(2577 S. K. m. 16) (6001 S. K. m. 12) (2942 S. K. m. 8, 9) (ANY. MAH. 27.08.1988 T. 1988/7 E. 1988/27 K.)
İSTEMİN ÖZETİ: Zonguldak İdare Mahkemesince verilen 25/06/2019 günlü, E:2017/1617, K:2019/624 Sayılı kararın; taraflarca aleyhlerine olan kısımların hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması ve işin esası hakkında lehlerine yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMALARIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR: Davacı tarafından, istinaf dilekçesinde adli yardım talebinde bulunulmuş ise de; idare mahkemesinin 10/10/2017 tarihli, E:2017/1619 Sayılı kararıyla adli yardım talebinin kabul edildiği ve adli yardım talebinin kabulüne dair anılan kararın davada kesin hüküm elde edilinceye kadar geçerli olduğu dikkate alınarak, söz konusu talep hakkında yeni bir karar verilmesine gerek görülmemiştir.
Uyuşmazlığa konu taşınmazın içerisinde yer aldığı alanın Bakanlar Kurulunun 04/07/2016 tarihli, 2016/9056 Sayılı kararı ile "Afete Maruz Bölge" olarak ilan edildiği, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle 02.11.2016 tarihinde Danıştay Ondördüncü Dairesinin 2016/11140 esasına kayden açılan davanın görümü sırasında bakılan davanın açıldığı görüldüğünden davada süre aşımı bulunduğu iddiası yerinde görülmeyerek istinaf incelemesinin esasına geçildi.
Dava, Zonguldak İli, Devrek İlçesi, .... Mahallesi, 407 ada, 3 parsel sayılı taşınmazın ve üzerindeki binanın maliki olan davacı tarafından; 16-17 Temmuz 2015 tarihinde meydana gelen heyelan nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararına karşılık 5.000,00 TL maddi (ıslah edilerek 101.546,00 TL'ye artırılmıştır) 30.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 131.546,00 TL tazminatın maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, manevi tazminatın ise idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, uyuşmazlığa konu olayda .... Mahallesi sınırları içerisinde bulunan heyelanın gerçekleştiği alanın Bakanlar Kurulunun 04/07/2016 tarihli, 2016/9056 Sayılı kararı ile "Afete Maruz Bölge" olarak ilan edildiği, söz konusu Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Ondördüncü Dairesinin 25/04/2018 tarihli, E:2016/11140, K:2018/3042 Sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, gerekçesinde heyelanın yol yapım çalışmasının tetiklemesi neticesinde meydana geldiğinin açıkça belirtildiği, ayrıca, doğal afet niteliğindeki olay nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidilemeyeceği yönündeki davalı idare itirazlarının da kabul edilebilir olmadığının görüldüğü, Hizmet Kusuru Yönünden; B. Ecevit Üniversitesi Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan Devrek Heyelanı Çalışma Raporunda yapılan tespitler, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü yanında davaya katılan yüklenici Şirketin heyelan afetinin meydana gelmesinden sorumlu olduğu iddiasıyla Devrek Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu sonrasında savcılık tarafından soruşturma aşamasında yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu jeoloji yüksek mühendisi tarafından hazırlanan raporda yer alan tespitler ve devamında yüklenici Şirket yetkilisinin Devrek 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 19/12/2018 tarihli, E:2018/94, K:2018/1527 Sayılı karar ile taksirle bina çökmesine, toprak kaymasına, sel taşkınına neden olma suçlarından cezalandırılması, yine müdahil Şirket aleyhine Devrek 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2016/231 Sayılı dosyasına kayıtlı olarak açılan tazminat davasında yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu Karadeniz Teknik Üniversitesinden ikisi inşaat yüksek mühendisi, ikisi harita yüksek mühendisi ve ikisi jeoloji yüksek mühendisi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen raporda yer alan tespitler ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapılan sözleşme sonucu heyelanın meydana geldiği bölgedeki karayolu yapımını üstlenen, davalı idare yanında davaya katılan Şirketin yol yapım çalışmasını yürütürken gerekli ve yeterli önlemleri almayarak heyelanı tetiklediği, bu suretle heyelanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunun anlaşıldığı, karayollarının bakım, yapım ve onarım görevinin Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğu, idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir görevi özel veya tüzel kişilere yaptırmasının ve zararın bu hizmetin yürütümü sırasında meydana gelmesinin yürütülen hizmetin kamu hizmeti niteliğini değiştirmeyeceği, idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında yüklenici Şirketin kusuru ile tetiklenen heyelan nedeniyle meydana gelen zarardan Karayolları Genel Müdürlüğünün yüklenici firma ile birlikte müteselsilen sorumlu oldukları; Tazminat İncelemesine geçildiğinde Maddi Tazminata İlişkin Olarak; Devrek 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2016/231 Sayılı dosyası nedeniyle yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen bilirkişi raporunda; tazminat istemine konu 918,90 m² yüzölçümlü 407 ada, 3 parsel sayılı taşınmazının arsa vasfı ile tapuya kayıtlı olduğu, tam hissesinin davacıya ait olduğu, üzerinde herhangi bir yapı, eklenti, olmadığı, ortalama 3-5 yaşlarında olan 25 adet ceviz ağacı ve 1 adet erik ağacının bulunduğu, olay tarihinde üzerinde bulunan ağaçlarının değerinin 1.530,00 TL civarında olduğu, olay tarihindeki arsa değerinin 100.016,00 TL olarak tespit edildiği, arsa bedeli ve üzerindeki ağaç bedelleri ile birlikte toplam bedelin 101.546,00 TL olarak değerlendirildiği, 16.01.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 5.000,00 TL olan maddi tazminat isteminin 101.546,00 TL'ye yükseltildiği, bu durumda; davacının bilirkişi incelemesi ile somut verilerle ortaya konulan maddi zararının karşılanması gerekmekte olup, maddi tazminat isteminin kabulüyle 101.546,00 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği; Manevi Tazminata İlişkin Olarak; manevi tazminatın, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracı olduğu, manevi tazminat miktarının, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesinin gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktarda olması gerektiği, bu durumda, tazminat istemine konu taşınmazın arsa vasfı ile tapuya kayıtlı olduğu, 918,90 m²'lik taşınmazın tam hissesinin davacıların mülkiyetinde olduğu, her ne kadar üzerinde yapı bulunmasa da yapılaşmaya uygun arsa vasıflı olan taşınmazda ileriye dönük yapılaşma noktasında haklı beklentinin olduğu göz önüne alındığında, davacının yaşadığı manevi zararın tazmini amacıyla, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle, takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği; diğer yandan, olay nedeniyle meydana gelen zararın tazmini istemiyle adli yargı yerinde, yol yapım çalışmasını yürüten yüklenici firma olan Seda İnşaat Ticaret Madencilik ve Sanayi Limited Şirketi aleyhine açılan tazminat davası sonucunda davacıya ödeme yapılması halinde iş bu kararın mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde uygulanması gerektiği yolundaki gerekçeyle davacının 101.546,00 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, 30.000,00 TL manevi tazminat isteminin 10.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, kalan manevi tazminat isteminin ise reddine, kabul edilen maddi tazminatın 5.000,00 TL'sinin olay tarihi olan 16/07/2015 tarihinden itibaren, kalan 96.546,00 TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği ../01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, hükmedilen manevi tazminatın ise davalı idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlandığından, yargılama giderinin haklılık oranına göre hesaplanan kısmının davacı, diğer kısmının ise davalı idare üzerinde bırakılmasına, bu amaçla vergi dairesi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, yine müdahil yargılama giderinin haklılık oranına göre kısmen müdahil taraf üzerinde bırakılmasına, diğer kısmının ise davacı tarafından müdahile verilmesine karar verilmiş; bu karara karşı davacı tarafından, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Devrek Belediye Başkanlığının husumet mevkiinden çıkarılmasının hatalı olduğu, her iki idarenin de müteselsil sorumlu oldukları, uyuşmazlığın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "M. Özel X Türkiye" kararında doğal tehlikelere ilişkin olarak devlete atfedilen pozitif yükümlülüklerin kapsamında ele alınması gerektiği, manevi tazminat talebinin kısmen reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu; davalı idare ile yanında katılan tarafından ise yol yapımından kaynaklı kusurlarının bulunmadığı, heyelanın yol yapımından önce de bulunduğu, tazminat miktarının yüksek belirlendiği ileri sürülerek aleyhlerine olan kısımlara istinaf yoluna başvurulmuştur.
DAVANIN KABULÜNE İLİŞKİN KISMA YÖNELİK İSTİNAF İSTEMLERİ İNCELENDİĞİNDE
Karadeniz Teknik Üniversitesinden ikisi inşaat yüksek mühendisi, ikisi harita yüksek mühendisi ve ikisi jeoloji yüksek mühendisi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen Bilirkişi Ek Raporunda;
- Heyelanın meydana geldiği kesimde yol genişletme çalışmaları yapıldığı ve çıkan hafriyatın bir kısmının heyelan bölgesinin ilerisindeki bir noktada yolun kenarında dolgu malzemesi olarak kullanıldığı,
- Heyelan sonrasında arazide yol güzergahı boyunca ve yukarı kesimlerde alınan tedbirlerin projeye göre doğru uygulandığı, fakat bu tedbirlerin heyelan öncesi alınmadığı,
- Uyuşmazlık konusu alanın, heyelan açısından duyarlılığının MTA Genel Müdürlüğünün 2005 yılından önce hazırlamış olduğu inceleme raporlarında detaylı biçimde hazırlanmış olduğu, alanın doğal ya da yapay her ne sebeple olursa olsun heyelanın gelişimi açısından son derece tehlikeli olduğunun bilindiği,
- Devrek-Ereğli Yolu güzergahının inşaatının Km 3+630-3+760 kısmında heyelanın meydana geldiği, söz konusu işe ait ihalenin 23.03.2010 tarihinde yapıldığı, 13.09.2010 tarihinde ihalenin müdahil Şirket tarafından alındığı, 01.10.2010 tarihinde etüt ve proje işlerinin K... Ltd. Şti.ne verildiği ve 19.05.2011 ve 18.06.2011 tarihlerinde hazırlanan raporlarda yol güzergahının Km 5+380-5+485 aralığında gözlenen "fosil heyelan" yani eski bir heyelan olarak tanımlanan heyelandan bahsedildiği, her iki raporda anılan güzergah aralığının önerilerde bulunulduğu, heyelana karşı alınması gerekli görülen bir mühendislik önleminden bahsedilmediği, raporun davaya konu heyelan alanı dışını kapsayan alanda gerçekleştiği, Km 4+620-8+742 kısmında gözlenen heyelanların Şubat-Mayıs 2012 tarihlerinde meydana gelen aşırı yağışlar sonucu oluştuğunun yapımcı Şirket tarafından hazırlanan raporda 02.07.2012 tarihli raporda ifade edildiği, heyelanın önlenmesine yönelik olarak değil, yol projesinde düzenlemeler yapılması vurgusu taşıdığı, 29.06.2012 tarihli bilirkişilere sunulan raporda da heyelanın önlenmesine ilişkin bir detay görülmediği,
- Alanda, yol yapım çalışmaları olarak kazı, dolgu vb. Her türlü işlemin 2010 yılından sonra başladığı, Google Earth uygulamasının tarihsel görüntü analiz yeteneği kullanılarak irdelenen sahada, alanda 2007 öncesi aktif bir heyelan alanı olarak tanımlanan alanda davaya konu benzeri bir heyelanın meydana gelmediği, 2012 yılından itibaren alanda yol yapım çalışmalarının hız kazandığı, davaya konu heyelanın gelişiminde yalnız ve yalnız yağışın heyelan gelişiminde etkili olduğu, yol kazı ve dolgu çalışmalarının hiçbir surette etkisinin olmadığının iddia edilmesinin bilimsel olarak mümkün görünmediği,
Hususlarında tespit ve değerlendirmelerin yer aldığı ve dosyadaki diğer raporlarda yapılan tespitlerle uyuştuğu, bölgenin daha sonra Afete Maruz Bölge olarak ilan edildiği, bu haliyle davalı idarenin heyelanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı yolundaki iddiası hukuki dayanaktan yoksun olduğundan davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı ileri sürülerek yapılan istinaf isteminin reddi gerektiği, yol yapım çalışmalarıyla tetiklenen heyelanın oluşmasında, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Devrek Belediye Başkanlığının yüklendiği yasal görevlerinden kaynaklanan bir hizmet kusuru bulunmadığı halde davacının hukuken sorumlu tutulması gerektiği yolundaki iddiası yerinde olmadığından, istinafa konu mahkeme kararının bu kısmına yönelik istinaf isteminin reddi gerekmektedir.
DAVACININ TAZMİNİ GEREKEN ZARARININ KARŞILIĞI OLARAK TAŞINMAZIN DEĞERİ, ZARARA UYGULANACAK FAİZ ORANI VE FAİZİN BAŞLANGIÇ TARİHİ
Taşınmaz Değerinin Tespit Tarihi ve Faiz Uygulanması;
Taşınmaz değerinin kural olarak ilk kez davanın açıldığı tarih itibariyle tespiti gerekmekle birlikte; çeşitli nedenlerle uyuşmazlıkların görümü sırasında taşınmaz değerinin tespit edilmesinin söz konusu olabileceği gibi aynı taşınmazın başka hissedarlar tarafından açılan davalarda -usul ekonomisi, adil ve hakkaniyete uygun davranma yükümlülüğü, hukuk felsefesine girmiş bir deyimle "eşitlerin eşitliği" kapsamında- bu taşınmazın başka davalarda daha önce tespit edilen değerlerinin esas alınarak karar verilmesi yoluna gidilebileceği ve hatta taşınmazın tespit edilmiş değerinin, davanın açıldığı tarihten makul bir süre öncesinde belirlenmiş, "eşitlerin eşitliğini" zedelemeyecek şekilde bir tarih de olabilecektir.
İhtimali olarak ortaya çıkan bu durumlarda; ilk kez davanın açıldığı tarihten farklı tarihte belirlenen taşınmaz değeri esas alınıp söz konusu tarihten itibaren güncellenmek suretiyle ödenmesinde faiz uygulanması yönteminin kullanılması mümkündür.
"Eşitlerin eşitliği" ilkesi kapsamında; aynı taşınmaz için başka bir davada tespit edilen değere, bakılan davanın açıldığı tarihe kadar "Yeniden Değerleme Oranı" [Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır] uygulanmak suretiyle -hissedilebilir bir fark yaratmayacak surette- güncellenmiş değerine faiz uygulanması gerekmektedir.
Taşınmaz Değerine Uygulanacak Faiz ve Faizin Başlangıç Tarihi
Hukuki yönden faiz konusu Anayasa Mahkemesi'nin 27.08.1988 tarihli, E:1988/7, K:1988/27 Sayılı kararında tartışılmıştır. Karara göre;
"Faiz; ekonomik açıdan, "paranın fiatı"dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığında, paranın asıl sahibine "faiz" ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği, onun her an her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse, "bugünkü" ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi, piyasanın "yarına dönük" olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu halde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin, parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur.
Bu temel neden, paranın değerini sürekli olarak kaybettiği enflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında, kullanmaktan vazgeçilen ya da hak edildiği halde alınamayan bir miktar paranın satınalma gücü; dönem sonunda; enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz; sadece belli bir dönem için yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak, aynı zamanda sözkonusu dönemde paranın satınalma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olacaktır. Teknik deyişle, hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli ödenecek, hem de paranın satınalma gücü korunacaktır."
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün M. Akdoğan ve Diğerleri B.No:2013/817, 19/12/2013 tarihli kararında; kamulaştırma bedeli yönünden, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması gerektiğini AİHM'nin Scordino/İtalya (no:1), B.No:36813/97, 29/03/2006, § 258 Sayılı kararına da atıf yaparak gerekçelendirmiştir.
Danıştay'ın tam yargı davalarına ilişkin kararlarında faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 Sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmekte olup, bu durumun taşınmaz değeri açısından doğrudan doğruya uygulanması halinde, gerçek değerin tazmin edilememesi suretiyle mülkiyet hakkı ihlaline yol açması mümkün olduğundan, bu uygulamanın AİHS, Anayasa, AİHM ve AYM kararları çerçevesinde hak ihlaline yol açmayacak şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
AYM ve AİHM kararlarında; taşınmaz (kamulaştırma) bedeline ödeme tarihine kadar faiz uygulanmasını bedelin (tutarı) enflasyonun etkilerinden arındırılması, başka bir ifadeyle güncelleştirilmesi olarak adlandırmakta olup, bu durum davadan önce, dava tarihinde ya da dava sırasında tespit edilen bedele faiz uygulanması halinde malike aşırı bir yük oluşturmayan, geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek nitelikte olacak ve mülkiyet hakkına müdahalenin ölçülülük ilkesiyle çelişmeyecektir.
Tazminat Miktarının Arttırımına İlişkin Islah Halinde Faiz Uygulaması
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrasına 6459 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle eklenen ve 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren cümlede: "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." kuralı yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi F. Yıldırım (B. No: 2014/6577,16/2/2017, §§53-63) başvurusunda; ihale bedelinin icra sürecinde nemalandırılmamasının mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurduğu kanaatine varmıştır.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün M. Gider ve S. Sarnav (B.No:2016/62537, 20/11/2019, §§40-45) kararında; ön alım hakkının kullandırılmasına ilişkin süreç dikkate alındığında pozitif yükümlülükler bağlamında başvuruculara aşırı bir külfet yüklenmemesi için iptal edilen tapu karşılığında ödenen ön alım bedelinin önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması gerektiği; ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında depo edilen bedelin Mahkemenin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle yargı sürecinin hızlı işlememesinin başvurucular üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirememiş olması mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurduğu yolunda gerekçeye yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin başka bir kararında da aynı gerekçelere yer verilmiştir (A. İmancı ve Eşref S., B.No:2017/15134, §§50-55)
2577 Sayılı Yasada yer alan, tam yargı davalarında dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca; davanın artırılan tazminat miktarını kapsar şekilde kabulüne karar verilmesi halinde, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle faiz işletilmesinde olduğu gibi, miktar artırımına ilişkin dilekçenin mahkeme kaydına girdiği tarihin esas alınması gerektiği Dairemizin 04/12/2018 tarihli, E:2017/2179, K:2018/1427 Sayılı kararı ile benimsenmekle birlikte; Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda yer verilen kararları çerçevesinde yeniden ele alınması ve taşınmazın gerçek değerinin tazmin edilmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin ölçülü olması açısından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Tam yargı davalarında; tazminat miktarının arttırılmasına imkan sağlayan ıslah müessesinin sonucu olarak, davanın görümü sırasında arttırılabilen tazminat miktarına konu olabilen davalardan zarar miktarı belirsiz nitelik taşıyanlar için geçerli olmaktadır. Islah edilmek suretiyle arttırılacak miktar dava dilekçesinde belirtilen miktarın yerini alacak ve tam yargı davasının konusunu oluşturacaktır.
Tam yargı davalarından zarar miktarı belirsiz olanlarda, dava dilekçesinde sembolik miktar gösterilerek açılan davalarda, faizin başlangıç tarihi olarak dava ve ıslah tarihlerini ayrı ayrı belirlemek, Anayasa Mahkemesi'nin M. Gider ve S. Sarnav başvurularında olduğu gibi "bedelinin önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması" ilkesine aykırı olacaktır. Usul ve esas yönünden reddedilen davalarda, kanun yolu üzerine kaldırma ya da bozma nedeniyle yeniden incelenen davada veya bireysel başvuru üzerine yeniden yargılama aşamasında tazminata hükmedilmesi durumunda bu husus kendisini daha belirgin şekilde göstermektedir.
Taşınmazın gerçek değerinin adil ve hakkaniyete uygun olarak tazminat olarak ödenmesi, mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurmaması ve "eşitlerin eşitliğinin" sağlanması açılarından, taşınmaz değeri olacak şekilde tazminat miktarı arttırılmak suretiyle ıslah edilen miktara da faizin kararımızın "Taşınmaz Değerine Uygulanacak Faiz ve Faizin Başlangıç Tarihi" bölümündeki ilkelerle aynı esaslar dahilinde uygulanması gerekmektedir.
Davanın görümü sırasında bilirkişi raporuyla taşınmaz değerinin raporun düzenlendiği tarih itibariyle tespit edilmesi durumunda; faizin başlangıç tarihi olarak davanın açıldığı tarih yerine, tespit tarihinin faizin başlangıç tarihi olarak alınması ve bu suretle hesaplama yapılması gerekmektedir. Aksine bir değerlendirme, dava tarihinden sonraki tarih itibariyle tespit edilerek güncellenen taşınmaz değeri, dava tarihindeki değer olarak kabul edilmek suretiyle faiz uygulanması halinde mükerrer şekilde güncellenmiş değer üzerinden ödeme yapılması sonucunu doğuracaktır.
Bakılan davada, Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişi raporunda taşınmaz değerinin heyelan tarihi olan itibariyle tespit edilen miktar idare mahkemesince esas alınmak suretiyle; dava dilekçesinde gösterilen miktara heyelan tarihinden itibaren, ıslah edilen miktara ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren faiz uygulanmak suretiyle tazmine karar verilmiş ise de; ıslah müessesinin sonucu olarak, ıslah edilmek suretiyle arttırılan miktarı, dava dilekçesinde belirtilen tazminat isteminin yerini almak suretiyle tam yargı davasının konusunu oluşturduğundan, idari yargıda dava açıldığı tarihten önceki tarih olan heyelan tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiğinden hüküm fıkrasının bu şekilde düzeltilmesi gerekmekte olup, bu suretle taşınmaz ve muhtesat bedelinin nispeten de olsa güncelliği sağlanmış olacaktır.
Diğer taraftan, davacının bedel ödemek suretiyle yararlanmasına konu edilen yasalarla tanınan imkanların tazminat miktarından indirim konusu yapılmasına da hukuken olanak bulunmamakta olup, Danıştay Altıncı Dairesinin 17.08.1998 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle açılan tazminat davalarında bu ilkeyi benimsemiştir.
Manevi Tazminata Uygulanacak Yasal Faizin Başlangıç Tarihi;
Manevi tazminat; uyuşmazlığın niteliğine göre ancak mahkeme tarafından takdir edilerek hükmedilecek nitelikte bir tazminat olduğu, bu haliyle hüküm altına alınan manevi tazminata da ancak dava tarihinden itibaren yasal faizin uygulanması mümkündür.
İstinafa konu mahkeme kararının manevi tazminata uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak davalı idareye başvuru tarihinin esas alınmasında hukuki isabet bulunmadığından, mahkeme kararındaki manevi tazminata uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihinin dava tarihi olarak düzeltilmesi gerekmektedir.
Yargılama giderlerine yönelik istinaf taleplerine gelince;
Davacı yönünden; 4539 Sayılı Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümü ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun kapsamında, doğal afet bölgelerinde afete maruz kalanların, afetten kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarının çözümünde yargılama giderleri yüklenmesi halinde yargıya erişim hakkının kısıtlanacak ve adil yargılanma ilkesiyle çelişecek sonuç yaratacağından, istinafa konu kararın davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilen kısımının kaldırılarak yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden de maktu tarife uygulanarak davalı idareye yüklenmesi gerekmektedir.
Davalı Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden; 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanunun 12. maddesinin 1. fıkrasında davalı idareye tanının harç muafiyetinin, idarece yapılan faaliyetlere ilişkin olduğu, yargılama faaliyetleri sonucu haksız çıkan taraf olarak yargılama giderleri kapsamındaki harçlardan muafiyet tanınmadığından, davalının aksi yöndeki iddiasına hukuken itibar edilmemiştir.
MAHKEME KARARININ UYGULANMASI AŞAMASINDA TARAFLARCA YAPILACAK İŞLEMLERİN AÇIKLANMASI GEREKMEKTEDİR
2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, karşılıklı hak ve yükümlülükleri düzenlemiştir.
2942 Sayılı Kanun'un "Satın alma usulü" başlıklı 8. maddesinin davanın açıldığı tarihteki şeklinde: "İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel ödenmeye hazır hale getirilerek, bu durum malike veya yetkili temsilcisine yazıyla bildirilerek tapuda belirtilen günde idare adına tapuda ferağ vermesi istenilir. Malik veya yetkili temsilcisi tarafından idare adına tapuda ferağ verilmesi halinde, kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir." kuralı yer almıştı.
Davanın görümü sırasında yürürlükte bulunan anılan maddenin 6745 Sayılı Yasayla değişik şeklinde ise: "İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel hazır edilerek, idarenin anlaşma tutanağı ve kamulaştırma öncesi taşınmaz üzerindeki tüm takyidat ve haklardan arındırıldığını bildiren yazıya istinaden idare adına tapuya resen tescil veya terkin edilir. Tapuya resen tescil veya terkinden sonra kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir." kuralı yer almaktadır.
Söz konusu Yasanın 9. maddesinde de; "Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır" kuralı bulunmaktadır.
Aktarılan düzenlemeler, satın alma usulü ve kamulaştırma işlemlerinde, tapuda ferağ, tescil, devir veya terkin gibi işlemler ile kamulaştırma bedelinin taşınmaz malikine ödenmesi konusunda tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini göstermektedir.
Uyuşmazlık açısından da benzer şekilde, hükmedilen tazminatın ödenmesi aşamasında taraflara karşılıklı hak ve yükümlülükler düşmektedir.
Hükmedilen taşınmaz bedelini ödeyecek olan davalı idare tarafından, bu bedelin ödenmesi sırasında taşınmaz üzerindeki davacıya ait mülkiyeti sona erdirilecek şekilde davalı idare adına (hazine veya kamu tüzel kişiliği adına) tescil şeklinde işlem yapılması suretiyle tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.
Aksine bir yaklaşım, taşınmaz bedelinin davalı tarafından davacıya ödenmesine karşın mülkiyetin davacı üzerinde kalması, başka bir anlatımla taşınmaz ile bedelinin taraflar arasında değiştirilmemesi suretiyle sebepsiz zenginleşmeye yol açacaktır.
Tazminat isteminin kısmen kabulü, davanın kısmen reddi yolunda Zonguldak İdare Mahkemesince verilen 25/06/2019 günlü, E:2017/1617, K:2019/624 Sayılı kararın;
SONUÇ: 1-)Karayolları Genel Müdürlüğü ve davalı yanında müdahil tarafından yapılan istinaf başvurusunun "mahkeme kararının uygulanması aşamasında taraflarca yapılacak işlemlerin açıklanması" suretiyle REDDİNE,
2-)Davacının, manevi tazminatın reddedilen kısmına yönelik istinaf başvurusunun REDDİNE,
3-)Mahkeme kararının geri kalan kısımlarına yönelik yapılan istinaf başvurularının REDDİNE,
4-)Kabul edilen; maddi tazminata taşınmaz değerinin tespit edildiği tarih olan heyelan tarihinden (16/07/2015), manevi tazminata ise dava tarihinden (27.09.2019) itibaren işletilecek yasal faiz uygulanmasına, mahkeme kararının faize ilişkin kısmının bu şekilde düzeltilmesine,
5-)Mahkeme kararının hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısımlar ile bu amaçla harç ve yargılama gideri tahsili için müzekkere yazılmasına ilişkin bölümünün hükümden çıkarılmasına,
6-)Uyuşmazlığın niteliği, 4539 Sayılı Kanun kapsamında afete maruz bölgede kalması sonucunda oluşan kamulaştırma nitelikli tazminat durumu gözetilerek aşağıda dökümü yapılan vekalet ücreti ve yargılama giderlerden;
a-)Davacı adına yapılan dava ve istinaf aşamalarında yapılan toplam (247,40 TL + 16,50 TL) 263,90 TL yargılama giderinin davalı Karayolları Genel Müdürlüğünden tahsil edilerek Hazineye irad kaydına ve bu amaçla müzekkere yazılmasına, mahkeme kararıyla hükmedilen tazminata karşılık maktu tarifeye göre davacı vekili lehine takdir edilen 1.362,00 TL vekalet ücretinin davalı Karayolları Genel Müdürlüğünden alınarak davacıya verilmesine,
b-)Davanın reddedilen kısmı için davalı idareler vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine,
7-)Davalı Devrek Belediye Başkanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile müdahil-davalı tarafından dava ve istinaf aşamalarında yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8-)Posta gideri avansından artan miktarın taraflara iadesine,
2577 Sayılı Kanun'un 45. maddesinin 6. fıkrasına göre kesin olarak, 26.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)