(2709 S. K. m. 40, 125, 129) (6100 S. K. m. 12, 54)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin E:2011/764 esas sayılı dosyasında 17.01.2013 tarihinde yapılan duruşmada "davalının huzurda imza örneklerinin alınmasına" kararı verilmesi sonrası Mahkeme koridorunda beklerken kalem personelince bağırıp çağrılarak polisler eşliğinde zorla imzasının attırılmak suretiyle Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye aykırı davranan idare ajanlarının eylemi nedeniyle uğranılan 10.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada; tazmini istenilen zararın, davacının, İzmir 5.Sulh Hukuk Mahkemesi kalemi personelinin Mahkeme kaleminde kötü muamelede bulunularak, özgürlüğünden yoksun bırakılarak, zorla imza attırılması nedeniyle Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin ihlal edildiği iddia edilerek tazminata hükmedilmesinin istenildiği, bu durumda, Mahkemece yapılan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu sürecindeki uygulamadan kaynaklı tazminat isteminin, idari eylem ve işlemden doğduğunun kabulü mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığından, idari davaya konu olamayacak tazminat talebine ilişkin bulunan davanın incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine ilişkin olarak İzmir 3.İdare Mahkemesi'nce verilen 10/05/2013 gün ve E:2013/844, K:2013/659 sayılı kararın; Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Anayasaya aykırı karar verildiği, görevli mahkemenin gösterilmediği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRKMİLLETİADINA
Hükmü veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nce işin gereği görüşüldü:
İstem, davacının İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen bir dava sırasında hakim kararı hilafına imza örneklerinin zorla kalemde alınması sebebiyle 10.000.00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açtığı davada, İzmir 3. İdare Mahkemesinde davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen kararın bozulmasına ilişkindir.
Pozitif hukukumuzda, kamusal sorumluluğun temeli en üst norm olarak Anayasanın 40/3, 125/son ve 129/5. maddelerde düzenlenmiştir.
Bunlardan 40/3. maddede genel olarak devletin sorumluluğu düzenlenmiş olup buna göre ''Kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir.'' Bu hükme göre devleti oluşturan tüm organların ve görevlilerin sebep oldukları zararlar devletçe tazmin edilecek olup, '' resmi görevliler'' tanımının içine yargı organı ve onun mensupları da dahildir. Bunun yanında Anayasanın 125/son maddesinde ''idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür.'' kuralına yer verilerek, 129/5. maddesinde de ''memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil şartlarına uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir.'' kuralına yer verilerek, idarenin ve onun görevlerinin verdiği zararlar sebebiyle idarenin sorumlu olacağı ve ancak idare aleyhine dava açılabileceği vurgulanmıştır.
Bunun yanında, Anayasanın 40/3. maddesinde düzenlenen, genel olarak devletin sorumluluğunun tezahürü olarak, 6100 ve 6110 sayılı yasalarda, hâkimlerin hukuki sorumluluğunun esasları düzenlenmiştir. Ancak burada şunu vurgulamak gerekir ki; kamu görevlisi sıfatıyla, hâkimin sorumluluğu, yargısal faaliyet yaparken yaptığı hukuka aykırı davranışlar sebebiyle sorumluluk halidir. Yargı mekanizmasının geç ve kötü işlemesi sebebiyle, devletin veya bir organının sorumluluğunu öngören yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yargı yerlerinde fonksiyonel anlamda iki tür görevli ve iki görev tarzı bulunmaktadır. Bunlar yargılama faaliyeti yapan yargıçlar ile, yargılama görevinin ifasında yardımcı olan idari görevlilerdir. Yine yargıçların yargısal görevleri yanında idari görevleri de vardır. Yargıçlar, yargısal görev anlamında bağımsız olup hiç bir idari merciin veya yürütmenin çalışanı durumunda değildir. Bunun yanında idari görevleri yönünden yargıçlar ve de diğer adli personel (müdürler-kâtipler vb.) yürütme organı içinde yer alan Adalet Bakanlığı adına görev yaparlar ve bu anlamda idarenin çalışanı durumundadırlar. Buna göre de yukarıda ifade edilen Anayasa hükümleri gereği, görev sebebiyle verdikleri zarar sebebiyle idarenin (Adalet Bakanlığının) sorumluluğu söz konusudur.
Bu bağlamda, dava konusu ihtilaf ele alınacak olursa; davacının İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinde bir davasının olduğu, duruşma zabtına ''Huzurda imza örneği alınmasına'' yazıldığı, davacının koridorda avukatını beklerken kalem görevlilerince kaleme çağırılıp, imza örnekleri vermeye zorlandığı, polislerinde çağırılmasıyla davacının imza vermeye zorlanıp iradesi ve tutanak hilafına kalemde zorla imza örneğinin alındığı, bu sebeple manevi zarara uğradığı iddiasıyla bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Olayları anlatmak taraflara ait olmakla birlikte hukuki nitelendirme yapmak hâkime aittir. Bu bağlamda açılan davanın sebebini ve hukuki nitelemesini yapmak gerekir. Dava dilekçesinde olay anlatıldıktan sonra, tazminat sebebi olarak ''kalem personelince tutanak hilafına ve de iradesi zorlanarak baskıyla imza örneğinin alınması'' manevi zararın sebebi, hatta işkence olarak tanımlanmıştır. Bu durumda öncelikle tazminata konu fiil, hakimin fiili durum aleyhine zabıt tutması ya da yargılama sırasındaki olay veya fiiller değildir. Tazminat talebinin sebebi gösterilen fiil, net olarak duruşma sonrası kalem personelinin işlediği iddia olunan fiilidir.
Bu sebeple kalem personelinin fiilinin yargısal faaliyet içinde değerlendirilmesi olanaksızdır. Suçlama kalem personelinin hukuk dışı davranışı şeklinde olmakla, personelin bağlı olduğu Adalet Bakanlığının sorumluluğu çerçevesinde ihtilafı çözmek gerekir. İdarelerin veya görevlilerinin haksız işlem veya eylemleri sebebiyle uğranılan zararlar aleyhinde idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceği tabidir. Nitekim bakılan dava da bu şekilde açılmıştır.
Öte yandan, davacı yargısal faaliyet sebebiyle hâkimin sorumluluğunu dile getirmediği gibi dava bu yönde nitelendirilseydi, bu sefer de 6100 sayılı Kanunun 54. maddesi ile 6100 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca, davanın devlet aleyhine Yargıtay İlgili dairesinde açılması gerektiğinden davanın görev yönünden reddine karar vermek gerekirdi.
Sonuç olarak, isnat edilen fiil, Sulh Hukuk Mahkemesinin kalem görevlilerinin duruşma sonrası, davacının rızası hilafına imza attırılması şeklinde olup, idari görevlilerce işlenen haksız fiil niteliğinde olduğundan, Anayasanın 125/son ve 129/5. maddeleri uyarınca Adalet Bakanlığı aleyhine açılan davanın esastan karara bağlanması gerekirken incelenmeksizin ret kararı verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, itirazın kabulüne itiraz konusu İzmir 3. İdare Mahkemesinin 10.05.2013 gün ve E:2013/844, K:2013/659 sayılı kararının bozulmasına, esastan bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine geri gönderilmesine, 15 gün içinde Mahkememizden karar düzeltme isteme yolu açık olmak üzere 24.09.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU (X)
Mahkeme kararının usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığı, itirazın reddi ile kararın onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kararına katılmıyorum. (¤¤)