(213 S. K. m. 103, 114, 116, 378) (2577 S. K. m. 10, 14, 15)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına 2008/9. dönemi için katma değer vergisine dair olarak yapılan 1.228,84-TL tutarındaki tahakkuka karşı açılan davayı; dava dosyasının incelenmesinden, davacı adına, 2008-2012 yılları arasında gayrimenkul alımı ve satımı yaptığından bahisle vergi mükellefiyeti tesis edildiği ve ihtilaf konusu 2008 yılında da gayrimenkul alımı ve satımı yaptığı gerekçesiyle vergi zıyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapıldığının, davacının yurt dışında ikamet etmesi sebebiyle, cezalı tarhiyata dair olarak düzenlenen ihbarnamenin tebliği için 13.03.2014 tarihinde ihtarlı tebliğ bildiriminin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mevzuatının izin verdiği yöntemle (iadeli-taahhütlü) davacının .../Kıbrıs adresine gönderildiğinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Posta İdaresinin, tebliğ bildirimini "adı geçenin bu adreste tanınmadığını" bildirerek iade ettiğinin, tebliğ bildiriminin, posta idaresi tarafından iade olunan zarf ile tebligat evrakının Lefkoşa Büyükelçiliği'nin 27.03.2014 tarihli yazısıyla Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderildiğinin; 21.04.2014 tarihli olup Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından Yıldırım Beyazıt Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne gönderilen yazıda da davacı adına yapılan tarhiyata dair tebligatın yurtdışında tebliğ edilemediğinden tebliğin Vergi Usul Kanunu'nun 103.maddesine göre ilanen tebliğ edilmesi gerektiğinin bildirildiğinin anlaşıldığı; 213 Sayılı Kanun'un 114. maddesinde yer alan, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı hükmü gereği, 2008 yılında doğan vergi alacağının zamanaşımı süresinin sonu olan 2013 yılı sonuna kadar usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerektiği, davacı adına takdir komisyonu kararı uyarınca yapılan tarhiyat için zamanaşımı süresinin, takdire sevk edildiği 14.11.2013 tarihinde durduğu, takdir komisyonu kararının 11.02.2014 tarihinde vergi dairesi kayıtlarına girdiği, takdir komisyonu kararının vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarihten itibaren, takdire sevk edildiği tarih itibariyle duran zamanaşımı için kalan 47 günlük süre içinde tebliğin yapılması yani tarhiyata dair ihbarnamenin en son 30.03.2014 tarihinde tebliğ edilmesi gerektiği, Lefkoşa Büyükelçiliği'nin 27.03.2014 tarihli tebliğin yapılamadığına dair yazısının 11.04.2014 tarihinde Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtlarına girdiği ve ilanen tebliğ edilmesi gerektiğinin belirtilmesine dair olan yazının ise 21.04.2014 tarihli yazı olduğunun görülmesi karşısında, 213 Sayılı Kanun'un 114. maddesi uyarınca davaya konu vergi alacağının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kabul ederek dava konu işlemi iptal eden Ankara 2. Vergi Mahkemesi'nin 11/11/2015 gün ve E: 2014/2144, K:2015/2208 Sayılı kararının; davacı adına tesis edilen işlemlerin yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, itiraz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü :
KARAR: Dosyanın incelenmesinden, davacının 2008-2012 yılları arasında gayrimenkul alımı ve satımı yaptığından bahisle adına vergi mükellefiyeti tesis edildiği, 2008 yılında yapmış olduğu gayrimenkul alımı ve satımı sebebiyle 2008/9. dönemi için vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapıldığı, buna dair ihbarnamenin, ikamet ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki adresine gönderilmesine rağmen "adı geçenin bu adreste tanınmadığı" şerhiyle iade edilmesi üzerine buna dair evrakın Maliye Bakanlığınca Gelir İdaresi Başkanlığı aracılığıyla davalı vergi dairesine gönderildiği, davalı idarece ihbarnamenin ilanen tebliği suretiyle alacağın tahakkukunun sağlandığı, anılan kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin ise dava tarihi itibarıyla tebliğe çıkarılmadığı, davacının, borcun varlığından e-devlet uygulaması aracılığıyla internetten haberdar olduğunu ileri sürerek, ilgili tahakkuk fişi içeriği vergi ve ferilerinin iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İdari Yargı, Hukuk Devletinde, hukuka bağlılığı esas olan kamu idaresinin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun, bağımsız yargı yerlerince, yargılama yöntemleri kullanılarak denetlenmesinin sağlanması için var olan yargı düzenidir. Bu yüzden; idari yargı denetiminin işleyebilmesi, idarenin Kamu Hukuku alanında faaliyette bulunmasına; idari nitelikte eylem veya işlem yapmasına, tesis edilecek işlemin de, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte olmasına bağlıdır. Böyle bir faaliyet olmadan, söz konusu denetimin işletilmesi olanaksızdır. Bu bağlamda, kişilerin hukuki durumlarında herhangi bir etki yaratmayan, belirli bir hukuki durumu ya da olguyu belirtmekle yetinen "icrailik" niteliğinden yoksun işlemlerin, idari bir davaya konu edilmesi mümkün değildir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 3. fıkrasının "d" bendinde yer alan, dava dilekçelerinin, ortada idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemin olup olmadığı yönünden inceleneceğine; aynı Kanunun 15. maddesinin 1. fıkrasının "b" bendinde de, böyle bir işlemin bulunmaması halinde, davanın sonraki yargılama işlemlerine girişilmeksizin reddedileceğine dair kurallar bu ilkeye dayalıdır.
Vergi mevzuatının uygulanması sonucunda tesis edilen ve idari davaya konu edilebilecek işlemler ise, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 378. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, vergi mahkemesinde dava açılabilmesi için; verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış olması ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması zorunludur. Maddenin ikinci fıkrasında ise, Vergi Hukukundaki "beyanın bağlayıcılığı ilkesi"nden hareketle, "mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları, ancak, bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmış; aynı Kanunun altıncı kısmının "vergi hatalarını düzeltme ve reddiyat" başlıklı üçüncü bölümünde ise, vergi hatalarıyla ilgili olarak idari uyuşmazlık çıkarma yöntemine dair kurallara yer verilmiştir.
Belirtilen hukuki durum karşısında, vergi mahkemelerinde dava açılabilmesi; ya 213 Sayılı Kanun'un 378. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen işlemlerden birinin, ya da 2. fıkrasında sözü edilen ve aynı Kanunun 116 vd. maddelerinde düzenlenen ''düzeltme-şikayet'' müessesesi kapsamında veya 6183 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis edilen bir işlemin varlığıyla mümkün olabilmektedir.
Öte yandan; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesi kapsamında, vergi idarelerine, mükellefiyetle ve vergilendirmeyle ile ilgili konularda yapılan başvurular üzerine tesis edilen olumsuz işlemlere karşı da dava açılabileceği tabiidir.
Olayda, davacı adına tarh edilen ve ihbarnameleri ilanen tebliğ edilerek tahakkuk etmesi sebebiyle tahsil edilebilir hale gelen vergi ve ferilerinin, varlıklarından e-devlet uygulaması aracılığıyla internetten haberdar olunduğu ileri sürülerek iptalleri istemiyle bu dava açılmış ise de, davada, kesinleşen söz konusu alacakların tahsili amacıyla düzenlenen bir ödeme emri davaya konu yapılmadığı gibi, anılan vergi borçlarıyla ilgili olarak yukarda belirtilen yollarla davacı tarafından davalı idareye yapılmış bir başvuru ve bu başvuru sonucu tesis edilmiş, idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir işlemin de bulunmadığı anlaşılmakla, açılan davanın, 2577 Sayılı Kanun'un yukarda yer verilen 14 ve 15. maddeleri uyarınca incelenmeksizin reddi gerekirken, bu husus irdelenmeksizin verilen Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin itiraz isteminin kabulüyle Ankara 2. Vergi Mahkemesi'nin 11/11/2015 gün ve E:2014/2144, K:2015/2208 Sayılı kararının bozulmasına, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesinin 4.fıkrası uyarınca incelenen davanın, idari davaya konu işlem bulunmadığından incelenmeksizin reddine, dava aşamasına ait olup aşağıda ayrıntısı gösterilen 149,00-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, itiraz aşamasına ait posta ücretinden oluşan 67,60-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı idare vekili için takdir olunan 990,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, ayrıca, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j bendi uyarınca muaf olduğundan davalı idareden alınamayan 84,50-TL itiraz başvuru harcı ile 31,40-TL itiraz karar harcının davacıdan alınmasına, posta gideri avanslarından artan miktarların taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)