(2709 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, sürekli ve ağrılı ereksiyon şikayetiyle davalı idareye bağlı hastanelere müracaatı sonrasında hatalı teşhis ve tedaviye bağlı olarak hizmet kusuru işlendiği iddiasıyla 13.300,00-TL maddi ve 350.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 363.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle açılan davada; Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu'nun 03.08.2016 tarihli raporu ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden, dava konusu olayda idareyi tazminat ödeme yükümlülüğü ile sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, gerçekleşen zararda idareye yüklenebilecek kusurlu bir halin bulunmadığı ve bu yönden idarenin sorumluluğuna gidilebilecek bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında mevcut olmadığı, bu haliyle olayda gerçekleşen zarar ile tıbbi müdahaleler arasında bir illiyet bağının varlığından hukuken söz etme imkanı da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/12/2016 tarih ve E:2015/1191, K:2016/2512 sayılı kararın; Adli tıp kurumu raporu incelendiğinde, konunun uzmanı Dr…… tarafından ayırıcı tanının yanlış konulduğu, ilk ağrılar başlar başlamaz hastaneye müracaat ettiği, şikayetin on günden beri devam ettiğine ilişkin beyanı olmadığı, hatalı tedavi uygulaması nedeniyle vücut bütünlüğünün bozulduğu iddialarıyla istinaf yoluna başvurularak, kararın kaldırılması, maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
DAVALI SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir
MÜDAHİL SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Sekizinci İdare Dava Dairesi'nce 31/10/2017 günlü, E: 2017/1046 sayılı ara kararımızın cevabı geldiği görülerek gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, sürekli ve ağrılı ereksiyon şikayetiyle davalı idareye bağlı hastanelere müracaatı sonrasında hatalı teşhis ve tedaviye bağlı olarak hizmet kusuru işlendiği iddiasıyla 13.300,00-TL maddi ve 350.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 363.300,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.
İdare Mahkemesi'nce verilen karara karşı yapılan itirazın incelemesine geçilmeden önce uyuşmazlığın çözümü açısından, "hatalı tıbbi uygulama" kavramının açıklanması ile ilkesel yaklaşımlar, ulusal ve uluslararası mevzuat ve yüksek yargı organları kararlarına yer verilmesi zorunluluğu doğmuştur.
Bu kapsamda;
Hatalı Tıbbi Uygulama(Malpraktis);
Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 13. maddesinde, tıbbi hata tanımlanmaktadır. Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi, tıbbi uygulama hatası (malpraktis) olarak adlandırılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği ile hastaya uygun tedavi uygulanmamasıdır. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk " kusura dayalı genel sorumluluk"tur. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığına bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır.
Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınması yani hastanın hastalık öyküsünün dinlenmesidir. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliği (Konsültasyon)dir. Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru(tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura "Tıbbi Uygulama Hatası" (Malpraktis) adı verilmektedir.
Bu noktada tıbbi standart kavramına da açıklık getirilmesi gereklidir. Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyonda eksiklik, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının sürekli ve ağrılı ereksiyon şikayetiyle 09.09.2014 tarihinde Başakşehir Devlet Hastanesi'ne başvurarak muayene olduğu, ilaç tedavisi sonrasında ağrıları geçmemesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurduğu, burada daha kapsamlı bir hastaneye gitmesi şeklinde yönlendirildiği, tavsiye üzerine davacının Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gittiği, yapılan acil müdahaleler sonrasında davacının durumunda biraz iyileşme olsa da tam sonuç alınamadığı, bunun üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji bölümüne başvuran davacının ameliyat edilerek cinsel uzvuna pompa takıldığı, yaşamına bundan sonra bu şekilde devam edecek olması ve cinsel yaşamının sona ermesi nedeniyle yapılan müdahalelerde hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.000,00-TL maddi ve 350.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 351.000,00-TL tazminatın davalı idareden tahsili istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, mahkememiz kayıtlarına 07/09/2017 tarihinde giren ve taraflara tebliğ edilen ıslah dilekçeyle davacı tarafından maddi tazminat talebini 13.300,00 TL olarak ıslah ettiği anlaşılmaktadır.
İdare mahkemesince; uyuşmazlığın çözümü teknik bilgiyi gerektirdiğinden, davacının rahatsızlığı sonrasında müracaat ettiği, Başakşehir Devlet Hastanesi, Kanuni Sultan Süleyman Araştırma Hastanesi, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nde davacıya yapılan teşhis ve tedavi süreci içerisinde tedaviyi gerçekleştiren doktorlara, görevli personellere ve davalı idareye yöneltilebilecek kusur, eksiklik, yanlış tedavi ve yanlış ilaç kullanımının söz konusu olup olmadığının tespit ve tayini için Mahkemece dosya içerisindeki hastane ve tedavi işlem dosyaları üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu'nun 03.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "hastanın Başakşehir Devlet Hastanesi'ne ilk müracatında şikayetin bir haftadır olması ve ilk müracattan dokuz gün sonra ikinci müracatın gerçekleşmesi kişide gelişen priapismus hastalığının aralıklı seyreden bir formu olduğunu gösterdiği cihetle Dr…….'a atfedilen eksiklikle hastada oluşan hasarın illiyet bağının mevcut olmadığı, Kanuni Sultan Süleyman Araştırma Hastanesi'nde hastanın bir üst merkeze sevk edilmesinin tıbben uygun olduğu, 19.09.2014'te Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hastaya priapizm tanısıyla corporeal kan boşaltımı uygulandığı, 2 saat sonra sertliğin azaldığı, ereksiyonun tam geçmediği, hastaya burada uygulanan işlemlerin tıbben uygun olduğu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde hastanın penis MR görüntülemesinde nekroz ile uyumlu bulgular saptandığı, penil protez implantasyonu operasyonu yapıldığı, priapizme bağlı kavernöz cisim nekrozu için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceğinden cihetle, dava konusu olayda hastanın tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına ve davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" şeklinde görüş bildirildiği, mahkemenin de bilirkişi raporunun sonuç bölümünde belirtilen görüş doğrultusunda davanın reddi yolunda karar verilmekle birlikte;
Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu'nun 03.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda; davacı …. hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde;
09.09.2014 tarihi Sabah saatlerinde evde uyandığında cinsel uyarı olmaksızın penisinde ereksiyon hali olduğu, saat 09:00'dan sonra penis bölgesinde ağrılar başladığı, öğle saatleri Başakşehir Devlet Hastanesi Üroloji bölümüne başvurduğu, konunun uzmanı Dr…. tarafından saat 13:59'da "Penil sertlik, ağrı hissi" şikayet ile muayene edilmiş, poliklinik hasta muayene raporunda; penil sertlik, ağrı hissi bir hafta şeklinde kayıtlı olduğu, Dicloflam 20 draje önerildiği, şeklinde kayıtlı olduğu ve şikayetleri düzelmezse on gün içerisinde ücretsiz olarak kontrole ya kendisine tekrar gelmesini ya da bir eğitim ve araştırma hastanesine başvurması önerildiği, 18/09/2014 tarihinde gittiği Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin hasta hizmet detay listesinde; ….'ın üroloji poliklinik başvurusu olduğu, penisin diğer enflamatuvar bozuklukları tanısı konduğu, 19/09/2014 tarihinde gittiği Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin konsültasyon kağıdında, ''hasta değerlendirildi. Yaklaşık 10 gündür peniste sertlik şikayeti olan hastanın daha önceden ilaç kullanım öyküsü mevcut değil, hastanın penisinin erekte olduğu ve glans ve corpus peniste kızarıklık morluk saptanmadı. Glans peniste ısı artışı saptandı. Hastanın penisinden kan gazı gönderildi. Oksijen saturasyonu 20 geldi, ardından hastaya priapizm tanısı ile corporoal kan boşaltımı uygulandı. 2 saat kontrolünde sertliğin azaldığı fakat ereksiyonun tam geçmediği saptandı. Hastanın şant cerrahisi açısından ileri bir merkeze başvurması önerildi.'' şeklinde kayıtlı olduğu, İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı'nın 19/09/2014 yatış, 02/10/2014 çıkış tarihli epikrizinde; ağrılı penil ereksiyon şikayetiyle başvuran hastanın 10 gün önce cinsel ilişki sonrası ağrılı ereksiyon geliştiği, iki-üç gün boyunca herhangi bir girişimsel işlem yapılmadığı, ve NSAİİ kullandığı, bugün Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde boşaltma yapıldıktan sonra tekrar sertleşme gerçekleşince ileri tetkik ve tedavi amaçlı servise yatırıldığı, 19/09/2014'te servise yatırılan hastanın takiplerinde genel durumu iyi, vital bulguları stabil seyretti. Yapılan penis MR görüntülemesinde sözel yorumda nekroz ile uyumlu bulgular saptanan hastaya penil protez implantasyonu yapılması planlandı. 29/09/2014'te penil protez implantasyonu operasyonu yapılan hastanın takiplerinde genel durumu iyi, vital bulguları stabil seyretti. Ameliyat notunda; ''29/09/2014 Penil protez implantasyonu (çok parçalı), genel anestezi altında 10 dakika scrubs yapıldı. Operasyon bölgesi povidon iyot ile silinip steril şekilde örtüldü. Pubik insizyonla ameliyata başlandı. Katlar geçildi. Her iki crus penise 2-0 ipek ile 2 adet tespit sütürü kondu. Tunika albuginea insize edildi ve makasla açıldı. Korpus kavernozumun nekrotik olduğu görüldü, frozen gönderildi. Nekroz ile uyumlu olduğuna ait sözel yorum alındı. Korpus kavernozum 8, 9, 10 numara dilatatörler kullanarak glans penise kadar dilate edildi. Daha sonra ölçüm yapıldı. Oluşturulan boşluk gentamisinli solüsyonlarla irrige edildiği, her iki tarafa da 14+3 ölçülerinde protez yerleştirildi. Tunija albuginea 2-0 vicryl kullanarak intermitan dikişlerle kapatıldı. Rektus fasyası insize edilip, rektus kası ayrıştırıldıktan sonra prevezikal sahaya 60 ml hacminde rezervuar yerleştirildi. Sağ skrotal bölgeye tunika vajinalisin parietal yaprağının altında kalacak şekilde protezin pompası yerleştirildi. Sistemin bağlantıları yapıldı. Hemostaz sağlandı. Protezin çalıştığı kontrol edildi. Penis semi ereksiyona getirildi. Loja bir adet jackson pratt dren yerleştirildi. Rektus fasyası 2-0 vicryl ile cilt altı 3-0 vicryl ile cilt ise 3-0 rapid vicryl ile kapatıldı. 18F foley sonda (balon 10 ml), vankomisin 500 mg ve seftriakson 1000mg profilaksisi uygulandı.'' şeklinde kayıtlı olduğu, 01/10/2014'te dreni alınan hasta 02/10/2014'te gerekli tedavi ve önerilerle taburcu edildiği, İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nın 14/10/2014 tarihli raporunda; ''Alındığı yer: penis, alınış şekli: frozen, 20 gündrü priapizm, kavernöz cisimden örnekleme, nekroz?, makroskopik bulgular: 0,8x0,7x0,2 cm ölçülerinde düzensiz şekilli doku parçası, tanı: penis kavernöz cisim, biyopsi, frozen: odaksal nekroz alanları'' şeklinde kayıtlı olduğu, İstanbul Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalı'nın 01/10/2014 tarihli MRG raporunda; ''uzamış priapizm, dorsal ve süperifisiyel venlerde akım izlenmemiştir. Sinyal intensitesinde diffüz azalma, korpus kavernozumlarda kontrastlanma izlenmemiştir. '' şeklinde kayıtlar saptanmıştır.
Öte yandan karara esas alınan Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu raporunun sonuç bölümünde" dava konusu olayda hastanın tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına ve davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" belirtilmekte ise de; anılan raporun sonuç bölümünün 10. Sayfasında "Peniste ağrılı ereksiyon şikayetleri nedeniyle Başakşehir Devlet Hastanesi Üroloji Polikliniği'ne başvuran hastanın ifadesinde 09/09/2014'te peniste sertlik ve ağrı nedeniyle doktora gittiğini belirttiği, ifadeden sertlik ve ağrının aynı gün ortaya çıktığının anlaşıldığı, Doktor ifadesinde ve kayıtlarda ise peniste sertlik ve ağrının bir haftadır olduğu şeklinde kayıtlı olduğu, Doktor …..'un ifadesinde ''bir haftadan beri peniste sertlik ve ağrı hissi tarif eden hastanın muayenesi sonucunda peniste inflamatuvar bozukluk'' tanısı konduğu, hastanın müracaat semptomu dikkate alındığında yapılması gereken ayırıcı tanıda klasik tıp bilgilerine göre priaspismus yer alması gerekirken Dr. ……'ça bu tanının dikkate alınmaması, ayırıcı tanı yapılmamasının tıbben uygun olmadığı," yolunda tespit yer almıştır.
Adli Tıp Kurumunun tespitleri ile dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının 09.09.2014 tarihi Sabah saatlerinde evde uyandığında cinsel uyarı olmaksızın penisinde ereksiyon hali olduğu, saat 09:00'dan sonra penis bölgesinde ağrılar başladığı, öğle saatleri Başakşehir Devlet Hastanesi Üroloji bölümüne başvurduğu, dolayısıyla ilk müracaat öncesinde "ağrının bir haftadır olduğu" şeklinde kayıtlı yakınmasının bulunmadığı, yaklaşık on gün sonra 19/09/2014 tarihinde gittiği Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde davacıya priaspismus tanısının konulabildiği, dolayısıyla Adli Tıp Kurumu raporunda da açıkça vurgulandığı üzere hastanın müracaat semptomu dikkate alındığında yapılması gereken ayırıcı tanıda klasik tıp bilgilerine göre priaspismus yer alması gerekirken Dr. …..'ça bu tanının dikkate alınmaması, on günlük zaman diliminde müracaat edilen sağlık kurumlarında ayırıcı tanı yapılmamasının tıbben uygun olmadığı, tanının zamanında yapılamaması nedeniyle tedavide uygun zaman dilimi kaçırıldığı, başka bir deyişle geç kalınarak nekroz ile uyumlu bulgular saptanan davacıya penil protez implantasyonu yapılmak zorunda kalınmak suretiyle hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması ve hatalı teşhis yapılarak açık bir hizmet kusuru işlendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda davacının talep ettiği maddi zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması karşısında talep ettiği 13.300.00 TL'den davacı tarafından belgeleriyle ortaya konulan; 8.500.00 TL protez penis ve çalışamadığı bir aylık döneme ilişkin alamadığı sabit görülen 2.400.00 TL. maaş olmak üzere hesaplanan toplam 10.900.00 TL maddi zararın idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere manevi bir zarardan söz edilebilmesi dolayısıyla, manevi tazminata hükmedilmesi için öncelikle ilgilinin kişisel varlık ve hakların hukuka aykırı kusurlu ağır bir saldırıda bulunularak kişinin fizik yapısının zedelenmesi, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya bu tür bir işlem ya da eylem sonucunda ağır bir elemin duyulmuş olması ya da şeref ve haysiyetin zedelenmesi gerekmektedir. İdari işlem ve eylemlerden dolayı maddi tazminata hükmedilmesi daima manevi tazminat ödenmesini zorunlu kılmamaktadır.
Manevi tazminat istemine gelince; manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olayın gelişimi ve sonucu ilgilinin durumu itibariyle manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı, zenginleşmeye yol açmayacak miktarda ve ancak idarenin olaydaki sorumluluğunu ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır.
Olayda, idareye bağlı sağlık kuruluşlarında yapılan yanlış teşhis neticesinde tedavide uygun zaman diliminin kaçırılması sonucu davacının kalıcı olarak vücut bütünlüğünü yitirdiği, başka bir deyişle normal bir insan gibi cinsel fonksiyonlarını yerine getirme şansının kalmadığı, fiziki yapısını kalıcı olarak zedelendiği, hastanelerdeki teşhis ve tedavi süreçlerinde yaşadığı üzüntü ile yaşamının bundan sonraki bölümünde duyması kuvvetle muhtemel olan ağır elem duygusunun manen giderebilmek amacıyla davacının talep ettiği 350.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacı istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden kısmen kabulüne, manevi tazminat yönünden kabulüne, İstanbul 2. İdare Mahkemesi'nin 22/12/2016 tarih ve E:2015/1191, K:2016/2512 sayılı kararının; maddi tazminat yönünden kısmen, manevi tazminat yönünde tamamen kaldırılmasına 10.900.00 TL maddi ve 350.000,00 TL manevi zararın idareye başvuru tarihi olan 02/11/2014 tarihinde itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte idare tarafından davacıya ödenmesi isteminin kabulüne, 2.400,00 TL maddi tazminat isteminin reddine yönelik davacı istinaf başvurusunun reddine, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 25.543,78 TL karar harcının davalı idareden tahsili için müzekkere yazılmasına, peşin alınan toplam 1.226,12 TL harcın davacıya iadesine, haklılık oranına göre hesaplanan 984,91TL yargılama gideri ile 2017 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen maddi tazminat yönünden 1308,00 TL, manevi tazminat yönünden belirlenen 26.950,00 TL olmak üzere toplam 28.258,00 TL avukatlık Ücretinin davalı idareden alınıp davacıya verilmesine, 2017 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 990.00 TL, vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı idareye ödenmesine, davacının yaptığı 6,59TL yargılama gideri ile müdahilin yaptığı yargılama giderlerinin üzerlerine bırakılmasına artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra ilgilisine iadesine, 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinin (d) bendi uyarınca 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 22/11/2017 tarihinde maddi tazminat ve manevi tazminatın gerekçesi yönünden oybirliği, manevi tazminatın miktarı yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı olmayıp, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı hafifletmeyi amaçlayan manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Manevi tazminatın, idarenin hizmet kusurunun ağırlığını ortaya koyacak biçimde ancak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek ölçülerde belirlenmesi gerekmektedir.
Olayda, davacının sağlık sorunu nedeniyle başvurduğu davalı idareye bağlı sağlık kuruluşlarında hastalığı ile ilgili zamanında ayırıcı tanı yapılmamak suretiyle hatalı sağlık hizmeti sonucu kalıcı olarak vücut bütünlüğünü yitirmesi nedeniyle yaşadığı manevi acının karşılığı olarak manevi tazminata hükmedilmesi gerekmekte ise de; dairemizce hükmedilen manevi tazminat miktarının, sebepsiz zenginleşmeye yol açacak ve ölçülülük ilkesine uygun olmayan bir miktar olduğu, manevi tazminat miktarının yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde takdiren 100.000-TL olarak belirlenmesi gerektiği görüşüyle manevi tazminat miktarı yönünden çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)