(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 12) (3095 S. K. m. 3) (11. DD. 02.04.2010 T. 2009/5353 E. 2010/2671 K.)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Ankara 6. İdare Mahkemesince verilen 29.09.2015 tarih ve E:2015/496; K:2015/1358 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesince dosya incelenerek, gereği görüşüldü:
Dava, Niğde-Aksaray ilçesi Demirel Kayabaş İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapmakta iken 19.02.1988 tarihinde isteği ile emekliye sevk edilen ve Emekli Sandığı’ndan emekli aylığı almakta iken 26.03.1989-27.03.1994 ve 18.04.1999-28.03 2004 tarihleri arasında belediye başkanlığı görevinde bulunan ve 17.04.2005 tarihinde vefat eden D. B.’ın eşi olan davacı tarafından, eşinin belediye başkanlığı yaptığından bahisle emekli aylıklarının ilçe belediye başkanları için öngörülen makam tazminatı uygulanarak yükseltilmesi istemiyle yapılan başvurunun 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte belediye başkanı olmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada; dava konusu işlemin iptali yolunda verilen Ankara 11. İdare Mahkemesinin 30.09.2011 tarih ve E:2011/1626; K:2011/1494 sayılı kararı üzerine, yargı kararı ile hüküm altına alınan makam-görev tazminatının yasal faizi ile birlikte ödenmesi için yaptığı başvurunun faiz talebinin reddine ilişkin kısmının iptaline ve 11.7.2005-02.12.2011 tarihleri arasındaki makam-görev tazminatına ilişkin 10.000,00-TL faiz tutarının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının makam-görev tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davada faiz talep etmediği için Mahkemece faize ilişkin bir hüküm kurulmadığı, söz konusu Mahkeme kararının yerine getirilmesi amacıyla davalı idarece davacının 01.08.2005 tarihinden itibaren aylıklarının makam-görev tazminatı eklenmek suretiyle yükseltildiği ve aylık farklarının 23.11.2011 tarihinde bankaya gönderildiği ve 02.12.2011 tarihinde de ödendiği anlaşılmış olup ilgili mahkeme kararında, ödenecek aylık farklarına faiz ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, bu haliyle söz konusu Mahkeme kararının kesinleştiği, kesinleşen Mahkeme kararına göre davacıya ödenecek aylık farklarının faiz uygulanmadan ödemesinin yapıldığı, yapılan ödeme ile Mahkeme kararının gereğinin yerine getirildiği, faiz isteminin asıl alacağa bağlı fer'i nitelikte olduğu, bağımsız bir davaya konu edilemeyeceği, eğer faizin ödenmediği iddia edilecekse bunun asıl alacağın dava konusu edildiği uyuşmazlıkta ileri sürülmesi gerektiğinden, davalı idarece tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek itirazen incelenip bozulması istenilmektedir.
Uyuşmazlığın, yargı kararı ile davacıya ödenmesi hüküm altına alınan makam ve görev tazminatına ilişkin ana paranın ödenmesine karşın faizinin, ilgili kararda faiz ödeneceğine ilişkin hüküm bulunmadığı gerekçesiyle ödenmemesinden kaynaklandığı görülmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu kuralı yer almaktadır.
Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları anılan Anayasa kuralı uyarınca tazmin etmek zorundadırlar.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İptal ve Tam Yargı Davaları” başlığını taşıyan ve “İlgililer haklarını ihlal eden bir işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler...” yolundaki 12. maddesine göre, ilgililerin, zarar doğuran bir işleme karşı iptal ve tam yargı davasını birlikte açabilecekleri gibi, doğrudan tam yargı davası açarak bu işlemden doğan zararların yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesini istemeleri de olanaklıdır.
Bilindiği üzere, konusu bir miktar paranın ödenmemesinden ibaret olan borçlarda borcun doğduğu veya muaccel olduğu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar, kısa veya uzun bir süre geçmiş olabilir.
Faiz, borçlunun böyle bir süreden faydalanması, alacaklının tasarruf hakkının kısıtlanmış olması nedeniyle alacaklıya kanun veya sözleşme gereğince bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gerekli olan para miktarıdır. Faiz borcu hukuki mahiyeyeti itibarıyla fer'i bir borç olup, borcun doğumu ve varlığı, asıl borcun doğumuna ve varlığına bağlıdır.
Öte yandan, idari işlem veya eylemlerden dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalarda uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak, idareye yapılmış bir başvuru varsa, başvuru tarihinin, başvurunun bulunmaması halinde ise, dava tarihinin esas alınması gerektiği hususu yerleşik hale gelen Danıştay içtihatları ile kabul görmüş ve istikrar kazanmıştır. (Danıştay 11. Dairesinin, E:2009/5353, K:2010/2671 sayılı kanun yararına bozma kararı)
Dosyanın incelenmesinden; davacıya makam-görev tazminatının yargı kararı üzerine ödendiği, davacının ödenen tutarın faizine yönelik başvurusunun, söz konusu mahkeme kararında faiz ödeneceğine ilişkin hüküm bulunmadığı belirtilerek reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, asıl alacağa ilişkin davanın davacı lehine sonuçlanmış olması nedeniyle, belirli bir süre asıl alacağın tasarrufundan yoksun kalmış olmanın karşılığı olarak doğan fer’i alacak niteliğindeki faizin de davacıya ödenmesi gerektiği açıktır.
Dairemizin 27.12.2016 tarih ve E:2016/5485 sayılı Ara Kararına cevaben gönderilen belgelerin incelenmesinden davacının tazminat tutarından yoksun kaldığı döneme ilişkin faiz alacağının 5.302,25-TL olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının faize faiz yürütülmesine ilişkin istemine gelince;
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 3. maddesinde, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bu itibarla, davacının fer'i nitelikte olan faiz alacağına ayrıca faiz yürütülmesi mümkün bulunmadığından, bu yöndeki istemi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının itirazının KABULÜNE, Ankara 6. İdare Mahkemesince verilen 29.09.2015 tarih ve E:2015/496, K:2015/1358 sayılı kararın BOZULMASINA, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile 5.302,25 TL'nın davacıya ÖDENMESİNE, bu tutara faiz yürütülmesi ile fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan 796,44-TL yargılama giderinin 398,22-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, 398,22-TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 990,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, posta gideri avansından varsa artan miktarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, hüküm altına alınan tutar üzerinden hesaplanan ve davacıdan mahkeme ve itiraz aşamasında karar harcı olarak alınan 47,60-TL'nin mahsubu sonucu hesaplanan 314,59-TL nispi karar harcının davacıya tamamlattırılmasına, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)