(AİHS m. 1) (2709 S. K. m. 13, 35, 90) (3194 S. K. m. 10, 13) (ANY. MAH. 29.12.1999 T. 1999/33 E. 1999/51 K.)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara 18. İdare Mahkemesince verilen 29/04/2016 günlü, E:2015/1294, K:2016/1215 sayılı kararın; aynı kullanımın özel çevrilmiş olmasının sosyal donatı olma niteliğini değiştirmeyeceği, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Duruşma yapılmasına gerek görülmedi.
Dava, ..... sayılı parselin hissedarı olan davacı tarafından, taşınmazın imar planında "kentsel rekreasyon alanı" olarak belirlenmek suretiyle mülkiyet hakkının kısıtlandığından bahisle 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmış; İdare Mahkemesi'nce, davacının hissedarı olduğu taşınmazın imar planında "kentsel rekreasyon alanı" olarak belirlenmesi nedeniyle 3194 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca, imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programının belediyece hazırlanması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılması gibi bir zorunluluk bulunmadığından, davacının hak mahrumiyetine yol açacak biçimde mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığından söz edilemeyeceği ve dolayısıyla tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmiş; bu karara davacı tarafından itiraz edilmiştir.
Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Keza Anayasanın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu Ek Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde de: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." hükmü yer almıştır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 günlü, E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla; 3194 sayılı İmar Kanununun 13. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları iptal edilmiş, iptal kararının gerekçesinde: "Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları hep demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak ayrık durumlarda ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlandırılabilmelidir.
Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.
Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.
3194 sayılı Yasanın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasanın 10. maddesinde de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları belirtilmiş, ancak Yasa’da bu plânların tümünün hangi süre içinde programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir. 13. maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.
İmar plânlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.9.1981 günlü ….. ve Lonnroth kararında, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasındaki dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir." nitelemelerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında da atıf yapılan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 23.09.1982 günlü, 7151/75 sayılı ..... ve Lönnroth - İsveç kararında ise Mahkeme; başvurucuların taşınmazlarının uzun bir süre inşaat yasağı kapsamında tutulmasını ve bu sürede kamulaştırma yapılmamasını mülkiyet hakkına müdahale olarak kabul etmiş, bu durumun müdahaleyi ağırlaştırdığı kanaatine vararak, kararın devamında, başvurucuların mülkiyet haklarını kullanmalarının ..... Miras Şirketi olayında toplam 25 yıl, Bayan Lönnroth olayında on iki yıl engellendiğini, bu bağlamda uzatılmış yasakların mülk sahipleri üzerinde yarattığı olumsuz sonuçları hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlette olması gereken durumla bağdaştırılabilir görmediğini kaydetmiş, bu yasakların yarattığı durumun mülkiyet hakkının korunması ile genel menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozduğunu, başvurucuların hukuki durumlarının gerekli dengenin bulunmamasına yol açtığını vurgulamış, sonuçları inşaat yasakları ile ağırlaştırılmış olan kamulaştırma izinlerinde (izin verilmemesi) her iki başvurucu yönünden Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Yukarıda özetlenen Anayasa Mahkemesi kararında atıf yapılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 23.09.1982 günlü, 7151/75 sayılı ..... ve Lönnroth - İsveç kararı incelendiğinde, zarar/tazminat olgusunun mülkiyet hakkının geçmişte belirli bir süre engellenmiş olması ile ileriye yönelik olarak belirsiz bir süre engelleme durumunun mülkiyet sahibinde meydana getirdiği mağduriyet çerçevesinde şekillenmesi sonucu başvurucular yönünden ihlal kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyasının incelenmesinden, davacının paylı mülkiyetindeki ..... parsel sayılı taşınmazın 2003 tarihli uygulama imar planı ile "kentsel rekreasyon alanı" olarak ayrıldığı, parselasyon işlemi sonucunda kamu ortaklık payı olarak oluşan imar parseli oluşturularak 2008 yılında tapuda tescil gördüğü, uyuşmazlık konusu taşınmazla davacının mülkiyet bağının ise 31.10.2014 tarihli satış işlemiyle 317/30650 hisse alarak kurulduğu, 26.05.2015 tarihinde de bakılmakta olan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığa konu olayda; parselasyon işlemi sonucu kamu ortaklık payı olarak oluşturulan taşınmaza yönelik olarak Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 09,06.2015 tarihli, 1105 sayılı kararı ile nazım imar planında yapılan değişiklik ile taşınmazın kullanımının E:0,05 Yençok:6.50 yapılaşma koşullarına sahip kentsel rekreasyon alanı kullanımından yapılaşma şartları aynen korunarak, kullanım kararının içinde özel sosyo kültürel tesisler de yer alabilen Ticari Rekreasyon Alanı kullanımı olarak düzenlendiği, bu plan değişikliğine karşı davacı tarafından dava açılmadığı, 31.10.2014 tarihli satış işlemi sonucu taşınmaz üzerindeki kısıtlılık halini bilerek mülkiyet sahibi olan davacı açısından, 26.05.2015 tarihinde açılan davada, kısıtlılık halinden kaynaklanan tazminatı gerektirir mağduriyetinin ve mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanması durumunun gerçekleşmediği, bu nedenlerle tazminat verilmesi şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddi yolundaki itiraza konu kararda sonucu itibariyle hukuka aykırılık görülmemiştir.
Davanın reddi yolunda Ankara 18. İdare Mahkemesince verilen 29/04/2016 günlü, E:2015/1294, K:2016/1215 sayılı kararın yukarıda yer verilen gerekçeyle ONANMASINA, fazladan yatırılan 29,20 TL itiraz karar harcı ile posta giderleri avansından artan miktarın davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde Dairemize karar düzeltme yolu açık olmak üzer, 29/12/2016 tarihinde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
31/10/2014 tarihli satış işlemi sonucu uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerindeki kısıtlılık halini bilerek mülkiyet sahibi olan davacı açısından, 26.05.2015 tarihinde açılan davada, kısıtlılık halinden kaynaklanan tazminatı gerektirir mağduriyetinin ve mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanması durumunun gerçekleşmediği, tazminat verilmesi şartının oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddi yolundaki itiraza konu kararın yalnızca bu gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum. (¤¤)