(213 S. K. m. 10) (6183 S. K. Mük. m. 35) (ANY. MAH. 19.03.2015 T. 2014/144 E. 2015/29 K.)
İSTEMİN ÖZETİ: ..... Bilişim Tek. ve Eğit. Yat. A.Ş.'nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen 09/10/2015 tarih ve ...00024-25-26 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; asıl borçlu şirketin vadesinde ödenmeyen vergi borçları için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği üzerine ödenmediği, şirket hakkında bankalar, tapu müdürlükleri ve trafik tescil müdürlüğü nezdinde yapılan yapılan malvarlığı araştırmasında da herhangi bir malvarlığına rastlanmaması nedeniyle, asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara 6. Vergi Mahkemesi'nin 13/04/2016 tarih ve E:2015/1736, K:2016/690 sayılı kararının; şirketin 1997 ila 2004 yılı vergi borçlarının zamanaşımına uğradığı, şirketin münfesih olduğu, diğer ödeme emirlerine açtığı davaların kabul edildiği, öncelikle şirketin takibinin tamamlanması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:
Dava, ..... Bilişim Tek. ve Eğit. Yat. A.Ş.'nin vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un mükerrer 35. maddesi dayanak gösterilerek davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır. Ödeme emrinde yer alan bu iki hükümde öngörülen sorumluluk arasında, koşulları, nitelikleri ve sınırları bakımından farklılık bulunmaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni temsilcilerin ödevi" başlıklı 10. maddesinde, "Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz." hükmü yer almıştır.
Kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un mükerrer 35. maddesinde ise, "Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzelkişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi malvarlıklarından bu kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler." düzenlemesine yer verilmiştir.
6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine, 06/06/2008 tarih ve 5766 sayılı Kanun ile eklenen 5. ve 6. fıkralar ise, Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararı ile Anayasa'ya aykırı oldukları gerekçesi ile iptal edilmiştir. İptal edilen fıkralarda, amme alacağının doğduğu ya da ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcisi veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı; kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan hükümlerin de, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı düzenlemesi yer almıştır.
Anayasa Mahkemesince bu hükümlere ilişkin iptal kararı verilirken 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin sorumluluk hukuku bakımından karşılaştırması yapılmıştır.
Buna göre, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni temsilciler için kabul edilen sorumluluğun, kusura dayalı sorumluluk olduğu, buradaki kusurun, vergilendirmeye dair ödevlerin ihlal edilmesine ilişkin bulunduğu; buna göre, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için vergilendirme ödevlerini yerine getirmemiş olmalarının gerektiği; 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinden kaynaklanan sorumluluğun ise, kusursuz sorumluluk esasına dayanması nedeniyle kamu alacağının borçlu şirketten tahsil edilememesinde kanuni temsilcilerin kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmaları sonucunun doğduğu; 213 sayılı Kanunun 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olmasının, bu Kanun kapsamındaki amme alacaklarının takibinin 6183 sayılı Kanun'daki kurala göre yapılmasına engel oluşturmayacağı, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun'daki itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dahil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılmasının mümkün olduğu; bu durumda her iki Kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluştuğu ve bu nedenle itiraz konusu kuralın, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin 5. ve 6. fıkraları iptal edilmiştir.
Bu çerçevede, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi hükmü uyarınca, şirket temsilcilerinin şirket borçlarından sorumlu tutulabilmeleri için borcun yükümlü şirketten tahsil edilememesinde kusurlarının bulunması gerekmesine karşın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un mükerrer 35. maddesi hükmü uyarınca sorumlu tutulabilmeleri bakımından kusurları aranmamaktadır. Bu nedenle söz konusu iki maddedeki sorumluluğun genel esasları birbirinden farklı olup kanuni temsilcinin hangi maddeye göre takip edildiği bilinmeden kamu alacağından sorumlu tutulup tutulamayacağı belirlenememektedir.
Bu durumda, iki farklı sorumluluğun birlikte, aynı takip işleminde işletilmesi hukuken olanaklı olmadığından ve iptali istenen davaya konu ödeme emirlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetimi yapılırken idari işleme hangi kanun maddesinin dayanak olarak gösterildiği tespit edilemediğinden dava konusu ödeme emirlerinde bu yönüyle hukuka uygunluk görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı itiraz isteminin kabulü ile Ankara 6. Vergi Mahkemesi'nin 13/04/2016 tarih ve E:2015/1736, K:2016/690 sayılı kararının bozulmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca davanın kabulüne, dava konusu ödeme emirlerinin iptaline, aşağıda dökümü yapılan toplam 250,30.-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.100,00.-TL vekalet ücretinin takdir edilmesine, takdir edilen bu vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın istenilmesi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.05.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
İtiraz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen nedenler, Mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından istemin reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum. (¤¤)