(AİHS. m. 9, 41, 46, 1 NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 24, 90) (1739 S. K. m. 12) (ANY. MAH. 16.09.1998 T. 1997/62 E. 1998/52 K.)
Antalya İli, Döşemealtı İlçesi, .. Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi olan, davacıların ortak çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için yapılan başvurunun reddine ilişkin 17/04/2017 tarih ve 61820240 -100-E.5262113 sayılı işlemin istemiyle açılan davada; "Din ve Ahlak Eğitim ve öğretiminin Devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeninin, Anayasanın 24. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemek olup, dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi derslerinin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alındığı, din eğitimi yerine "din kültürü" dersinden söz edilmesinin de bu amacı açıkça ortaya koyduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulduğu, öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.10.2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem Zengin kararında; başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması taleplerinin başvuru tarihindeki müfredat programının dini inançlarını yansıtmadığı iddiasına yönelik olduğundan, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisine ilişkin beş ders kitabının içeriklerinin incelendiği, anılan Mahkemece, söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, Türkiye'de hakim olan dinsel çeşitliliğin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde dikkate alınmadığı hususu işlenerek içeriğin düzeltilmesi yönünde değerlendirmelere yer verildiği, Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğunun kuşkusuz olduğu, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve Devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerektiği, öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağının açık olduğu, nitekim, müfredatta yapılan değişiklik sonucunda ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin verildiği sonucuna ulaşıldığı, bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, davacıların başvuruda bulunduğu 17.03.2017 tarihinde uygulanan müfredatla din eğitimi yapılmayıp Anayasanın 24. maddesine uygun olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi yapılmakta olup anılan madde uyarınca da zorunlu bir eğitim olduğu, bu durumda, T.C. Anayasasının 24. maddesi ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesinde hiç bir ayrım yapılmadan tüm vatandaşlar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi'nin zorunlu tutulması karşısında, davacıların çocuğunun bu dersten muaf tutulması isteminin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde mevzuata aykırılık görülmediği" gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen Antalya 3. İdare Mahkemesi'nin 06/10/2017 gün ve E: 2017/707, K: 2017/1330 sayılı kararının; davacı vekili tarafından, gerek Anayasanın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 9.madde hükmü ile herkesin din özgürlüğünün korunduğu, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulunun 09.07.1990 tarih ve 1 sayılı kararıyla ilk ve ortaöğretim kurumlarında İslam dini öğretimine yönelik olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığı, herhangi bir dine mensup olmayan çocuklarının da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin yasal düzenlemelere ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı, anne ve babanın iradesi dışında ve dini, felsefi görüşlerine de aykırı olarak dini eğitim verildiği, uluslararası sözleşme hükümleri ve Anayasa hükmü dikkate alınarak din dersi muafiyetinin ortak çocuklarına tanınması gerektiği, mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmadığı iddia edilerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin tamamen bir kültür dersi olarak işlendiği, bu ders uygulamalı olmadığı için din eğitim olarak kabul edilemeyeceği, okutulacak zorunlu derslenden olduğu, bu derslerden muafiyetin ancak TC vatandaşı hırıstiyan ve musevilik dinlerine mensup öğrencilerin, bu durumlarını belgelendirmeleri durumunda mümkün olduğu, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocuklar hakkında herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığı, muafiyet şartlarının açık ve net olduğu, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, Antalya İli, Döşemealtı İlçesi, .. Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi olan, davacıların ortak çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için yapılan başvurunun reddine ilişkin 17/04/2017 tarih ve 61820240 -100-E.5262113 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "VI. Din ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesinde: "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14.üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz," hükmüne; Anayasanın 90. maddesinde: "...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmüne, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesinde ise: "Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır." hükmüne yer verilmiştir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 04.11.1950 tarihinde imzalanmış ve 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 04.11.1950 tarihinde imzalanmış ve Sözleşme ile bağlanma işlemi tamamlanmak üzere, 19.3.1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "10.3.1954 tarih ve 6366 sayılı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun" çıkarılarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye açısından bağlayıcı hale gelmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında: "Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir" hükmü; aynı maddenin 2. fıkrasında da: "Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir" hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No'lu Protokolünün 11 No'lu Protokol ile değiştirilen "Eğitim hakkı" başlıklı 2. maddesine, Türkiye tarafından 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu gerekçe gösterilerek çekince konulmuş ise de; 1 No'lu Protokolün "Eğitim Hakkı" başlıklı 2. maddesinde: "Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir" düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 41. maddesinde: "Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder." kuralı; 46. maddesinde de: "1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin kesinleşen kararı icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi'ne gönderilir ..." kuralı getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 16.09.1998 gün ve E:1997/62, K:1998/52 sayılı kararında ise; "Laik devletin, doğası gereği resmi bir dininin bulunmaması, belli bir dine üstünlük tanımamasını, onun gereklerini yasalar ve diğer idari işlemlerle geçerli kılmaya çalışmamasını gerektirdiği, bu bağlamda, laik bir devlette belli bir dinin, eğitim ve öğretimi zorunlu hale getirilemeyeceği, Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılaağı, Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı, bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olduğu, Din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemek olduğu, Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alındığı, Din eğitimi yerine "din kültürü" dersinden söz edilmesinin de bu amacı açıkça ortaya koyduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Diğer yandan, Avrupa insan Hakları Mahkemesinin 09.10.2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem ZENGİN kararında; başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması talepleri başvuru tarihindeki müfredat programının dini inançlarını yansıtmadığı iddiasına yönelik olduğundan, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersine ilişkin beş ders kitabının içeriklerinin incelendiği, anılan Mahkemece, söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, Türkiye'de hakim olan dinsel çeşitliliğin, "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde dikkate alınmadığı hususu işlenerek içeriğin düzeltilmesi yönünde değerlendirmelere yer verildiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi olarak kabul edilemeyeceği ve "din eğitimi" halini alacağı açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16.09.2014 gün ve Başvuru No:21163/11 sayılı başvuru ile açılan "Masur Yalçın ve Diğerleri" kararında özetle Türkiye' de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin rehber ilkelerinin (din kültürü, ahlak bilgisi ve manevi değerler) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bir yönünün olmadığı, ancak eğitim sisteminde (Hasan ve Eylem ZENGİN kararından sonra her ne kadar Alevi inancına ilişkin olarak değişiklik yapılmış ise de), din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedenleriyle, sistemin yetersiz olmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği belirtilmiştir.
Bu durumda, T.C. Anayasasının 24. maddesinde hiç bir ayrım yapılamadan tüm vatandaşlar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olduğunun belirtilmesine ve ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" olmasına rağmen, bu dersin içerik olarak "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitimininde ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebinine bağlı olması karşısında davacıların çocuğunun din eğitiminden muaf tutulması yolunda yapılan başvurunun reddi yönünde tesis edilen işlemde ve bu işleme karşı açılan davayı reddeden istinaf konusu mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulüne, istinafa konu kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, davacı tarafından ilk dava aşamasında yapılan 209,10-TL ve istinaf aşamasında yapılan 160,70-TL yargılama giderleri toplamı olan 369,8-TL istinaf yargılama gideri ile işbu kararın verildiği tarih itirabariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 24.05.2018 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi.
AZLIK OYU : İstinaf Başvurusunun reddi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)