(2577 S. K. Geç. m. 8) (213 S. K. m. 10)
İSTEMİN ÖZETİ: .... Kargo Ticaret Limited Şirketinin 2008 ve 2009 yıllarının değişik dönemlerine ait gelir stopaj ve damga vergileri borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenerek tebliğ edilen 2.7.2015 tarih ve 2015...1 ve 2 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada; olayda, 6.3.2008 tarih ve 373 sayılı ortaklar kurulu kararı ile davacının asıl borçlu şirkette hukuk ve ticaret müdürü olarak atandığı ve vergi daireleri ile ilgili işlemlerde münferiden yetkili kişi olduğu anlaşıldığından, beyan üzerine tahakkuk eden vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen Konya 1. Vergi Mahkemesinin 20.4.2016 gün ve E:2015/1387; K:2016/624 sayılı kararının; vergi ödevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili herhangi bir yetkisinin bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstemin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 sayılı Kanunun 27. maddesiyle eklenen geçici 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü;
Dosyanın incelenmesinden; .... Kargo Ticaret Limited Şirketinin 2008 ve 2009 yıllarının değişik dönemlerine ait gelir stopaj ve damga vergileri borçlarının şirketten tahsil edilemediğinden bahisle davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlendiği anlaşılmış ise de, Dairemizin 27.4.2017 tarihli ara kararıyla, davalı idareden, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine konu alacak nedeniyle temsilcisi olduğu şirket adına ödeme emri düzenlenip düzenlenmediğinin sorulması ve düzenlenmiş ise ödeme emirlerinin ve tebliğlerine ilişkin evrakın okunaklı örneklerinin istenilmesi üzerine cevaben ödeme emirlerinin tebliğ alındılarının imha edildiği bildirilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde, tüzel kişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde, bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi alacaklarının, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri hükme bağlanmış olup, bu hükme göre, kanuni temsilcinin sorumluluğuna başvurulabilmesi için usulüne uygun olarak tebliğine nazaran alacağın tüzel kişiden tahsil edilememiş olması gerekmektedir.
Olayda; asıl borçlu olan şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olduğu hususu tebliğ evrakının dosyaya sunulması suretiyle kanıtlanmadığından, dolayısıyla usulüne uygun olarak yapılan takip sonucunda alacağın şirketten tahsil edilemediği hususu ortaya konulmadığından, kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde ve davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının itirazının kabulüne; Konya 1. Vergi Mahkemesinin 20.4.2016 gün ve E:2015/1387; K:2016/624 sayılı kararının bozulmasına; davanın kabulüne ve dava konusu ödeme emirlerinin iptaline; aşağıda dökümü yapılan davacı tarafından karşılanan 285,40 Türk lirası yargılama giderlerinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine; işbu karara karşı tebliğini izleyen on beş (15) gün içinde Konya Bölge İdare Mahkemesi nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 19.06.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Dosyanın incelenmesinden; Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince iflasına karar verilmesinden sonra borçları nedeniyle adına düzenlenen ödeme emirlerinin şirkete tebliğinden sonra alacağın şirketten tahsil edilemediğinden bahisle davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlendiği anlaşılmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 54. maddesinde, ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı, cebren tahsilin, amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse, teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi; amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi veya gerekli şartlar bulunduğu takdirde borçlunun iflasının istenmesi şekillerden herhangi birinin tatbiki suretiyle yapılacağı öngörülmüş; 100. maddesinde de, amme alacaklarının tahsili için İcra ve İflas Kanunu hükümleri dairesinde amme borçlusunun iflasının istenebileceği, iflas dairesinin, amme alacaklarının iflas masasına geçirilmesini temin için, hakkında iflas açılan kimseleri ve basit ve adi tasfiye şekillerinden hangisinin tatbik edileceğini bulunduğu yerdeki amme idarelerine zamanında bildirmeye mecbur oldukları hükme bağlanmıştır.
Öte yandan; 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 184. maddesinde, iflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil edeceği ve alacakların ödenmesine tahsis olunacağı, iflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen malların masaya gireceği belirtilmiş; 193. maddesinde ise, iflasın açılmasının, borçlu aleyhinde haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durduracağı, iflas kararının kesinleşmesi ile bu takiplerin düşeceği, iflasın tasfiyesi müddetince müflise karşı birinci fıkradaki takiplerden hiçbirinin yapılamayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümlere göre, iflasına karar verilmesinden sonra toplu cebren tahsil şekli olan iflasın tasfiyesi süresince borçlu hakkında ferdi cebren tahsil şekli olan haciz yolu ile takip yapılması mümkün olmayıp, alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırmaları ve masanın tasfiyesi sonucunda yapılacak paylaştırmaya göre tahsil etmeleri zorunlu bulunmaktadır.
Olayda, asıl borçlu olan şirketin iflasına karar verilmesinden sonra davalı idarece iflas masasına yazdırılması ve paylaştırmaya göre alacağın tahsile çalışılması ve tahsil edilememesi halinde kanuni temsilci olan davacının sorumluluğuna başvurulması gerekirken, tasfiye halindeki şirket adına haciz yoluyla takibe ilişkin olan ödeme emri düzenlenmesi ve tebliğ edilmesi yukarıda belirtilen takip usulüne uygun bulunmadığından, şirket nezdinde usulüne uygun takip yapılmaksızın davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde ve ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Bu nedenle, mahkeme kararının açıklanan gerekçeyle bozulması ve davanın kabulü ile ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesi gerektiği görüşü ile çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum. (¤¤)