(1319 S. K. m. 13, 23, 32, 37) (213 S. K. m. 29)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına kayıtlı .... ve .... Köylerinde bulunan taşınmazlarla ilgili olarak 1991...2014 yıllarına ilişkin tahakkuk ettirilip ödenen emlak vergileri, ferileri ve cezalarının iptali ile ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılan davada Gaziantep 2. Vergi Mahkemesi'nce verilen 25/11/2015 gün ve E:2015/98, K:2015/1575 sayılı ''davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, dava konusu emlak vergileri ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma paylarının onanmasına, kesilen ve ihtirazi kayıtla ödenen vergi ziyaı cezaları ile I.derece usulsüzlük cezasının kaldırılmasına ve yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine'' ilişkin kararın; davacı tarafından, ilgili taşınmazların Asliye Hukuk Mahkemesince 2014 yılında verilen karar ile davacı adına tescil edilmesine karar verilen taşınmazlar olup bu tarihten öncesine ilişkin emlak vergi ve ferilerinin talep edilemeyeceği, ayrıca taşınmazların davalı idarenin esas aldığı m2 birim değeri yüksek olan 104002 no.lu caddeye cepheli olmayıp bu caddeye uzak oldukları, dolayısıyla hesap edilen emlak vergilerinin de fazla olduğu, davalı idare tarafından, dava dilekçesinden dava konusu edilmek istenen hususun ne olduğunun açıkça anlaşılamadığı, tahakkuk ettirilen emlak vergilerinin mi yoksa tahakkuka esas sicil kayıtlarının mı dava edildiğinin net olmadığı, bu nedenle öncelikle davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, adı geçen mahkeme kararı ile ilgili taşınmazlara 40 yılı aşkın bir süredir davacı ve murislerinin malik gibi tasarruf ettiğinin tespit edildiği, dolayısıyla yapılan işlemlerde esas yönünden de hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, itirazen incelenerek aleyhe olan kısmının bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce dosyadaki tüm bilgi ve belgeler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:
İtiraz, Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile davacının yukarıda bahsi geçen taşınmazları imar ve ihya ederek 20 yılı aşkın bir süredir zilyetliğinde bulundurduğu bu nedenle kazandırıcı zaman aşımı ile mülkiyetini iktisap ettiği gerekçesiyle 2014 yılında söz konusu taşınmazların davacı adına tesciline karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden sonra, bu taşınmazlara davacının 1991 ila 2014 yılları arasında malik gibi tasarruf ettiğinden bahisle davacı adına davalı idarece tahakkuk ettirilip tahsil edilen emlak vergi ve ferileri ile cezalarının iptali ile ödeme tarihinden itibaren hesap edilecek yasal faiziyle birlikte davacıya iade edilmesine karar verilmesi istemiyle açılan davayı, "....taşınmazlara ilişkin 15.12.2014 tarihine kadar herhangi bir bildirimde bulunulmadığı açık olup, davacının, söz konusu taşınmazlar üzerinde malik gibi tasarruf ettiğinin 13.11.2014 tarihinde kesinleşen Mahkeme kararıyla sabit olduğunun idare tarafından öğrenilmesi üzerine 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 13 ve 32.maddeleri uyarınca dava konusu emlak vergileri ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma payı tarhiyatları yapılmış olup yapılan bu tarhiyatlarda hukuka aykırılık bulunmadığı, ....vergi zıyaı cezaları ile I.derece usulsüzlük cezasına gelince; ... Davacının taşınmazların mülkiyetini 13.11.2014 tarihinde kesinleşen Mahkeme kararıyla kazandığı, bu tarihten önceki dönemler için mülkiyet hakkına sahip olmadığı, mülkiyetinin kendisine ait olmayan araziler için beyanname vermesinin beklenemeyeceği, ayrıca emlak vergisinin genel beyan dönemleri dışında kanunen tahakkuk eden ve beyanname verilmesini gerektirmeyen bir vergi türü olması nedeniyle vergi ziyaına yol açan bir durumdan da bahsedilemeyeceği anlaşıldığından dava konusu vergi ziyaı cezaları ile I.derece usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle kısmen kabul kısmen reddeden ve I.derece usulsüzlük cezası ile vergi ziyaı cezasının iptali ile iadesine, diğer kısımlara yönelik davanın ise reddine hükmeden mahkeme kararının, davacı ve davalı idare tarafından itirazen incelenerek bozulması istemine ilişkindir.
Davalı idare tarafından, itiraz konusu kararın "emlak vergileri üzerinden tahakkuk ettirilip ödenen vergi ziyaı cezaları ile ihbarname tanzim edilmeksizin tahakkuk ettirilen I.dereceden usulsüzlük cezasının iptali ile yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine" ilişkin hüküm fıkrasına itiraz edilmiştir. Buna ilişkin olarak;
9.4.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4751 sayılı Kanun ile 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda önemli değişikliklere gidilmiş, yapılan değişiklikle emlak vergisinin tarh ve tahakkukuna ilişkin yeni esaslar getirilmiştir. 4751 sayılı Kanun ile emlak vergisi uygulaması sonucunda görülen olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve vergilemede kolaylığın ve basitliğin sağlanması amacıyla dört yılda bir alınmakta olan beyan esasının kaldırılması ve sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde mükelleflerden bildirim alınmasını sağlamaya yönelik değişikler yapılmıştır.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 4751 sayılı Kanunla kaldırılmadan önceki 20. maddesinde, arazi vergisinin mükelleflerin yazılı beyanı üzerine tarh ve tahakkuk ettirileceği hüküm altına alınmış, aynı Kanunun 4751 sayılı Kanunla değişmeden önceki 32. maddesinde de, ek süreye rağmen beyanname verilmemesi halinde; verginin bu Kanun hükümlerine göre idarece tarh edileceği, şu kadar ki, gayrimenkulün maddi delillere göre tespit edilen değerinin beyan edilmesi gereken asgari değerden fazla olması halinde, bu değer üzerinden ikmalen vergi tarh olunacağı, beyannamesini ek süreye rağmen vermeyen mükellef adına vergi ziyaı cezası kesileceği, mükellefin beyanının maddi delillere göre tespit edilen rayiç bedelden düşük olması halinde, rayiç bedelle tarhiyata esas değer arasındaki fark üzerinden ceza uygulanmaksızın ikmalen vergi tarh olunacağı hükme bağlanmıştı.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda 4751 sayılı Kanun ile 9.4.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan değişiklikler sonucu beyan esası kaldırılarak sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde bildirim verilmesi esasının getirilmesine paralel olarak kanunun 32. maddesinde yeniden düzenlemeye gidilmiş, buna göre emlak vergisi bildirimi verilmesi gereken hallerde mükellefin bildirim vermemesi durumunda, verginin idarece tarh edileceği, idarece tarhiyatta her yıla ilişkin vergi değerinin 29'uncu madde hükmü dikkate alınarak hesaplanacağı belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen Kanun hükmünde 9.4.2002 tarihinde yapılan değişiklik öncesi beyanname verilmemesi halinde vergi ziyaı cezası kesileceği açık olarak belirtilmekte iken Emlak Vergisi Kanununda 9.4.2002 tarihinden itibaren 4751 sayılı Yasa ile yapılan değişikler sonucu, beyan esasına ilişkin 20. madde kaldırılarak 23. maddede yapılan değişiklik ile Kanunun 33. maddesinde belirtilen vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana gelmesi halinde bildirim verilmesi esası getirilmiş, 32. maddede de bildirimin süresinde verilmemesi durumunda verginin idarece tarh edileceği belirtildiği halde vergi ziyaı cezası kesileceğine dair bir ibareye yer verilmemiştir.
Bu durumda; Emlak Vergisi Kanununda 9.4.2002 tarihinden itibaren beyanname verme zorunluluğu kaldırılarak emlak vergisi bildirimi verilmesi gereken hallerde mükellefin bildirim vermemesi durumunda verginin idarece tarh edileceği kuralı benimsendiğinden ve vergi ziyaı cezası kesileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, tahakkuk ettirilip davacıdan tahsil edilen dava konusu vergi ziyaı cezaları ile I.dereceden usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı idarece yapılan itiraz isteminin reddine karar vermek gerekmektedir.
Davacı tarafından, itiraz konusu kararın "dava ret" ile sonuçlanan kısımlarına (arazi vergileri, KTVK katkı paylarına) yönelik itiraz istemine gelince;
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 37. maddesinde, bu Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Kanuna göre alınacak vergiler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 29. maddesinde, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin ikmalen tarh olunacağı, aynı Yasanın 34. maddesinde de, ikmalen ve re'sen tarh edilen vergilerin "ihbarname" ile ilgililere duyurulacağı hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, yukarıda belirtildiği üzere, Emlak Vergisi Kanununun 4751 sayılı Kanunla değişmeden önceki 32. maddesinde, ek süreye rağmen beyanname verilmemesi halinde; verginin bu Kanun hükümlerine göre idarece tarh edileceği, şu kadar ki, gayrimenkulün maddi delillere göre tespit edilen değerinin beyan edilmesi gereken asgari değerden fazla olması halinde, bu değer üzerinden ikmalen vergi tarh olunacağı, beyannamesini ek süreye rağmen vermeyen mükellef adına vergi ziyaı cezası kesileceği, mükellefin beyanının maddi delillere göre tespit edilen rayiç bedelden düşük olması halinde, rayiç bedelle tarhiyata esas değer arasındaki fark üzerinden ceza uygulanmaksızın ikmalen vergi tarh olunacağı hükme bağlanmış iken, 4751 sayılı Kanun ile 9.4.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan değişiklikler sonucu beyan esası kaldırılarak sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde bildirim verilmesi esasının getirilmesine paralel olarak Kanunun 32. maddesinde yeniden düzenlemeye gidilmiş, buna göre emlak vergisi bildirimi verilmesi gereken hallerde mükellefin bildirim vermemesi durumunda, verginin idarece tarh edileceği hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca, 1319 sayılı Kanunun 23. maddesinin 1. fıkrasında, vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde (geçici ve daimi muafiyetten faydalanılması hali dahil) emlak vergisi bildirimi verilmesinin zorunlu olduğu, vergi değerini tadil eden hallerin sayıldığı 33. maddesinin 1. fıkrasının 6 numaralı bendinde ise, bir bina veya arazinin malikinin değişmesi vergi değerini tadil eden nedenler arasında gösterilmiş, "Verginin Tarh ve Tahakkuku" başlıklı 21. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, vergi değerini tadil eden sebeplerle bildirim verilmesi icabeden hallerde, vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılın Ocak ayı içinde, vergi değerini tadil eden sebep bütçe yılının son üç ayı içinde vuku bulmuş ve bildirim, vergi değerini tadil eden sebebin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılda verilmiş ise bildirimin verildiği tarihte tarh olunacağı ve bu suretle tarh olunan vergilerin, tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş sayılacağı ve mükellefe bir yazı ile bildirileceği, 2. fıkrasında da yapılan tarh ve tahakkuku takip eden yıllarda, 29 uncu maddeye göre tespit edilen vergi değeri üzerinden hesaplanan arazi vergisinin, her bütçe yılının başından itibaren o yıl için tahakkuk etmiş sayılacağı hükmü yer almıştır.
Tüm bu mevzuat birlikte nazara alındığında, bildirim dışı kalan bir taşınmaz ile ilgili tarh edilen emlak vergilerinin tahakkuk ettirilebilmesi için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca öncelikle tarh edilen vergilerin ihbarname ile istenilmesi gerektiği, aynı şekilde bildirim dışı kalmamış dahi olsa bildirimin verildiği döneme ilişkin olarak tarh edilen vergilerin de ihbarname ile istenilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, .... Köyü 3271 Parsel ve .... Köyü 2882 Parselde bulunan taşınmazların, "1972 yılından öncesine dayalı olarak davacı ve murislerinin zilyetliğinde olduğu, 1985 yılında imar ve ihyasının tamamlandığı, 1999 yılı itibarıyla da zilyetliğin süreklilik arz ettiği" gerekçesiyle Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 27.02.2014 gün ve E:2012/434, K:2014/121 sayılı kararıyla kazandırıcı zaman aşımı sebebiyle davacı adına tescil edilmesine karar verildiği ve söz konusu mahkeme kararının yasal yollardan geçerek 13.11.2014 tarihinde kesinleştiği, kararın kesinleşmesi üzerine davacı tarafından söz konusu taşınmazların tapuda kendisi adına tescili için ilgili tapu idaresine müracaat etmesi sebebiyle ilgili tapu idaresince taşınmazların harca esas rayiç değerlerinin davalı idareden sorulduğu, davacının bu sebeple ilgili taşınmazların rayiç değerinin alınması için davalı belediyeye gitmesi üzerine kendisinden 2014 yılı için emlak vergisi bildirimi alındığı, daha sonra da bu taşınmazlara davacının öteden beri malik gibi tasarruf ettiğinin mahkeme kararı ile tespitli olduğundan bahisle 1991 ila 2014 yılları arası için arazi vergileri ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma (KTVK) katkı paylarının tahakkuk ettirilerek "ihtirazi kayıtla" tahsil edildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen yasa hükümleri uyarınca, vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde buna ilişkin bildirimde bulunulması, ardından tarh tahakkuk işlemlerinin yapılarak, mükellefe tebliğ edilmesi gerekmektedir.
Olayda ise, davacı adına emlak vergileri ve ferileri tahakkuk ettirilmeden önce, vergi değerini tadil eden nedene (arazinin malikinin değişmesine) ilişkin olarak 1991 ila 2014 yılları arası tüm dönemler için emlak vergisi bildirimi olmadığı halde sadece 2014 dönemine ilişkin olarak verilen emlak vergisi bildirimi esas alınarak, bu döneme ilişkin olarak yasal gereklilik aksine ihbarname tanzim ve tebliğ edilmeksizin, diğer dönemler için ise önceden verilmiş herhangi bir bildirim bulunmadığı halde ve böylesine bir durumda bildirim dışı kalan taşınmazların vergilendirilmesi için ihbarname tanzim ve tebliğ edilmesi gerektiği halde ihbarname de tebliğ edilmeden doğrudan tahakkuk ettirildiği anlaşıldığından, dolayısıyla dava konusu vergi ve ferilerinin usulünce tahakkuk ettirilmediği ve bu nedenle hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, mahkeme kararının "dava ret" ile sonuçlanan kısımlarına yönelik davacı tarafından yapılan itiraz isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.
Davacının yasal faizi istemine gelince;
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu; “Yargı Yolu” başlıklı 125 nci maddesinin 1 inci fıkrasında, İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yoluna başvurulabileceği, 7 nci fıkrasında ise, İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hükme bağlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir hukuk devleti olduğu yukarıda belirtilen anayasal kurallarla düzenlenmiştir. Hukuk devleti; insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine açık olan, hukuka aykırı durum ve tutumlardan sakınan, hukuku devletin tüm organlarına hâkim kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Anayasanın “Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlıklı 90'ıncı maddesinin son fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu kuralına yer verilmiş olup, bu kapsamda bulunan Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ekli 1 No’lu Ek Protokol’ün 1 inci maddesinde; her gerçek veya tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının bulunduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve kanunda öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği hususu düzenlenmiştir.
Anılan sözleşme hükmü gereğince, bir kişinin mülkiyet hakkından mahrum bırakılabilmesi, bu durumun, uluslararası hukukun genel ilkelerine aykırı bulunmaması, kamu yararına ve kanunun açık hükmüne uygun olması şartlarının bir arada gerçekleşmesine bağlıdır. Dolayısıyla, Anayasal ve kanuni dayanağı bulunmayan bir şekilde kişilerin mülkiyet hakkından mahrum bırakılması mümkün olmayıp, aksi durum, yukarıda sözü edilen ve Anayasa ile kanun hükmünde olduğu belirtilen sözleşmeye de aykırılık teşkil edecektir.
Ekonomilerde değişim vasıtası olan para, çeşitli ticari, sınai, zirai vs. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine, kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi yararlar sağlayan ekonomik bir değerdir. Faiz ise, Anayasa Mahkemesinin 14.5.2011 tarihli ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10.2.2011 günlü, E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında da belirtildiği gibi, ekonomik açıdan paranın fiyatıdır. Herhangi bir kişinin kendisine ait olmayan parayı belirli süre kullanması, asıl para sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğuracağı gibi, enflasyona maruz kalan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünü enflasyon oranında yitirmesine de neden olacağından, parası uhdesi dışında kalan ve mülkiyet hakkı ihlal edilen bu kişiye haksız kullanım karşılığında faiz ödenmesi gerekmektedir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09/03/2006 günlü ve 100162/02 sayılı Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında da, haksız olarak tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra iade edilmesinin; belirli bir meblağdan yararlanma hakkı uzunca süre engellenen kişinin, ekonomik durumunda önemli ve kesin zarara neden olduğu, bu durumun, sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, dolayısıyla, 1 No’lu Protokolün 1 inci maddesi ihlal edilerek kendisine aşırı yük yüklenen bu kişinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle faiz ödenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Bu itibarla, davacıdan dava konusu edilen emlak vergileri ve ferilerinin ihtirazi kaydı aksine hukuka aykırı olarak tahsil edilmesi, 1 no’lu Ek Protokolün 1 inci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen kararı uyarınca mülkiyet hakkı ihlali olduğundan, haksız tahsil edilen verginin 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uyarınca yasal faiziyle birlikte iade edilmesi gerekmektedir. Yasal faizin başlangıç tarihinin ise, ihtirazi kayıtla yapılan tahsilat işleminin tarihi olarak alınması gerektiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idare tarafından yapılan itirazın reddine, davacı tarafından yapılan itirazın kabulüne, Gaziantep 2. Vergi Mahkemesi'nce verilen 25/11/2015 gün ve E:2015/98, K: 2015/1575 sayılı kararın "dava konusu emlak vergileri ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma paylarının onanmasına" ilişkin kısmının bozulmasına, ihtirazi kayıtla ödenen dava konusu emlak vergileri ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma payı tahakkuklarının iptali ile ödeme tarihinden itibaren hesap edilecek yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine, yargılamanın bütününe ilişkin olarak aşağıda ayrıntısı gösterilen 241,80-TL yargılama giderleri ile davacı taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenen 1.100,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, itiraz aşamasında davalı idarece sarf edilen aşağıda ayrıntısı gösterilen 31,50-TL itiraz yargılama giderlerinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına, posta giderine karşılık yatırılmış olan avanstan artanının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine (taraflara) mahkemesince re'sen iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren on beş (15) gün içinde Dairemize karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)