İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 2012 yılında ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğundan ve bu faaliyeti nedeniyle elde ettiği gelirleri beyan etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden tarh edilen 2012/2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 dönemleri vergi ziyaı cezalı banka muameleleri vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davanın "davacının sistemden edinilen işlem tutarlarının yüksekliği, bazı mükelleflerden hem mal alıp hem de mal sattığı, pos cihazında kredi kartı ile işlem yapan şahıslardan üçünün tefeciliği doğrular nitelikte beyanlarının bulunduğu dikkate alınarak inceleme yapılıp gerçek faaliyetinin yanında tefecilik faaliyetini de mutad meslek haline getirdiğinden bahsedilmekteyse de; defter ve belge isteme yazısının VUK. 102. maddesine aykırı olarak mahalle muhtarına tebliğ edildiği, bu haliyle tebligatın usulsüz olduğu, raporda davacının gerçek faaliyetinin yanında tefecilik yaptığı tespiti yer almasına rağmen kredi kartı ile yapılan satışların ne kadarının gerçek satış ne kadarının pos tefecilik faaliyeti kapsamında işlem olduğu tespit edilmeden, kredi kartı satışlarının tamamının pos tefecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmiş olması, bazı mükelleflere hem mal satış hem de mal alışından bahsedilmekte ise de, alınan ve satılan malların neler olduğu, aynı tür mallar olup olmadığının tespit edilmediği, kredi kartıyla işlem yapan şahıslardan örnekleme yoluyla ifadesi alınan beş kişiden üçünün nakit ihtiyacı nedeniyle komisyon karşılığı çekim yaptığına dair beyanlarının, kredi kartı ile yapılan satışların tamamının sahte olduğu sonucuna varmak için yetersiz olduğu nazara alınarak, yetersiz ve eksik incelemeyle, varsayıma dayalı olarak davacı adına yapılan dava konusu vergi ziyaı cezalı banka muameleleri vergisi tarhiyatında hukuki ve yasal isabet bulunmadığı sonucuna varıldığı" gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu vergi ve cezaların kaldırılmasına ilişkin Hatay 1.Vergi Mahkemesi'nin 27/02/2017 gün ve E:2016/1500, K:2017/256 sayılı kararının; davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ile davacının yasa dışı tefecilik faaliyetinde bulunduğu ve bu faaliyetinden elde ettiği faiz gelirini beyan dışı bıraktığının tespit edildiği, vergi inceleme raporuna dayanak olarak kesilen üç kat vergi ziyaı cezalı tarhiyatının onanması gerektiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık, Hatay 1. Vergi Mahkemesi'nin 27.2.2017 tarih ve E:2016/1500 K:2017/256 sayılı kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
Hatay 1. Vergi Mahkemesi'nce istinafa konu kararda yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmadan davacının ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğu sonucuna varılması ve bu doğrultuda cezalı vergilendirme yapılmasında hukuki ve yasal isabet bulunmadığı yönünde karar verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3'üncü maddesinin (B) fıkrasında, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği kurala bağlandıktan sonra; iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan ve olayın özelliğine göre normal ve olağan olmayan bir durumun iddia olunması halinde iddia eden taraf, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü kılınmıştır.
Aynı Yasanın30. maddesinde re’sen vergi tarhı tanımlanarak, maddenin 2.fıkrasının 4. bendinde, defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tesbitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması hali re'sen takdir nedenleri arasında sayılmış; aynı Yasanın 134. maddesinde de, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerinin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu kuralına yer verilmiştir.
6802 Sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 28. maddesinde, Bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paraların (kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alıp satmayı, alım-satıma tavassut etmeyi veya alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dahil) da banka muameleleri vergisine tabi olduğu, 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre ikraz işleriyle uğraşanlarla ikinci fıkrada belirtilen muamele ve hizmetlerden herhangi birini esas iştigal konusu olarak yapanların bu Kanunun uygulanmasında banker sayılacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Vergiyi doğuran olayların ve bu olaylara ilişkin muamelelerin, günün ekonomik ve ticari koşullarıyla, olay ya da muamelelerin tekemmülü ve hukuksal varlık kazanabilmesi için öngörülen teknik gerekliliklere aykırı olmaması ve hayatın doğal akışının anlatımı olan normal ve mutat duruma uygun bulunması zorunludur. Diğer taraftan, ikrazatçılık işlerinde bir kişinin faiz karşılığı borç para verdiğinin kabul edilebilmesi için borç para verilen kişinin yakın akrabası, sıkı iş ilişkisinin bulunmaması, bir yılda değişik şahıslara veya bir şahsa müteaddit yıllarda borç para verildiğinin tespit edilmesi şartlarına bağlı bulunduğu, Danıştay’ın müstakar hale gelmiş kararlarında taraflar arasındaki ticari ve akrabalık bağının bulunmaması durumlarında borç para alıp verme işinin menfaatsiz olamayacağı belirtilmiş olup, nitekim Türk Ticaret Kanunu'nun 12. ve 14. maddeleri hükümlerine göre, ödünç para verme işiyle uğraşan kuruluşların ticari işletme, bu işletmeleri kendi adına işleten kişiler ise tacir sayılmakta, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 51. maddesinin 2 nci bendinde de, ikrazat işleriyle uğraşanların mutlak şekilde gerçek usulde vergilendirileceği ve ikraz işleriyle uğraşanların kazançlarının ticari kazanç hükümlerine göre tespit edileceği belirtilmektedir.
Dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağı olan vergi tekniği raporunda özetle, davacı tarafından ilgili dönemde çiçeklerin, bitkilerin, diğer tarımsal hammaddelerin ve yarı mamul malların toptan satışı faaliyeti ile iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis ettirildiği, mükellefin işletme hesabı esasında vergilendirildiği için ba-bs bildirim formu vermediği, mal alışı-satışı yaptığı mükelleflerin verdikleri ba-bs bildirim formlarında ise mükellefin mal aldığı kişilere aynı zamanda mal sattığının tespit edildiği, mükellefin mal aldığı kişi veya kurumlara tekrar mal satmasının ticari hayatın gerçekleriyle bağdaşmadığı, mükellef tarafından 2012 takvim yılında 15.927.708,63-TL tutarında kredi kartı ile satış yapıldığı, kiralık bir dükkanda Kırıkhan gibi küçük bir bölgede, ayrıca yaklaşık 11 ay gibi kısa bir süre faal kalan bir mükellefin böyle bir satış potansiyeline ulaşmasının mükellefin ticari kapasitesi de göz önünde bulundurulduğundan iktisadi, ticari ve teknik icaplara uygun olmadığı, öte yandan, 2012 takvim yılına ilişkin bilgisine başvurmak üzere örnekleme yoluyla bilgisine başvurulan 3 adet kredi kartı sahibinin mükelleften nakit ihtiyacını karşılamak ve kredi kartı borçlarını ötelemek amacıyla para aldığını beyan ve ifade ettikleri tespitlerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden, davacının faaliyetinin niteliği iş ve kapasitesi itibariyle beyanlarında görünen çok yüksek tutardaki hasılatı elde etmesinin ticari hayatın olağan icaplarına uygun olmaması, bilgisine başvurulan kredi kartı sahiplerinin ifadeleri ve rapordaki diğer tespitler beraber değerlendirildiğinde, davacının kredi kartları ile çekim yapmak suretiyle ikrazatçılık yaptığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davacının ikrazatçılık yaptığının somut bir biçimde tespit edilmediği gerekçesiyle verilen istinafa konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığından istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılması gerekmektedir.
Buna göre yukarıda belirtilen gerekçeler uyarınca davacının ikrazatçılık yaptığının anlaşılması ve bu faaliyetinden elde ettiği faiz geliri gizlediği sabit olduğundan dava konusu üç kat vergi ziyaı cezalı banka sigorta muameleleri vergisinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin istinaf talebinin kabulüne, Hatay 1. Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasına, DAVANIN REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan 62,50 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından yapılan 57,30 TL istinaf yargılama giderinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine, 31,40 TL'den az olmamak üzere binde 4,55 oranındaki istinaf karar harcı ile davalı idare muaf olduğundan tahsil edilmeyen 90,80 TL istinaf başvurma harcının davalı idarece davacıdan tahsiline, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 1.100,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine, artan posta avansının kararın kesinleşmesinden sonra Mahkemesince ilgilisine iadesine, 2577 sayılı Yasa'nın 45. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 30/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)