(2577 S. K. m. 20, 45) (213 S. K. m. 13) (3065 S. K. m. 29)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı adına 2013 yılına ait yasal defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi nedeniyle inceleme raporuna istinaden 2013/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 dönemlerine ilişkin olarak tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin kaldırılması istemiyle açılan davayı, "kanunda öngörülen zorunluluğa karşın, usulüne uygun olarak verilen süre içerisinde, haklı mazeret olmaksızın, defter ve belgelerin ibrazından kaçınılması, vergi idaresinin denetiminden saklanmak istenilen kimi durumların olduğu ve bunların inceleme yoluyla ortaya çıkarılmasının engellenmesinin amaçlandığı anlamına gelecek ve salt bu nedenle, defter ve belgelerin ilgili lehine kanıt olma değerini yitireceği, Vergi Usul Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 2’nci fıkrasının 3’ncü bendinde, bu Kanuna göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesinin, dönem matrahının re’sen takdirini gerektiren ayrı bir durum olarak öngörülmüş olmasının nedeninin de bu olduğu, idari yargı yetkisinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırıldığı, idari yargı yerlerinin bu denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasını kapsamakta olup söz konusu idari makamlara ait yetkilerin idari yargı yerlerince kullanılması sonucunu doğurmayacağından, Vergi Mahkemelerinin, vergi idaresine ait vergi incelemesi ve karşıt inceleme yapma yetkisinin nasıl kullanıldığı hususunun hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinecekleri, onların yerine geçerek, vergi incelemesi ve karşıt inceleme yoluyla defter kayıtlarının ve bu kayıtların dayanağı olan belgelerin gerçek durumla uyumlu olup olmadığını araştıramayacakları, aksi düşünüldüğünde; vergi incelemesi yapmaya yetkili denetim elemanına ibraz edilmeyen defter ve belgelerin, çıkan uyuşmazlık dolayısıyla açılan idari davada, inceleme yetkisi ve inceleme için gerekli olabilecek alt yapıya sahip bulunmayan idari yargı yerince karara dayanak alınmasının, vergiyle ilgili muamelelerinin gerçek mahiyetini vergi idaresinin denetiminden kaçırmayı düşünen vergi mükelleflerinin, bunu sağlamak amacıyla, defter ve belgelerinin inceleme elemanı yerine yargı yerlerine ibrazını yeğlemelerine yol açabileceği, zira, bu durumda incelemenin sadece KDV indirimleri yönünden yapılabileceği, oysa defter ve belgelerin süresinde inceleme elemanına ibrazı durumunda ise muhasebe sistemi ve başka vergi kanunları bakımından da inceleme yapılabileceği, bu itibarla ilgili dönemlere ait defter ve belgelerin kanun hükümleri uyarınca incelenemeyeceğinin açık olduğu, nitekim; benzer uyuşmazlıkta Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 29.03.2017 gün ve E:2016/1367, K:2017/180 sayılı kararı ile Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi'nin 14.03.2017 tarih ve E:2016/524, K:2017/359 sayılı kararının da bu yönde olduğu" gerekçesiyle reddeden Malatya Vergi Mahkemesi'nin 05/05/2017 gün ve E:2016/805, K:2017/197 sayılı kararının; incelemenin şekil ve usul kurallarına uyulmadığı, defter ve belgelerin ikinci olarak verilen ek sürenin sonunda ibraz edilmemesi halinde bu işlem yapılabileceği halde idarece bu hususa riayet edilmediği, defter ve belgelerin mali müşavir tarafından inceleme elemanına ibraz edildiği ve e-mail adresine de gönderildiği halde idarece teslim alma tutanağının düzenlenmediği, katma değer vergisi indirimleri reddedilirken davacının alış yaptığı firmaların ve davacının ibraz ettiği defter ve belgelerin de incelenmediği, tüm bu nedenlerle cezalı tarhiyatın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek, istinaf talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunu'nun 19. maddesiyle değişik 45. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlıkta, davacı adına kanuni defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle 2013/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 dönemlerine ilişkin olarak yapılan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının kaldırılması istemiyle açılan davayı, yukarıda belirtilen gerekçelerle reddeden mahkeme kararının, davacı tarafından istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun mücbir sebepler başlıklı 13'üncü maddesinde; vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk hali ile yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetlerin, kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler ile sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi haller mücbir sebep olarak sayılmıştır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29'uncu maddesinde, mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak, düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri kuralına yer verilmiş, 34'üncü maddesinde de bu belgelerin, tutulması mecburi olan defterlere kaydedilmesi şartı aranmıştır.
Yukarıda sözü edilen düzenlemeler nedeniyle emtia veya hizmet alışını temsil eden fatura veya yerine geçen belgenin yasal defterlere usulüne uygun olarak kaydedilmesi ve bu belgelerde katma değer vergisinin ayrıca gösterilmesi, katma değer vergisi indirimi yapılabilmesinin ön koşullarıdır. Bu ön koşulların varlığının, sözü edilen defter ve belgelerin ibrazı ve incelenmesiyle saptanabileceği açıktır. Vergi idaresinin, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini ortaya çıkarabilmesi ise istendiğinde defter ve belgelerin vergi idaresinin denetim ve incelemesine sunulması ve gerektiğinde, şekline ve usulüne uygun belgelerle tevsik edilen hukuki muamelelerin karşı taraf nezdinde inceleme ve araştırma yapılmasıyla olanaklıdır.
213 sayılı Kanunun 30'uncu maddesinin 2'nci fıkrasının 3'üncü bendinde, bu Kanuna göre tutulması zorunlu olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi, dönem matrahının re'sen takdirini gerektiren sebep olarak öngörülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20'nci maddesinin 1'inci bendinde Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinin, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları düzenlenerek idari yargılama usulünde re'sen araştırma ilkesi benimsenmiştir.
İncelenmek üzere istenmesine karşın, ihtilaflı döneme ilişkin defter ve belgeleri hukuken geçerli bir nedenin varlığını ileri sürmeden ibraz etmeyen davacının dönem matrahının tespiti için re'sen takdire gidilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ancak bu durum vergilendirmeye karşı dava açıldığında, katma değer vergisi yönünden yukarıda sözü edilen Yasa hükümleri uyarınca indirim konusu yapılan mal ve hizmet alımlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının yargı yerince incelenmesine de engel değildir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının 2013 yılına ait yasal defter ve belgelerinin ibrazına ilişkin yazısının usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, tebligata rağmen defter ve belgelerin ibrazının gerçekleşmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak mücbir sebep olmaksızın defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi sebebiyle katma değer indirimlerinin reddedilmesi sonucunda dava konusu vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının yapıldığı anlaşılmıştır.
Olayda, davacı tarafından dava dilekçesinde, defter ve belgelerinin incelenmek üzere istenmesi halinde ibraz edilebileceğinin belirtilmesi karşısında, söz konusu defter ve belgelerin re'sen araştırma ilkesi uyarınca mahkemece istenmesi ve mahkemeye sunulması halinde vergi dairesi müdürlüğüne gönderilerek, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin tespiti bakımından söz konusu belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının araştırılmasından sonra oluşacak yeni hukuki duruma göre yeniden karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, defter ve belgelerin incelenmek üzere vergi dairesine gönderilmesi halinde yapılacak inceleme sonucunda ortaya çıkacak duruma göre uyuşmazlığın niteliği değişebileceğinden ve bu yeni hukuki durumun ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi ve karara bağlanması gerektiğinden, mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, Malatya Vergi Mahkemesi'nce verilen 05/05/2017 gün ve E:2016/805, K:2017/197 sayılı kararın kaldırılmasına, yukarıda belirtilen işlemler yapıldıktan sonra dava konusu edilen vergi ve cezalara ilişkin yeniden bir karar verilmek üzere 2577 sayılı Yasanın 45/5. maddesi uyarınca dosyanın mahkemesine gönderilmesine, verilecek yeni kararda mahkemece hüküm altına alınacağından istinaf yargılama giderleri hakkında bu aşamada ayrıca karar verilmesine gerek olmadığına, kararın mahkemesince taraflara tebliğine, 29/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
AZLIK OYU
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2.maddesinde idari dava türleri, iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerin uygulanmasından kaynaklanan taraflar arasındaki tam yargı davaları olarak üç gruba ayrılmıştır. Doktrinde ise idari dava türleri ise genel olarak iptal ve tam yargı davaları olarak ikiye ayrılmaktadır.
Vergi davasının, özellikle tarh işleminin iptali istemiyle açılan davanın, iptal veya tam yargı davası olup olmadığı uzun yıllar doktrinde tartışılmış, ağırlıklı olarak tarh işleminin niteliği nazara alınarak tarh işleminin iptali/kaldırılması istemiyle açılan davanın iptal ve tam yargı davalarından her ikisinin de özelliklerini gösteren sui generis bir dava türü olduğu büyük çoğunluk tarafından kabul görmüştür.
İdari yargılama usulüne ilişkin yasal hükümlere bakıldığında, gerek iptal gerekse tam yargı davalarında, davacının iradesini yansıtan ve iptal veya tazminat istemi veya her ikisini birden içeren dava dilekçesine göre yargılamanın yapılması ve davanın sonuçlandırılması gerektiği, bu şekilde tanzim olunan dilekçeyle dava açıldıktan sonra yargılamaya konu olan idarenin işlem veya eylemine yargı yerince müdahale edilerek işlemin veya eylemin farklılaşması sağlanıp bu farklı işlem veya eylemin idari davaya konu edilmesinin hiç bir şekilde mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Olayda, usulüne uygun olarak tebliğ edilen yazı ile davacıdan ilgili dönem yasal defter ve belgelerinin incelemeye ibraz edilmesi istendiği ve yasal olarak muhafaza ve ibraz yükümlülüğü altında bulunan davacının bu yükümlülüğünü kaldırabilecek olan yasanın öngördüğü mücbir sebep hallerinden herhangi birisi de bulunmadığı halde incelemeye ibraz etmediği, bu şekilde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30.maddesinin 3.bendinde belirtilen re'sen tarh nedeni meydana geldiğinden ve bu nedene dayalı olarak davalı idarece davaya konu edilen re'sen tarh işleminin tesis edildiği ve bu işlemde usul ve hukuka aykırılık bulunmadığından, ayrıca yukarıda belirtildiği üzere idari yargı yerinin yargılama sırasında davaya konu idari işlemin farklılaşmasını sağlayarak bu işleme göre yargılama yapması hukuken mümkün bulunmadığından ve bu kapsamda mahkemeye ibraz edilen yasal defter ve belgelerin incelenmesi durumunda re'sen tarh nedeni değişecek (213 sayılı Yasa'nın 30.maddesinin 4, 5.bentleri veya başka sebeple tarhiyat yapılacak) ve bu şekilde dava konusu işlemin sebep unsuru ve kendisi değişmiş olacağından, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)