(775 S. K. m. 33) (213 S. K. m. 112) (3095 S. K. m. 1)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirkete, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından ihale edilen "Kuzey Ankara Kent Girişi Karacaören Mevkii 250 Adet Konut İnşaatı ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İşi" ile ilgili olarak hakediş ödemelerinden kesilen damga vergisinin iadesi istemiyle düzeltme ve şikayet yoluyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile ödenen vergilerin yasal faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi istemiyle açılan davada; davacının üstlendiği işin 775 sayılı Gecekondu Kanununun 33.maddesinde öngörülen damga vergisi muafiyet hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle hak ediş ödemeleri üzerinden yapılan damga vergisi kesintilerinin iadesi istemiyle yapılan şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan haksız yere alınan vergi nedeniyle yoksun kalınan tutarın, Danıştay'ın yerleşik hale gelen içtihatlarıyla kabul edilen ve bu husustaki genel hükümleri içeren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen oranda faiz uygulayarak ilgisine ödenmesi icabettiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, tahsil edilen tutarın yasal faizi ile birlikte iadesine dair Ankara 5. Vergi Mahkemesinin 03/12/2015 gün ve E:2015/824, K:2015/2498 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek taraflarca bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara 4. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
Davalı İdarece ileri sürülen nedenler mahkeme kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının itiraz istemine gelince:
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, kendisine yapılan hakedişlerin damga vergisine tabi tutulmasının 775 sayılı Gecekondu Kanununun 33. maddesinde öngörülen istisna kapsamında olduğu ileri sürülerek, söz konusu işlemin iptali ile, kesinti suretiyle tahsil edilen damga vergisinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 112. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği şekilde hesaplanacak tecil faizi ile birlikte iadesine hükmedilmesi istemiyle açılan davada, Mahkemece, davacının faiz istemi yönünden, talepten farklı olarak, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca hesaplanacak "yasal faiz"in esas alınması gerektiğine karar verildiği anlaşılmaktadır.
3095 sayılı Kanunun 1. maddesinin birinci fıkrasında; özel borç ilişkilerinden kaynaklanan ve Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, sözleşmede faizin kararlaştırılmamış olması kaydıyla, ödemenin yasada belirtilen oranda “kanuni faiz” oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm karşısında; 3095 sayılı Kanunda öngörülen kanuni faizin uygulanabilmesi için öncelikle ortada, sözleşmeden kaynaklanan özel bir borç ilişkisinin varlığı ve bu ilişki nedeniyle Borçlar Kanunu veya Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesini gerektiren bir halin varlığı zorunludur.
Oysa; doktrinde de kabul edildiği üzere, devletle mükellef arasındaki vergilendirme ilişkisi, yalnızca alacaklı ve borçlu ilişkisinden ibaret değildir. Vergi ilişkisinde devlet, vergi alacağını tahsil yanında, şartların gerektirdiği hallerde kişileri hürriyeti bağlayıcı cezalara da mahkum edebilmektedir. Başka bir ifadeyle; devlet, alacaklı sıfatıyla vergi borcunun ödenmesi hususunda mükellefe emir verirken, emirlerine uymayan mükellef hakkında da, hükümranlık yetkisine dayanarak öngördüğü; gerek idari, gerekse kişi hürriyetine yönelik cezaları uygulama kudretine sahip olması nedeniyle, vergi ilişkisinin kamu hukuku alanına dahil olduğu tartışmasızdır. Bu bakımdan; kanundan doğan ve kamu hukuku alanında cereyan eden vergi ilişkisinde, sözleşmeden doğan özel borç ilişkilerinde kanuni faizi düzenleyen 3095 sayılı Kanunun uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Yukarıda da açıklandığı üzere, vergi ilişkisinde taraflar eşit statüde değildir. Bu eşitsizliğin kişi hürriyetleri, özellikle mülkiyet hakkı üzerinde aleyhe sonuç doğurması ihtimaline karşı geliştirilen verginin yasallığı ilkesi, bireyi bu eşitsiz ilişkide devlete karşı koruma amacı gütmektedir. Pozitif Vergi Hukukumuzda Devlet, mükellef tarafından dava konusu yapılan vergilerin ödeme yapılmamış kısmına, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, yargı organı kararının tebliğ tarihine kadar geçen süre için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi hesaplamak suretiyle (213 sayılı VUK 112/3), bu surette uğradığı ekonomik kaybı telafi amacı taşırken, aynı ilişkinin diğer tarafı olan mükellefin davayı kazanması durumunda, aynı yasada herhangi bir düzenleme öngörmemek suretiyle, vergi hukukunun temel işlevi olarak devlet ile birey arasında kurulmaya çalışılan çıkarlar dengesini birey aleyhine bozmaktadır. Bu dengesizliğin, mahkeme kararında da ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, “faiz” hesaplanması suretiyle adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde giderilmesi zorunludur. Bu nedenle; devletle bireyin çıkarları arasındaki adil dengenin; mükellefe iade edilecek vergilere de, devletin kendi alacaklarına uyguladığı gecikme faizi oranının esas alınması suretiyle kurulması gerekir ki, bu aynı zamanda Hukuk devletinde adil dengenin sağlanması için zorunludur.
Kaldı ki; günümüzdeki oranlarına bakıldığında, kanuni faizin (3095 sayılı Kanun uyarınca) yıllık %9; tecil faizinin (21.10.2010 tarihinden itibaren) %12 ve gecikme zammının (2010/965 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, 19/10/2010 tarihinden itibaren) aylık %1,40 oranında hesaplandığı dikkate alındığında, devletin kendi alacağı için aylık %1,40 oranında faiz hesaplarken, mükellefler için yıllık %9 oranında faize hükmedilmesi gerektiğinin kabulü; hem vergi ilişkisinin niteliğinin taraflara göre özel-kamu ilişkisi olarak değişebileceği gibi hukuken izahı güç bir duruma sebebiyet vermesi, hem de, bu ilişkide bozulan adil dengenin giderilmesine katkı sağlamayacağının açık olması nedeniyle, olanaklı değildir.
Ancak; davacının tecil faizi oranında faize hükmedilmesini talep ettiği dikkate alındığında, mahkeme kararının faize ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasından sonra, taleple bağlı olunarak, tecil faizi oranında faize hükmetmek gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davalı İdarenin itiraz isteminin reddi ile mahkeme kararının vergi aslına ilişkin hüküm fıkrasının onanmasına; davacı itiraz isteminin kabulü ile kararın faize ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin, geçici 8. madde uyarınca uygulanmasına devam olunan 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davanın bu kısmı hakkında, davacının faiz talebinin kabulü ile, davacıdan tahsil edilen tutarın, tahsil tarihinden ödemenin yapılacağı tarihe kadar geçecek süre için 6183 sayılı Kanun uyarınca hesaplanacak tecil faizi oranındaki faizi ile birlikte davacıya iadesine, itiraz aşamasında davacı tarafından yapılan aşağıda dökümü gösterilen 228,40-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekili lehine takdir olunan 1.100.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın kararın kesinleşmesinden sonra itiraz edenlere iadesine,; posta gideri avansından artan miktarın kararın kesinleşmesinden sonra itiraz edene iadesine, davacıdan 31,40-TL maktu karar harcı alınmasına, 2577 sayılı Yasanın geçici 8. maddesi gereği uygulanmasına devam olunan mülga 54. maddesi uyarınca kararının tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesine karar düzeltme isteminde bulunma yolu açık olmak üzere, 19/12/2017 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)