(2709 S. K. m. 110, 158) (2918 S. K. m. 110)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının; ..... plakalı ..... şasi numaralı 1990 model ..... aracı 11.12.2013 tarihinde .....'dan Samsun 2.Noterliğinin 29830 yevmiye nolu araç satış sözleşmesiyle satın aldığı, aracın change (değiştirilmiş, çalınmış) olması sebebiyle Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 26.04.2016 tarih ve 2016/1042 D.iş sayılı kararıyla el konulduğundan bahisle, 20.05.2016 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurarak 17.000,00-TL zararı olduğunu iddia ederek zararının tazminini talep ettiği, 60 gün içerisinde cevap verilmediği, talebinin zımnen reddedildiği belirtilerek, üzerine atfedilebilecek bir kusurunun bulunmadığı, aracının muayenesini yaptırdığı, vergilerini ödediği, Türk trafik siciline sahte belgelerle kayıt ve tescil edilen aracın, noter sözleşmeleri, ruhsat başvuruları işlemlerinden tek tek geçtiği, ikinci el piyasada alınıp satıldığı halde bu durumun görülmemiş ve tespit edilememiş olmasının hizmetin kötü işlediği veya hiç işlemediği, tesis edilen işlemler nedeniyle 17.000,00 TL zararının idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada; davacının maddi tazminat talebinin 1.530,00-TL'lik kısmının kabulüne, 15.470,00-TL'lik kısmının reddine, 1.530,00-TL'nin idareye başvuru dilekçesinin idare kayıtlarına girdiği tarih olan 24.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar veren Samsun 1. İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 30/03/2017 gün ve E:2016/1108, K:2017/626 sayılı kararının davalı idare vekili tarafından; davanın usule aykırı olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20 inci maddesi birinci fıkrası (d) bendi gereği, tescil belgelerinin noterlerce düzenlendiği, idarenin hukuki sorumluluğundan söz edilebilmesi için ortada bir zararın bulunması ve bu zararın idareye yüklenebilen bir işlem ve eylemden doğması gerektiği, zararla idari faaliyet arasında illiyet bağının bulunmadığı, üçüncü kişinin sorumluluğunun bulunduğu, aracın change edilmesinden dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararının aracı satın aldığı kişiye karşı ileri sürmesi gerektiği, davacı vekili tarafından ise; noterde tanzim edilmiş araç satış sözleşmesinde araç bedeli olarak 1.530,00 TL gösterilmiş olsa da bu ibarenin gerçeği yansıtmadığı ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, davacının; ..... plakalı ..... şasi numaralı 1990 model ..... aracı 11.12.2013 tarihinde .....'dan Samsun 2.Noterliğinin 29830 yevmiye nolu araç satış sözleşmesiyle satın aldığı, aracın change (değiştirilmiş, çalınmış) olması sebebiyle Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 26.04.2016 tarih ve 2016/1042 D.iş sayılı kararıyla el konulduğundan bahisle, 20.05.2016 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurarak 17.000,00-TL zararı olduğunu iddia ederek zararının tazminini talep ettiği, 60 gün içerisinde cevap verilmediği, talebinin zımnen reddedildiği belirtilerek, üzerine atfedilebilecek bir kusurunun bulunmadığı, aracının muayenesini yaptırdığı, vergilerini ödediği, Türk trafik siciline sahte belgelerle kayıt ve tescil edilen aracın, noter sözleşmeleri, ruhsat başvuruları işlemlerinden tek tek geçtiği, ikinci el piyasada alınıp satıldığı halde bu durumun görülmemiş ve tespit edilememiş olmasının hizmetin kötü işlediği veya hiç işlemediği, tesis edilen işlemler nedeniyle 17.000,00-TL zararının idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi Hakimliği'nce, 2918 sayılı Kanun hükümlerinde de belirtildiği üzere, trafik tescil işlemlerinin ülke genelinde yapılmasından, motorlu araçların kayıtlarının tutulmasından ve bu kayıtlarlarla ilgili her türlü değişikliğin izlenmesinden davalı idarenin sorumlu olduğu, davacının, aracı Emniyet Genel Müdürlüğü'nde tutulan kayıt ve belgelere güvenerek satın aldığı, change (değiştirilmiş) olmasından dolayı el konulan ve davacının iyi niyetle satın aldığı aracın, ilk tescil işlemi ile daha sonraki tarihlerde gerçekleştirilen tescil işlemlerinin yapılması sırasında davalı idarenin üzerine düşen yükümlülüğü gereği gibi yerine getirmediği anlaşıldığından, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan maddi zararın davalı idarece tazmini gerektiği, davacının talep ettiği 17.000,00-TL maddi tazminat tutarından tazmin talebiyle davalı idare kayıtlarına giren dilekçe tarihinin idarenin kayıt tarihi dikkate alınarak 24.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece mülkiyeti devreden ve resmi evrak niteliğinde olan Samsun 2. Noterliğinin 29830 yevmiye nolu araç satış sözleşmesindeki satış rakamı olan 1.530,00-TL'sinin tazmini gerekeceği, maddi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının ise reddi gerektiği gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebinin 1.530,00-TL'lik kısmının kabulüne, 15.470,00-TL'lik kısmının reddine, 1.530,00-TL'nin idareye başvuru dilekçesinin idare kayıtlarına girdiği tarih olan 24.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun “Emniyet Genel Müdürlüğünün, merkez, bölge, il ve ilçe trafik kuruluşları, görev ve yetkileri başlıklı 5. maddesinin 'kuruluş' başlıkla (a) alt bendinde, araçlara ve sürücülere ilişkin işlemleri yapmak, plaka ve belgelerini vermek ve bu amaca yönelik hizmetleri yürütmek üzere her ilde ve gerekli görülen ilçelerde tescil şube veya büroları kurulacağı belirtilmiş; aynı maddenin ‘görev ve yetkiler' alt başlıklı (b) bendinin 7. fıkrasında ''Araçların tescil işlemlerini yaparak belge ve plakalarını vermek”, 8. fıkrasında “Ülke çapında taşıtların ve sürücülerin sicillerini tutmak, bunlara ilişkin teknik ve hukukî değişiklikleri işlemek, işlettirmek, istatistiksel bilgileri toplamak ve değerlendirmek” görevleri, oluşturulacak bu şube ve bürolara bırakılmıştır.
2918 sayılı Kanunun “Araçların satış, devir ve tescili ile bu işlemlerle ilgili yetki ve sorumluluk” başlıklı 20. maddesinde, ülkeye gümrük kanalı ile giriş yapan araçların ilk tescil işlemlerinin, araç sahiplerinin gümrükten geçişi yapılan araçların tescili için gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için; ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğünün belirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine başvurmaları gerektiği, bu sırada araçların giriş işlemlerini yapan gümrük idarelerinin bu durumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil kuruluşuna bildirmekle yükümlü oldukları, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisinin, gecikme faizinin, gecikme zammının, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılacağı ve araç satın alıp, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendine uymayanlar ile (d) bendinin sekizinci paragrafı hükümlerine göre bir ay içerisinde tescil belgesi almayan alıcılara 130,00 TL, (d) bendi hükümlerine uymayan noterlere ise her bir işlem için 1.000,00 TL idari para cezası verileceği ve tescil yapılmadan trafiğe çıkarılan araçların tescil yapılıncaya kadar trafikten men edileceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun “Belge ve plaka vermeye yetkili kuruluşlar” başlıklı 22. maddesinde ise, 1. fıkrada bentler halinde sayılan istisnalar haricinde kalan araçlara ilişkin tescile yönelik işlemlerin Emniyet Genel Müdürlüğü veya bağlı trafik tescil kuruluşlarınca yapılacağı, Emniyet Genel Müdürlüğünün ilk tescili yapılacak araçların tesciline esas teşkil edecek işlemleri elektronik ortamda bilgi paylaşımı yoluyla yapacağı düzenlenmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu ..... plakalı 1990 model ..... marka aracın, davacı tarafından, Samsun 2. Noterliğinin 29830 yevmiye nolu araç satış sözleşmesiyle 1530,00 TL bedelle satın alındığı, söz konusu aracın şasi numarası ve motor seri numarasının üçüncü kişilerce change yapılarak piyasaya sürüldüğü, davacının aracı .....'dan .....'ın da dava dışı …’dan aldığı, ..... plakalı araca Samsun 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 26.04.2016 tarih ve 2016/1042 D.İş sayılı kararla el konulduğundan bahisle davacının uğradığını iddia ettiği 17.000,00 TL tutarındaki zararının davalı idarece tarafına ödenmesi talebiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “…bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür” Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreve ilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda açılmış bulunan davalara uygulanmaz” denilmek sureti ile 2918 sayılı Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan zararların tazmini istemi ile açılacak sorumluluk davalarında adli yargı yerlerinin görevli olacağı ayrıca ve açıkça belirtilmiştir.
2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şu gerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any. Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)
Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmak üzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.
Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin 2918 sayılı Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan sorumluluk davalarını kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar, dava konusu olayda davacının zararına sebebiyet veren eylemler, dava dışı kişilerin hileli işlemleri ile idare yanıltılarak ülkeye sokulduktan sonra, trafiğe tescilleri için gerekli işlemlerin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi sebebiyle, idare çalışanlarının kusurundan kaynaklanan ve idari hizmetin kötü işlemesi kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte eylemler ise de; davaya konu zarardan doğan sorumluluğun 2918 sayılı Kanun’un ve bu kanunun uygulanmasına yönelik Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin araçların tesciline ilişkin hükümlerine aykırı hareket edilmesinden kaynaklandığı, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinde de, madde ayrımı yapılmaksızın 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan sorumluluk davalarının adli yargı yerinde çözümleneceğinin açıkça belirtildiği; bu düzenlemenin, genel idare esaslarına ilişkin sorumluluk hükümlerini düzenleyen diğer kanunlara nazaran özel nitelikte olduğu ve bu nedenle idare ajanlarının eylemlerinden kaynaklansa dahi davaya konu uyuşmazlıkta öncelikli olarak uygulanması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.
Dolayısıyla, davanın görev yönünden reddi gerekirken işin esası hakkında verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle istinaf başvurularının kabulüne, Samsun 1. İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 30/03/2017 gün ve E:2016/1108, K:2017/626 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Samsun 1. İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 20/04/2018 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)