaştırıldığı; dava konusu edilen taşınmazların ise, İnanlı Köyünün doğu tarafında yer alan, bölgede hayvancılıkla uğraşan halk tarafından yaylak ve kışlak olarak kullanılan, ekonomik anlamda tarım amaçlı kullanıma uygun olmayan, yılın tamamında ikamet amaçlı kullanıma müsait olmayan yerlerden olduğu; baraj inşaatı öncesinde dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye Artvin-Erzurum Devlet kara yolu ve devamında sarp kayalıklar arasındaki patika yoldan yaya olarak ulaşım sağlandığı, araç ile ulaşım imkanının bulunmadığı; baraj inşaatı sonrasında İnanlı Köyünün ve köyün doğusunda yer alan Artvin-Erzurum Devlet kara yolunun baraj suyu altında kaldığı, dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ulaşımı sağlayan yaya yolunun da aynı şekilde baraj suyu altında kaldığı; yeni yapılan yolun baraj gölü kotundan yüksekte inşa edildiği ve İnanlı Köy merkezi bölgesinden tünellerle geçiş sağlandığı, baraj inşaatı sonrasında bölgede taşınmazlara yaya olarak ulaşımı sağlayan başka bir güzergahın bulunmadığı; diğer taraftan, İnanlı Köyünün tamamının su altında kalması sebebiyle sürdürülebilir hayvancılık imkanının ortadan kalktığı, bu nedenle taşınmazların hayvancılık yapma amacıyla kullanılabilme imkanının da kısıtlandığı; anılan sebeplerle taşınmazlara piyasada talebin azaldığı; taşınmazlar üzerindeki yapıların ise Artvin Barajının su tutmasıyla yapılan kamulaştırma işlemleri sonrası kullanılmaması ve gerekli basit onarımların dahi yapılamaması sebebiyle bakımsız kaldığı ve artık kullanılmasının olanaksız olduğu; yapıların bulunduğu konum ve yapı teknikleri itibariyle satılarak el değiştirmesinin günümüzde neredeyse imkansız hale geldiği; dolayısıyla yapıların değerini tamamen yitirdiği ve herhangi bir enkaz değerlerinin bulunmadığı, bu durumda, davalı idare idari eylemleri ile sebep olduğu zararlı sonuçtan kusurlu sorumluluk ilkesi gereği mesul olup, dava konusu taşınmazların zemin değerlerinde oluşan değer azalışına ve taşınmazların üzerindeki yapıların değerini tümüyle yitirmesi sebebiyle yapıların tam değerine tekabül eden zarar miktarının davacının hissesine düşen 43.288,72-TL'lik kısmının (ıslah ile birlikte talep edilen toplam miktar) davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, faiz talebine gelince, 05/09/2018 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dava dilekçesinde davacı tarafından faiz talebinde bulunulmadığı, ancak bilirkişi raporunun tebliği sonrasında sunulan ve Mahkeme kayıtlarına 22/04/2019 tarihinde giren ıslah dilekçesine "43.288,72-TL'nin dava tarihinden itibaren yürütülecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte" ibaresine yer verilerek idareye başvuru yapılan 22/01/2018 tarihinden itibaren değil, davanın açıldığı 26/03/2018 tarihinden itibaren faiz talebinde bulunulduğunun görüldüğü, bu durumda, taleple bağlılık ilkesi gereğince, dava dilekçesinde ıslah öncesi gösterilen 1.150,00-TL maddi tazminat miktarına faiz yürütülmemesi gerektiği, diğer taraftan, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'ndaki tam yargı davalarında dava dilekçesindeki talep miktarının arttırılmasına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, davanın kabul edilmesi halinde, arttırılan maddi tazminat miktarı bakımından idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar arttırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiği, buna göre, ıslah ile arttırılan 42.138,72-TL için ise, ıslah dilekçesinin idareye tebliğ edildiği 02/05/2019 tarihi itibariyle yasal faize hükmedilmesi gerektiği, öte yandan, dürüstlük kuralı gereği ve mükerrer ödemeye mahal verilmemesi adına, işbu karar ile davacıya taşınmazlar üzerindeki yapıların tam bedeli olarak ödenmesi gerektiği belirtilen 8.206,86-TL mülkiyet bedelinin, taşınmazlar üzerindeki yapıların davacının hissesine düşen kısmının kamulaştırılarak idare adına tapuda tescil edilmesi sırasında kamulaştırma bedelinden mahsup edilmesi ve davalı idare tarafından buna göre işlem tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, toplam 43.288,72-TL maddi tazminatın 1.150,00-TL'sinin faiz işletilmeksizin, 42.138,72-TL'sinin ise idarenin temerrüde düştüğü 02/05/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin ikinci fıkrasında; idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin, yerindelik denetimi yapamayacakları, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 1. maddesinde; bu Kanunun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenlediği belirtilmiş, devam eden maddelerinde kamulaştırma usul ve esaslarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Yine aynı Kanunu'nun ''Kısmen kamulaştırma'' başlıklı 12. Maddesi de; "Kısmen kamulaştırılan taşınmaz malın değeri;
a- Kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktarıdır.
b- Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinde, kamulaştırma nedeniyle eksilme mey-dana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktardır.
c- Kamulaştırma dışında kalan kısmın bedelinde kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde ise, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan miktardır.
Şu kadar ki, (c) bendi gereğince yapılacak indirme, kamulaştırma bedelinin yüzde ellisinden fazla olamaz.
(b) ve (c) bentlerinde sözü edilen bedelin düşüş ve artış miktarları, 11. maddede belir-tilen esaslara göre bedel takdiri suretiyle tespit olunur.
Kamulaştırma dışında kalan kısım, imar mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden mal sahiplerine kalacak olanlarının eski nitelikleri dairesinde kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller (b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz.
Bir kısmı kamulaştırılan taşınmaz maldan artan kısmı yararlanmaya elverişli bir durumda değil ise, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda dava açılmayan hallerde mal sahibinin en geç kamulaştırma kararının tebliğinden itibaren otuz gün içinde yazılı başvurusu üzerine, bu kısmın da kamulaştırılması zorunludur.
Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallar, kamulaştırma işleminin tamamlandığına ilişkin ilanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden ilgili valilikte kurulan komisyon tarafından incelenir. Komisyonca yapılan inceleme sonucunda çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi halinde taşınmaz mal kamulaştırmaya tabi tutulur. Taşınmaz mal sahibinin bu kapsamda açacağı davalarda ilgili valilik komisyonuna başvurulması dava şartıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. Bu suretle kamulaştırılan mücavir taşınmaz mallar hakkında 22. ve 23. maddeler uygulanmaz. İdare, bu taşınmaz mallar üzerinde imar mevzuatı hükümlerini de göz önünde tutarak dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve gerektiğinde Hazineye bedelsiz olarak devredebilir.
Kısmen kamulaştırılan paylı mülkiyete konu taşınmaz mal, evvelce paydaşlar arasında fiilen bölünerek bir veya birkaç paydaşın tasarruf ve yararlanmasına bırakılmış ve yapılan kısmi kamulaştırma bu yerin tamamını veya bir kısmını kapsıyor ise, bu durumda kamulaştırmaya ilişkin işlemler sadece bu paydaş veya paydaşlar hakkında yürütülerek kamulaştırma bedeli payları oranında kendilerine ödenir. Pay veya paydaşların sadece bu kısım için dava hakları vardır. Taşınmaz malın kamulaştırılmayan kısmı üzerinde hakları kalmaz ve adları paydaşlar arasından çıkarılır. Kamulaştırılan bu yerler tapu sicilinde idare adına tescil olunur.
Bu maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıklar adli yargıda çözümlenir." hükmüne yer verilmiştir.
İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakların muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu; özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 11.02.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 Sayılı kararının 3. Bölümünde; ''İstimlaksız el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu'na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.
Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır.
Yapılan işlerin plan ve projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir hareket bulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamaz ve bu bakımdan bu iddia ile açılmış bir dava haksız fiilden doğan bir davadan ibaret olacaktır." denilmektedir.
Diğer taraftan, Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2016 tarihinde oybirliği ile aldığı Esas No: 2015/18-101, Karar No: 2016/301 Sayılı kararında ise; "Dosya içeriği ve toplanan deliller ile özellikle 15.05.2013 tarihli keşif zaptının incelenmesinde; dava konusu taşınmazın bir kısmında meyve ağaçlarının olduğu, taşınmazın üzerinden ise Köprüçayı Irmağının geçtiğinin mahkeme gözlemi olarak tutanak altına alındığı, başka bir deyişle dava konusu taşınmazın akarsu yatağındaki değişikliğin sürekli nitelikte olduğu ve bu kapsamda dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacağı gözönünde bulundurularak, taşınmazın kalıcı olarak su altında kalan bölümünün bedelinin 2942 Kamulaştırma Kanunundaki esaslar çerçevesinde tespitinin gerektiği görüşüne yer verilerek uyuşmazlığın adli yargı mercilerince karara bağlanacağı" belirtilmiştir.
Yukarıda bahsi geçen kararların gerekçelerine paralel olan Danıştay 10.Dairesi'nin 23.10.2014 tarih ve E:2012/906, K:2014/6110 Sayılı kararında; "... Bu durumda, davalı idarenin kamulaştırma işlemi gerçekleştirmeden uyuşmazlığa konu taşınmaza fiilen el atması (kamulaştırmasız el atma) yukarıda açıklanan "idari eylem" niteliğinde olmadığından, idarenin davacının taşınmazına fiili el atması sonucu uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargının görev alanına girmektedir." şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 29.01.2018 tarih ve E:2018/30, K:2018/60 Sayılı kararında; karayolu yapımı sırasında mülkiyeti davacıya ait taşınmaza, davalı idare tarafından, plan ve proje kapsamı haricinde, hafriyat dökülmek suretiyle taşınmazın yapısının bozulduğu iddiasıyla, meydana gelen zararın tazmini söz konusu olduğundan, davanın haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı, belirtilen duruma ve davanın niteliğine göre, idarenin ayni bir hakka müdahalesinin hukuka uygunluğunun yargısal denetimi işin esasını teşkil etmekte olup, açılan dava ile bir idari tasarrufun iptalinin ya da böyle bir tasarruf nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenilmemiş bulunması karşısında, haksız fiilden doğan zararların tazmini davasının, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 25.02.2019 tarih ve E:2018/838, K:2019/123 Sayılı kararında; "Davacıların taşınmazının yakınında karayolu yapımı sırasında çıkan hafriyatın dereye dökülmesi sonucu yükselip yönünü değiştiren derenin suları nedeniyle davacıların taşınmazını kullanamamalarından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine" karar verilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 20.04.2018 tarih ve E:2018/189, K:2018/252 Sayılı kararında; "Davacıya ait taşınmazın yakınında bulunan su şebekesinden sızan suların taşınmaza ve fındık ocaklarına zarar verdiği iddiasıyla açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine" karar verilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 25.06.2018 tarih ve E:2018/402, K:2018/414 Sayılı kararında; "kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı belirtilerek, Samsun Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ)'ye ait şehir şebeke hattında bulunan rögarın tıkalı olması üzerine taşan su nedeniyle davacı şirketin sigortalısına ait konutta meydana gelen ve teminat kapsamında ödenen zararın rücuen tazmini istemiyle açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine" karar verilmiştir.
Diğer taraftan, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 29.01.2018 tarih ve E:2017/761, K:2018/6 Sayılı kararında; davacıya ait taşınmazın, kısmi kamulaştırma nedeniyle ekonomik değeri kalmadığından bahisle, 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesi gereğince mücavir alan kamulaştırması kapsamında kamulaştırılması veya taşınmazdaki değer kaybı ve diğer zararlar karşılığı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00-TL'nin faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, 22.10.2018 tarih ve E:2018/701, K:2018/666 Sayılı kararında; 2942 Sayılı yasanın 12. maddesi gereğince mücavir alan kamulaştırması kapsamında taşınmaz bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Yüksek Mahkeme kararları değerlendirildiğinde; plan ve proje kapsamı haricinde, ağaçların zarar gördüğü, sulama kanallarının tahrip edildiği, hafriyat ve kazı çalışmaları sebebiyle toprak, taş ve molozların taşınmaz üzerinde bırakıldığı iddialarıyla, uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davaların adli yargı yerince görüleceği, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında söz konusu kamu hizmetinin usulüne uygun işletilmemesi nedeniyle hizmet kusuru teşkil eden eylemle kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların idari yargının görev alanına girdiği açık olmakla birlikte, baraj inşasında, kamu hizmetine ayrılmak üzere kamulaştırılan alanın dışında kalan ancak yapılan kamu hizmetinden doğrudan etkilenerek, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulması nedeniyle zarar gören taşınmazında kamulaştırılmasına imkan tanıyan "kısmen kamulaştırma" düzenlemesinin hükme bağlandığı, hükmün devamında da bu maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının, hissedarı olduğu Artvin İli, Yusufeli İlçesi, İnanlı Köyünde bulunan 126 ada 73-96-112-114-120-3-21-22-33-40-41-43-44-52-54-56 sayılı, 127 ada 1-9 sayılı, 118 ada 1 sayılı, 119 ada 1sayılı, 122 ada 3-10-12 Sayılı parsellerde kayıtlı 23 adet taşınmazının, davalı idarenin baraj inşaatı nedeniyle yürüttüğü çalışmalardan ötürü kullanılmaz hale geldiği, 2011 yılında davalı idarece bir kısım tarla ve yapıların kamulaştırıldığı ancak kamulaştırmayan mücavir alanların inşaat çalışmaları başlayınca kullanılamadığı, araç ile ulaşım imkanı kalmadığı, yaya olarak dahi ulaşımın imkansız hale geldiği, elektrik ve su kullanımı gibi imkanların bölgede mevcut olmadığı, yeni oluşan bu durum nedeniyle bölgede yaşamın tamamen imkansız hale geldiği, taşınmazların ve üzerindeki yapıların vasıfsız hale geldiği, ekonomik olarak zarara uğradığı ileri sürülerek taşınmazların kamulaştırılması talebiyle miktar içermeyen dilekçeyle vekili vasıtasıyla davalı idareye müracaat ettiği, davalı idarece talebin cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedildiği, bunun üzerine davacı tarafından idarenin eylem ve işlemleri nedeniyle taşınmazlarında meydana geldiği ileri sürülen zararlara karşılık her bir taşınmaz için 50,00-TL olmak üzere toplam 1.150,00-TL (ıslah ile birlikte talep edilen toplam miktar 43.288,72-TL) maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle iş bu davanın açıldığı görülmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat ve yargı içtihatları çerçevesinde uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı vekilince taşınmazların kamulaştırılması talebiyle miktar içermeyen dilekçeyle davalı idareye müracaat edildiği, davalı idarece talebin zımnen reddedilmesi üzerine iş bu davanın açıldığı, dolayısıyla kamulaştırma mevzuatı çerçevesinde bir sürecin yürüdüğü, öte yandan, zararın, baraj inşası sırasındaki taşınmazlara kamulaştırmasız el atılmasından ya da bir plan ve projeye dayalı olan baraj inşasında idarenin hizmet kusuru teşkil eden bir eyleminden doğduğunun iddia edilmediği,
2011 yılında davalı idarece bir kısım tarla ve yapıların kamulaştırıldığı ancak kamulaştırmayan mücavir alanların inşaat çalışmaları başlayınca kullanılamadığı, araç ile ulaşım imkanının kalmadığı, yaya olarak dahi ulaşımın imkansız hale geldiği, elektrik ve su kullanımı gibi imkanların bölgede mevcut olmadığı, yeni oluşan bu durum nedeniyle bölgede yaşamın tamamen imkansız hale geldiği, taşınmazların ve üzerindeki yapıların vasıfsız hale geldiği, ekonomik olarak zarara uğranıldığı gibi barajın bizatihi varlığına bağlı sebeplerle söz konusu zararın oluştuğunun iddia olunduğu, davalı idareye yapılan başvurunun da taşınmazların kamulaştırılması istemi olduğu ve taşınmazların sürekli olarak kullanılamaz hale geldiği iddialarıyla taşınmazların tamamının değerinin karşılanmasına ilişkin taleplere dava dilekçesinde yer verildiği birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesinde düzenleme altına alınan kısmi kamulaştırma (mücavir alan kamulaştırması) müessesesi çerçevesinde çözümleneceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesi kapsamında taşınmazlarının kısmi kamulaştırmasının yapılıp yapılmayacağı noktasında düğümlenen uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerekirken, Mahkemece işin esasına girilerek verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Rize İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 20/05/2019 gün ve E:2018/609, K:2019/325 Sayılı kararının KALDIRILMASINA, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Rize İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 07.02.2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)