(213 S. K. m. 116, 117, 118, 122, 124, 371) (193 S. K. m. 75)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 2011 yılına ilişkin olarak tahakkuk eden gelir vergisi, pişmanlık zammı ve usulsüzlük cezasının iadesi isteği ile yapılan düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddi işleminin iptali istemiyle açılan davada; hata hallerinde yapılan düzeltme ve şikayet yollarının, mükellefin ilgili dönem beyanını verip vergilerini tahakkuk ettirip ödedikten sonra, kanun kapsamında sınırları belirlenmiş yanlışlıkların yapılmış olduğunun farkedilmesi üzerine, zamanaşımı süresi içerisinde başvurularak iadesinin istenilmesine imkan tanımak üzere getirilmiş bir müessese olduğu, Vergi Usul Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca pişmanlıkla beyanda bulunarak, maddede öngörülen diğer koşulları usule uygun biçimde yerine getirmek suretiyle pişmanlık müessesesinin hukuki sonuçlarından, yani sağlamış olduğu cezai avantajlardan yararlanan davacının, hata halinin varlığını ileri sürerek düzeltme ve şikayet yollarına başvurmasının düzenlemenin konuluş amacı ile bağdaşmadığı, davacının, söz konusu 371. madde hükmünden yararlanmak talebiyle vermiş olduğu beyanname üzerinden yapılan tahakkuka karşı açılan davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar veren, İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği'nce verilen 28/01/2016 tarih ve E:2014/3053, K:2016/109 sayılı kararına davacı tarafça itiraz edilerek; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İtirazın reddi ile kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce dosyadaki belgeler incelenip davacı tarafından yapılan itiraz hakkında gereği görüşüldü:
Dava; davacının OYAK-Bağışa dayanan emeklilik sisteminden sözleşme süresi dolmadan ayrılması üzerine anapara üzerinden elde ettiği, 2011 yılına ilişkin nemaya isabet eden gelir vergisi, pişmanlık zammı ve usulsüzlük cezasının düzeltme şikayet yoluyla kaldırılması talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde; “Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması hukuka aykırı karar verilmesi ve usul hükümlerine uyulmamış olması” bozma nedenleri olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 116. maddesinde vergi hatasının vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız veya fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olduğu belirtilmiş; 117. maddesinde "hesap hataları şunlardır: 1. Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır. 2. Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır. 3. Verginin mükerrer olması: Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır." hükmüne; 118. maddesinde ise "vergilendirme hataları şunlardır: 1. Mükellefin şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır; 2. Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmıyan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır; 3. Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna girmiyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, Madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır. 4. Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır." hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 122. maddesinde, mükelleflerin vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilecekleri, 124. maddesinde ise, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığı’na müracaat edebilecekleri hüküm altına alınmıştır.
Diğer yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 75. maddesinde, sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratların menkul sermaye iradı olduğu belirtilip, maddenin 2. fıkrasının 6. bendinde, kaynağı ne olursa olsun her nevi alacak faizlerinin (Adi, imtiyazlı, rehinli, senetli alacaklarla cari hesap alacaklarından doğan faizler ve kamu tüzelkişilerince borçlanılan ve senede bağlanmış olan meblağlar için ödenen faizler dahil.) menkul sermaye iradı sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, üyesi olduğu Oyak Yardımlaşma Kurumunda bulunan bağışa dayalı emeklilik sisteminden ayrıldığı, bu sebeple anılan kurumca, davacıya toplu ödeme yapıldığı, yapılan ödeme içerisinde davacı tarafından yatırılan ana paralar haricinde nemaların da bulunduğu, bu nemaların 193. sayılı Kanun hükmü gereğince alacak faizi olarak gelir vergisine tabi olduğunun kurum tarafından davacıya bildirildiği, bu yazıya binaen davacı tarafından nema olarak belirtilen miktarın, alacak faizi olarak pişmanlık beyannamesi ile beyan edildiği, tahakkuk eden gelir vergisinin, pişmanlık zammı ve usulsüzlük cezası ile birlikte ödendiği, davacı tarafından, kurumca yapılan nemaların alacak faizi olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ödenen tutarın iadesi talebiyle vergi idaresine müracaat edildiği, müracaatın reddi üzerine, Gelir İdaresi Başkanlığına şikayet yoluyla müracaat edildiği, müracaatın zımnen reddi üzerine de ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, davacıya anılan kurumca yapılan ödeme, davacının anılan kuruma verdiği borç, haksız fiil v.b. sebebiyle doğan alacağının davacıya ödenmesi değil, bir takım kendine özgü usul ve esaslara tabi mevzuatlar çerçevesinde tesis edilen emeklilik sistemi çerçevesinde davacıya yapılan toplu ödemedir. Davacının, emekli olmadan ayrılması sebebiyle aldığı toplu ödemenin, ödemeyi, alacak haline sokmayacağı muhakkaktır. Zira, alacak, vadesi belli olan ya da belli edilebilen bir tutar olup, davacıya yapılan ödemenin böyle bir niteliğe sahip olan bir ödeme olduğu da söylenemez.
Bu durumda, alacak faizi olarak değerlendirilme imkanı bulunmayan bir tutarın, alacak faizi olarak değerlendirilmesi suretiyle davalı idarece vergi mevzunda hata yapıldığı anlaşıldığından, tahsil edilen tutarın, yasal faiziyle birlikte vergi hatası kapsamında davacıya iadesi gerekirken Gelir İdaresi Başkanlığı'nın aksi yönde tesis edilen ret işleminde yasal ve hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı taraf itirazının kabulüne, İstanbul 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği'nce verilen 28/01/2016 tarih ve E:2014/3053, K:2016/109 sayılı kararının bozulmasına, davanın kabulüne, dava konusu zımni ret işleminin iptaline ve tahsil edilen tutarın yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesi uyarınca aşağıda dökümü gösterilen 208,70-TL yargılama gideri davalı idareden alınarak davacı tarafa verilmesine, posta avansından artan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)