İSTEMİN ÖZETİ: Afganistan vatandaşı davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine dair 11.02.2015 tarih ve 41310 sayılı işleme yapılan itirazın reddine ilişkin Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonu'nun 21.08.2015 tarih ve 21726 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada; davacının mülakat raporunda kızı üniversite okuduğu için tehdit edildiği ülke içinde başka bir yere yerleştikleri ancak oradada taliban tarafından ölümle tehdit edildiği akrabalarının başına çok kötü şeylerin geldiğini gördükleri için ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları; ırkı, dini, milliteyi, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesine iade edildiği takdirde zulme uğrayacağı ve aile üyelerinin mülakat raporlarında da davacının kızı ....'in okuması ve sonrasında çalışması nedeniyle alınan tehditlerin belirtildiği görüldüğü, yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesiyle, ülkenin içinde bulunduğu koşullar ile davacının ve ailesinin yaşadığını ifade ettiği olaylar ve tehdit unsuruna ilişkin iddialar nedeniyle içerisinde hayati risk barındıran olgulardan dolayı, kendisine ve aile üyelerine ilişkin davacının yapmış olduğu uluslararası koruma başvurusunun 6458 sayılı Kanun'un 62. maddesinde düzenlenen şartlı mülteci statüsünde değerlendirilmesi ve davacının uluslararası koruma talebinin kabul edilmesi gerekirken reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/06/2017 gün ve E: 2016/129, K: 2017/1454sayılı kararın, davalı vekili tarafından, davacı ve eşinin ülkelerini ırk, din, tabiiyet, belli bir toplumsal gruba mensubiyet vb. Nedenler dolayısıyla terk etmediği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; Afganistan vatandaşı davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine dair 11.02.2015 tarih ve 41310 sayılı işleme yapılan itirazın reddine ilişkin Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonu'nun 21.08.2015 tarih ve 21726 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 16. maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir." hükmü ve 90. maddesinde de; "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almaktadır.
11.04.2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 3. maddesinde; "(1) Bu Kanunun uygulanmasında;...d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,....r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,...ifade eder." hükmü, 62. maddesinde; "(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir." hükmü, 63. maddesinde; "(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir." hükmü, 75. maddesinde de; "(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir." hükmü yer almaktadır.
29.8.1961 tarih ve 359 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokolünün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşmenin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sözleşmenin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup; Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşmenin 33. maddesinde de, "1.Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.
2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez." hükmünü içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu, 3. maddesinde de, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamayacağı düzenleme altına alınmıştır.
Uluslararası koruma, başvuru sahibi yabancının uluslararası ve ulusal mevzuatta yer alan sebeplerden dolayı (ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri) ve haklı sebeplere bağlı olarak (zulme uğrama) vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamama ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istenmemesi ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ise ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm haklı sebeplere bağlı olarak ilgilinin yaşam, özgürlük, ayrımcılık vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel olabileceği gibi öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu değerlendirilirken ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Bu değerlendirme nesnel ve öznel olarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Zira söz konusu nesnel unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz edecektir. Belli olaylar karşısında her bireyin aynı davranmasını beklemek imkansız olduğundan, başvurucunun olaylar karşısındaki durumu dikkate alınmalıdır. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin yeteri derecede açık olmaması durumunda bir inanılırlık değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu korkunun makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir.
6458 sayılı Yasa'da uluslararası koruma çeşitleri, "mülteci" (61. madde), "şartlı mülteci" (62. madde), "ikincil koruma" (63. madde) olarak sıralanmıştır. Yasanın ilgili maddeleri incelendiğinde, "mülteci statüsü" Avrupa ülkerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; "şartlı mülteci" statüsü ise Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar nedeniyle, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere tanınan bir haktır. Görüleceği üzere "mülteci" (61. madde), "şartlı mülteci" (62. madde) statüleri başvurucunun özel koşulları nedeniyle verilebilecektir.
1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol ile benimsenen "geri göndermeme ilkesi"nin bir yansıması olarak 6458 sayılı Yasa'nın 63. maddesinde "ikincil koruma" statüsü öngörülmüştür.
Buna göre mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verileceği düzenleme altına alınmıştır.
Anılan hükmün (a) ve (b) bentleri, "mülteci" (61. madde), "şartlı mülteci" (62. madde) statülerinde olduğu gibi kişiye özel durumların varlığı şartını aramasına karşın, maddenin (c) bendinde ise, diğer statü ve şartlardan farklı olarak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişilere, "ikincil koruma" statüsünün verileceği benimsenmiştir.
Mahkememizce yapılacak değerlendirmede ise, 6458 sayılı Yasa'nın sistematiğine uygun olarak davacının durumu öncelikle "mülteci" daha sonra "şartlı mülteci" ve her iki statüyü de mutlak surette elde edemeyeceğinin anlaşılması halinde ise bu sefer "ikincil koruma" statüsü açısından incelenecektir.
1-"Mülteci" ve "şartlı mülteci" statüsü açısından yapılan değerlendirme:
Davacının uluslararası koruma talebinin dayanağını teşkil eden iddiaların menşe ülkesi olan (Avrupa ülkeleri arasında yer almayan) Afganistan'a ilişkin olması nedeniyle, davacının mülteci sıfatını kazanması mümkün değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Soering/Birleşik Krallık davasında belirttiği üzere, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebilecektir.
Buna göre, uluslararası koruma talebinde bulunan başvurucunun ihtimalin ötesindeki gerçek bir riskin varlığından bahsetmesi ve buna dair öyküsünün tutarlı olması gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Afganistan uyruklu davacının 20.09.2014 tarihinde ülkemize yasal olmayan yollardan giriş yaptığı ve 13.10.2014 tarihinde kendisiyle birlikte gelen refakatindeki aile üyelerinin adına da uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, Afganistan da iken kızı üniversitede okuduğundan beri ve devamında devlet dairesinde işe başlaması nedeniyle Taliban tarafından tehdit edildikleri evlerini değiştirmişlerse de yeni adreslerinin ve telefonlarının bulunduğu ve tehditlerin devam ettiği, daha önce kızlarını okutan bir akrabalarının da bu nedenle öldürüldüğü, saldırıya uğrayacaklarından tehlike altında olduğunu, bu nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kaldığını, yaptığı uluslararası koruma başvurusunun davalı idarece reddi üzerine yaptığı itirazın da reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacının mülakat raporunda kızı ....'ın üniversitede fizyoterapist bölümünde okumaya başladığını, Taliban tarafından kızının okula gitmemesi yönünde toplamda üç defa uyarı aldığını, her defasında adres değiştirdiklerini, daha önce aynı mahallede akrabasının kızını okuttuğu için Taliban tarafından öldürüldüğünü, ölüm tehdidi nedeniyle ülkesinde kaçak yaşadığını kızı ve oğlunu alarak Türkiye'ye geldiğini, eşinin ve iki çocuğunun halen Afganistan'da yaşadığını beyan ettiği, ileri sürdüğü hususların yukarıda yer alan mevzuat uyarınca ırkı, dini, tabiyeti, belli bir toplumsal grubu mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı gibi geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin somut bilgi ve belgenin de bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında,, talebin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davalı istinaf isteminin KABULÜNE, Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/06/2017 gün ve E: 2016/129, K: 2017/1454 sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 sayılı Yasanın değişik 45/4 maddesi uyarınca yeniden yapılan inceleme sonucunda DAVANIN REDDİNE,
Mahkemesince dava safhasında adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle tahsil edilmediği anlaşılan aşağıda dökümü yapılan mahkeme safhasına ait 133,40-TL yargılama gideri ile davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle istinaf safhasında tahsil edilmediği anlaşılan 85,70-TL başvuru harcı, 51,70-TL yürütmenin durdurulması harcı ve 50,00-TL posta giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, posta gideri avanslarından artan miktarın davalı idareye iadesine, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak 25/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)