(2577 S. K. Geç. m. 8) (1136 S. K. m. 140)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara (Kapatılan) Bölge İdare Mahkemesi 4. Kurulunun 02/03/2016 gün ve E:2015/2521, K:2016/1110 sayılı kararının, dilekçede belirtilen nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun mülga 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI
SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
ADALET BAKANLIĞI
SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 54. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, Avukat olan davacının 3 yıl süreyle işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına yönelik Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun 20/01/2012 gün ve E:2011/550, K:2012/23 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacı avukat hakkında şikayetçilerden ......'ın ......'dan olan 15.628,75 TL alacağın tahsili için başlatılan icra takibini engellemek amacıyla diğer şikayetçi ...... aleyhine icra takibi başlatılırsa bir şey alınamayacağı hususunda ikna ederek ......'ın baldızı ......'dan vekaletname alıp adı geçenin vekili sıfatıyla ...... aleyhine toplam 250.000,00 TL alacağın tahsili için muvazaalı takip başlatıp şikayetçi ......'ın alacağını tahsil etmesini engellemeye çalıştığı, alacaklı ...... vekili sıfatıyla borçlu ...... hakkında başlattığı muvaazalı takip nedeniyle şikayetçi ......'ın 8 adet taşınmazının değerinin çok altında bedelle satılmasına sebebiyet verdiği ve ağır şekilde zarara uğrattığı, alacaklı ...... tarafından, ...... hakkında yapılan takip alacağına mahsuben ödenmek üzere ...... tarafından verilen 19.034,00 TL'yi dosyasına yatırmayıp uhdesinde tuttuğu, davacı ...... vekili olarak takip ettiği ihalenin feshi davasını tanık dinletmeyip eksik ve yetersiz beyanda bulunarak davanın reddedilmesine sebebiyet verdiği iddiaları ile başlatılan disiplin soruşturması sonucunda İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nun 08/06/2010 tarih ve K:2010/307 sayılı kararıyla, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 135/3. maddesi gereğince 214,00 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu karara itiraz edilmesi üzerine Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun 06/11/2010 tarih ve K:2010/630 sayılı kararıyla, davacının 5237 sayılı Yasada yapılan değişiklik sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar veren Mahkemeye yasal süresi içinde müracaat edip etmediğinin araştırılması, müracaat etmiş ise, Avukatlık Kanununun 140/2. maddesi uyarınca yargılaması devam edecek kamu davasının kesin sonucunun beklenilmesi, Mahkemenin kesin sonucuna göre bir karar verilmesi, davacı tarafından ilgili mahkemeye müracaat edilmediğinin anlaşılması halinde, mevcut duruma göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İstanbul Barosu Disiplin Kurulu kararının bozulmasına karar verdiği, bunun üzerine, İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nun 06/06/2011 tarih ve K:2011/250 sayılı kararıyla, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin yazısından, davacının Türkiye Barolar Birliği bozma kararında sözü edilen 6008 sayılı Yasada bahsi geçen hakkını 15 günlük süresi içinde kullanmadığı anlaşıldığından, önceki gibi 214,00 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu karara itiraz edilmesi üzerine Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun 20/01/2012 tarih ve K:2012/23 sayılı kararıyla, davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçunun Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesine göre avukatlığa engel suçlardan olduğu, ve anılan yasanın 136/1 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği, ancak mahkemece bu suç nedeniyle davacı hakkında verilen mahkumiyet kararının CMK 231/5. maddesi uyarınca hukuki sonuç doğurmaması karşısında, Avukatlık Yasasının 158/1. maddesinde belirtilen ilkeler uyarınca eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alınarak meslekten çıkarma cezası yerine bir alt ceza olan işten çıkarma cezasının uygulanmasının gerektiği gerekçesiyle, İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nun "214,00 TL para cezası verilmesine" ilişkin kararının "üç yıl süreyle işten çıkarma cezası verilmesine" şeklinde düzeltilerek onanmasına, davacının üç yıl süreyle işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bahse konu disiplin cezasının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, disiplin cezasına konu eylem nedeniyle davacı hakkında yapılan yargılama sonucunda ise, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve K:2009/299 sayılı kararıyla, sanık olan davacının üzerine atılı görevi kötüye kullanmak ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçlarını işlediğinin iddia savunma ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, davacının sonuç olarak 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve davacı tarafından bu karara yapılan itirazın reddedilmesi sonucu kararın kesinleştiği, davacının disiplin cezasına konu fiili nedeniyle yapılan yargılaması neticesinde, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince davacının üzerine atılı görevi kötüye kullanmak ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçlarını işlediği kanaatine varılarak hüküm kurulması, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi kararına konu hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçunun Avukatlık Kanununun 5/1-a maddesine göre avukatlığa engel suçlardan olması ve bu suçun anılan Kanunun 136/1 maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasını gerektirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının 3 yıl süreyle işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği, bu karara davacı tarafından yapılan itirazın Ankara Bölge İdare Mahkemesi (Kapatılan) 4. Kurulu'nun 2.3.2016 gün ve E:2015/2521, K:2016/1110 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, disiplin cezasına mesnet suçu işlediği Mahkeme kararı ile sübuta eren davacının 3 yıl süreyle işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmekte ise de; uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle ceza mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kesin hüküm niteliği taşıyıp taşımadığı ve kesin delil olarak idari yargı mercileri için bağlayıcı olup olmadığı hususlarının irdelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3.6.2010 tarih ve E:2008/25343, K:2010/16169 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kesin delil bulunan bir konuda, Mahkemece bu yönün doğruluğunun yeniden araştırılması ve inceleme konusu yapılması hukuken mümkün değildir. Kesin delil; tarafları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal olarak doğru kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin hüküm de kesin deliller arasında sayılmaktadır. Kesin hüküm, tüm yargısal organları da bağlar. Kesin hüküm bulunan hallerde, hiçbir mahkeme aynı konuyu yeniden inceleyip, farklı yönde yeni bir karar veremez. Bir mahkeme hükmünün kesin hüküm teşkil edebilmesi için şekli ve maddi anlamda kesin olması gerekmektedir. Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Maddi anlamda kesin hüküm ise, dava konularının, dava nedenlerinin ve taraflarının aynı olması gerektiğini ifade etmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise, ceza mahkemesince verilebilecek hükümlerin sınırlı olarak sayıldığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddesinde yer almadığından, hüküm niteliği taşımamaktadır. Davanın esasını çözen bir hüküm niteliğinde olmayan hükmün açıklanması geri bırakılması kararları, lehe veya aleyhe bir sonuç da doğurmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 tarih ve E:2011/4-61, K:2011/79 sayılı kararıyla da açıkça ortaya konulmuştur.
Dolayısıyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği durumlarda, ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından, bu kararlar kesin delil olarak idari yargı mercilerini bağlamayacaktır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, davacı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kesin hüküm niteliğinde olmadığından ve davacının lehine veya aleyhine bir sonuç doğurmadığından; idare mahkemesince, ceza mahkemesi kararından bağımsız olarak dava dosyasındaki bilgi, belge ve tanık ifadeleri çerçevesinde davacının isnat edilen eylemleri işleyip işlemediği ve bu eylemlerin disiplin suçu oluşturup oluşturmadığı hakkında inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda davacı hakkında şekli anlamda kesin hüküm bulunduğundan ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5/a maddesinde sayılan güveni kötüye kullanmak eyleminden hüküm giydiğinden bahsedilemeyeceği ancak, dava konusu olayda, yapılan disiplin soruşturması sonucunda disiplin cezası verilmesine konu eyleminin sübut bulduğu, bu nedenle 3 yıl süre ile işten yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bölge İdare Mahkemelerinin itiraz üzerine verilen kararlarının karar düzeltme yoluyla yeniden incelenebilmeleri ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun (2577 sayılı Kanuna 18.6.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. madde uyarınca halen uygulanmakta olan) mülga 54. maddesinde yazılı nedenlerin birinin varlığı halinde mümkün olup, davacının kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürdüğü hususlar anılan yasa maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, Ankara (Kapatılan) Bölge İdare Mahkemesi 4. Kurulunun 2.3.2016 gün ve E:2015/2521, K:2016/1110 sayılı kararı ile onanan Ankara 3. İdare Mahkemesinin 15.5.2013 gün ve E:2012/1185, K:2013/893 sayılı kararı sonucu itibariyle usul ve hukuka uygun olup, yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin yukarıda belirtilen gerekçe ile REDDİNE, yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın karar düzeltme isteminde bulunana iadesine, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine 15/11/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)